Cezayir’in hava sahasını Fransa'ya kapatmasının Sahel bölgesine etkisi

Yapılan değerlendirmeler Cezayir’in hava sahasını kapatmasının, Fransa’yı askeri müdahalelerin lojistik ve uçuş maliyetlerinde bir artışla karşı karşıya bırakabileceği yönünde.

Fransa Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü, Cezayir’in hava sahasını kapatma adımının, Sahel Bölgesi’ndeki askeri operasyonları etkilemeyeceğini söyledi (AFP)
Fransa Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü, Cezayir’in hava sahasını kapatma adımının, Sahel Bölgesi’ndeki askeri operasyonları etkilemeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Cezayir’in hava sahasını Fransa'ya kapatmasının Sahel bölgesine etkisi

Fransa Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü, Cezayir’in hava sahasını kapatma adımının, Sahel Bölgesi’ndeki askeri operasyonları etkilemeyeceğini söyledi (AFP)
Fransa Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü, Cezayir’in hava sahasını kapatma adımının, Sahel Bölgesi’ndeki askeri operasyonları etkilemeyeceğini söyledi (AFP)

Ali Yahi
Cezayir'in Fransız askeri uçaklarının Mali ve Nijer'e gitmek için kullandığı hava sahasını kapatmasının ardından tüm gözler Sahel ülkelerine çevrildi. Zira bölgenin terör eylemlerinin artmasına yol açacak şekilde, birçok bölgesel ve uluslararası güç arasında bir ‘çatışma’ arenasına dönüşmesi an meselesi.

Zor bir durum
Cezayir, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Sahel bölgesindeki Fransız askerleri geri çekmeye yönelik kararından geri adım attığı ve Sahel bölgesi ülkelerinde güvenlik tehditlerinin yapısı karşısında Fransa’nın da askeri müdahalesinde taktik değişikliklere gittiğini duyurduğu bir dönemde Fransız askeri uçaklarının hava sahasını kullanmasını yasakladı. Bu karar, Fransa’yı Sahel bölgesindeki askeri varlığının ‘gerekçesini’ bölgeyi kaosa sürükleyebilecek terörizmle mücadele etme ve güvenlik ve istikrarı sağlama görevini boşa çıkarabilecek olan yabancı askeri varlığın kartlarını yeniden karacak şekilde bir yol ayrımıyla karşı karşıya bıraktı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Fransa, Ocak 2013’te Mali'ye askeri müdahalede bulunmuş, Cezayir hava sahasını da savaş uçaklarının geçiş güzergahı olarak kullanmaya başlamıştı. Aradan sekiz yılı aşkın bir süre geçti. Fransa, Sahel ve Sahra bölgelerinde zor bir durumda karşı karşıya. Fransa, bir yandan Çad ve Mali gibi bölge ülkelerindeki değişiklikler, diğer yandan Rusya, Çin ve Türkiye gibi bazı uluslararası güçlerin bölgedeki rekabeti ile oluşan son derece karmaşık siyasi ve güvenlik durumları çerçevesinde, terör örgütleriyle mücadele edememenin zorluklarını yaşıyor.
Tüm bunlarla birlikte Sahel-Sahra ülkeleri ile yakından ilgili en önemli iki ülke olan Cezayir ve Fransa arasındaki durum daha da kötüleşebilir. Bölge ülkeleri başta Libya’da, paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların ülkeden çıkmasına yönelik bir anlaşmaya varılması durumunda, yaklaşık 30 bin savaşçının bölgeye yayılması olasılığı nedeniyle güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden zorlu krizlerle karşı karşıyalar. Tüm bunlara Sahel bölgesinin önemli bir koridor olduğu, ulus ötesi organize suç faaliyetleri de ekleniyor.

Büyük güçlerin çatışma arenası
Afrika uzmanı ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Mebruk Kahi, konuyla ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede Sahel bölgesinin uzun yıllar Fransa’nın tekelinde kaldıktan sonra Ortadoğu gibi büyük güçlerin mücadelesi ve nüfuz merkezleri kazanma rekabeti için çatıştıkları bir arena haline geldiğini düşündüğünü söyledi. Rusya’nın bölgeye Wagner paralı asker şirketi aracılığıyla girişinin önünü açacak olan güçlü bir nüfuzu olduğuna dikkati çeken Prof. Kahi, Mali ve Çad'ın halen geçiş süreçlerinde bulunmaları, Nijer'in zorlu bir iktidar geçişine tanık olması, Moritanya'da ise durgunluğun yaşanması nedeniyle Sahel bölgesindeki istikrarsızlığın devam etmesinin Fransa’nın başarısızlığı olduğunu vurguladı.
Prof. Kahi, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un önce Fransız güçlerinin Sahel bölgesinden çekildiğini ve yeni bir güç oluşturduğunu, ardından geri adım atarak, bunun bir yeniden konuşlandırma olduğunu, ancak daha sonra Bamako’yu Wagner şirketi ile sözleşme yapılması durumunda tekrar geri çekilmekle tehdit ettiği açıklamalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Bunun, Fransa'nın kararı konusunda kafa karışıklığı yaşadığının bir delili olduğunu söyledi. Macron, Bamako’yu kararından geri adım atmaya ikna etmek için Fransa Savunma Bakanı’nı Mali’ye göndermişti. Prof. Kahi’ye göre Fransa’nın Cezayir'le arasının bozulması ise ona Fransız savaş uçaklarının Sahel bölgesine geçiş güzergahının kapatılmasına mal oldu.
Fransa'nın Sahel bölgesindeki durumu düzeltmek için zamanla yarıştığını belirten Prof. Kahi, Cezayir'in kararının Fransa'ya çok pahalıya mal olacağının da altını çizdi. Prof. Kahi, gelecekte iki ülke arasında özellikle güvenlik alanında iş birliği olmayacağını, Cezayir'in Sahel bölgesindeki Fransız güçlerine yakıt ve gazyağı tedarik etmeyi bıraktığını ve bölgedeki hiçbir ülkenin de bu ihtiyaçları karşılayamadıklarını söyledi. Prof. Kahi, bölgenin geleceğiyle ilgili olarak da meselenin, elitlerin oyunun iplerini ne ölçüde ellerinde tutukları ve bu ipleri kendi lehlerine oynattıklarıyla ilgili olduğunu vurguladı.
Mali’nin Rusya'yı güvenilir bir ortak olarak nitelendirerek ondan rekor denecek kadar kısa bir süre içinde dört adet taarruz helikopteri aldığına dikkati çeken Prof. Kahi, müttefiki Rusya’nın Mali'ye, güvenliğini kontrol etmesine ve sınırlarını izlemesine yardımcı olacak güçlü silahlar temin edeceğini söyledi. Aynı şeyin Fransız tarafıyla mümkün olmadığına işaret eden Prof. Kahi, Cezayir'in Mali'nin güçlenmesi ve sınırlarını kontrolü altına almasından çıkarı olduğunu, bunu da ancak Rusya ile başarabileceğini kaydetti. Prof. Kahi’ye göre bunun nedeni ise Wagner. Kahi durumu, Wagner’in paralı askerleri, devrilmesi güç olan Bamako'daki siyasi otoriteyi korurken Malili güçlerin, terörist gruplarla mücadeleye daha fazla yönelebilmeleri olarak açıkladı. Sahel bölgesindeki durumun istikrara, güçlü yönetimlerin oluşmasına ve ardından yerel kalkınma süreçlerinin başlamasına doğru ilerleme kaydetmesini beklediğini belirten Prof. Kahi, Cezayir'in bölgedeki mayınların temizlenmesi için Fransa dışında Rusya, ABD ve Çin ile koordineli olarak çalıştığını da sözlerine ekledi.

Ölümler ve konuşlanma
Sahel bölgesi, Fransız güçleri, Mağrip el-Kaidesi, Büyük Sahra'daki DEAŞ, Batı Afrika'daki DEAŞ ve Boko Haram arasında doğrudan çatışmalar için açık bir alana dönüştü. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) göre bu durum, kurbanların sayısında artışa ve bir milyondan fazla insanın başka bölgelere göç etmesine neden oldu.
Silahlı Çatışma Konum ve Etkinlik Veri Projesi (ACLED) verilerine göre 2020 yılının ilk yarısında, 4 bin 660'tan fazla kişi bu çatışmalarda yaşamını yitirdi. Bölge ülkelerindeki terör saldırılarının sayısı da son yıllarda önemli ölçüde arttı. Verilere göre 2016 yılında 90 olan terör saldırılarının sayısı 2017 yılında 194'e yükseldi. 2018 yılında ise bu sayı ikiye katlanarak 465 olurken 2019 yılında terör saldırılarında ölenlerin sayısı 4 bine ulaştı.
Veriler, Sahel ülkelerinde durumun terörizm nedeniyle yönetimleri yanı sıra vatandaşların da tehdit altında olduğuna işaret ediyor. Olaylar, uluslararası güçlerin de konum kazanmak için aktif bir şekilde hareket ettiklerini teyit ediyor. Peki, Fransızların geri çekilmesi veya asker sayısının azaltılması neye yol açar?

Sonuçlar
Fransa’nın Sahel bölgesindeki durgunluğunun farklı düzeylerde bir takım yansımaları oldu. Bunlardan en önemlisi Paris'in uluslararası arenadaki nüfuzunu artıran bir sahayı kaybetmesiydi. Şimdi bazı uluslararası ve bölgesel güçler, stratejik boşluğu doldurmak, bölge ülkelerinin kaynakları ve servetleri üzerinde daha fazla nüfuz, hakimiyet ve kontrol sağlamak için bölgeye yönelecektir.
Fransa’nın adımı, Sahel ülkeleri, komşuları ve Avrupa'ya yönelik güvenlik tehditlerini de artıracaktır. Özellikle terör örgütlerinin bölgede yayılmasına ve geniş bölgeleri kontrol etmesine karşı yapılacak terör operasyonları, yasa dışı göç dalgalarını da tetikleyecektir.
Askeri müdahalelerin maliyeti artacak
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Abdulvahhab Hafiyan, Cezayir’in Fransa’ya hava sahasını kapatmasının, Fransa için özellikle Sahel ülkelerindeki askeri müdahalelerin lojistik ve uçuş maliyetlerini artırmanın yanı sıra bölgedeki kritik müdahaleleri ve özellikle Çad'daki üslere yapılan tedarikleri yavaşlatacağını belirtti. Maliyetlerdeki artışın, Fransız kamuoyunda Sahel bölgesindeki askeri müdahalelerin etkinliği hakkında soru işaretlerinin belirmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Hafiyan, bunun da Wagner aracılığıyla Rusya'nın bölgede var olmasının yolunu açtığını söyledi.

Kararın sınırlılığı
Fransa Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Albay Pascal Ianni yaptığı açıklamada, Cezayir’in hava sahasını kapatma kararının Mali'deki radikal gruplara karşı verilen mücadelede Paris’in askeri desteğinin akışı üzerinde sınırlı bir etkisi olduğunu kabul etti. Albay Ianni, bu yüzden Fransız askeri uçaklarının uçuş planlarını yeniden düzenlemek zorunda kalacaklarını söyledi. Ancak Ianni bu durumu, Fransa'nın Sahel bölgesinde yürüttüğü ‘istihbarat operasyonlarını veya misyonlarını etkilemeyeceğini’ vurguladı. Albay Ianni ayrıca genellikle insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen Sahel bölgesindeki Fransız keşif uçuşları için İHA’ların Nijer'in başkenti Niamey'deki hava üssünün kullanıldığını ve Cezayir hava sahasını kullanmadıkları için bundan etkilenmeyeceklerini kaydetti.



Mısır’da yoksulluk tartışması, hükümetin icraatlarını açıklayacağı konferans öncesinde gündemde

Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)
Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)
TT

Mısır’da yoksulluk tartışması, hükümetin icraatlarını açıklayacağı konferans öncesinde gündemde

Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)
Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)

Mısır’da bazı milletvekilleri, hükümetin icraatlarını kamuoyuna açıklamak üzere düzenlemesi beklenen konferans öncesinde, ülkedeki yoksulluk oranlarına ilişkin soru önergesi verdi. Yoksulluk oranları birkaç yıldır açıklanmazken, bölgesel çalkantıların derinleştirdiği ekonomik krizler nedeniyle bu oranların yükseldiği tahmin ediliyor.

Mısır Temsilciler Meclisi’nden dokuz milletvekili, çarşamba günü hükümete ülkedeki yoksulluk oranlarının hangi seviyeye ulaştığını sordu. Yoksulluk oranı, 2019-2020 dönemine ilişkin Eylül 2020’de açıklanan son resmî verilere göre yüzde 29,7 olarak kaydedilmişti.

Milletvekilleri, “Hükümetin, milletvekillerinin denetim mekanizmaları aracılığıyla sunduğu talepler üzerine gelir ve harcama araştırmasını Meclis’e göndereceğine defalarca söz vermesine rağmen, söz konusu araştırma henüz yayımlanmadı” ifadelerini kullandı.

Milletvekilleri ayrıca, “2021’den bu yana Mısır’daki yoksulluk oranlarını bilmeden hükümetin icraatları nasıl değerlendirilebilir?” sorusunu yöneltti.

Hükümet, geçtiğimiz dönemde izlenen politikaları, bunların sonuçlarını ve söz konusu adımlar atılmasaydı neler yaşanabileceğini kamuoyuna anlatmak amacıyla ulusal bir forum düzenlemeyi planlıyor. Hükümet Sözcüsü Muhammed Adil’e göre forumda vatandaşların önerileri ve görüşleri de dinlenecek.

Adil, çarşamba akşamı televizyonda yaptığı açıklamada, 19-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenmesi planlanan foruma ait resmî internet sitesi üzerinden vatandaşların kayıt yaptırabileceğini, görüşlerini iletebileceğini ve katılım talebinde bulunabileceğini belirtti. Adil, birkaç gün önce açılan sitenin bugüne kadar bir milyondan fazla ziyaret aldığını kaydetti.

Sürekli gündeme gelen bir tartışma

Mısır’da yoksulluk oranları ve bu oranların neden açıklanmadığına ilişkin tartışmalar yeni değil. Milletvekillerinin soru önergesinde de belirtildiği üzere, bu konu belirli aralıklarla yeniden gündeme geliyor.

Reform ve Kalkınma Partisi’nin Meclis Grup Başkanı ve soru önergesini veren dokuz milletvekilinden biri olan İrin Said yaptığı açıklamada, kendisinin ve bazı milletvekillerinin önceki yasama döneminde de benzer soru önergeleri sunduğunu, ancak henüz somut sonuçlara veya doğrulanmış bilgilere ulaşamadıklarını belirtti.

dfg
Kahire'nin merkezindeki işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı semtlerden biri. (Şarku’l Avsat)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, geçen aralık ayında yaptığı açıklamada, yoksulluk oranının 2020’de açıklanan seviyenin bir miktar üzerine çıktığını kabul etmiş, ancak artışın boyutunu paylaşmamıştı. Bazı basın kuruluşlarının haberlerinde ise yoksulluk oranının yaklaşık yüzde 34’e yükseldiği öne sürüldü.

Yazar ve siyasi analist Cemal Esad, hükümetin yoksulluk oranlarını açıklamamasını eleştirdi. Esad, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Enflasyon ve diğer ekonomik göstergelere ilişkin açıklanan rakamlar bile vatandaşların sokakta hissettiği gerçeklerden daha düşük. Peki, bir de hiç açıklanmayan rakamları düşünün” ifadelerini kullandı.

Mısır’da yıllık enflasyon oranı geçen ağustos ayında yüzde 14,5 olarak kaydedildi. Bu oran temmuz ayında yüzde 14,9 düzeyindeydi.

Siyasi açıdan zor bir mesele

Siyaset sosyolojisi profesörü Said Sadık, hükümetin milletvekillerinin talebine kısa süre içinde cevap vererek yoksulluk oranlarını açıklamasını beklemediğini söyledi. Sadık, dokuz milletvekilinden biri olan Muhammed Fuad’ın, talebin altı ay önce hükümete iletilmesine rağmen henüz sonuç alınamadığını belirten açıklamasına dikkat çekti.

Sadık, hükümetin yoksulluk oranlarını açıklamaya hazır olmadığını kaydetti. Bu ay düzenlenmesi planlanan ulusal forumda büyük olasılıkla farklı göstergelerin öne çıkarılacağını belirten Sadık, bunlar arasında gayrisafi yurt içi hasıla büyümesi, işsizliğin 2025’te yüzde 6,3’e gerilemesi, bütçede faiz dışı fazla verilmesi, sosyal koruma paketleri, kara yolları, elektrik santralleri ve limanlara yönelik yatırımlar ile bölgesel krizlerin etkilerinin aşılması ve mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi gibi başlıkların yer alacağını ifade etti.

Sadık’a göre yeni yoksulluk oranlarının açıklanması “siyasi açıdan zor bir mesele”. Sadık, “Rakam yükselirse hükümetin başarı söylemine ilişkin şüpheler artar. Güncel bir araştırma olmadan düşüş açıklanırsa da bu rakamlara inanılmayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Milletvekili Ravya Muhtar da hükümetten, ekonomik politikaların vatandaşların gelirleri ve yaşam standartları üzerindeki gerçek etkisini ortaya koyacak güncel ve kapsamlı verileri paylaşmasını istedi.

Dokuz milletvekilinden biri olan Muhtar yaptığı açıklamada, “Hükümetin performansını ve başarılarını, yoksulluk oranlarındaki ve vatandaşların gelirlerindeki değişimi gösteren güncel veriler olmadan eksiksiz biçimde değerlendirmek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Sadık ise hükümetin yoksulluk sorununu, etkilerini hafifletmeye yönelik politikalarla ele aldığını belirtti. Bu politikalar arasında gıda yardımları, yoksulluk sınırının altındaki kesimlere yönelik Tekafül ve Kerame sosyal yardım programları, maaş artışları ve olağanüstü destek paketleri bulunuyor. Sadık’a göre bu önlemler, enflasyonun vatandaşlar üzerindeki etkisini sınırlandırmayı amaçlıyor.


Irak: İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kampı SİHA’larla vuruldu

Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)
Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)
TT

Irak: İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kampı SİHA’larla vuruldu

Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)
Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)

Irak Kürdistan Bölgesi Terörle Mücadele Birimi, dün akşam İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kaldığı bir kampın, Erbil vilayetine bağlı Xebat ilçesinde iki insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındığını açıkladı. Kamp, Bağdat’ın yaklaşık 450 kilometre kuzeyinde bulunuyor.

Bölgedeki Terörle Mücadele Birimi tarafından yapılan açıklamada, kurumun elde ettiği bilgilere göre Erbil vilayetinin Xebat ilçesine bağlı Rizgari nahiyesindeki İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kampına dün akşam patlayıcı yüklü iki SİHA ile saldırı düzenlendiği belirtildi.

Açıklamada, saldırıda can kaybı yaşanmadığı kaydedildi.


Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
TT

Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)

Suriye’nin Haseke kentinde, 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son bir haftada yaşanan hızlı gelişmeler kapsamında, Özgürlük Meydanı’nda dün ulusal bayrak en yüksek direğe çekildi. Törene çok sayıda vatandaş ve resmî yetkili katılırken, hükümet yetkilileri de yargı sistemini yeniden işler hâle getirmek amacıyla Adalet Sarayı’nda incelemelerde bulundu.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, kent merkezindeki ana meydanda ulusal bayrağın geniş halk ve resmî katılımla göndere çekildiğini belirtti. Hilali, törene Haseke Valisi Nureddin Ahmed’in yanı sıra bölgeden Halk Meclisi üyelerinin, askerî yetkililerin ve güvenlik yetkililerinin katıldığını söyledi.

Tören sırasında kentin farklı mahallelerinden gelen vatandaşlar ana meydanda toplandı. Kalabalık, devletin vilayet üzerindeki kontrolünü tamamen sağlaması yönünde sloganlar attı.

Etkinlik, katılımcıların ve vatandaşların güvenliğini, kamu ve özel mülklerin korunmasını sağlamak amacıyla kent genelinde, özellikle merkezde yoğun iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı bir ortamda gerçekleştirildi.

Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)
Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)

Haseke İç Güvenlik Güçleri tören öncesinde yayımladığı açıklamada, toplu etkinlikler sırasında silah taşınmasını ve havai fişek kullanılmasını yasakladı. Açıklamada, güvenliği bozabilecek veya vatandaşların hayatını tehlikeye atabilecek davranışlardan kaçınılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik güçleri, ihlallere müsamaha gösterilmeyeceğini ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanacağını bildirdi.

Adalet Sarayı’nda inceleme

Haseke kent merkezinde bayrak töreni düzenlenirken Vali Yardımcısı Hilali, vilayetin başsavcısı Yargıç Gazi eş-Şeyh İbrahim ile birlikte Adalet Sarayı binasında incelemelerde bulundu. Hilali, ziyaretin amacının “yargı sistemini işler hâle getirmek için uygun koşulları hazırlamak” olduğunu belirtti.

Bu gelişmelerden önce, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı unsurların Adalet Sarayı çevresindeki mevzilerinden çekilmesinin ardından çarşamba günü bölgede iç güvenlik güçlerinin varlığı artırılmıştı. SDG’ye bağlı Terörle Mücadele Güçleri (HAT) ise salı günü mevzilerini İç Güvenlik Güçleri’ne teslim etti. Böylece hükümetin kent genelindeki güvenlik varlığı da güçlendirildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan aktivistlere göre, bu gelişmelerin ardından Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abdulkadir Tahhan ile Dış İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbağ, geniş bir güvenlik heyetiyle Haseke’ye geldi.

Devletin kontrolünün genişletilmesi talebi

Son gelişmeler, Haseke vilayetindeki çeşitli kent ve kasabalarda geçen cuma namazının ardından düzenlenen kitlesel barışçıl gösterilerin sonrasında yaşandı. Göstericiler, devlet otoritesinin tesis edilmesini ve devlet kurumlarının vilayetin bütün bölgelerindeki varlığının güçlendirilmesini talep etmişti.

Söz konusu gösteriler, SDG’nin ağustos ayının sonunda feshedildiğinin duyurulmasının ardından düzenlendi. Bu karar, 29 Ocak 2026’da Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında alındı. Anlaşma, eski Özerk Yönetim’in sivil, güvenlik ve askerî kurumlarının devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu.

Buna karşın Arap topluluğunun temsilcileri, entegrasyon süreci devam etmesine rağmen, Suriye devletinin vilayetin geniş kesimlerinde fiilî kontrol sağlayamadığını belirtiyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan ve sosyal medyada faaliyet gösteren Arap topluluğu mensubu aktivist Suheyb el-Ya‘rubi, Haseke’deki sevinç gösterilerini yansıtan videolar paylaştı. Görüntülerden birinde yaşlı bir adamın bayrak göndere çekilirken “Allahuekber” diye bağırdığı görüldü.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Ya‘rubi, görüntülere eşlik eden paylaşımında, “Haseke halkının bugün yaşadığı sevinci görenler, son yıllarda ne kadar büyük baskı ve sıkıntılar yaşadıklarını anlayabilir” ifadelerini kullandı. Aktivist ayrıca, “İki yıl boyunca rejimin düşmesinin sevincinden mahrum bırakılmaktan daha ağır ne olabilir?” diye yazdı.

Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye dönmesiydi

Haseke’deki Arap aşiretlerine mensup ve geçen cuma günü düzenlenen gösterilere katılım çağrısı yapan aktivist İbrahim el-Halebi, kentteki hızlı gelişmelerin Suriye hükümetinin halk hareketinin taleplerine verdiği bir cevap olduğunu söyledi.

El-Halebi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, feshedilen SDG’nin entegrasyon anlaşmasının maddelerini uygulamakta uzun süre oyalandığını belirtti. Bu maddelerin başında devlet egemenliğinin tesis edilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin sağlanmasının geldiğini ifade eden El-Halebi, bunun halk arasındaki gerilimi artırdığını belirtti.

El-Halebi ayrıca, SDG bünyesindeki bazı güvenlik ve siyasi çevrelerin Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı olduğunu ve entegrasyon sürecine karşı çıktığını öne sürdü. Bu çevrelerin, Haseke’deki farklı toplumsal kesimleri kışkırtan tutumlar sergilediğini ifade etti.

Mevcut koşullarda güvenliğin sağlanması ve devlet kurumlarının bölgeye girişi için askerî bir operasyonun uygun olmayacağını düşündüklerini belirten el-Halebi, bu nedenle vilayet genelinde, özellikle Haseke kent merkezinde kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyledi.

El-Halebi, amaçlarının devlete ve tüm taraflara Haseke’nin Suriye’nin bir parçası olduğunu hatırlatmak olduğunu belirterek, taleplerinin herhangi bir etnik, dinî veya toplumsal gruba karşı yöneltilmediğini vurguladı. “Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye girmesi, güvenliğin sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesiydi” dedi.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Halebi, gösterilerin önemli sonuçlar doğurduğunu savunarak, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, yardımcısının ve geniş bir güvenlik heyetinin Haseke’ye geldiğini, ardından Adalet Sarayı’nın teslim edildiğini ve ulusal bayrağın Özgürlük Meydanı’ndaki en yüksek direğe çekildiğini söyledi. Binlerce kişinin meydanda toplanarak “Bir, bir; Suriye halkı birdir” sloganını attığını belirtti.

Halk hareketinin Suriye devletinin Haseke vilayetinde tam egemenlik kurmasına kadar devam edeceğini ifade eden el-Halebi, yaşananları bir etnik veya dinî grubun diğerine karşı zaferi olarak görmediklerini söyledi. Bunun Suriye halkının iradesinin zaferi olduğunu savunan el-Halebi, devlet dairelerinin ve kamu hizmetlerinin yeniden faaliyete geçmesini, güvenliğin sağlanmasını, tutukluların serbest bırakılmasını ve yerinden edilenlerin geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

Haseke vilayetinde, aralarında el-Halebi ve el-Ya‘rubi’nin de bulunduğu kuzey Suriye’deki aktivistlerin çağrısıyla yarın bugün yeni gösteriler düzenlenmesi için hazırlıklar sürüyor. “Tek bayrak, vatanın bayrağıdır” sloganıyla yapılması planlanan gösterilerde, Suriye’deki bütün toplumsal kesimleri temsil ettiği belirtilen ulusal bayrağın göndere çekilmesi hedefleniyor.