BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Williams, Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday isimlerin uygunluğuna ilişkin karara herkes saygı duymalı

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams: Paralı askerlerin, Libya topraklarından çıkışı dikkatli olunması gereken karmaşık bir süreçtir.

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)
BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)
TT

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Williams, Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday isimlerin uygunluğuna ilişkin karara herkes saygı duymalı

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)
BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams, dün Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Seyfulislam Kaddafi'nin Libya’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağına ilişkin kararın, yargı tarafından alınacak bir karar ve Libya’nın egemenlik meselesi olduğunu söyledi. Williams, tüm tarafları alınan kararlara uymaya çağırdı.
Williams, Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin Libya Siyasi Diyalog Forumu (LSDF) sürecinde seçimlerde aday olmayacağına dair yazılı taahhütte bulunmasının ardından aday olmaya hakkı olup olmadığı sorusuna, “LSDF sürecinde, ülkenin yönetimindeki makamlara aday olan kişilerin bu seçimlerde aday olmayacağına dair yazılı bir taahhüt yapıldı. Herkes Libya’nın egemenliğine ve yargının bağımsızlığına saygı göstermeli” yanıtını verdi.
Libya’da 24 Aralık’ta yapılması planlanırken ertelenen seçimlerin yapılabileceği en iyi tarihe dair fikrini belirtmekten kaçınan Williams, “Yeni bir tarih belirlemek, Libya'daki yetkili makamlara, yani Temsilciler Meclisi’ne (TM), Yüksek Seçim Komisyonu’na ve yargıya kalmıştır. BM, özgür, adil ve güvenilir seçimlerin yapılmasını sağlamak için tüm zorlukların üstesinden gelinmesi ve uygun koşulların en kısa sürede sağlanmasında Libyalılara yardım etmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.
Libya’daki Rusya ve Türkiye destekli paralı askerler sorulduğunda ise Williams, şu yanıtı verdi:
“Ülkedeki paralı askerleri, yabancı savaşçıları ve güçleri Libya'dan çıkarma süreci hassas ve karmaşık bir süreçtir. Bu süreç, komşu ülkelerde istikrarın korunması için dikkatli bir şekilde yapılmalı ve ilgili ülkelerle bu konuda koordinasyon kurulmalı.”
Daha önce eski BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame ile de çalışan Williams'ın Jan Kabus'in Libya Özel Temsilciliğinden istifa etmesinin ardından Guterres’in Libya Özel Danışmanı olarak yeni görevine başlamasından bu yana basına verdiği ilk röportajın tamamı:

-Libya dosyasında bundan önce siyasi bir atılım kaydetmiştiniz. Sizce cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesinin ardından mevcut koşullar yeni bir siyasi başarıya daha izin verir mi?
Müsaadenizle bu cümleyi şöyle düzeltmeliyim; Libyalılar birleşmeye karar verdiklerinde zaten somut ilerleme kaydettiler. “Yeter artık savaşa son” dediler. Evet, bizler onların BM’de konuşmalarına ön ayak olduk ve yolculukları boyunca onlara eşlik ettik, ama sonunda onların iradesi galip geldi ve bundan sonrada bu irade galip gelecektir.

-Ama büyük bir rol oynadınız. Şimdi de aynını yapma imkanınız var mı?
Halihazırda elde ettikleri başardıkları geliştirmeye devam etmek yine Libyalılara kalmış. Benim görevim, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet ve arabuluculuk çabalarına öncülük etmek ve Libya-Libya diyalogunun güvenlik, ekonomik ve politik yollarının uygulanmasını takip etmek için Libyalı, bölgesel ve uluslararası aktörlerle çalışmaktır.
BM Libya Destek Misyonu (UNMIL) ile doğrudan koordinasyon içinde, Libyalı tarafların geçmiş dönemde elde edilen kazanımları sürdürmelerine ve Libyalıların demokratik haklarını kullanabilmeleri, kendilerini temsil eden isimleri seçebilmeleri ve geçiş dönemlerini sona erdirebilmeleri için seçim sürecini ileriye taşımalarına destek olmaya çalışacağım.

-İleriye dönük ana başlıklar neler ya da nasıl bir yol haritası uygulanacak?
Tek yol haritamız var. O da, Libyalılara barış, istikrar ve birlik arayışlarında destek olmaktır. Bunu başarmak için şimdi, geçiş dönemini sona erdirecek, Libyalıların kendilerini temsil edecek isimleri seçmelerine izin verecek ve devlet kurumlarının demokratik meşruiyetini yenileyecek özgür, adil, kapsayıcı ve güvenilir şekilde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yapmalarına yardımcı olmaya odaklandık.

-Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri ertelendi. Peki sizce bundan sonra seçimlerin yapılması için en uygun tarih hangisi?
Libya Yüksek Seçim Komisyonu, 22 Aralık’ta,ulusal seçimlerin yapılması için teknik olarak hazır olmasına rağmen LSDF’den çıkan siyasi yol haritasıyla belirlenen 24 Aralık 2021 tarihine bağlı kalamayacağını duyurdu. Komisyon, seçim yasalarındaki bazı eksiklikler, temyiz süreci ve adayların uygunluğuna ilişkin itirazlara dair bir takım zorluklara işaret etti. Komisyon, bu zorluklar çerçevesinde yasaya uygun olarak meclisten cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu için otuz günlük bir süre içinde başka bir tarih belirlemesini istedi.
Öte yandan Komisyonun seçim sürecine olan sıkı bağlılığını ve seçimlerin özgür, adil, kapsayıcı ve güvenilir olmasını sağlama konusundaki kararlılığını memnuniyetle karşıladım. BM Genel Sekreteri’nin de daha önce belirttiği gibi, Libya'daki seçimler sorunun değil, çözümün bir parçası olmalıdır.

-O halde top TM’nin sahasında diyebilir miyiz?
TM üyelerinin artık Yüksek Seçim Konseyi’nin tavsiyelerine hızlı ve verimli bir şekilde yanıt verme konusunda tarihi ve ulusal bir sorumluluğu olduğunu vurgulamak istiyorum. Artık tüm gözler onların üzerinde ve bu da, gerekli olanı yapmak için güç, kararlılık ve irade ile çalışmaları gerektiği anlamına geliyor.
İyi niyet ve arabuluculuk çabalarıyla birlikte bu zorluklara karşı mücadele için Libya’daki ilgili kurumlar ve ilgili taraflarla birlikte çalışmaya hazırım. Bu, aynı zamanda ilgili kurumları seçmen kaydı yapılan 2 milyon 800 bin Libyalının iradesine saygı duymaya ve desteklemeye çağrı yapmam için bir vesiledir.
Siyasi geçişi barışçıl bir şekilde sona erdirmek ve yönetimi Libya halkının isteklerini karşılayan demokratik olarak seçilmiş kurumlara devretmek için tüm adaylara saygı duyma ve eşit fırsatlar sağlama zorunluluğuyla birlikte Libya'daki siyasi krizin çözülmesine ve kalıcı bir istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak için cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin uygun koşullarda yapılması gerekiyor.

-Seçimler ne kadar süreliğine ertelenmeli? Bu konuda bir tavsiyeniz var mı?
Bu, Libya'daki yetkili makamlara, yani TM, Yüksek Seçim Komisyonu ve yargının inisiyatifinde olan bir konudur. BM ise özgür, adil ve güvenilir seçimlerin yapılmasını sağlamak için Libyalıların karşı karşıya oldukları tüm zorlukların üstesinden gelmesine ve mümkün olan en kısa sürede uygun koşulların sağlanmasına yardımcı olmak için mümkün olan tüm çabaları göstermeye hazır.

-Libyalıların bazıları, Rusya ve Türkiye'yi seçimlerin yapılmasını engellemekle suçladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Seçimler tamamen Libya halkının talebine bağlı ve onların egemenliği meselesidir. Dışarıdan hiç kimse Libya halkının iradesinin önünde durma hakkına sahip değildir. Libya halkı arasında benzersiz bir coşku var. 2 milyon 800 binden fazla seçmen uzun zamandır beklenen seçim sürecine katılmak için kayıt yaptırdı. Son on günde rakip ve çatışan taraflar da dahil siyasi yelpazenin dört bir yanından yüzlerce Libyalı ile görüştüm. Herkes Libya halkının ulusal kurumların meşruiyetini yeniden tesis etmek için kalıcı çözümler getirecek, ülkeyi geçici süreçlerden kurtaracak ve halkı istikrara ve refaha ulaştıracak seçimlerin yapılmasını istediğini söyledi.

-BM, burada nasıl bir rol oynuyor?
BM, sonuçları herkes tarafından kabul edilebilir seçimlerin yapılması için uygun bir ortamın sağlanması amacıyla Libyalı tüm taraflarla ve uluslararası ortaklarla birlikte çalışıyor. BM, Libya’nın egemenliğine saygıyı artırmak ve ülkede istenen istikrarı sağlamak amacıyla hem yerel hem de yabancı taraflardan gerekli desteğin alınması için çabalamaktan vazgeçmeyecektir.
-Peki ya adayların durumu? Sizce Seyfulislam Kaddafi ve Abdulhamid ed-Dibeybe’nin cumhurbaşkanlığına aday olma hakları var mı?
Bu, adayların seçimlere katılmaya uygun olup olmadığıyla ilgili kararları veren Libya yargısının inisiyatifindeki bir konudur. Yani bu tamamen Libya’nın kendi iç meselesidir. Libya’nın egemenliğine ve yargının bağımsızlığına saygı duyuyoruz. Tüm tarafları da yargıya saygı duymaya ve kararlarına uymaya çağırıyoruz.

-Dibeybe, seçim yarışına katılmayacağına dair söz verdi mi?
LSDF sürecinde Libya’nın yönetici makamlarına aday olan kişiler, bu seçimlerde aday olmayacağına dair yazılı taahhütte bulundular. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine aday olmak isteyenlerin buna uygun olup olmadığı kararı Libya yargısının inisiyatifinde olan bir egemenlik meselesi olduğunu bir kez daha söylemek istiyorum. Herkesin Libya’nın egemenliğine ve yargının bağımsızlığına saygı duyması gerekiyor.
Bu yüzden Libyalı tüm taraflar ve yetkililer, yargının bağımsızlığını etkileyebilecek herhangi bir müdahale yahut tehdide karşı yargının özgürce çalışması için gerekli şartları sağlamalılar.

-Bir sonraki siyasi diyalog forumu hakkında neler söylemek istersiniz. Herkesi davet edecek misiniz?
Libya'ya gelişimden bu yana yüzlerce Libyalı ile yaptığım kapsamlı istişarelerde bulundum. Çeşitli taraflar ve aktörlerle bu istişarelere devam edeceğim. LSDF de, seçim sürecini ilerletmenin uygun yolları hakkında fikir alışverişinde bulunmak ve cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin düzenlenmesi için uygun koşulları sağlanmak amacıyla yapılan bu istişarelerden biridir.
-Peki ya paralı askerler? Geri çekilmeleri ya da sayılarının azaltılması hakkında çok şey söylendi. Sizce Rusya ve Türkiye bunu yapıyor mu?
5+5 Ortak Askeri Komite (OAK), geçtiğimiz Ekim ayında paralı askerlerin, yabancı güçlerin ve savaşçıların Libya'dan geri çekilmesine yönelik komşu ülkeler ve diğer ilgili ülkelerle koordinasyon kurulmasını da içeren bir eylem planı imzaladı. Eylem planının imzalanmasından beri OAK, Türkiye ve Rusya başta olmak üzere bu ülkelerle ve bölgesel kuruluşlarla kapsamlı toplantılar gerçekleştirdi.
OAK, Türkiye ve Rusya'da gerçekleştirdiği toplantıların ardından yaptığı açıklamada, olumlu sonuçların alındığını ve paralı askerlerin, yabancı savaşçıların ve güçlerin Libya topraklarından kademeli, dengeli, eşzamanlı ve sıralı bir süreç içinde çıkışlarına ilişkin eylem planına destek olacak uygulamalı bir çalışma için üst düzey bir koordinasyon kurulduğunu duyurdu.
Bu uzlaşıların üzerinde daha fazlasının inşa edilmesini umuyoruz. BM, UNSMIL ve BM’nin ateşkes gözlem misyonu, gerektiğinde Libyalı yetkililere ihtiyaç duyulan teknik desteği sağlayacaktır.

-Bu, seçimlerin özgürce yapılabilmesi için şart mı?
Paralı askerleri, yabancı savaşçıları ve güçleri Libya'dan çıkarma süreci hassas ve karmaşık bir süreçtir. Komşu ülkelerin istikrarının korunması için dikkatli bir şekilde yapılmalıdır. Bu da ilgili ülkelerle eş zamanlı olarak koordinasyon kurulmasını gerektiriyor.

-Paralı askerler ile yabancı savaşçıların ve güçlerin Libya’daki varlıkları seçim sürecini etkiliyor mu?
Konunun seçimlerle ilişkisine gelince, Yüksek Seçim Komisyonu, ülkenin her yerinde seçimlerin düzenlenmesine teknik düzeyde hazır olduğunu defalarca kez duyurdu. İçişleri Bakanı da seçimlerin güvenli bir ortamda gerçekleşmesi için sıkı güvenlik planları hazırladığına dair bana güvence verdi.
Her ne kadar Libya'daki mevcut durum çerçevesinde ideal koşullar sağlanamasa da biz, Libyalılara yardım etmek ve sadece seçimlerin yapılması için değil, aynı zamanda Libya'nın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak adına da çalışıyoruz.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.