Şarku'l Avsat'a özel açıklama... ABD’den SDG’ye ‘Afganistan’da yaşananların Suriye’de yaşanmayacağı’ güvencesi: SDG, desteğimiz olmadan DEAŞ ile mücadele edemez

ABD Dışişleri Bakanlığı, Suriye’nin kuzeyini kontrol eden SDG bünyesindeki Kürt savaşçılarla temas halinde olduklarını ve DEAŞ ile mücadelede birlikte çalıştıklarını vurguladı.

Şarku'l Avsat'a özel açıklama... ABD’den SDG’ye ‘Afganistan’da yaşananların Suriye’de yaşanmayacağı’ güvencesi: SDG, desteğimiz olmadan DEAŞ ile mücadele edemez
TT

Şarku'l Avsat'a özel açıklama... ABD’den SDG’ye ‘Afganistan’da yaşananların Suriye’de yaşanmayacağı’ güvencesi: SDG, desteğimiz olmadan DEAŞ ile mücadele edemez

Şarku'l Avsat'a özel açıklama... ABD’den SDG’ye ‘Afganistan’da yaşananların Suriye’de yaşanmayacağı’ güvencesi: SDG, desteğimiz olmadan DEAŞ ile mücadele edemez

ABD’nin geçen ay Afganistan’dan çekilmesinin ardından ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood’un bir heyetin başkanlığında Kürt ‘ortaklarına’ DEAŞ ile savaşta yanlarında durmaya devam edecekleri konusunda güvence vermek için Suriye’nin kuzeydoğusunu gizlice ziyaret ettiğine dair basında çok sayıda haber yer aldı.
Söz konusu haberlerde, Hood’un başkanlığındaki ABD heyetinin Suriye Demokratik Meclisi (SDM) Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi ile görüştüğü belirtildi. Hood’un, Suriyeli Kürtlerle görüşmesinde Washington’un desteğinin süreceği mesajını verdiği fakat son birkaç aydır Kürtler arasında dondurulan müzakereleri yeniden başlatmada başarılı olamadığı aktarıldı.
ABD Dışişleri Bakanlığı bu haberlerin ardından “Hood’un üst düzey bir heyetin başında Suriye’yi gizlice ziyaret ettiği” iddiasını yalanladı. Bununla birlikte Bakanlık, Suriye’nin kuzeyini kontrol eden SDG bünyesindeki Kürt savaşçılarla temas halinde olduklarını ve DEAŞ ile mücadelede birlikte çalıştıklarını vurguladı. Bakanlık ayrıca Afganistan’da yaşananların Suriye’de yaşanmasının mümkün olmadığına dikkati çekti.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD Yakın Doğu Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müsteşar Vekili Joey Hood’un 29 Ağustos’ta SDG’deki ‘ortaklarla’ yüz yüze değil video konferans yöntemiyle görüştüğünü söyledi.
Kaynak, bu görüşmenin, ABD’nin terör örgütü DEAŞ’a ve bölgedeki istikrarsızlığın nedenlerine karşı yürütmeye devam ettiği operasyona bağlı kaldığını teyit etmek ve aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinde askeri hareketliliğin artmasından duyulan endişeleri görüşmek için yapıldığını ifade etti.
Kaynak, SDG’nin terör örgütü DEAŞ’a ait sığınaklara onlarca saldırı düzenlediğini, örgütün eski mali ve sağlık işlerinden sorumlu yöneticilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda unsurunu esir aldığını ve öldürdüğünü ifade etti. Aynı zamanda çok sayıda kaçakçılık şebekesini ortaya çıkararak dağıttığını söyleyen kaynak, bu nedenlerden ötürü SDG’nin, ABD’nin güçlü ve kararlı bir askeri ortağı olarak kalmaya devam edeceğini vurguladı.
Kaynak, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“SDG, ABD’nin desteği olmadan, DEAŞ teröristlerini söküp atamaz ya da örgütten on binlerce tutukluyu ve halen gözaltında tutulan ailelerini kontrol edemez. ABD güçleri, DEAŞ’ın daimi yenilgisini garanti etmek için Suriye’de bulunuyor. Çünkü DEAŞ örgütü Suriye’de halen bir tehdit oluşturuyor, istikrarsız durumdan faydalanıyor, yurtdışına saldırılar düzenleme niyetini gösteriyor ve dünyanın her tarafına terör saldırılarının düzenlenmesine teşvik etmeye devam ediyor. Bu durum, DEAŞ’ı yenilgiye uğratmak için uluslararası koalisyonu oluşturan 83 ortağımızın ve müttefikimizin yanı sıra ABD’nin sürekli katılımıyla, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de yeniden ortaya çıkmasının engellenmesini ve aynı zamanda örgütün Ortadoğu dışındaki bağlı ortaklıkları ve ağlarıyla mücadele edilmesini gerektiriyor.”
Basında yer alan haberlere göre SDG Komutanı Mazlum Abdi, Hood ile görüşmesinde, uçuşa yasak tampon bölge oluşturulması, insansız hava araçları (İHA) da dahil olmak üzere SDG’ye askeri ekipmanların tedarik edilmesi ve Kürtlerin ‘Rojava’ olarak bilinen bölgelerdeki egemenliğinin Suriye’nin geri kalanı tarafından tanınması çağrısını yineleyerek, Kürt yetkililerin Türkiye’nin operasyonlarından endişe etmeye devam ettiğini söyledi. Abdi’nin dile getirdiği endişeler, SDG’nin kontrolündeki Tel Tamir’de SDG’ye ait noktaların bölgedeki Türk güçleri tarafından bombalanmasının ardından geldi. Nitekim SDG, bombardımanların ardından birtakım düzenlemeler yapmak amacıyla Tel Tamir bölgesini giriş çıkışlara kapatmıştı.
Suriye Demokratik Meclisi’nin (SDM) ABD Temsilcisi Sinem Muhammed, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, ABD’nin, Suriye’nin Afganistan olmadığı yönünde kendilerine güvence verdiğini ancak ABD’nin bölgedeki varlığının sonsuza kadar sürmeyeceğini herkesin bildiğini, günün birinde ABD’nin bölgeden çıkacağını ilan edeceğini fakat kimsenin bunun gerçekleşeceği tarih hakkında bilgi sahibi olmadığını söyledi.
ABD’den yapılan resmi açıklamalarda, Suriye ve bölgeden gelen tehditlerin terör örgütleri kaynaklı olduğu ve İran’ın eskiye göre daha fazla tehdit oluşturduğunun vurgulandığını söyleyen Sinem, bu nedenle ABD’nin söz konusu örgütlerle mücadelede birlikte çalışma ve Afganistan senaryosunun tekrarlanmayacağı noktasında kendilerine güvence verdiğini ve ayrıca Suriye’nin kuzeydoğusundaki SDG birliklerini ve Özerk Yönetimi desteklemek için çalıştığını belirtti.
Suriye’deki savaşa ve acılara son verecek bir siyasi çözümün bulunmaması ve Suriyeli muhalifler arasında uzlaşının ya da Suriyeliler arasında net bir vizyonun olmamasının, Suriye’nin kuzeydoğusunda karşılaştıkları sorunların başında yer aldığına aktaran Sinem, aynı zamanda DEAŞ ve Suriye’nin kuzeyinde Türkiye ile iki ülke sınırında mücadele etme hususunda sorunlarla karşılaştıklarını dile getirdi. Sinem, “Bu meseleler ve sorunlar Amerikalılarla ele alındı. Fakat ABD’nin verdiği güvenceler, ABD güçlerinin siyasi çözüme ulaşılana kadar bölgede kalmaya devam edeceği ve DEAŞ’a karşı SDG’yi destekleyeceği yönünde” dedi.



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd

Hamas hareketinden üç kaynak bugün sabaha karşı, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in suikasta uğradığını doğruladı. Kaynaklara göre Ebu Ubeyd, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bulunduğu çadırın iki füzeyle hedef alınması sonucu hayatını kaybetti.

Üç kaynak, Ebu Ubeyd’in saldırı sırasında çadırda yalnız olduğunu ve olayda hayatını kaybettiğini, saldırı sırasında bölgeden geçen bir kız çocuğunun da yaralandığını belirtti.

Kaynaklar, Ebu Ubeyd’in Hamas ve Kassam Tugayları’nın Refah’taki eski yöneticilerinden biri olduğunu ve eski tugay komutanı Muhammed Şebane’ye yakın olduğunu aktardı. Ebu Ubeyd, Şebane’nin öldürülmesinin ardından onun yerine geçmişti.

İsrail, Refah Tugayı’nın eski komutanı Muhammed Şebane’yi 17 Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi çevresindeki bir tüneli bombalayarak öldürmüştü. Şebane, o sırada Kassam Tugayları’nın komutanı olan Muhammed es-Sinvar’ın yanındaydı. Es-Sinvar, daha önce Muhammed ed-Dayf’ın öldürülmesinin ardından bu göreve gelmişti. Ed-Dayf da 13 Temmuz 2024’te düzenlenen başka bir hava saldırısında, Han Yunus Tugayı’nın eski komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürülmüştü.

Ebu Ubeyd’in Refah’ta Kassam Tugayları’nın kuruluşunda rol alan isimlerden biri olduğu ve tugayın önde gelen komutanları arasında yer alan Raid el-Attar ile Muhammed Ebu Şemale’nin yanında görev yaptığı belirtildi. Attar ve Ebu Şemale, 21 Ağustos 2014’te İsrail tarafından öldürülmüştü. Ebu Ubeyd’in ayrıca Kassam Tugayları’nın eski komutanı ve Muhammed ed-Dayf’ın sağ kolu Ahmed el-Caberi ile de iyi ilişkileri bulunduğu, Caberi’nin ise 14 Kasım 2012’de İsrail tarafından öldürüldüğü kaydedildi.

Kaynaklardan biri, Ebu Ubeyd’in 2006 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in kaçırılması operasyonuna katkıda bulunduğunu ve Şalit’in bir süre saklanmasında rol oynadığını söyledi. Kaynağa göre Ebu Ubeyd, son savaş sırasında çok sayıda İsrailli esirin güvenliğinin sağlanmasına ve takas anlaşmaları kapsamında teslim edilmeleri sürecinin denetlenmesine de katkıda bulundu. Ayrıca 2014 yılında Refah yakınlarında İsrail askerlerini kaçırmak amacıyla bir tünel üzerinden sızma girişiminde de rol aldı. Bu operasyonun o dönemde savaşın başlamasına yol açtığı belirtildi.

Ebu Ubeyd, daha önce Yabna Taburu’nun komutanlığını ve Refah’ın merkez bölgesinden sorumluluğu üstlendi. Bir süre istihbarat teşkilatının sorumluluğunu da yürüten Ebu Ubeyd, Şebane’nin yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra onun öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildi.

İsrail ordusu, Ebu Ubeyd’in Şebane’nin öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildiğini ve daha önce çeşitli görevlerde bulunduğunu açıkladı. Ordu, Ebu Ubeyd’in tugayın faaliyetlerinin yönetilmesinden ve saldırı planlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu, ayrıca savaş boyunca ağır darbe alan tugayın yeniden güçlendirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

İsrail son dönemde Kassam Tugayları’nın önde gelen komutanlarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında (10-11 Eylül), yeni Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri’yi, el-Mevasi bölgesinde yaya olarak ilerlediği sırada hedef alarak öldürdü.

İsrail ayrıca pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce, Gazze kentinin kuzeyindeki Sıftavi mahallesinde aracının hedef alınması sonucu Cibaliye el-Beled Taburu Komutanı Ahmed el-Batş’ı öldürdü. Son günlerde düzenlenen peş peşe suikast operasyonlarında farklı alanlarda görev yapan çok sayıda saha komutanı da öldürüldü.

İsrail’in öldürdüğü isimler arasında, geçtiğimiz pazartesi günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bir İsrail İHA’sının çadırı bombalaması sonucu hayatını kaybeden Raif Ebu ez-Zemer de bulunuyor. Şarku’l Avsat başka bir saha kaynağından, Ebu ez-Zemer’in Kassam Tugayları’nın askeri eğitim biriminde bölük komutanı olduğunu ve Refah Tugayı’nın önde gelen saha unsurlarından biri olarak faaliyet gösterdiğini öğrendi. Kaynak, Ebu ez-Zemer’in perşembeyi cumaya bağlayan gece Hamad kentinde aracının bombalanması sonucu öldürülen Mümin Ebu Lebde ile doğrudan bağlantısı bulunduğunu belirtti. Diğer ismin ise aynı tugayın keskin nişancı biriminden sorumlu olduğu kaydedildi.

Hamas’tan bir saha kaynağına göre, Askeri Konsey, farklı tugay ve kurmay birimleri ile bölgelerdeki tabur komutanları ve diğer askeri rütbelerde görev yapan isimlerin tamamı için yedek kadrolar bulunuyor. Kaynak, son dönemde teşkilatın yapısının büyük ölçüde yeniden düzenlenmesi sayesinde komutanlardan birinin öldürülmesi halinde başka bir ismin görevi devraldığını belirtti.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın örgütsel yapısının, geçmişte tarihi lider kadrolara yönelik suikastların ardından olduğu gibi tamamen esnek şekilde işlediğini söyledi. Kaynağa göre, söz konusu liderlerin öldürülmesinin hemen ardından Askeri Konsey ve tugayların yönetimi için alternatif isimler görevlendirildi.