IKBY’deki iki ana partinin, gelecek seçimlerde Bağdat’taki ağırlığını koruması bekleniyor

İlk veriler, IKBY halkının seçimlere katılım oranının düşük olacağı yönünde. Katılımın yüzde 30’u geçmeyeceği tahmin ediliyor.

Erbil’deki IKBY Meclisi (Reuters)
Erbil’deki IKBY Meclisi (Reuters)
TT

IKBY’deki iki ana partinin, gelecek seçimlerde Bağdat’taki ağırlığını koruması bekleniyor

Erbil’deki IKBY Meclisi (Reuters)
Erbil’deki IKBY Meclisi (Reuters)

Basim Francis
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) federal parlamentonun belirlenmesi için düzenlenecek erken seçimlere yönelik propagandalar başladı. Kürt bölgeinin önde gelen iki partisin,n, Bağdat’taki Federal Parlamento’da IKBY’ye ayrılan sandalyelerin çoğunu alması bekleniyor. Bununla birlikte seçimlere katılım oranıyla ilgili yapılan ilk değerlendirmeler, IKBY seçmeninin yönetimdeki partilerin Bağdat ile biriken krizleri çözememesi karşısında yaşadığı hayal kırıklığını yansıtıyor. Bu doğrultuda seçimlere katılımın oldukça düşük düzeylerde olası bekleniyor.
Çeşitli Kürt partilerinden 146 aday, 10 Ekim’de yapılması kararlaştırılan seçimlerde 329 sandalyeli Federal Meclis’teki 46 sandalyeyi kazanmak için 12 seçim bölgesinde yarışacak. Yeni kabul edilen seçim yasasına göre kentler birçok seçim bölgesine bölünecek. Nispi temsile dayanan önceki seçim yasası ise her kenti tek seçim bölgesi olarak kabul ediyordu.
Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) 2018 seçimlerinde Federal Meclis’te 25 sandalye kazanırken rakibi merhum Celal Talabani’nin kurucu lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ise 18 sandalye almıştı. IKBY yönetimini paylaşan bu iki ana partinin dışında kalan muhalif oluşumlardan Değişim Hareketi ile İslamcı çizgideki partiler ise sandalye sayısında sert düşüş yaşadı. Muhalif partiler KDP ve KYB’yi seçimlerde geniş kapsamlı manipülasyon gerçekleştirmekle suçladı.
Kürt partiler her seçim turundan sonra ‘yüksek milli menfaatleri’ koruma ilkesine bağlı kalarak Bağdat’ta ortak bir pozisyon almak için prensipte anlaşmalarına rağmen genelde Federal Meclis’te Kürtlerin payına düşen makam koltukları üzerinde anlaşma noktasında ayrışıyorlar. Bu makamların başında da cumhurbaşkanlığı geliyor. Bağdat’ta bir siyasi gelenek haline gelen uygulamaya göre cumhurbaşkanlığı koltuğu Kürtlere, başbakanlık koltuğu Şiilere ve meclis başkanlığı koltuğu da Sünnilere veriliyor. Bu nedenle IKBY’nin iki ana partisinin bu seçimden sonra da söz konusu makam için yeni bir çatışmaya girmesi bekleniyor.

Seçimlerde düşük katılım oranı
IKBY ve Irak’ın diğer şehirlerinde yapılan önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de katılımın düşük olacağına yönelik endişe hakim. Seçimleri gözetleme çalışmaları yürüten Şems (Güneş) Teşkilat Müdürü Hogır Çeto onuya dair şu açıklamalarda bulundu:
“Prensipte mevcut verilere göre katılım oranının yüzde 25 veya 30’un üzerine çıkacağına dair bir gösterge bulunmuyor. Katılım oranın düşük olmasının sebebi birtakım etmenlere dayanıyor. Bu etmenlerden biri önceki seçimlerde kazanan ve iktidara gelen partilerin verdiği seçimlerini sözleri yerine getirmemesidir. Bir başka etmen de yenilenen Seçim Yasası’na rağmen güç dengelerinde bir değişiklik olmayacağı yönündeki kanaattir.”
Yarı bağımsız bir statüye sahip olan IKBY, Irak’ın diğer bölgelerine kıyasla ekonomi deve siyasette daha istikrarlı olmasına rağmen özellikle DEAŞ’ın IKBY sınırının karşısında geniş bir alanı işgal etmesi ve Bağdat ile biriken sorunlar (en başta da IKBY memur maaşlarının kesilmesi) nedeniyle birbiri ardına gelen krizlerle boğuşuyor. Buna ek olarak IKBY’de derinleşen iç krizler, Kürt partiler arasında iktidar ve kaynakların dağıtımıyla ilgili ihtilaflara neden oluyor. Kötü yönetim, iktidardaki KDP ve KYB’nin Erbil ve Süleymaniye’deki yönetimleri birleştirmede başarısız olmaları ve kamu hizmetleri konusundaki sıkıntılar, Mart 1991’de Sadam Hüseyin rejimine karşı ayaklanarak ortaya çıkan Kürt tecrübesine yönelik halk öfkesinin son 15 yılda giderek artmasına yol açıyor.
Çeto, Goran (Değişim) Hareketi’nin KDP ile rekabet etmek için İslamcı çizgide politika yapan partiler (Kürdistan İslami Birlik Partisi ve Adalet Grubu) ile adayların seçim bölgelerine dağılımı konusunda ortak bir mekanizma kurmak için anlaşmasına dikkat çektği açıklamasında söz konusu uzlaşmanın meclis ağırlığında kısmi bir değişikliğe yol açabileceğini söyledi.
Güç dengelerinde köklü bir değişikliğin meydana gelmesine ihtimal vermediğini belirten Çeto, bu çıkarımına gerekçe olarak seçimlerdeki katılım oranının yüzde 25’i geçmeyeceği yönündeki verileri gösterdi. Katılımın böyle bir seviyede kalması durumunda partilerin önceki oyları alacağını kaydeden Çeto, oranın yüzde 40 ila 50’lere ulaşması halinde ise durumun değişebileceğini ifade etti.

Manipülasyon endişeleri
Seçim propaganda kampanyaları güvenlik alanında gerginliğin hakim olduğu bir dönemde baladı. Zira Uluslararası Koalisyon güçlerine ait üssün yer aldığı Uluslararası Erbil Havalimanı 11 Eylül Cumartesi akşamı bomba yüklü iki insansız hava aracı (İHA) tarafından saldırıya uğradı. Saldırıca can kaybı yaşanmadı. İran yanlısı Şii milisler geçtiğimiz aylarda gerçekleşen buna benzer saldırıları üstlenmişti. Söz konusu saldırı, Bağdat ve Erbil arasında ihtilaflı bölge olarak kabul edilen Kerkük kenti ile Ninova vilayetine bağlı Mahmur ilçesinde DEAŞ’ın düzenlediği bir dizi saldırının ardından geldi. Fakat gözlemciler, son dönemde bölgede güvenlik alanında yaşanan gerginliğin seçim sürecini etkileyecek derecede olmadığı ve saldırıların dar bir alanda gerçekleşmeleri nedeniyle etkilerinin sınırlı düzeyde kalacağı görüşünde.
Şems (Güneş) Teşkilat Müdürü Hogır Çeto açıklamalarında seçimlerde manipülasyon ihtimaline de yer verdi:
“Bu mesele gözetleme sürecinde neyin izleneceğine ve 2018 seçimlerinde görüldüğü gibi ihmal ve boşlukların olup olmamasına bağlı. Bu boşluklar Seçim Yasası’nda yapılan değişiklikler ve Bağımsız Seçim Komiserliği’nde alınan önlemlerle iyileştirildi. Ancak halen oyların satın alınması, bazı partilerin kamu malını ve devletin imkanlarının kendi seçim çalışmaları için sömürmesi veya Seçim Komiserliği’nin çalışmalarında ne derece bağımsız olacağı gibi bazı boşluklar bulunuyor. Tüm bunların tekrarlanıp tekrarlanmaması seçim sürecinin izlenmesine ve gözetimine bağlıdır. Bunlar başlıca endişelerdir.”

Güvenilir anketlerin bulunmaması
Bağımsız Kürt Ulusal Meseleleri Stratejik Araştırmalar Programı’nın IKBY şehirlerinin yanı sıra ihtilaflı bölge olan Kerkük’te yürüttüğü bir ankete göre gelecek ay yapılacak seçimlerde, Barzani’nin partisi yüzde 23 ile ilk sırada, KYB ve Değişim Hareketi koalisyonu yüzde 15 ile ikinci sırada yer alacak. İş insanı Şasuvar Abdulvahid liderliğindeki muhalif Yeni Nesil Hareketi yüzde 13’ü geçerek üçüncü sıraya yerleşti. Bu partileri yüzde 3 ile Kürdistan İslami Birlik Partisi ve ondan daha da az oy alan Adalet Grubu takip etti. Ankete göre seçimi boykot edenlerin oranı ise yüzde 19’un altında kaldı.
4 bin 285 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen anket, şehirler arasındaki katılım oranının birbirinden farklı olduğunu ortaya koydu. Zira Süleymaniye’den ankete katılanların yaklaşık yarısı seçimlerde oy vereceğini, yüzde 28’i seçim kartını iptal etmeyi düşündüğünü ve yüzde 18’i de de seçimi boykot edeceğini belirtti.
Irak’ta genel siyasi eğilimi okuyacak anket düzenleme konusunda uzmanlaşmış herhangi bir akademik ve bilimsel kurum bulunmuyor. Zira mevcut kurumlar da güvenirlik kriterlerini karşılamadığı gibi anket düzenleme konusunda düzenli bir mekanizma izlemiyor ve ulaştığı sonuçları sağlıklı bir biçimde analiz edemiyor.
Söz konusu ankete göre Erbil’de seçime katılacaklarını ifade edenlerin oranı yüzde 64. Buna karşılık boykot kararı alanların oranı yüzde 21. Yüzde 13’lük bir kesim ise kararsız.
Anketteki verilere göre Kerkük’te sandığa gideceğini belirtenlerin oranı yüzde 55’in üzerinde. Boykot edeceklerin oranı yüzde 25, kararsızların oranı ise yaklaşık yüzde 20. Halepçe kentindeki oranlar da Kerkük’tekilere yakın. Katılımcıların yüzde 20’si oy kullanırken partileri, yüzde 50 ise adayların özgeçmişlerini dikkate alacağını dile getirdi.
Anket sonuçlarına göre seçim kartını iptal etmeye karar veren ve seçimi boykot edecek olanların büyük bölümü, önceki seçimlerde IKBY’nin 3 temel partisine oy veren seçmenlerden oluşuyor.

Kağıt üzerinde kalan vaatler
Federal Parlamento’dan Değişim Hareketi Milletvekili Hoşyar Abdullah duruma dair şu açıklamada bulundu:
“İktidar güçleri seçimlerden bir ay önce vatandaşlara yalan vaatler vermeye başlıyorlar. Geriye kalan 3 yıl 11 ay ise vatandaşa sırtlarını dönüyorlar. Halk bu partilerin yönetimden gitmesini bekliyor. Çünkü vatandaşın maaş krizini unutarak oy kullanmaya gitmesi mümkün değil.”
Yönetimdeki iki ana parti bazı şüpheli dosyalardan dolayı seçimlerdeki imajını koruyamayabilir. İktidarın büyük ortağı olması dolayısıyla kötü yönetimle suçlanan Barzani’nin partisi eleştirilerden en büyük payı alıyor. Ancak buna rağmen parti yapısı içindeki ihtilaflar düzeyinde daha fazla istikrara sahiptir. Buna karşılık KYB içerisinde geçtiğimiz son iki ayda parti liderliği konusunda anlaşmazlık yaşandı. Merhum Celal Talabani’nin oğlu Bafıl Talabani ile yeğeni Lahor Şeyh Cengi arasında parti liderliği noktasında ihtilaf meydana geldi. Partinin eş başkanı olan Cengi bu süreçte yetkilerinden feragat etti.

Safları birleştirme çağrıları
KDP lideri Mesud Barzani, seçim kampanyasının başında kenti kitlesine hitaben şunları söyledi:
“Seçim Yasası konusundaki çekincelerimize ve doğru bir sayım yapılmaması nedeniyle, yanlış ve adaletsiz sandalye dağılım mekanizmasına rağmen kamu yararı için yarışmaya katılmaya karar verdik. Bağdat ile olan ihtilafların ortaklık, iş birliği ve uzlaşı temelinde anlaşarak iyileştirilmesi önemlidir. Kürdistan halkının sorunu sadece bütçe ile sınırlı değildir. Bilakis Kürdistan halkı bir siyasi dava sahibidir. Duygusallıktan ve taassuptan uzak bir şekilde ciddi ve köklü iyileştirmeleri düşünmenin tam zamanıdır.”
IKBY Başkanı Neçirvan Barzani, Kürt partilere yaptığı çağrıda, “Ülkenin genel menfaati ve özel anayasal hakkımızı elde etmek için seçimlerden sonra Bağdat’ta birlikte çalışalım. Seçim kampanyalarında koordinasyon ve iş birliğini zorlaştıracak davranışlar sergilenmemeli” dedi.
KYB ile Değişim Hareketi’nin yer aldığı Kürdistan İttifak Listesi Başkanı ve aynı zamanda IKBY Başkan Yardımcısı Kubat Talabani de yürüttüğü benzer bir seçim kampanyasında şu ifadeleri kullandı:
“Önceki seçimlerde KYB ile Değişim Hareketi arasındaki rekabet ikisinin de yararına olmadı. Bilakis Süleymaniye kentinde bu rekabetten zarar gördüler. Birliğimizle birlikte Süleymaniye’ye istikrar yeniden dönecek.”



Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)
TT

Vefik Safa yetkilerinin azaltılmasının ardından Hizbullah'tan istifa etti

Vefik Safa (AP)
Vefik Safa (AP)

Hizbullah'ın "Koordinasyon ve İrtibat Birimi" başkanı Vefik Safa istifasını sundu. Bu, partinin iki genel sekreterinin ve üst düzey askeri liderlerinin öldürüldüğü İsrail'in sert saldırılarının ardından yapısını yeniden kurmaya çalışan parti liderliği için bir ilk oldu.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre konuyla ilgili bilgili kaynaklar, Hizbullah liderliğinin bugün üst düzey güvenlik yetkilisi Vefik Safa'nın istifasını kabul ettiğini bildirdi.

Lübnan güvenlik kurumlarıyla irtibattan sorumlu olan Safa, Ekim 2014'te İsrail'in düzenlediği bir suikast girişiminden sağ kurtulmuştu.

Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)Vefik Safa, Hizbullah'ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil ile birlikte (Reuters)

İstifa, partinin Safa'nın yetkilerini azaltmasının ardından geldi. Bu durum, geçen yılın sonlarında başlayan ve bazı isimlerin görevden alınması ve yerlerine yeni isimlerin atanmasıyla sonuçlanan yapısal değişiklikle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Safa'nın halefinin kimliği konusunda çelişkili haberler ortaya çıktı, ancak kaynaklar partinin bazı gruplar için daha az kışkırtıcı ve devlet ve yabancı güçlerle ilişkilerinde farklı bir üslup benimseyecek bir isim aradığı konusunda hemfikirdi. Potansiyel halefler olarak adı geçen en öne çıkan isimler arasında Hüseyin Barada, Hüseyin Abdullah ve Muhammed Muhanna yer alıyordu.

Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)Geçtiğimiz eylül ayında Beyrut sahil şeridindeki Raouche bölgesinde Hizbullah destekçileri, Nasrallah ve Safiyuddin'in suikastlarını anmak için bir araya geldi (AP)

Safa'nın son görünümü, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın suikastının yıldönümü olan 25 Eylül'de Raouche Kayası'nda, Başbakan Nevvaf Selam'a hakaretler yağdıran parti destekçilerinden bazılarıyla birlikte gerçekleşti.


Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)

Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının 10 gün önce başlamasının ardından İsrail’in taleplerinin başında ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ yer alıyor. Ancak bu talebin nasıl hayata geçirileceğine dair belirsizlik sürerken, Hamas’ın Filistin devleti kurulmadan silahlarını teslim etmeye sıcak bakmaması süreci çıkmaza sokuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu düğümün arabulucuları son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Buna göre, ya silahların tamamen tasfiyesi ya da dondurulması yönünde bir formül bulunması ve Hamas’ın buna ikna edilmesi ya da harekete baskı uygulanması gerekiyor. Uzmanlar, bu başlığın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrail iç siyasetinde seçim amaçlı bir baskı aracı olarak giderek daha fazla kullanılacağına dikkat çekiyor.

İsrailli muhalif lider Benny Gantz dün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ çağrısında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hamas silah bırakmayı kabul etmezse İsrail bu yapıyı tasfiye edecek” dedi. Netanyahu da salı günü ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmenin ardından, ‘Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik herhangi bir adımdan önce Hamas’ın silahsızlandırılmasının vazgeçilmez bir şart olduğu’ konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı.

Strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, arabulucuların seçeneklerinin sınırlı olduğunu ve önlerinde ya uzlaşı sağlamak ya da baskı uygulamak dışında bir yol kalmadığını ifade etti. Ragıb, silahsızlandırma talebinin İsrail, Washington, Avrupa Birliği (AB) ve bağışçı ülkeler tarafından defalarca dile getirildiğini ve artık savaşın durdurulması ile yeniden imarın önüne konulan temel engellerden biri haline geldiğini söyledi.

Ragıb’a göre Netanyahu ve benzer siyasi aktörler silahsızlandırma dosyasını seçimlerde kullanacak ve anlaşmayı her an sabote edebilecekler. Özellikle ikinci aşama çok sayıda mayın barındırıyor ve Netanyahu, özellikle çekilmeyle ilgili başlıklara yaklaşmak istemiyor.

 Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, mevcut seçeneklerin giderek daraldığını belirterek, silahların tamamen tasfiye edilmesinden ziyade dondurulması yönündeki bir seçeneğin daha olası olduğunu ifade etti. Ferec, Hamas’ın elindeki silahların füze ya da insansız hava aracı (İHA) niteliğinde olmadığını ve bu nedenle teslim edilebileceğini söyledi. ABD ve İsrail’in silah maddesinin uygulanmasında ısrarcı olduğunu kaydeden Ferec, bunun İsrail’in geri çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçecek garantilerin sunulması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Reuters’a konuşan Hamas kaynakları, çarşamba günü yaptıkları açıklamada, hareketin silahsızlanma konusunu diğer Filistinli gruplarla görüşmeyi kabul ettiğini, ancak Washington ya da bölgesel arabulucuların kendilerine silahsızlandırmaya dair ayrıntılı ve somut bir teklif sunmadığını belirtti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, ABD’nin Hamas’a silahlarını çok uluslu bir güce teslim etmesi için birkaç haftalık süre tanıyan bir belge hazırladığını bildirmişti. Habere göre, bu sürede uyum sağlanmaması halinde İsrail’e ‘dilediği gibi hareket etme’ konusunda yeşil ışık yakılacak.

Ferec, Hamas’ın manevra alanının son derece sınırlı olduğuna dikkat çekerek, özellikle Mısır, Katar ve Türkiye başta olmak üzere arabulucularla hızlı bir uzlaşıya varması gerektiğini, zira İsrail’in şu aşamada en büyük engeli bu dosya üzerinden yarattığını ifade etti.

Ragıb ise Hamas’ın önünde, Trump planı ve silahsızlanma maddesini uygulamaktan başka bir seçenek bulunmadığını savundu. Ragıb, bu sürecin uzatılmaması ya da dolaylı yollardan aşılmaya çalışılmaması gerektiğini, ‘çünkü kaybedilen her günün ateşkes anlaşması için bir tehdit anlamına geldiğini’ dile getirdi.

Ragıb, Gazze’de polis güçlerinin önümüzdeki günler ya da haftalar içinde konuşlandırılacağını, istikrar gücünün de devreye girebileceğini belirterek, bu aşamadan sonra manevra alanının daha da daralacağına dikkat çekti.


Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
TT

Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)

“Kürtlerin dağlar dışında dostu yoktur” ifadesi boşuna söylenmiş bir söz değil. Bu söz, Kürtlerin Osmanlı döneminden modern ulus devletlere (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) kadar yüzyıllar boyunca sığındıkları dağlık bölgelerin hikâyesini anlatıyor. Bu, Kürtlerin defalarca karşılaştıkları bir senaryo; jeopolitik çıkarları değiştiğinde dış güçler onları terk etmeden önce koruma veya özerklik vaatleri verir.

Rojava projesinin kuzeydoğu Suriye’de çöküşüyle birlikte, bölgesel destekli Türkiye etkisinin Kürdistan hayalini sona erdirip erdirmediği sorusu gündemde.

Suriye’deki bu dönüşümü, bölgedeki son olayları anlamak için tarihsel bir bağlamda okumak gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl mart ayında, Kürdistan’ın dört bölgesini temsil eden yetkililer, Diyarbakır’da buluştu. Toplantıda, ‘kolektif hafızada tarihsel baskılar ve Kürt devleti hayalleri’ gündeme geldi. 2025 yılı, Kürt hareketi için umut verici bir dönem olarak görülüyordu: Güney Kürdistan (Kuzey Irak) özerk yönetiminde istikrarlıydı; Kuzey Kürdistan (Güneydoğu Türkiye) ise Abdullah Öcalan’ın PKK ile Ankara arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimini, Türkiye Kürtlerinin tüm haklarının tanınması açısından bir dönüm noktası olarak bekliyordu. Bu etkiyle Batı Kürdistan (Kuzey Suriye) da Beşşar Esed rejiminin çökmesini fırsat bilip kendi projesini ilerletmeyi umut ediyordu. Öte yandan Doğu Kürdistan (Kuzeybatı İran) hâlâ yakın vadede bir perspektife sahip değildi.

Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)

Bu tartışmalara katılanlar arasında oluşan büyük umutlar, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) bölgesinin kaybedilmesiyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Suriye Kürtleri artık bir yandan Türkiye tehdidi, diğer yandan Ankara’nın müttefiki durumundaki Şam yönetimi arasında sıkışma riskiyle karşı karşıya.

İran’da devam eden gösteriler ise hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. İran Kürt güçleri, örneğin İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ), onlarca yıldır bu anı bekliyor; geçmişte İran Şahı ve İslam Devrimi rejimiyle çatışmalar yaşamışlardı. İran ve Türkiye’den Kürt milisler, İran-Irak sınırındaki Zagros Dağları’nın bir parçası olan Kandil Dağı’na sığınıyor. Burası hem Türk hava kuvvetleri hem de İran topçusu tarafından düzenli olarak bombardımana uğrayan engebeli bir bölge. Son dönemde İran insansız hava araçları (İHA) da Kandil Dağı üzerinde devriye yapmaya başladı.

Türkiye-İran kesişimi ve Kürt-Kürt rekabeti

Türkiye, sadece İsrail ve nükleer dosya üzerinden değil, kendi ulusal güvenliği açısından en büyük tehdit olarak gördüğü Kürtler konusunda da Tahran ile çıkarlarının kesiştiği bir alan bulmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Türk istihbaratı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO), Kürt milislerin Kandil Dağı’ndan İran içine geçerek gösterilerden faydalanmayı denediği konusunda uyardı. Bu koşullar altında, sınırlı savaş kapasitesi ve dış güçlerden güvenilir bir destek olmaması nedeniyle Kürt milisler iki öncelikle hareket ediyor: Kuzey Suriye’de tamamen sona ermeyen bir tehdit ve Kuzeybatı İran’da henüz netleşmemiş bir fırsat.

Bu yeni dinamik, tarih boyunca tehlike karşısında bir araya gelmeye alışkın olan Kürt hareketinde kaygı yaratıyor. Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir çatışma olasılığının zirveye ulaştığı dönemde, Türkiye’de bir Kürt lider “Zor zamanlardan geçiyoruz” derken, Irak’taki bir Kürt lider, “Ulusal Kürt birliğinin ortaya çıkması bizim kurtuluşumuz olacak” ifadesini kullandı.

Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Bugünkü gelişmeleri anlamak için Kürt hareketinin modern tarihine dair bir okuma yapmak gerekiyor. Burada gölgesini en çok hissettiren dinamik, Abdullah Öcalan ile Mesud Barzani arasındaki tarihsel rekabet. Bu rekabetin doğası, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003’te Kürt sahnesinin önüne geçmesiyle değişti. Öcalan’ın barış girişimi ve mart ayında Diyarbakır’da Barzani temsilcisinin Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunması gibi dolaylı uzlaşma adımlarına rağmen, bu iki tarihî liderlik arasındaki ilişki hâlâ doğrudan ve istikrarlı bir çizgiye oturmuş değil. SDG lideri Mazlum Abdi, örgütlenme ve saha yönetiminde yetkinliğini kanıtladı, ancak henüz Kürtlerin tarihî liderlik düzeyine ulaşacak bir meşruiyete sahip değil. Bu nedenle, Rojava’nın kaderinin kritik dönemeçlerinde, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşüşü sonrası hem Barzani hem de Öcalan, Abdi’yi kendi taraflarına çekmeye veya karar sürecini etkilemeye çalıştı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)

Abdullah Öcalan, PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış sürecini, Suriye hükümeti ile SDG arasında bir uzlaşmayı kolaylaştırma önerisi üzerinden yürütmeye çalıştı. Bu süreçte Mesud Barzani devreye girdi; Ocak 2025’te Mazlum Abdi’yi Erbil’e davet ederek, Şam ile iletişim kanalları açmasını ve Türkiye sınırlarını güvence altına almasını tavsiye etti. Bu yaklaşım, 10 Mart’ta Ahmed eş-Şera ile Abdi arasında sağlanan anlaşmada sonuç buldu. Barzani son dönemde PKK milislerinin Suriye’den çekilmesini, çözüm sürecini kolaylaştıracak bir adım olarak önerdi; Öcalan ise Abdi’yi Suriye’nin resmi güçleriyle bütünleşmeye ikna edebileceğini savunuyor. Erdoğan hükümeti, PKK’nın Şera-Abdi anlaşmasını engellediğini vurgulayarak bu farklılığı siyasi avantaj olarak kullandı. Bu durum, Suriye Kürtleri arasında Öcalan’ın kaderiyle kendi meselelerinin bağlanmasına yönelik hoşnutsuzluğu artırdı; aynı zamanda Barzani, Amerikalıların SDG ile yürüttüğü müzakerelerde merkezi bir rol üstlendi. Tüm bu tehdit ve gerilimlere rağmen, Şera hükümeti ile SDG arasında açık bir savaş olasılığı sınırlı kaldı. Bunun başlıca nedenleri, Öcalan’ın barış girişimiyle Türkiye istihbaratı ile SDG arasında doğrudan ve daha önce benzeri görülmemiş iletişim kanalları açılması ve hem Türk hükümeti hem de PKK’nın, böyle bir savaşın Türkiye içindeki sonuçlarını iyi hesaplaması oldu.

Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)

Öcalan ile Türk hükümeti arasındaki müzakerelerde kilit rol oynayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, geçen yılın sonunda Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıları ‘uluslararası bir komplo’ olarak nitelendirdi. Günay, saldırıların Şera hükümeti ile İsrail arasında Paris’te imzalanan anlaşmanın hemen ardından gerçekleştiğini vurguladı. Günay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘Şam İçişleri Bakanı gibi davrandığını’ ve Şera hükümetine büyük miktarda Türk zırhlı araç ve piyade tüfeği sevk edildiğini belirtti. Kuzeydoğu Suriye’de yaşananların Türkiye’deki barış sürecine etkisini de değerlendiren Günay, bunun ‘derin bir güvensizlik ortamı yarattığını ve bu sürecin Kürtlerin Türkiye içindeki siyasi konumunu da ellerinden alarak sonuçlanacağı algısını güçlendirdiğini’ ifade etti. Buna karşın Günay, Öcalan’ın barış girişiminin hâlâ aktif olduğunu ve Türk hükümetinin bu çerçevede çabalarını sürdürdüğünü vurguladı. Ancak ‘meclisteki işleyişin aksak veya yavaş olduğunu’ belirterek, PKK’nın tasfiyesi ve kalıcı barış koşullarının ancak ‘kararlı yasal düzenlemelerle’ mümkün olabileceğini söyledi.

2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)

Sözler ve terk edilişlerle dolu bir tarih

Gerçekten de Kürtlerin özgürlük hayalleri zaman zaman şekilleniyor, ancak uzun sürmüyor. Özellikle üç yıl arayla yaşanan iki önemli tarih bu durumu gösteriyor: 1920’deki Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında bağımsız bir Kürdistan vaadi verirken; 1923’teki Lozan Antlaşması, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını görmezden gelerek modern Türkiye’nin sınırlarını pekiştirdi. 1946 yılında Kuzeybatı İran’da kurulan Kürt Mahabad Cumhuriyeti ise yalnızca 11 ay ayakta kalabildi. Moskova ile Tahran arasında sağlanan bir uzlaşma, Sovyet ordusunun Kuzeybatı İran’dan çekilmesine yol açtı.

Bunu takiben Kürtler için sürekli bir mücadele ve defalarca terk edilme döngüsü başladı. Soğuk Savaş’ın zirvesinde, 1975’teki Cezayir Anlaşması, ABD, İsrail ve İran’ın Irak Kürt ayaklanmasını desteklemeyi aniden bırakmasıyla sonuçlandı; karşılığında Bağdat, Şattü’l Arap’ın ortasını sınır olarak kabul etti. Bu adım, İran Şahı’nın Irak Kürtlerine desteğini çekmesine ve onları Saddam Hüseyin rejiminin insafına bırakmasına yol açtı.

 Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Üniversite öğrencisiyken Marksist eğilimler taşıyan Öcalan, 1978’de PKK’yı kurdu. 1980’deki darbenin ardından Suriye’ye sığındı. Bu sırada Mesud Barzani, 1979’da Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) liderliğini devralmıştı. 1991 baharında Washington, Kürtleri Saddam Hüseyin rejimini devirmeye teşvik etti, ancak Irak sınırında konuşlanan ABD güçleri Kürtlerin kitlesel katliamlarını durdurmak için müdahale etmedi. Bu durum, Kürtler arasında Washington’a duyulan güvensizliğin başlangıcı oldu. 2017’de yapılan Kürdistan Bölgesi referandumu, Bağdat yönetiminin İran desteğiyle başlattığı askeri operasyonla etkisiz hale getirildi ve Mesud Barzani yönetimden uzaklaştırıldı. Öcalan ise Soğuk Savaş sonrası stratejik değerini kaybetti ve Hafız Esed rejiminin ekonomik zayıflığı, onu daha savunmasız bıraktı. 1998’de Ankara ile Şam arasında imzalanan Adana Anlaşması’nın ardından Suriye hükümeti PKK ile ilişkilerini kesti ve Türkiye’nin askeri tehditleri üzerine Öcalan’ı Suriye’den sınır dışı etti. Büyük başkentler Öcalan’a sığınma kapılarını kapatırken, Washington Irak ve Balkanlarla meşguldü; ABD’nin sessizliği Öcalan’ın 1999’da Kenya’da tutuklanmasına yol açan dolaylı bir onay anlamına geldi.

2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)

Rojava rüyasının sonu

KDSÖY 10 yılı aşkın süre varlığını sürdürdü; geçici bir anayasa ve federasyon modeli benimsedi. Bu süre, Mahabad Cumhuriyeti’nin yalnızca 11 ay sürebilmesiyle kıyaslandığında oldukça uzun. SDG, Kürt mücadelesinin deneyimlerinden dersler çıkardı: kurumlar inşa etti, DEAŞ’a karşı savaştı ve uluslararası meşruiyet kazanmaya çalıştı. Ancak, karşılaştığı engel hâlâ aynıydı. Bu bir başarısızlık değil; Ortadoğu’nun yapısal gerçeği bu: hükümet dışı silahlı projeler, yalnızca büyük güçlerin temel çıkarlarıyla sürekli uyum sağladığında sürdürülebilir. SDG bu aşamaya ulaşamadı; çünkü özerklik, egemenlik olmadan yalnızca geçici bir durum.

Bu dönüşüm, romantik askeri yaklaşımlardan uzak, siyasi direnişe odaklanan bir gerçekçilik aşamasını temsil ediyor. SDG projesinin stratejik belirsizliği sona erdi: fiilen sağlanan özerklik ve dış koruma artık geçerli değil. Halkın kendi kaderini tayin hakkı, geri dönülmez haklar güvence altına alınmadan hayal olmaktan öteye gidemez. Bu durum, güç dengesini Şera hükümeti lehine ciddi şekilde değiştirdi. Anlaşma, yarı-federal yapıyı sona erdiriyor, kültürel varlığı ve yerel nüfuz hedeflerini düşürüyor. Cumhurbaşkanı Şera’nın çıkardığı kararname ile Kürtlerin bazı haklara kavuşması tarihî bir adım olsa da bu adım, Araplar ve Kürtler arasında Suriye’de yeni bir tarih sayfası açmak yerine daha çok Amerikalıları memnun etmeye yönelik görünüyor.

Son gelişmeler, Rojava projesi açısından en büyük darbe değil. Projenin ilk kaybı, 2018’de Türkiye’nin Afrin’deki Kürt çoğunluklu sınır bölgesine yönelik askeri operasyonuyla yaşandı. İkinci kırılma noktası ise 2019’da Türkiye’nin Tel Abyad ve Resulayn gibi sınır şehirlerini ele geçirdiği operasyon oldu. Bu hamle, KDSÖY’nin önceden birbirine bağlı sınır bölgelerini parçaladı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)

Son bölüm

Son dönüşüm en öngörülebilir olan oldu. SDG’nin Deyrizor ve Rakka’daki demografik ağırlığı ve coğrafi kontrolü abartılmıştı; kabilelerin sadakatlerini değiştirmesiyle bu rol sona erdi. Bu nedenle, ABD’nin çekilmesi dramatik bir etki yaratmadı; durum, Haseke’deki son cephede daha kritik olabilirdi. 2018’in mayıs ayında Trump’ın Suriye’den ani çekilme kararı sonrası, SDG Moskova’ya yöneldi. Washington’daki bürokratlar çekilme kararından geri adım atsa da Pentagon SDG’ye Moskova ile yakınlaşmalarının ABD desteğinin bırakılması anlamına geleceğini bildirdi. O dönemde, Washington’ın SDG’den tamamen vazgeçme fikri olgunlaşmamıştı; ancak Esed rejiminin çöküşü süreci hızlandırdı.

Irak’ın işgali ve DEAŞ’ın yükselişi, Irak Kürtlerinin özerklik kazanma fırsatlarını artırdı. Ancak 2017’deki Kürdistan referandumu karşısında ABD’nin sessizliği, başarılı olma ihtimalini sona erdirirken, Irak’taki Amerikan rolünü ve Saddam rejiminin düşüşünden sonra Kürtlerin elde ettiği kazanımları zedelemedi. Suriye deneyimi ise farklıydı: ABD, Suriye’de aktif bir rol üstlenmek istemedi. Amerikalılar, Kürtleri DEAŞ ile mücadele ve Moskova’nın Suriye’de kontrolü ele geçirmesini engellemek için kullandı; DEAŞ tehdidi sona erip Rusya çekilince, Washington açısından Kürtlerin rolü de tamamlandı.

Amerikalılar, şiddetin patlak vermemesi ve Haseke’ye yaklaşılmaması koşuluyla yeşil ışık yaktı; Moskova ise Kamışlı’daki üssünü tamamen boşalttı. Mazlum Abdi mesajı anladı.

Suriye’deki bir Kürt yetkili Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Amerikalıların tutumundaki değişimin, Şeyh Maksud mahallesi savaşında Beyaz Saray’ın kararını netleştirmesiyle başladığını belirtti. Yabancı devlet koruması, özellikle Amerikan hava desteği çekildiğinde, Kürtler savunmasız hale geliyor. Tarihsel olarak Kürt hareketleri, rejimlerin çöküşünde devrimci anlar ve devletlerin otoritesini yeniden tesisinde hayatta kalma anları arasında gidip geliyor. Suriye’deki bu anlaşma, Kürtlerin varoluş mücadelesinden, hayatta kalma safhasına geçişini işaret ediyor; hedefler yok olmuyor, sadece istikrar dönemine giriyor.