Arap Doğalgaz Boru Hattı Ortadoğu dengelerini değiştirebilir

Suriye ve çevresindeki enerji ağları yasakları ve söylemleri test ediyor

Arap Doğalgaz Boru Hattı Ortadoğu dengelerini değiştirebilir
TT

Arap Doğalgaz Boru Hattı Ortadoğu dengelerini değiştirebilir

Arap Doğalgaz Boru Hattı Ortadoğu dengelerini değiştirebilir

Sessiz, sakin, büyük sloganlarla ilan edilmeyen sadece açıklamaların satır aralarında yer alan bir proje var. Rakiplerin ve düşmanların ‘sınırlarından’ ve ‘temas hatlarından’ geçen borular. Yasaklı raylardan geçen bir tren. Söylemleri test eden bir proje. Mısır'dan Ürdün'e uzanan Arap Doğalgaz Boru Hattı projesinden bahsediyoruz. Bu proje, aynı zamanda Suriye ve Lübnan’dan da geçiyor. Şimdiye kadar herhangi bir sorun yaşamamış olsa da asıl mesele, bu boru hattının İsrail’in doğalgazını ‘direnişin kalesine’ taşımasında.
İkinci mesele ise en azından teorik olarak, Suriye’ye karşı sert yaptırımlar uygulayan ABD’nin yasaklarından birini, yani Caesar (Sezar) Yasası’nı delmesi gerekiyor. Bu yasaklarla çevreli boru hattının çalışması için ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin bir takım muaflar tanımasına ihtiyacı var. Ancak ABD yönetimi, bu tür muafiyetleri ancak ABD Senatosu onaylarsa verebilir.
Mısır'dan başlayan Arap Doğalgaz Boru Hattı daha çok İsrail’in doğalgazını taşıyacak. Ürdün'den komşulu ülkelere ihraç edilecek elektrik de İsrail doğalgazıyla üretilecek. Buraya kadar herhangi bir sorun yok gibi görünse de bu boru hattından geçecek doğalgazın ve bu gazla üretilecek elektriğin Suriye ve Lübnan'a gitmesi asıl sorunu teşkil etmektedir. Zira Suriye ve Lübnan, İran'ın başını çektiği ‘direniş hilalinin’ sac ayaklarından biridir. Öte yandan projenin öncüsü olan ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Enerji Konularından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Amos Hochstein, aynı zamanda ‘Lübnan'ın tamamen Hizbullah'ın eline geçmesini önleme’ çabalarının da başını çekmektedir. Hochstein, ayrıca Ürdün ve İsrail arasındaki sınır müzakerelerine arabuluculuk yapmıştı. 
Bu proje hakkında siyasi, jeopolitik ve yasal nedenlerden ötürü çok fazla tartışma patlak verdi. Çünkü proje için hem siyasi hem de yasal birçok kodun çözülmesi gerekiyordu. Mısır da Ürdün de kendi şartları çerçevesinde ilerlemek istese de her ikisinin de ABD’den muafiyet garantisi almaya ihtiyaçları var. Bu noktada her ne kadar garanti verileceği söylense de bu sözler Amman ve Kahire'yi cesaretlendirmeye yetmedi. İki ay önce ABD Hazine Bakanlığı bu konuda bir açıklamada bulundu, fakat tatmin edici olmadı. Açıklamada, yaptırımlara tabi olan kişi veya kuruluşlarla iş yapılmaması ve Şam'a gelir kaynağı sağlanmaması konusunda uyarılar da yapıldı. Bu açıklama, Mısır ve Ürdün için yeterli değildi ve tatmin edici garantiler de sağlamadı. Peki, güvenli liman nerede ve nasıl bir çözüm bulunacak?
Şarku’l Avsat, bugün, bölgedeki yetkililerden alınan bilgilere ve Washington Yakın Doğu Enstitüsü tarafından yapılan, eski ABD başkanları Donald Trump ve Barack Obama'nın yönetimlerinde Ulusal Güvenlik Konseyi ve Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapan Katherine Bauer, Ben Fishman, David Schenker ve Andrew Tabler gibi uzmanların ve eski yetkililerin katılımıyla hazırlanan bir araştırmaya dayanan bölgesel doğalgaz ve elektrik ağlarının ve bunların siyasi ve ekonomik boyutlarının bir özetini okuyucularıyla buluşturuyor.
Lübnan'ın iki yıldır içinde bulunduğu ekonomik, güvenlik ve insani krizler, temel gıda maddelerindeki pahalılık ülkeyi adeta bir felaketin eşiğine getirdi. Yaşanan bu durgunlukla birlikte elektrik kesintileri artık olağan bir durum haline geldi. Ülke, Lübnan lirasının değerinin düşmesine neden olan dar politikalar, kötü yönetim ve yolsuzluk nedeniyle felç olmuş durumda. İthal yakıt fiyatlarındaki buna karşılık gelen yurt içi artış, tüketicilerin buna erişimini sınırladı ve ardından elektrik üretiminde neredeyse tamamen bir çöküşe yol açtı.
İthal edilen akar yakıt fiyatlarındaki artış, tüketicileri zor durumda bıraktı. Ardından yine akaryakıt ile edilen elektrik üretimi de neredeyse tamamen çöktü.
Washington Yakın Doğu Enstitüsü’nün araştırmasına göre Hizbullah, “ülkedeki enerji açığını kapatmak ve kalpleri ve zihinleri kazanmak” için İran’ın akaryakıt ve petrol ürünlerini Suriye üzerinden ithal etme girişimi başlattı. Bu da ABD ve Arap ülkelerinden müttefiklerini, Suriye'den üzerinden elektrik kabloları ve doğalgaz boru hatlarıyla Lübnan’a elektrik ve doğalgaz tedarik etme konusunda her geçen gün artan rekabet çerçevesinde çok daha karmaşık bir plan sunmaya itti. Elbette bu seçeneğin Lübnan ve komşuları için Hizbullah'ın planından daha sürdürülebilir olduğu inancıyla ve Lübnan’da devletin çöküşün eşiğine gelmesinin engellenmesinin yanı sıra İran’ın yörüngesinden uzaklaşması amacıyla olduğu ortada.

İki aşamalı plan
Bu plan iki aşamadan oluşuyor. Bunlardan birincisi, Ürdün’ün fazladan elektrik üretip Suriye üzerinden Lübnan'a iletmesi, ikincisi ise doğalgazın bir boru hattı aracılığıyla Mısır'dan (ve İsrail'den) Ürdün'e, ardından Suriye'ye ve daha sonra da elektrik santrallerinde kullanılmak üzere Lübnan'a gönderilmesi. Ürdün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, 28 Ekim'de Lübnanlı ve Suriyeli mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmenin ardından söz konusu planın duyurusunu yaptı. Buna göre Ürdün, -teorik olarak- Lübnan'a (saat 12 ile sabah 6 arasında 150 megavat ve günün geri kalanında 250 megavat olmak üzere) günlük 400 megavat elektrik sağlayacaktı. Fakat daha sonra Ürdün'ün Lübnan’a günlük sadece 250 megavat elektrik sağlayacağı açıklandı. Lübnan’ın şuan karşı karşıya olduğu elektrik enerjisi miktarının günlük bin 500 megavat olarak tahmin ediliyor. Bu yüzden söz konusu plan krizi tamamen çözemeyecek olsa da mevcut enerji açığının yüzde 15 ila 30'unu kapatacak ve Lübnan'ın günlük elektrik arzını yüzde 35 ila 60 oranında artıracak.
Ürdün'den alınan verilere göre ülke 2020 yılında yaklaşık 2 bin 800 gigavat saatlik bir elektrik enerjisi fazladan üretti. Bu enerji günlük 300 megavatın üzerine çıktı. Böylece, Ürdün'ün cari fazlası ile günlük 400 megavat hedefine 2020 rakamlarına göre ulaşılabilir gibi görünüyor. Ancak Ürdün'e doğalgaz ithalatının muhtemelen yedek olarak yapılması gerekecektir. Öte yandan Suriyeli yetkililer, Suriye’de Ürdün’ün enerji ağlarına bağlı hatların onarılması için 5,5 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunu açıkladılar.

İsrail’in doğalgazı
Plan, 400 megavatlık üretim hedefini sürdürülebilir kılmak için Ürdün'e giden İsrail doğalgazının yerini almak üzere Mısır'dan Ürdün'e giden doğalgaz miktarlarının artırılmasını öngörüyor. Washington Yakın Doğu Enstitüsü’nün araştırmasında, Mısır’ın Sina Yarımadası'ndan Ürdün üzerinden ve Suriye'nin bazı bölgelerinden geçerek Lübnan'a uzanan bölgesel bir ağ olan Arap Doğalgaz Boru Hattı’nın mevcut rotası göz önüne alındığında, İsrail doğalgazının daha sonra Suriye'ye yönlendirileceği belirtildi. Suriye ile Lübnan arasındaki mevcut doğalgaz boru hatlarının karmaşık durumu nedeniyle doğalgazın Lübnan'a nasıl aktarılacağı halen netlik kazanmasa da Suriye doğalgazını Lübnan'a taşıyan boru hatları üzerinden İsrail doğalgazının Suriye'ye taşınmasını öngören bir takas anlaşması söz konusu. Ancak bu düzenlemelere yönelik var olan bir takım teknik, lojistik ve politik sorunlar halen çözülmemiş durumda.
Geçtiğimiz on yıl içinde Doğu Akdeniz'deki petrol, doğalgaz ve elektrik gibi enerji kaynaklarının tablosunda birçok değişiklik meydana geldi. Büyük petrol ve doğalgaz sahalarının keşfedildiği Mısır en büyük oyuncu olarak kalmaya devam ederken diğerleri halen karada ve denizde doğalgaz ve petrol üretimleri aşamasındalar. Ancak İsrail'in doğalgaz keşifleri, kendisine enerji konusunda bağımsızlık kazandırırken Ürdün ve Mısır'a ihraç edecek kadar fazla doğalgaza kavuşmasını sağladı. Suriye ise iç savaş öncesi sınırlı ihracat kapasitesiyle büyük bir petrol ve doğalgaz üreticisiydi.
Arap Doğalgaz Boru Hattı, esasen Mısır’ın doğalgaz fazlasını, Ürdün ve Suriye'ye ihraç etmek için inşa edildi. Buradan ayrılan bir hatla da kapsamını Lübnan'a ve Türkiye'nin güneyine doğru genişletme olasılığı vardı. Şimdi ise İsrail doğalgazının Ürdün ve Suriye'ye ardından Lübnan’a ihraç edilmesi için kullanılabilecek bir altyapı sağlanmış gibi görünüyor. Mısır doğalgazı iç tüketim için kullanılırken bir yandan sıvılaştırılmış (LNG) olarak tankerlerle dünyanın çeşitli yerlerine ihraç ediliyor.

İki şehir efsanesi ve bir karar
Washington Yakın Doğu Enstitüsü’nün araştırmasına göre anlaşmayla ilgili konuşulmaya başlandığından beri boru hattından geçen doğalgazın ‘Mısır menşeli’ olduğu söylense de bu yanıltıcı açıklama ve bir şehir efsanedir. Mısır, başta doğalgaz için ödeme yapabilir. Bu yüzden de doğalgazın sahibi olarak tanımlanabilir. Fakat gazın çoğu veya tamamı, İsrail karasularında yer alan Leviathan Doğalgaz Sahası’ndan elde edilecek.
Yine aynı araştırmaya göre ikinci şehir efsanesi ise söz konusu gazın, 2003 yılında hizmete giren, Mısır ve İsrail'den gelen boru hatlarının kesiştiği Sina Yarımadası’nın kuzeyindeki Ariş şehrinden başlayan Arap Doğalgaz Boru Hattı'ndan geleceği yanılgısıdır. İlk plana göre boru hattının yıllık kapasitesi yaklaşık 10 milyar metreküptü ve Ürdün'ün Akabe kentindeki elektrik santralini, Suriye'deki üç elektrik santralini ve Lübnan'daki bir elektrik santralini beslemesi amacıyla inşa edildi. Ancak enstitünün araştırmacıları, Arap Doğalgaz Boru Hattı aracılığıyla Ürdün'e tedarik edilen gazın ya tamamının İsrail'den temin edildiğini ya da en azından İsrail ve Mısır gazının bir karışımı olduğunu söylüyorlar.
Son yirmi yılda Mısır, Suriye ve Lübnan'da yaşanan siyasi krizler doğalgaz akışında kesintilere neden oldu. Bu da Arap Doğalgaz Boru Hattı projesinin yeniden gözden geçirilmesine yol açtı. En önemli değişiklik Ürdün'ün Mısır’dan değil İsrail’den doğalgaz tedarik etme kararıydı.
Araştırmada bu noktada şu ifadeler yer aldı:
“2020 yılından bu yana İsrail'in Leviathan Doğalgaz Sahası’nda üretimine başlanan doğalgaz, Arap Doğalgaz Boru Hattı ile kesişmeden önce İsrail'den geçen ve Taberiye Gölü'nün hemen güneyinden Ürdün'e bağlanan bir boru hattı aracılığıyla yılda 3 milyar metreküp olarak tedarik ediliyor. Bu miktar Amman'ın kuzeyindeki Ürdün elektrik santrallerine akıyor.”
Ürdünlü kaynaklar, söz konusu doğalgazın, İsrail doğalgazının akışını engellediği anlaşılan Arap Doğalgaz Boru Hattı'ndan ayrı bir boru hattı aracılığıyla sağlandığını söylediler. Ancak, araştırmayı hazırlayan yazarlar Ürdün’ün bu açıklamasını doğrulamadılar.
Ayrıca Suriyeli ve Lübnanlı yetkililer, gazın İsrail’e ait olduğunu yalanladılar. Fakat araştırmayı hazırlayan uzmanlara göre Suriye, İsrail doğalgazının kendi topraklarından geçmesi fikrini kabul edebilir. Teoride de, İsrail'den gelen takviye miktarlar Ürdün'ün kuzeyindeki Arap Doğalgaz Boru Hattı'na pompalanabilir. Bu gazın bir kısmı güneye Ürdün’ün elektrik santrallerine, bir kısmı da kuzeye Suriye'ye gidebilir. Fakat bu düzenlemenin ticari olması için yaklaşık on beş yıl geçerli olması gerekiyor. Bu yüzden mevcut plan, Lübnan'a yardım etmek ve Suriye'yi İran’ın yörüngesinden uzaklaştırmak için daha kısa vadeli reformlar öngörüyor.

Finansman ve çıkarlar
Kamuoyunda, gerekli onarımların maliyetlerinin nasıl karşılanacağına ve temel aktarım hatlarının kapasitesinin nasıl artırılacağına ilişkin mevcut tartışma, gerekli fonların Dünya Bankası'ndan alınabileceğine işaret ediyor. Edinilen bilgilere göre Rusya, ABD’ye bu dosyayı Dünya Bankası'na taşıması için baskı yaptı. Ancak bu durum, devlet hazinesinin bomboş ve vatandaşların ciddi mali sıkıntılar içinde olduğu bir dönemde Lübnan’da elektrik masraflarının kim tarafından karşılandığı sorusunu akıllara getiriyor. Bu sorulara tatmin edici cevaplar verilmeden Dünya Bankası, projenin ticari olarak uygulanabilir olacağına dair gerekli güvenceye sahip olmayacaktır.
Bu finansmandan aynı zamanda doğalgaz tedarikiyle ilgili masrafların da ödenmesi planlanıyor. Araştırmada “Leviathan Doğalgaz Sahası’nın üretim haklarına sahip olan ABD merkezli çok uluslu enerji şirketi Chevron Corporation ve İsrailli şirketler, başta Mısır olmak üzere söz konusu ülkelerin hiç birine bedavaya doğalgaz tedarik etmeyeceklerdir. Kahire de elektrik faturalarını ödemeye hiç niyeti olmayan yahut az bir ödeme yapacak olan Lübnanlı kullanıcılara fon sağlamak istemeyecektir” denildi. Buna karşın Dünya Bankası'nın kuzeye tedarik edilen elektrik enerjisini veya Lübnan'a sağlanan doğalgazı ödeyeceği bildirildi. Ancak araştırmaya göre Arap ülkelerinden finansman sağlanması fikrinin gerçekleşme ihtimali zayıf ve bu fikir sadece Şam ve Beyrut ile Arap ülkeleri arasındaki temasları çerçevesinde kalıyor.
Araştırmada İsrail açısından, Suriye ve Lübnan'a doğalgaz tedarik etmeyi kabul etmenin ‘şüphesiz siyasi ilişkiler açısından şartlı veya bir çıkar çerçevesinde olacağına’ işaret edildi. Araştırmaya göre bu plan Lübnan’da devleti çöküşün eşiğinden kurtarmaya yardımcı olacak. Bu da Hizbullah ve İran'ın çıkarına hizmet edecek. Ayrıca araştırmada, İran'ın Suriye'nin güneyini işgal etmesinin, üç ülkenin sınırlarının birleştiği bölgenin esasen bir savaş sahası olduğu anlamına geldiği, bunun da Batılı ülkelerin Rusya'nın Suriye'nin güneyinde genişlemesine üstü kapalı olarak verdikleri desteği açıkladığı belirtildi. Lübnan ve İsrail'in ortak deniz sınırları üzerinde bir uzlaşmaya varamaması da esas olarak petrol ve doğalgaz rezervleriyle ilgili bir biriyle çelişen iddialardan kaynaklanıyor.

Suriye ne olacak?
Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden geçen on bir yılın ardından, tükenmişlik ve ekonomik sömürü, Arap ülkeleri arasında Suriye rejimini iyileştirme ve Şam ile ilişkileri normalleştirme yönünde artan bir eğilimi körüklüyor. Biden yönetimine, Trump yönetiminden birçok yönden hırslı olarak kabul edilen bir Suriye politikası ve ‘hem Suriye rejimine hem de müttefiklerine müzakere edilmiş bir çözüm bulmaları için baskı yapan’ bir politika miras kaldı.
ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, 2018 yılında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'ne bu konuda şunları söylemişti:
“ABD, Suriye'nin yeniden inşasına yardım etmeyecek. Aynı şekilde Cenevre'de yeni bir anayasa oluşturulmasını ve Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde özgür, adil ve Suriye halkının iradesini yansıtan seçimlerin yapılmasını öngören 2254 sayılı BMGK kararı çerçevesinde güvenilir bir siyasi sürecin oluşturulamaması nedeniyle bu konuda yardımcı olmaya çalışan diğer ülkelere de destek olmayacak. DEAŞ’ın yenilgisini kalıcı hale getirmek için Suriye'deki varlığımızı sürdürürken, bir yandan da İranlı güçlerin Suriye'nin tamamından çekilmesi konusundaki stratejik hedefe de bağlıyız.”
ABD, bu tutumuyla yalnızca Suriye'yi yeniden inşa etme çabalarını caydırmakla kalmadı, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i siyasi olarak izole etmek amacıyla diğer ülkeleri, Şam ile daha yakın diplomatik ilişkiler kurma çabalarından uzaklaştırdı.
Bu adımların yanı sıra Haziran 2020 tarihinde yürürlüğe giren ve Suriye rejimine yönelik askeri olmayan baskının çekirdeğini oluşturan Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’nda öngörülen prosedürler başta olmak üzere ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından Suriye rejimine ekonomik yaptırımlar uygulandı.
Araştırmanın yazarları bu konuda ise şunları yazdılar:
“ABD’nin uyguladığı politika tutarlı bir politika olsa da başarılı değildi. Elbette Esed, Donald Trump’ın başkanlığı sırasında büyük ölçüde uluslararası arenadan uzak kaldı. Ancak Rusya'nın desteğiyle rejim, uluslararası baskılara dayanabildi ve BMGK’nın 2254 sayılı kararında herhangi bir ilerleme kaydedilmesine izin vermedi.”
Şam ile son zamanlardaki bölgesel ilişkilerin çoğu Lübnan'a İran’ın enerji tedarikine alternatif olarak getirilen ABD destekli enerji tedariki planına bağlanmış durumda. İki plan önerildi. İlki Ürdün elektriğinin Suriye üzerinden aktarılması. İkincisi ise Mısır (veya İsrail) doğalgazının Ürdün ve Suriye üzerinden bir boru hattı aracılığıyla taşınması. Bu plan her ne kadar Şam'a ekonomik olarak yarar sağlayacak olsa da Biden yönetimi bu çabaları destekliyor. Fakat Ürdün, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Suriye ile ilgili vizyonları Lübnan'a enerji tedariki meselesinin çok ötesine geçiyor.

Ürdün’ün çıkışı
Ürdün, son dönemde Suriye ile normalleşmek için en dikkat çeken adımlardan bazılarını attı. Suriyeli üst düzey yetkililerle birçok görüşmeye ev sahipliği yaptı. Suriye Devlet Başkanı Esed ile Ürdün Kralı 2. Abdullah arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Ürdün Kralı, bir röportajında Batı kamuoyuna ekonomi ve kaynak ile ilgili nedenler ve ülkede Şam ile daha aktif etkileşim kurmayı gerektiren 650 binden fazla Suriyeli mültecinin varlığından ötürü Ürdün’ün yakın komşusu Suriye görmezden gelemeyeceğini anlatmıştı.
Amman ve Şam arasındaki resmi ilişkilerin bir kısmı güvenlik meselesiyle ilgiliyken büyük çoğunluğu ekonomik meselelerle ilgilidir. Dünya Bankası'nın verilerine göre Ürdün’de işsizlik oranları yüzde 25'e ulaşırken gençler arasındaki işsizlik oranları eşi-benzeri görülmemiş ve sürdürülemez bir oran olan yüzde 50'ye yükselmiş durumda. Aynı zamanda ülke halen Kovid-19 salgınından kaynaklanan ekonomik yansımalarla boğuşuyor. Verilere göre ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasını (GSYİH) 2020 yılında yüzde 1,5 oranında küçüldü.
Ürdün açısından Suriye ile ekonomik ilişkilerin yeniden kurulması, hem ticaret yapılması hem de ürünlerinin Türkiye ve Avrupa'ya geçişi için büyük bir ekonomik potansiyeli temsil ediyor. Ürdün'ün Suriye sınırını yeniden açmasının şimdiye kadar ticaret üzerinde sınırlı bir etkisi oldu. Çünkü Ürdünlü işadamları halen yürürlükte olan sert yaptırımlar nedeniyle savaş öncesi ekonomik ilişkileri yeniden kurma konusunda isteksizler. Ancak orta ve uzun vadede Suriye'nin yeniden inşasının Ürdün üzerinde önemli bir etkisi olabilir.
Ancak Şam'ın yeniden Arap ülkeleri arasındaki yerine geri dönmesi ve toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması çağrılarının kaynağı ekonomik olmaktan ziyade siyasidir. Bazıları bunun Suriye’nin İran Farisiciliğinden uzaklaşıp Arapçılığa yaklaşmasının bir teyidi olduğuna inanıyor. Türkiye de bazı Arap ülkelerinin Esed'in yeniden eski konumuna getirilmesini körükleyen nedenler arasında yer alıyor. Mart ayında yapılan Arap Birliği (AL) Zirvesi’nde bakanlar, Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesini şiddetle eleştirdiler ve Türk güçlerinin ülkeden çekilmesi çağrısında bulundular. Ama son günlerde, Arap ülkelerinin Ankara ile diyalog içinde olduğu bir dönemde, Şam'ın 40 yılı aşkın bir süredir stratejik ortağı olan Tahran'la ilişkilerini kesmeyi başarıp başaramayacağına dair soru işaretleri oluşmaya başladı.
Şimdiye kadar ne Mısır ne de Ürdün, ABD’nin öncülüğündeki enerji girişimini destekleme konusunda çıkarlarının İran’ın bölgeye daha fazla nüfuz etmesini engellemekle bağlantılı olduğunu belirtmeseler de Suriye üzerinden Lübnan'a bir ihracat yapma planına destek verdiler. Ürdün Kralı Abdullah, geçtiğimiz yaz Lübnan’da yeni bir mülteci krizine yol açabilecek bir ‘insani felaketin’ önlenmesinden bahsederken, Ürdün Başbakanı, ülkesinin kardeş ülke Lübnan'daki vatandaşlar için elinden gelenin en iyisini yapacağını söyledi. Mısır Petrol Bakanı Tarık el-Molla ise geçtiğimiz Eylül ayında Mısır'ın Lübnan halkının omuzlarındaki ekonomik yükü hafifletmek, Lübnan'ın istikrarına katkıda bulunmak istediğini ifade etti.

ABD ve yaptırımlar
ABD’nin derhal cevap bulunması gereken siyasi soru var. O da elektriğin ve muhtemelen doğalgazın, Sezar Yasası da dahil olmak üzere Şam'a yönelik ABD yaptırımlarını ihlal etmeden Suriye topraklarından taşınıp taşınamayacağıdır. Elektrik enerjisi, Ürdün, Mısır, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin toprakları, Libya ve Türkiye olmak üzere sekiz ülke ile bölge genelinde elektrik şebekesi ara bağlantı projesine aracılığıyla iletiliyor. Ancak bunun için ayrı bağlantı hatları kullanmak yerine mevcut hatlar kullanılacak.
Araştırmada bunun ilgili olarak şunlar yazıyor:
Suriye’nin kendi ürettiği enerjinin aktarıldığı elektrik ağı, ülke genelinde çok sayıda sivil ve güvenlik tesisine bağlanıyor. Bu nedenle, Ürdün'den Suriye'ye giren elektrik teoride hastanelere veya ülkenin batısındaki diğer insani yardım merkezlerine tahsis edilebilirken, Sezar Yasası'nın yazılı ve sözlü olarak hedeflediği sayısız gözaltı tesisini de doğrudan besliyor. Suriye’nin elektrik ağı, askeri hava üslerinin yanı sıra silah tesislerini de elektriğe kavuşturuyor.”
Bu da eğer proje Dünya Bankası tarafından veya ayni takas yoluyla finanse edilirse anlaşmanın ayrıntılarını karmaşıklaştıran bir ‘yaptırım ihlali’ anlamına geliyor. Ayrıca resmi petrol şirketi gibi yaptırım uygulanan Suriye’nin devlet kurumlarına da katkı sağlaması mümkün.
Yaptırım dosyasının dışında geriye Şam'ın finansal yahut finansal olmayan çıkarlar elde edip etmeyeceği ve ABD ile Rusya arasındaki uzlaşı çerçevesinde sınır ötesi insani yardımların geçişini kolaylaştırmak da dahil olmak Suriye rejimini bir takım tavizler vermeye ‘motive etmek’ için yapılan bir takasın parçası olup olmadığı soruları kalıyor.
Bu arada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Joe Biden'ın Cenevre'deki temsilcileri, bir BMGK kararıyla uzlaşının süresini 10 Ocak’a kadar uzatılması için çalışıyorlar.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.