Fed'de çalışan en az 20 Türk var… Türkiye'de ihtimali bile akla gelmeyen uygulama: Merkez Bankası'nda yabancı uyruklu birinin çalışması

Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr
Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr
TT

Fed'de çalışan en az 20 Türk var… Türkiye'de ihtimali bile akla gelmeyen uygulama: Merkez Bankası'nda yabancı uyruklu birinin çalışması

Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr
Fotoğraf: www.tcmb.gov.tr

Mark Carney, 2013 yılında İngiltere Merkez Bankası Başkanlığı'na (Bank of England/ BoE) getirildiğinde, 327 yaşındaki bankanın tarihinde bir ilk de yaşanmıştı.
Görev süresi 2020'de dolan Kanadalı Carney, Banka'nın Birleşik Krallık vatandaşı olmayan ilk başkanı olmuştu.
Bir ülkenin merkez bankasının başına o ülkenin vatandaşı olmayan birinin getirilmesi yalnızca Türkiye için değil, pek çok ülke için alışılagelmiş bir durum değil.
Ancak dünyanın en büyük merkez bankalarının, farklı ülkelerden gelenlere kapılarını açması yaygın bir durum.

İngiltere Merkez Bankası'nda 75 farklı ülkeden insan var
İngiltere Merkez Bankası'nın Şubat 2021'de yayımlanan raporuna göre 4 bin 600'den fazla kişiyi istihdam eden kurumda, 75 farklı ülkeden insan çalışıyor.
Bank of England ekonomistleri Joel Suss, Marilena Angeli ve Peter Eckley'nin Temmuz 2021'de kaleme aldığı Birleşik Krallık bankalarındaki istihdam çeşitliliğini inceleyen makaleye göre ülkenin tüm bankalarında çalışan yabancı vatandaş oranı, 2001-2020 yılları arasında yüzde 26,5'ten yüzde 34,7'ye yükseldi.

1694,'te kurulan İngiltere Merkez Bankası, İsveç'ten sonra dünyanın en eski ikinci merkez bankası/ Fotoğraf: Reuters
Bu oran, Brexit yılı 2016'da sert bir düşüş yaşamış, sonra bir miktar toparlanmıştı.
Suss, Angeli ve Eckley'e göre, cinsiyet ve vatandaşlıkta çeşitlilik olmasının pozitif sonuçları var.
İngiltere Merkez Bankası analistleri, Birleşik Krallık vatandaşı olmayanların ve kadınların daha fazla istihdam edilmesiyle risklerin düştüğünü ve daha yüksek getirinin elde edildiğini söylüyor.

"Fed, politikaların bağımsız fikirlerle şekillendiği güçlü takım çalışmasına dayanıyor" 
Çatısı altında farklı milletlerden insanlara yer veren diğer bir merkez bankası ise Amerikan Merkez Bankası (Fed).
Kariyer sayfasında ırk, milliyet, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş ve malullük gözetmeksizin eşit haklarda istihdam sunduklarını söyleyen Fed, "İyi eğitilmiş, çok çeşitli işgücü, görev ve hedeflerimiz için gereklidir" diyor ve ekliyor: 
"Federal Rezerv Sistemi Yönetim Kurulu, çalışanlarının farklı geçmişlerine değer veriyor ve efektif pratikler ve politikaların bağımsız fikirlerle şekillendiği güçlü takım çalışmasına dayanıyor."

Fed'de az 20 Türk çalışıyor
70'ten fazla milletten insana istihdam sağlayan Amerikan Merkez Bankası'nda yıllardır çalışan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da bulunuyor. 

Jerome Powell, 2018'den bu yanan ABD Merkez Bankası Başkanlığı'nı yürütüyor/ Fotoğraf: New York Times
Banka'nın merkezi ve Banka'ya bağlı 12 federal merkez bankasının (Boston, New York, Philadelphia, Cleveland, Richmond, Atlanta, Chicago, St. Louis, Minneapolis, Kansas City, Dallas ve San Francisco) yönetim ve araştırma kademelerinde çalışan en az 20 Türk bulunuyor. 
Örneğin, Fed'de 1989'dan bu yana görev yapan, Dallas Fed Başkan Yardımcısı Mine Kuban Yücel bu isimlerden yalnızca biri. 

Türkiye'de ilk şart: Vatandaşlık
Türkiye'de ise durum biraz daha farklı. 
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın işe alımlarında "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak" birincil şart. 
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yer alan "Devlet memurluğuna alınacaklarda genel ve özel şartlar"ın ilki de yine "Türk vatandaşı olmak". 

"Fed bir dönem Amerikalı olmayan insan almakta zorlanıyordu, daha sonra değişti"
Hemen hemen hiçbirimizin aklına gelmeyen "Merkez Bankası'nda neden bir yabancı çalışmasın ki?" sorusunu soranlardan biri Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak oldu. 

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak/ Fotoğraf: YouTube
Bloomberg HT'de yayınlanan "Profil" programında konuşan Gürkaynak, bir ekonomistin gerekli yetkinliklere sahip olduktan sonra hangi milliyetten geldiğinin önemli olmadığına vurgu yaptı. 
Yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Princeton Üniversitesi'nde tamamlayan Gürkaynak, Amerikan Merkez Bankası'nda çalıştığı 2001-2005 dönemini şu sözlerle anlattı: 
"Fed o zamanlar Amerikalı olmayan insan almakta zorlanıyordu. Şimdi böyle bir şey yok. Hatta bunda benim de parmağım oldu. 
Fed, uluslararası bir kuruma dönüştü ve bu, iyi bir şey aslında. Amerikalıların iyi yaptığı bir iş. 
Amerikan Merkez Bankası'nda iki kol var. Bunlardan biri para politikasına karar veren insanların oluşturduğu FOMC (Federal Açık Piyasa Komitesi/Federal Open Market Committee). Diğeri daha aşağı kademedeki iktisatçılar. Onların çıkarttığı tahminler, "böyle yaparsak şöyle olur" gibi hazırladıkları senaryolar var. 
FOMC, kendilerine gelen bu bilgiyi görüyor ve ona göre bir karar veriyorlar. Bunu başka insanların yapmasında da bir sakınca yok."
"Bizim merkez bankamıza Türkiye vatandaşı olmayan birisini almak mümkün değil zannediyorum" diyen Gürkaynak'a göre birisi ‘Ben Merkez Bankası'nda çalışmak istiyorum' diyorsa ve kendisi iyi bir iktisatçı, iyi bir merkez bankacı ise "gelsin çalışsın" diyebilmek lazım. 
İktisat Profesörü Gürkaynak, "O uzmanlıktan o katma değeri alabilmek lazım. Amerikalılar bunu yapıyorlar. Fed'de bir dünya İtalyan var, epey Türk var" diyor. 

"Doktora şartı var ve ABD'de doktorayı yabancılar yapıyor"
Bu açıklamalarının ardından Gürkaynak'a, Amerikan Merkez Bankası'nda çalıştığı dönemdeki istihdam yapısını soruyoruz. 
"Fed, benden önce araştırma pozisyonlarına yabancıları alıyordu. Ancak para politikasına dokunmayan pozisyonlardı bunlar" diyerek başlıyor söze ve durumun nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor Independent Türkçe'ye yaptığı açıklamada: 
"Fed'de çalıştığı dönemde The Congressional Budget Office'e (Amerikan Kongresi Bütçe Ofisi) bir konuşma yapmaya gittim. 
Orada başka bir Türk ile tanışmış ve kendisine orada nasıl çalışabildiğini sormuştum. "ABD, güvenlik ve savunma anlaşması olan ülkelerden insan çalıştırabiliyor" yanıtını almıştım. 
1-2 sene sonra Amerika'da şu mesele ortaya çıktı: "İyi bir okulda doktora yapmış olsun, para politikası üzerine çalışmış olsun, yaptığı iş çok iyi olsun, merkez bankasında çalışmak istiyor olsun ve ABD vatandaşı olsun" seti giderek küçülüyordu. Çünkü doktorayı ABD'de yabancılar yapıyor."
ABD Nüfus Sayım Bürosu'nun verilerine göre ülkede 25 yaş üstü nüfusta doktora derecesine sahip kişilerin oranı 2000-2018 yılları arası yüzde 2'den yüzde 4,5'e çıktı. 

ABD ile NATO anlaşması olan ülkeler
İstenilen özelliklerde çalışan bulunmada sıkıntı yaşanması sonrası, "Bütçe ofisinde yapılabiliyorsa, bu Fed'de de yapılabilir" diyerek yabancı istihdamı fikrini çalıştığı kuruma sunan Refet Gürkaynak, "Ben Fed'deyken biz de o sisteme geçtik. Dolayısıyla Türkiye'nin ABD ile NATO anlaşması olduğu için Türkler de Amerikan Merkez Bankası'na alınabildi" sözleriyle anlatıyor o dönemi. 

Merkezi Washington'da yer alan ABD Merkez Bankası'nın binası/ Fotoğraf: AP
Önceleri Fed'in yeşil kart (Green Card/ABD'de oturma ve çalışma izni için gerekli belge) sponsoru olmadığını aktaran Gürkaynak, bu durumun 2006–2014 yılları arası Başkanlık yapmış Ben Bernanke döneminde değiştiğini ifade etti. 

"İyi ekonomist Türkiye'den çıkmıyorsa, yurtdışından istihdam edilebilir"
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nda yabancı uyruklu birinin çalıştırılması fikrini de sorduğumuz Refet Gürkaynak, istenilen özelliklere sahip birinin Türkiye'den çıkmaması durumunda yurt dışındaki kişilere yönelmenin normal olduğunu söyledi: 
Belli özelliklere haiz insanlar istiyorsun, merkez bankacılığı yapabilsin istiyorsun, "şu analizi yapabilsin, şu veriyi çalışmış olsun" gibi teknik özellikler arıyorsun. 
"Eğer böyle biri Türkiye'den çıkmıyorsa ve yurtdışından birisi "Ben bunları yapabiliyorum, yapmak da istiyorum" diyorsa çalıştırılabilmeli. "Çok iyi olurdu ama yanlış pasaport, dolayısıyla istihdam edemiyoruz" denmemeli.
Sonuç: Normalde yapacağımızdan daha kötü para politikası çıkıyor. 
Elbette ki bu işin güvenlik boyutu var. İstihdam ederken, özen göstermek gerekiyor. Ülkenin vatandaşı olmayan insan, para politikasını ne kadar önemseyecek buna bakılmalı."

"Çok iyi kaleciyi pasaportu nedeniyle almıyorsak sonuç, 'Mütemadiyen gol yemek' olur"
TCMB'de yabancı istihdamını "yabancı futbolcu oynatmaya" benzeten Gürkaynak, "İyisi yerlisinden çıkıyorsa Türkiye vatandaşı ile de yaparsın. Ancak çıkmıyorsa, kendini ülkenin vatandaşı olan insanlarla kısıtlamanın bir alemi yok" ifadelerini kullandı.
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Gürkaynak, "Sonuçta iş şuna geliyor: Çok iyi kaleci vardı. Getirecektik. O gelmek istiyordu, biz gelmesini istiyorduk. Pasaport tutmadığı için olmadı. Kova kaleciyi koyduk buraya, mütemadiyen gol yiyoruz. Kim mutlu? Kova kaleci mutlu. Çalışmaması gereken bir yerde, almaması gereken maaşı alıyor" değerlendirmesini yaptı. 
Memuriyetin bir "iş yapma yeri" olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Refet Gürkaynak, şöyle devam etti: 
"Kurumu, iş yapmak yerine istihdam yaratma yeri olarak görüyorsanız o zaman şunu açık açık söylemiş oluyorsunuz: Benim birinci derdim işi en iyi yapacak insanı getirmek, dünyanın neresinde olursa olsun onu alayım ve bu işi yaptırayım değil. Benim birinci derdim bizim çocukların iş bulması."
Independent Türkçe



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times