Milli Savunma Bakanı Akar'dan bedelli askerlik, Kazakistan'da yaşananlar ve S-400'lere ilişkin önemli açıklama

AA
AA
TT

Milli Savunma Bakanı Akar'dan bedelli askerlik, Kazakistan'da yaşananlar ve S-400'lere ilişkin önemli açıklama

AA
AA

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, "Suriye'nin kuzeyi dahil, 24 Temmuz 2015'ten bugüne kadar 33 bin 275 terörist bugün itibariyle etkisiz hale getirilmiş bulunuyor. 1 Ocak 2021'den itibaren de bir yılda ise 2 bin 795 terörist etkisiz hale getirildi." dedi.
Bakan Akar, basın yayın kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile bakanlıkta bir araya geldiği toplantıda, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
Savunma ve güvenlik konularının günlük siyasetin dışında tutulması gerektiğini ve polemik konusu yapılmaması gerektiğine vurgu yapan Akar, "Savunma güvenlik konusu 84 milyonun konusu. Bütün alanların, kesimlerin meselesi." ifadesini kullandı.
Güvenlik ortamının ve güç dengelerinin yeniden şekillendiğini belirten Akar, milletin hak ve menfaatini korumak için her türlü önlemi aldıklarını söyledi.
Akar, "Bir taraftan bazı doktrinler var bunları uygulayarak pratiği götürüyoruz, diğer taraftan da pratikte edindiğimiz izlenimleri vesaire doktrine dönüştürüyoruz." diye konuştu.
Türkiye'nin konumu nedeniyle etrafta, uzakta yakında olan her şeyin kendilerini ilgilendirdiğini aktaran Akar, Türkiye'nin bu bölge halkıyla kültürel ve tarihi bağları olduğuna dikkati çekti.
Akar, şöyle devam etti:
"Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde içinde bulunduğumuz dönemde, bu ortamda, uluslararası ilişkilerde artık özne haline gelmiş bulunuyor. Hem etki alanı hem ilgi alanı genişlemiş oluyor. Etki alanı 3 kıta, ilgi alanı da bütün dünya. Nerde ne olursa, şu veya bu şekilde bizi ilgilendiriyor. Bunun sonucunda da devletimizin ve tabii devletin parçası silahlı kuvvetlerin, Savunma Bakanlığımızın da sorumlulukları, görevleri artmış bulunuyor. Bu manada görevlerimizi yerine getirebilmenin gayreti içindeyiz ve şu anda gerçekten silahlı kuvvetlerimiz Cumhuriyet tarihinin en yoğun günlerini yaşıyor. Aşağı yukarı bütün unsurlarımız şu veya bu şekilde angaje olmuş durumda. Yurt içinde ve sınır ötesinde ve bunun yoğunluğunu yaşıyoruz hep beraber. Bu yoğunluğu olabildiğince kırmadan, dökmeden bizim vazifemiz neyse, hukuk çerçevesinde, şeffaf bir şekilde onu yerine getirmek için gayret gösteriyoruz."

Terörle mücadele
Terörle mücadelede, yeni bir güvenlik konseptinden bahsedilebileceğini dile getiren Akar, "Bu da teröristlerin ülkemize gelip herhangi bir şekilde eylemde bulunmaları değil. Onların gelmesini engelleyecek şekilde, teröristleri kaynağında etkisiz hale getirmek, amacımız bu." değerlendirmesini yaptı.
Tek amaçlarının teröristler olduğunu tekrarlayan Akar, şöyle devam etti:
"Teröristler neredeyse hedefimiz orası. Bu konudaki amacımız da taarruzi bir anlayışla bunu yaparken, sınırlarımızı ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak. Bunun dışında hiçbir amacımız yok. Bu yaptıklarımızın hepsi meşru müdafaa kapsamında ilgili arkadaşlarımızla karşılıklı görüşerek yapılan icraatlardır. Komşularımızın özellikle Suriye ve Irak başta olmak üzere, hiçbir komşumuzun, sınırında, toprağında, hakkında hiçbir egemenliğinde gözümüzün olmadığını böyle bir niyetimizin olmadığını da herkesin bilmesi lazım. Biz, komşularımızın toprak bütünlüğüne son derece saygılı davranıyoruz. Çok istismar edilen bir konu da bizim gerçekten din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmamız asla söz konusu değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde böyle bir şey yok. Bizim asker olarak yaptığımız bu operasyonlarda da tek hedefimiz teröristler bunun altını tekrar tekrar çiziyorum. Bunun dışında bizim hiçbir şekilde başka bir tarafa yönelmemiz söz konusu değil, böyle bir icraat asla söz konusu değil.
Türkler, Kürtler, Araplar bizim kendi nüfusumuzda 84 milyon kardeştir ve bunun da en somut örneği şehitliklerdir. Şehitlikleri inceleyin orada bütün coğrafyadan Türk, Kürt, Arap karışık bir şekilde kardeşler yan yanı yatıyorlar. Bu da kardeşliğimizin en açık göstergesidir."
Akar, TSK'nin yurt dışındaki operasyonları sırasında sivil hedefler başta olmak üzere, tarihi ve kültürel yerler konusunda aşırı hassas davrandığına değindi. Hulusi Akar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin envanterinde kimyasal silah olmadığını da tekrar vurguladı.
TSK'nin başta FETÖ olmak üzere, PKK-PYD, DEAŞ'a karşı mücadelesini sürdürdüğünü belirtirken, en son teröristin etkisiz hale getirilinceye kadar mücadelenin devam edeceğini bildirdi.
Mehmetçiğin yüksek bir moralle kar kış demeden bu faaliyetlerini sürdürdüğüne değinen Akar, "Suriye'nin kuzeyi dahil, 24 Temmuz 2015’ten bugüne kadar 33 bin 275 terörist bugün itibariyle etkisiz hale getirilmiş bulunuyor. 1 Ocak 2021’den itibaren de bir yılda ise 2 bin 795 terörist etkisiz hale getirildi." bilgisini paylaştı.
84 büyük operasyon yapıldığını aktaran Akar, şöyle konuştu:
"Büyük operasyon demek, 3 tabur ve fazlası, büyük operasyon oluyor. Ortak çaplı operasyonlar da bir tabur iki tabur şeklinde yapılanlar onlar da 286. Bu manada toplam 370 operasyon, bu operasyonlar sırasında 1455 mağara/sığınak imha edilerek kullanılamaz hale getirilmiştir. İçindeki teröristlerle beraber. Burada dikkati çekmek istediğim konu, son zamanlarda bu terörist elebaşları özellikle uluslararası basına konuşmaya başladılar. Çok değişik şeyler söylüyorlar. Yakın zamanda sözde elebaşlardan birinin söylediği şey şu; TSK'nın etkisini itiraf ediyor; 'TSK çok yönlü saldırıyor' diyor. 'Açıkça söylüyorlar tek bir kişi bırakmayacağız diyorlar. Saldırılar gerçekten çok ağır.' diyor. Diğer bir elebaşı da 'PKK, YPG'ye dış destek devam ediyor.' diyor. Bunların PKK'nın YPG'den gittiğini açık açık söylüyorlar. Bir başka elebaşı da 'Avrupa ateşkes ilan etmeyeceksiniz, savaşı sürdüreceksiniz diyor.' Bunları da bir tarafa koymak lazım. Sonuçta kim ne derse desin ne yaparsa yapsın 40 yıldan beri milletimizin başına bela olan bu terörü bitirmekte asil milletimizi kurtarmakta kararlıyız."
Akar, "Şu anda 395 üs bölgesinde, bazı üs bölgelerimizde eksi 30 derece, 3 metre kar var. Çığ tehlikesi dahil, karla mücadele dahil tüm zorlu arazi ve iklim şartlarına rağmen Mehmetçik fedakarca görev yapıyor." dedi.
Diğer önemli bir konunun ise çok konuşulan hudutlar meseli olduğuna değinen Akar, hudutların güvenliğinin bir "namus meselesi" olduğunu söyledi.
Akar, "'Hudut namustur' diyoruz. Hudutlarımız şu anda en yoğun şekilde hem fiziki anlamda yapılan tesisle tesisatla hem de ilave gönderdiğimiz birliklerle olabildiğince yani gerçekten Cumhuriyet tarihimizin en yoğun günlerini yaşıyoruz. Hudutlarımız en etkili tedbirlerle korunmaktadır." diye konuştu.
Hudutlarda alınan duvar, tel örgü, hendekler gibi güvenlik tedbirlerinden bahseden Hulusi Akar, "Çok ciddi bir mücadele var, çok yoğun teknoloji kullanılıyor, onun getirdiği bir başarı var. Bu rakamlarda da açıkça görülüyor. 1 Ocak'tan itibaren geçmiş veya geçerken toplam 99 bin 602 kişi yakalandı. 314 bin 586 kişi de engellendi. Yakalananların içinde 495'i terörist. Bunların da 248'i FETÖ/PDY, 92'si PKK, 4'ü DHKP-C, 3'ü MLKP, 68'i DEAŞ ve 36'sı da HTŞ mensubu." dedi.
Akar, bu kişilerle beraber çok miktarda kaçak sigara, uyuşturucu madde ve 1 milyon uyuşturucu hap ele geçirildiğini de bildirdi.
Suriye'nin kuzeyinde 2016'da başlayan ve başarı ile icra edilen Zeytin Dalı (2018), Barış Pınarı (2019) ve Bahar Kalkanı (2020) operasyonlarıyla terör koridorunun parçalandığına işaret eden Akar, "Oradaki kazdıkları kuyulara teröristler gömüldü." vurgusunu yaptı.
Operasyonların ardından yaklaşık 1 milyon Suriyeli'nin kendi istekleriyle o bölgelere döndüklerini belirten Akar, bunların 470 bininin de İdlib bölgesine gittiğini söyledi.
Hulusi Akar, o bölgelerde gerçekleştirilen altyapı ve üstyapı çalışmalarından da bahsetti.
Zaman zaman orada Rusların yaptığı saldırılar olduğunu belirten Hulusi Akar, şöyle konuştu:
"Geçenlerde bir su deposunu vurdular. Orada İdlib'teki halkın hayatını son derece zorlaştırdılar. Zaten zordu, daha da zorlaştırdı. Bunun dışında çeşitli havadan bomba attıkları oluyor. Bunlarla alakalı arkadaşlarımız kendi muhataplarıyla Türk-Rus görüşme konuşma suretiyle bu konuda dikte veriliyor. İkaz ediyoruz, diğer taraftan da 30 Eylül'de Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Putin'le yaptığı görüşmenin ardından ateşkes ihlallerinin ciddi şekilde azaldığını görüyoruz. Bizim temennimiz herkes yerinde dursun, ne zamana kadar anayasa yapılıncaya kadar. Seçimler yapılıncaya kadar. Hem ABD ve hem Rusların daha önce yapılan mutabakatlara uymalarını bekliyoruz. Mutabakatın sürmesine, ateşkesin sürmesine istikrarın devamına katkı için çalışıyoruz."
Çeşitli bölgelerden tacizler olduğuna dikkati çeken Bakan Hulusi Akar, bunlara karşı taviz verilmediğini misliyle mukabelede bulunulduğunu söyledi. Türkiye olarak kendilerinin istikrardan yana olduklarını vurgulayan Akar, ateşkesin de kalıcı hale dönüşmesini istediklerini bildirdi.

"Azerbaycan bizim can kardeşimiz"
Azerbaycan'daki gelişmelere de değinen Milli Savunma Bakanı Akar, "Azerbaycan, bizim can kardeşimiz. İki devlet tek devlet noktasından hareketle Azerbaycan'ın haklı davalarında onlarla beraberiz." ifadesini kullandı.
Bunun ötesinde amaçlarının bütün Kafkasya'da kalıcı bir barışın olması ve istikrarın sağlanması olduğunu dile getiren Akar, "Sayın Aliyev ve Sayın Cumhurbaşkanımızın birlikte Ermenistan’a uzattıkları barış elinin bizim dileğimiz, temennimiz Ermenistan tarafından anlaşılması ve tutulması. Bu fırsattan istifade edilmesi. Sadece mesele Azerbaycan Ermenistan değil, tüm bölgede, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Türkiye, Rusya, İran bir bütün halinde oranın bir istikrar adası haline gelmesi." diye konuştu.
Azerbaycan ile ortak askeri çalışmaların sürdüğünü belirten Akar, ateşkesin kontrolü için Ruslarla beraber 30 Ocak'tan bu yana ortak merkez kurulduğunu hatırlattı. Akar, orada ateşkes ihlallerinin kontrol edildiğini belirtirken, "Olaya iyimser bakıyoruz. Gittikçe ateşkes ihlalleri azalıyor. İstikrar daha böyle kapsamlı hale geliyor. Dileğimiz temennimiz önümüzdeki günlerde çok daha istikrarlı bir durum ortaya çıkacak diye düşünüyoruz. Buradaki çalışmaların Türk Rus işbirliğinin başarılı olduğunu, ateşkesin devamlılığına katkı sağlandığımızı görüyoruz." dedi.
Mayın ve el yapımı patlayıcıların temizlenmesi için Azerbaycan askeri ile çalıştıklarını aktaran Akar, buradaki barışın kalıcı hale dönüşmesinin hem Hazar'da hem Karadeniz'de olumlu etkilerinin olacağını söyledi.

Libya'daki gelişmeler
Libya'daki gelişmelere değinen Hulusi Akar, bölgenin uzak gibi görünmesine rağmen Türkiye'nin Libya ile 500 yıllık geçmişi, ortak tarihi olduğunu hatırlattı.
2019'un sonlarına doğru Trablus'un düşmek üzere olduğu zaman Libya’da meşru hükümetinin 5 ülkeye artık bir de NATO'ya mektup yazıldığını hatırlatan Akar, Serrac tarafından yazılan mektuba olumlu bir tek yanıtın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından geldiğini belirtti.
Libya'daki askeri eğitim iş birliği ve yardımlaşma konusunda çalışmaların devam ettiğini aktaran Akar, seçim olmasa dahi bu noktaya gelmenin dahi büyük bir kazanım olduğunu söyledi.
Bunun da Türkiye'nin destekleri ile olduğunun altını çizen Akar, "Bundan sonra da bizim temennimiz bir an önce çerçevenin çizilmesi ve seçimlerin yapılması. Birlik beraberlik içinde tek vatan olarak, Libya'nın mutlu yaşaması. 'Libya Libyalılarındır' diyoruz bunun için elimizden geleni yaptık yapmaya devam edeceğiz. Türk askeri Libya'da kesinlikle yabancı güç değildir. Kimse yokken bizim orda olduğumuzun bilincinde oradaki Libyalı arkadaşlarımız." diye konuştu.
Akar, Libya'daki Türk askerinin verdiği eğitim başta olmak üzere yaptığı askeri faaliyetlerden de bahsetti.

Afganistan konusu
Afganistan'daki gelişmelere de değinen Hulusi Akar, Türkiye'nin başından beri Afgan halkının rahatı huzuru ve güvenliği için yapılması gerekenler konusunda destek verdiğini aktardı.
İlk günden itibaren bugüne kadar 20 binden fazla TSK personelinin Afganistan'da görev yaptığını bildiren Akar, son 6 yılda da Uluslararası Hamit Karzai Havalimanı'nın işletilmesinde görev aldıklarını hatırlattı.
Hızlı ve ani değişen şartlara rağmen en son dakikaya kadar kalmak suretiyle hiçbir şekilde görevlerini bırakmadıklarını belirten Akar, şartların görev yapılamayacak noktaya gelmesinin ardından da 48 saatten az bir süre içinde Mehmetçiği tahliye ettiklerini söyledi.
Türk askerinin tarihine yakışır şekilde yöre halkının gönlünü kazanarak, dünya barışına hizmet etmenin gururu içinde evine döndüğünü belirten Akar, "Şu anda Afganistan'da Hamit Karzai artık ona Kabil diyorlar, Kabil Havaalanının ve onun dışında 4 havalimanı daha var onların işletilmesi konusunda teknik yardım konusunda, neler yapılabilir konusunu Katar ile müştereken çalışmak suretiyle ilişkimizi sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde bunun adı konulacak. Bir mutabakat metni imzalandıktan sonra oradaki çalışmalarımız devam edecek." diye konuştu.
Havaalanlarının hayati önem taşıdığına dikkati çeken Akar, havaalanlarının açık olması için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini göstermeye devam ettiklerini söyledi.
Yunanistan ile Akdeniz ve Kıbrıs'ta sorunlar olduğunu hatırlatan Hulusi Akar, bu sorunları barışçıl yöntemlerle ve diyalogla çözmek istediklerini söyledi.
Türkiye'nin burada yayılmacı gibi gösterilmeye çalışıldığını aktaran ve bunu bir paradoks olarak niteleyen Hulusi Akar, "Yemiyorlar, içmiyorlar her gün bir şey söylüyorlar. Gerçekleri göstereceğiz. Biz güçlüyüz çünkü haklıyız." dedi.
Yunanistan'ın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde yayılmacı anlayışının devam ettiğine değinen Akar, iki ülke arasındaki sorunları ise "Karasularının genişliği, Hava sahası, FIR hattı, Arama Kurtarma Sahasına yönelik ihtilaflar, Gayri Askeri Statüdeki Adaların (GASA) silahsızlık statüsünün ihlali, Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar (EGAYDAAK) konusu, Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini göz ardı eden iddialar, provokatif silahlanma girişimleri ve diğer provokatif faaliyetler, Batı Trakya Türklerinin haklarını kısıtlayıcı uygulamalar." olarak sıraladı.
Akar, şunları kaydetti:
"Biz, tüm bunlara rağmen, tüm bu kışkırtmalara rağmen, biz 'görüşelim' diyoruz. Güven ve Güven Artırıcı Önlemler / 4’üncü toplantı için Ankara’ya bekliyoruz açık davet ettik. Bekliyoruz. Toplantılarda meselelerin tartışılıp iyi komşuluk ilişkileri içinde çözüm bulmasını istiyoruz. Hep bunu söylüyoruz. Tüm barışçıl yaklaşımımıza rağmen ihlallere devam ediyorlar. Hava sahası, karasu ihlalleri yapılıyor. Gemilerin ihlali var, geçtiğimiz yıl içerisinde uluslararası anlaşmalara rağmen GASA’lara EGEAYDAKLARA toplam 90 üst düzel ziyaret yapıldı. Sürekli bir tahrik, provokasyon var. Özellikle bazı siyasilerin provokasyonları gereksiz NOTAM, NAVTEX'ler var. 1988’de mutabakat imzalanıyor. Mutabakatla 'turizm mevsiminde dini ve milli bayramlarda tatbikat yapmayalım' deniliyor. Bunları çiğniyorlar. Devamlı bir tahrik.
En son Yunan Savunma Bakanı ile görüşmemizde 'biz değil turizm bakanlarımız görüşsün.' dedim. Turizm geliştirelim. Tatbikatları, gerginliği azaltalım bu konuları kendilerine söylüyoruz istenilen yanıtları, cevapları maalesef alamıyoruz. Kendilerince birtakım böyle gayretlerle, 'Türkiye dış tehdit.' Bunu bir tehdit gibi göstererek durum üstünlüğü sağlamaya çalışıyorlar. Yunanistan'da ekonomik durum malum ciddi sıkıntıları var. Hal böyleyken son derece pahalı silah sistemlerini almaya hevesleniyorlar. Savunma bütçesini artırıyorlar. Biz NATO içinde Yunanistan ile müttefikiz. Yunanistan NATO içinde çeşitli ülkelerle ittifak anlaşmaları yapıyor, mutabakat muhtırası imzalıyor. NATO varken bunlar niye? Silahlanma var bunlar kime karşı. Diyoruz ki bu silahlanma ne için? Normal savunma için çok fazla, Türkiye için çok az. Kendilerince boylarını aşan iddialar üzerinde yürümeye devam ediyorlar. İttifak içinde ittifak NATO'yu zayıflatır."
Yunanistan'ın göçmenlere yönelik uygulamalarını anlatan Akar, "İnanılmaz şeyler var. Denizin ortasında yapılanlar… Göçmenlere ateş ediyorlar, botu zıpkınla deliyorlar. Hangi medeniyet, hangi insanlık, anlaması çok güç. Bu yapılanlar gerçekten canilik. Uluslararası anlaşmalar, insan hakları, hukuk hiçe sayılıyor." diye konuştu.
Yunanistan'ın Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayı bir araç olarak kullandığını dile getiren Akar, AB ülkelerinin de AB dayanışmasından dolayı mesele Yunanistan olduğu zaman hakkı, hukuku bir kenara bıraktığını belirtti.
Akar, AB'nin, insan hakları ve uluslararası hukuk konusunda çifte standartlığı bırakması gerektiğini söyledi.
Batı Trakya'da Türk kimliğinin inkar edildiğini dile getiren Akar, bu bölgedeki mantığın Kıbrıs için de geçerli olduğunu ifade etti.
Akar, "Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün temel sebebi, oradaki Rumların, kendilerini efendi, Türkleri yok sayması. Bunu da AB, görmezlikten geliyor." diye konuştu.
Bütün bu uygulamalara rağmen Türkiye ile Yunanistan arasındaki diyalog kanallarının açık olmasını arzuladıklarını vurgulayan Akar, olaylara siyasal ve barışçıl yol ve yöntemlerle çözümler bulmayı istediklerini kaydetti.
Akar, Türkiye'nin, bölgesinde barış ve istikrarın teminatı olmaya devam edeceğini belirterek, şunları söyledi:
"Biz Türkiye olarak kimseye tehdit değiliz. Kimsenin toprağında, hakkında, hukukunda gözümüz yok. Türkiye, dostları için güvenilir, güçlü ve etkin bir müttefiktir. Karalamalarla bir yere varılamaz. Bütün bu iyi niyetimizi ortaya koyduktan sonra da yanlış anlaşılmasın diyoruz. Biz bu kadar iyi niyetliyiz ama aynı zamanda ülkemizin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki kardeşlerimizin hak, alaka ve menfaatlerini korumakta azimliyiz, kararlıyız ve muktediriz."
Akar, Kıbrıs'ta barışın ve huzurun hakim olmasını istediklerini dile getirerek, "Türkiye, garantördür. Garantörlük hakkımızı bugüne kadar yerine getirdik, getirmeye devam edeceğiz." dedi.

F-16 Block Viper alımı ve modernizasyonu
F-16 Block Viper alımı ve modernizasyonu konusunda bir sürecin işlediğini ve bunu takip ettiklerini belirten Akar, aynı zamanda ABD ile F-35 konusunda da bir görüşmenin sürdüğünü kaydetti.
Akar, F-35 konusunda, gelecek günlerde ABD'de bir toplantı yapılacağını ve bunun hazırlıklarının devam ettiğini söyledi.
Türkiye'ye karşı, bazı dost ve müttefik bilinen ülkelerden yedek parça, sistem, malzeme, silah, mühimmat alışverişinde açık-kapalı gecikmenin bulunduğuna dikkati çeken Akar, şu ifadelere yer verdi:
"Adına ambargo denilmiyor fakat gecikmeler var. Biz bunu muhataplarımıza hatırlatıyoruz. Şunu söylüyoruz: TSK'nın bu şekilde zafiyeti, zayıflatılması, isteklerini alamamasından dolayı aynı zamanda NATO'nun zayıflatılması demek. 2021 yılında hazır kuvvet olarak NATO'nun nöbetini tuttuk. Herhangi bir kriz olsaydı birliklerimiz gidecekti. Bu tür örtülü-kapalı ambargolardan dolayı, herhangi bir şekilde istenilen malzemeyi temin edemiyorsak bu, zafiyet doğuracak. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. NATO'ya karşı 70 yıldan beri sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getirmiş bir orduyuz, ülkeyiz. Hal böyleyken siz şimdi 'NATO'da müttefikiz.' diyorsunuz fakat diğer yandan da ihtiyaçlarımızı parası mukabilinde vermiyorsunuz."

"S-400 konusu bir tercih değil, zorunluluk"
S-400 konusunun bir tercih değil, zorunluluk olarak ortaya çıkan bir tedarik çalışması olduğunu ifade eden Akar, "Herhangi bir saldırı, tehdit olmazsa kimseye zararı olmayan bir sistem bu. Önceliğimiz ülkemizin, 84 milyonun güvenliği. Müttefiklerimizin vermediğini Rusya'dan temin ettiğimiz bir sistem." şeklinde konuştu.
Akar, S-400 konusunda makul ve mantıklı çözümler bulunabileceğini, Türkiye'nin bu konuda haklı olduğunu ifade etti.

"ABD'li müttefiklerimizin bir an önce doğru karar vermelerini bekliyoruz"
Türkiye'nin ABD ile en önemli probleminin YPG/PKK olduğunu dile getiren Akar, "Bu, artık açık ve net, PKK'nın sözde elebaşıları tarafından da ifade edilmiştir ki YPG'nin PKK'dan farkı yoktur; YPG, PKK'nın Suriye'deki teröristleridir. Hal böyleyken ABD gibi bir müttefikimizin bunları desteklemesi, müttefiklik ruhuna son derece aykırı. Bu konuda ABD'li müttefiklerimizin bir an önce doğru karar vermelerini bekliyoruz." dedi.

2021'de 94 tatbikat
Operasyonların yanında tatbikatları da sürdürdüklerini vurgulayan Akar, "2021'de 94 tatbikat yaptık. Bunun 17'sini kendi içimizde yaptık. Tatbikatların 25'i özel, 29'u davet üzerine yapıldı, 23'ü de NATO tatbikatları." ifadesine yer verdi.
Deniz Kuvvetlerinin yıllık ortalama seyir süresinin 200 bin saat olduğunu belirten Akar, bunun yüksek bir performans olduğunu kaydetti.
Geçmişe nazaran yüzde 94 oranında seyir süresinin arttığını ifade eden Akar, "Bu, çok önemli bir şey. 182 gün karaya çıkmadan, fedakarlık yaparak görevlerini yerine getiren arkadaşlarımız." diye konuştu.
Akar, Hava Kuvvetleri Komutanlığında da 2021'de operasyonel anlamda hiçbir sıkıntının yaşanmadığını vurguladı.

"Savunma sanayisinde yüzde 80'lere varan millilik ve yerlilik oranı sağlandı"
Savunma sanayisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teşvik ve desteğiyle yoğun bir sanayileşme çalışmasının olduğunu dile getiren Akar, şöyle devam etti:
"Savunma sanayisinde çok ciddi mesafeler katettik. Bu mesafeler için de kamu, vakıf ve özel şirketlerimizle üniversitelerimiz birbirleriyle uyumlu bir şekilde ellerinden gelen desteği sağladılar. Yüzde 80'lere varan bir millilik ve yerlilik oranı sağlandı."
Makine ve Kimya Endüstrisinin yıllarca yavaşladığı konusunda eleştirildiğini söyleyen Akar, kurumun daha dinamik, daha güçlü ve rekabetçi olabilmesi için anonim şirket haline dönüştüğünü anımsattı.
Akar, savunma sanayisi alanında yürütülen çalışmalarla hayata geçirilen projelere ilişkin de bilgi vererek, şunları kaydetti:
"Savunma sanayii ile genel sanayi alanındaki çalışmalarımız, iş adamlarımızın, kurumlarımızın çalışmaları inşallah çok önemli noktalara gelecek. Büyük bir heyecan ve inanç var. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, desteği ve teşvikiyle büyük bir hızla bu konuda ilerliyoruz. İnşallah, artık bizim temel savunma ve güvenlik ihtiyaçlarımızı karşılayacak silah, araç gereçleri kendimiz yapabilecek noktaya geleceğiz."

"15 Temmuz'dan bugüne kadar 24 bin 230 kişi ihraç edilmiştir"
FETÖ ile mücadele konusunda da değerlendirmede bulunan Akar, şöyle konuştu:
"Bütüncül bir yaklaşımla, yasalar ve mevzuat çerçevesinde yeni bilgi, belge geldikçe istihbarat kurumlarımızla, savcılıklarımızla, komutan arkadaşlarımızın kendi komutanlık bilgileriyle yakından takip edilmekte, yerinde ve zamanında gerekli işlemler yapılmaktadır. 15 Temmuz'dan bugüne kadar 24 bin 230 kişi ihraç edilmiştir."

Personel temini
Personel temini çalışmalarının devam ettiğini vurgulayan Akar, "Birtakım eleştiriler sonunda mülakatlarda, ilanda, seçimde; bunların hepsinin giderilmesi için her türlü çabayı gösterdik, tedbiri aldık. Hala herhangi bir şekilde bilgi, eleştiri varsa bunları da memnuniyetle almaya hazırız. Personel ve askeri öğrenci alımıyla ilgili bazı gerçekler bilinmiyor. Kusura bakmayın, bazı eleştiriler çok afaki oluyor. Çünkü bu işçilerin alımı İŞKUR, ÖSYM tarafından yapılıyor. Dolayısıyla buradaki somut bilgilere aykırı maalesef bazı ifadeler kullanılıyor, doğru değil." şeklinde konuştu.
Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının yoğun bir mesai içerisinde olduğunu belirten Akar, "Bu arkadaşlarımızın özlük haklarının istenilen düzeyde olması için ne lazımsa her türlü girişimde bulunduk, bulunmaya devam ediyoruz." dedi.

Bedelli askerlik
26 Haziran 2019'da başlayan yeni askerlik sistemi konusunda da değerlendirme yapan Akar, bu sistemde erlerin de general olabildiğini anımsattı.
Yeni askerlik sisteminin, 1927'den itibaren 2019'a kadar değişen ve gelişen şartlar, ihtiyaçlar çerçevesinde düzenlemeler yapılarak geldiğini ve sistematiğinin bozulduğunu anlatan Akar, yeni sistemin yoğun çalışmaların ardından belli olduğunu ve bir sistem haline geldiğini kaydetti.
Akar, modern ordularda da uygulanan bu sistem kapsamında er olarak girenlerden 6'sının subay, 41'inin astsubay, 480'inin uzman erbaş ve 1845'inin sözleşmeli er olduğunu açıkladı.
Bedelli askerlik ücretinin nasıl belirlendiğini anlatan Akar, 6 asteğmen maaşının kıstas alındığını, bu maaş yükseldiğinde bedelli askerlik ücretinin de yükseleceğini ifade etti.
Söz konusu sistemle, hem silahlı kuvvetlerin hem de gençlerin ihtiyacının karşılandığını belirten Akar, yoklama kaçağı konusunda da ciddi azalmaların olduğunu söyledi.
Akar, "Bedelli askerliğin sürekli hale gelmesi, belirsizliğin ortadan kalkmasında gerçekten çok önemli. Bedelli askerlik başvurularında 2021 yılında yüzde 57 artış oldu. Bedelli askerlik ücreti de son belirlemelere göre 55 bin 194 lira. Niye? Asteğmen maaşı yükseldi." dedi.
Bakan Akar, 6 aylık askerlik hizmetini tamamladıktan sonra bu hizmetini 12 ay olarak gerçekleştirmek isteyen Mehmetçik'in maaşının 4250 lira, yedek astsubayın maaşının 8 bin 500 lira, astsubayın maaşının da 9 bin lira olduğunu kaydetti.

Kazakistan'da yaşananlar
Kazakistan'da yaşananlara ilişkin değerlendirmesi sorulan Akar, şunları söyledi:
"Dostumuz Kazakistan ile tarihi kültürel ilişkilerimiz, askeri, eğitim iş birliği dahil olumlu münasebetlerimiz var. Çalışmalarımız devam ediyor. Son gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Kazakistan bizim önemli bir müttefikimiz. Bir an önce Kazakistan'a huzurun gelmesi, nizamın hakim olması önemli. Bizim inancımız, Kazakistan, oradaki kardeşlerimiz kendi imkan ve kabiliyetleriyle oradaki bütün zorlukları aşacaktır. Biz Kazakistan'ın her zaman olduğu gibi bugün de yanındayız. Sayın Cumhurbaşkanımız her türlü bilgi ve tecrübe paylaşımına hazırız şeklinde açıklamada bulundu. Bu bizim için talimattır. Herhangi bir talep geldiğinde, istek olduğunda, bize emir, talimat verildiğinde biz de Kazakistanlı kardeşlerimize her türlü yardımı yapmaya, elimizden gelen desteği sağlamaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz."
"Mısır ve Suudi Arabistan'ın son dönemde Yunanistan ile yakınlaştığı" belirtilerek, değerlendirmesi sorulan Akar, şunları söyledi:
"Gelişmeleri objektif ve soğukkanlı izlememiz, dikkatli, hassas olmamız lazım. Olayları kendi sınırları içinde tutmamız lazım. Ortaya bilinçli şekilde pompalanan bilgiler doğrultusunda baktığımızda olaylar bizi farklı yerlere götürüyor. Burada herhangi bir endişeye gerek yok. Bütün ilgili kurumlar, kuruluşlar, bakanlıklar çalışmalarını sürdürüyor. BAE ile geldiğimiz nokta belli. Önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan, Mısır ne olur hep beraber göreceğiz."
Pakistan'ın ATAK helikopteri almaktan vazgeçtiği iddiaları sorulan Akar, "Resmi makamlarla yaptığımız görüşmelerde bu iddiaların kesinlikle gerçek olmadığını belirttiler. Pakistan yetkilileri de haberin gerçeği yansıtmadığına ilişkin açıklama yaptı." dedi.

"Teenni ile hareket önemli"
NATO ve Rusya arasında yapılması planlanan toplantılara yönelik Türkiye'nin değerlendirmesi sorulan Akar, şunları kaydetti:
"Şu anda kriz biraz irtifa aldı, yükseldi ama bu konu yıllardan beri var. Burada bir Kırım var, Ukrayna var, Donbass var, bir işgal var. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere birçok kez Kırım'ın ilhakını tanımadığımızı belirttik. Donbass'a yönelik tartışmalar var. Biz dost ve müttefik ülkelerle, muhataplarımızla zaten bunları konuştuk görüşüyoruz. Başlangıçtan beri bizim ortaya koyduğumuz vizyon: Biz barıştan, görüşmeler yoluyla problemlerin çözümünden yanayız. Gerilimi artırmayalım, herhangi bir şekilde provokatif davranışlardan veya provokatif olarak anlaşılacak davranışlardan uzak duralım. Karadeniz'de bir statüko var, Montrö var bunu bozmayalım, bu konuda bir tarafta Karadeniz'de kıyısı olan ülkeleri sükunete davet ederken diğer taraftan da Montrö'ye uymaları konusunda NATO ülkeleri başta olmak üzere diğer dost ve müttefik ülkelerle biz gerekli görüşmeyi, konuşmayı yapıyoruz. Politikamız, açık ve net. Bu konuda samimiyiz. Herhangi ani bir hareket, rutin olmayan bir hareketle birlikte bazı olaylar zincirinin başlangıcı olabilir. Bu da birtakım sıkıntıya sebebiyet verebilir. O nedenle teenniyle hareket etmenin çok önemli olduğunu muhataplarımıza tekrar tekrar söylüyoruz. "
Ukrayna'ya İHA/SİHA satışına yönelik soru üzerine de Akar, "Özel bir şirketin Ukrayna ile yaptığı çalışmalar." diye konuştu.

"Bir gerçeği ifade ettik"
"Türkiye'ye 1950 metre mesafedeki Meis Adası'na ilişkin 'Harp Okulu öğrencisinin yüzme standardı 2 bin metre. Yani yüzerek giderler.' ifadesini kullanmıştınız. Bu sözler Yunanistan'da yankı uyandırdı, değerlendirmeniz nedir?" ifadesi üzerine Akar, şöyle konuştu:
"Bakanlıkta kendi içimizdeki bir toplantıda, 10 kilometrekarelik Meis, Yunanistan'a 600 kilometre, Türkiye'ye ise 1950 metre uzaklıkta. Buraya 40 bin kilometrekare deniz yetki alanı istiyorlar. Bizim Harp Okulundaki yüzme standardımız 2 bin metre. Bu kadar yakın manasında bir ifade kullandık. Orada bir gerçeği ifade ettik."
Yunanistan'ın 6 mil karasularını 12 mile çıkarma talebine değinen Bakan Akar, şunları söyledi:
"Bunu 12 mile çıkarırsanız biz buradan uluslararası sulara çıkarken izin isteyeceğiz yani? Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa. 6 mil yapmışsın öyle veya böyle, haline şükret otur oturduğun yerde. Bizim söylediğimiz şey barış, huzur olsun, bu şartlarda iki taraf zenginliklerden istifade etsin, Türk halkı da Yunan halkı da mutlu, müreffeh yaşasın. Bunu söylemek herhangi bir zafiyet olmadığı gibi, hakkımızı, hukukumuzu koruruz demek de bir tehdit değil. '12 milin zamanıdır.' gibi yanlış bir hesap yapmasınlar. Çünkü bu yanlış hesabı başkaları da yaptı, '15 Temmuz'dan sonra bu ordu bir şey yapamaz dediler.' bu ordu bir ay sonra Fırat Kalkanı Harekatı'nı icra etti ve 4 bin DEAŞ mensubunu göğüs göğse mücadele ile etkisiz hale getirdi. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir şekilde bizi test etmesinler, böyle bir maceraya girişmesinler. Böyle bir hata yapmazlar inşallah."

"Yeri geldiğinde gereken yapılıyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden görüşmesi sonrasında kurulması kararı verilen ortak mekanizmanın yapısına ilişkin soru üzerine Akar, Dışişleri Bakanlığı koordinasyonunda Milli Savunma Bakanlığı ve ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlardan oluşacağını belirtti.
"Suriye'nin kuzeyinden Türkiye'ye yönelik saldırıların devam etmesi durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Gereğinin yapılacağını' söylemişti. Sınır ötesi operasyon gündemde mi?" sorusuna yönelik Akar, "Gerek Irak gerek Suriye'de olsun bizim bir misyonumuz, vazifemiz var. Nedir o? Sınırlarımızın, vatandaşımızın güvenliği. Onun için yapılması gereken ne varsa bugüne kadar yaptık bundan sonra da aynı esaslar dahilinde uluslararası hukuk çerçevesinde yapmaya devam edeceğiz. Bunların yeri ve zamanı var, durum ve şartlar var. Bununla ilgili her şeyin bir zamanı var, yeri geldiğinde gerekli şey yapılıyor." diye konuştu.
Suriye ve Türkiye arasında bir görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediğine yönelik soruya Akar, "İlgili bakanlık ve kurumlarımız ülkemizin hak ve menfaatleri için yapılması gereken neyse bunları örtülü, açık yaptılar, yapacaklar. Tarihi, coğrafyası, milletiyle, ordusuyla ekonomisiyle Türkiye büyük bir millet, devlet. Bu manada devlet refleksi neyi gerektiriyorsa bugüne kadar yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz." yanıtını verdi.
Kerkük'teki gelişmelere ilişkin soru üzerine Akar, "Kerkük konusu bizim için çok önemli. Yakından takip ediyoruz. Erbil ve Bağdat ile görüşerek orada kabul edilebilir davranış içinde olmaları konusunda taraflarla temaslarımızı, yakın ilgimizi sürdürüyoruz. Dolayısıyla Kerkük'teki kardeşlerimizin geleceği, güvenliği bakımından herhangi bir olumsuzluk oluşmaması için her türlü gayreti gösteriyoruz." dedi.

"Yakından takip ediyoruz"
"Dedeağaç'a ABD yığınağı yapıldığına" yönelik haberlere ilişkin değerlendirmesi sorulan Akar, ABD'nin 2014'ten beri Avrupa güvenliğine katkı için tatbikatlar yaptığını belirtti. Akar, "Daha önce Baltık üzerinden intikaller yapılıyordu. Daha sonra tatbikatın yönünü bu tarafa kaydırdılar. Bu bir tatbikattan ibaret. Olayları yakından takip ediyoruz. Bu işin bilinen, açıklanan, objektif tarafı bu: tatbikat yapılıyor. Tatbikatın bir parçası olarak Dedeağaç'a birlik getiriyorlar. Bu tür gelişmeleri yakından takip edeceğiz ama her yapılan da bize karşı yapılıyor gibi bir endişeye kapılmayacağız." ifadesini kullandı.
"S400 konusunun çözümü nasıl olabilir?" şeklindeki soruya Bakan Akar, şu yanıtı verdi:
"Konuşalım, çözelim diyoruz. Biz S400'ü niye aldık, gelin size izah edelim diyoruz. S400 herhangi bir saldırı silahı değil, kimseye tehdit değil. F35'lerle beraber kullanıldığında birtakım sakıncalar doğuruyorsa gelin görüşelim, onu önleyelim. Gerekirse NATO'yu da çağırın. Bizim görüşlerimiz bu. Burada haklıyız. Biz 84 milyon ve 780 bin kilometrekare vatan topraklarının hava ve füze saldırılarına karşı korumak mecburiyetimiz var. Gelin konuşalım, bu işi uzatmayalım asıl problem konumuz PKK/YPG diyoruz."
 



İngiltere, düşman devlet ajanlarına karşı yeni yasa hazırlıyor

İngiltere Başbakanı Keir Starmer. (AFP)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer. (AFP)
TT

İngiltere, düşman devlet ajanlarına karşı yeni yasa hazırlıyor

İngiltere Başbakanı Keir Starmer. (AFP)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer. (AFP)

İngiltere, düşman devletler adına faaliyet gösteren unsurlarla mücadele kapasitesini güçlendirmek amacıyla yeni bir yasa hazırlamaya hazırlanıyor. Düzenleme kapsamında, İngiliz makamlarına bu kişileri yargılayabilmeleri için daha geniş yetkiler verilmesi planlanıyor. Adım, ülkedeki yabancı devlet bağlantılı faaliyetlerin artması ve antisemitik saldırıların yükselişe geçmesi sonrasında gündeme geldi.

Başbakan Keir Starmer, Britanya’daki Yahudi toplumunu hedef alan bir dizi saldırının ardından hükümetin “kötü niyetli devletlere bağlı aktörlerle” mücadele etmesi gerektiğini söyledi.

Hükümet programının ana hatlarını açıkladığı konuşmada Kral Charles da, İngiltere’nin “yabancı devlet kuruluşları ve onların vekillerinden kaynaklanan büyüyen tehditle mücadele etmek için” yeni bir yasa çıkaracağını belirtti. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre antisemitizmle mücadele amacıyla da acil önlemler alınacağı ifade edildi.

İran Devrim Muhafızları için olası yasak

İngiliz milletvekillerinden bazıları, İran’daki Şii dini yönetimini korumayı amaçlayan seçkin askeri güç olan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun yasaklanması çağrısında bulundu. Söz konusu yapı, İran ekonomisinin geniş bölümlerini de kontrol ediyor.

Starmer, yeni yasanın hedefleri arasında İran Devrim Muhafızları’nın adını açık şekilde zikretmedi. Ancak Kral’ın konuşmasını sunarken yaptığı açıklamada, İngiltere’nin “İran gibi Birleşik Krallık’a düşman yabancı güçler tarafından desteklenen aşırılık dâhil olmak üzere” radikalizmle mücadele edeceğini söyledi.

Bu adım, Londra’da Yahudilerle ve İranlı muhaliflerle bağlantılı noktalara yönelik kundaklama saldırılarının ardından geldi. Polis, saldırıların İran bağlantılı olabileceği ihtimali üzerinde durulduğunu açıkladı.

İngiliz güvenlik kurumları uzun yıllardır İran, Rusya ve Çin gibi “düşman” devletlerden kaynaklanan tehditler konusunda uyarılarda bulunuyor. Son yıllarda bu ülkeler adına casusluk yapmak veya başka suçlar işlemekle suçlanan kişilere yönelik çeşitli mahkûmiyet kararları da verildi.

Yeni suçlar ve daha sert önlemler

Yeni yasa kapsamında hükümet, casusluk, sabotaj, müdahale veya benzeri yollarla ulusal güvenliği tehdit eden yabancı hükümet destekli kuruluşları resmen tanımlayabilecek.

Geçen yıl yapılan bir inceleme, mevcut İngiliz hukuk sistemi çerçevesinde hükümet bağlantılı kuruluşların yasaklanmasının ciddi hukuki zorluklar içerdiğini ortaya koymuştu.

Yeni düzenlemeyle birlikte, bu tür örgütlere üye olmak veya onlara destek toplamak da yeni suç kapsamına alınacak. İngiliz hükümeti, söz konusu önlemlerin birlikte “yabancı istihbarat servisleri ve onların ajanları için çok daha sert bir faaliyet ortamı oluşturacağını” belirtti.

Kral Charles ayrıca konuşmasında, belirli bir ideolojiden açık biçimde etkilenmemiş olsa bile şiddeti benimseyen ve toplu saldırılar planlayan kişileri hedef alan yeni bir ulusal güvenlik yasasının çıkarılacağını duyurdu.

Yeni yasa, internetteki en zararlı içeriklerin oluşturulması ve paylaşılmasını da suç kapsamına almayı hedefliyor. Hükümet, devletin karşı karşıya olduğu tehditlerle mücadeleyi terörle mücadele yaklaşımıyla uyumlu hâle getirmeyi amaçlayan tasarının, “devlet güvenliğini tehdit eden suçları işleyenlerle mücadelede mevcut araçlar arasına yalan makinesi testini de ekleyeceğini” açıkladı.


Trump-Şi zirvesi: Küresel baskılar altında öncelik ekonomi

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump, geçen ekim ayında Güney Kore’de gerçekleştirilen son görüşmelerinde tokalaşırken görülüyor. (Reuters)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump, geçen ekim ayında Güney Kore’de gerçekleştirilen son görüşmelerinde tokalaşırken görülüyor. (Reuters)
TT

Trump-Şi zirvesi: Küresel baskılar altında öncelik ekonomi

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump, geçen ekim ayında Güney Kore’de gerçekleştirilen son görüşmelerinde tokalaşırken görülüyor. (Reuters)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump, geçen ekim ayında Güney Kore’de gerçekleştirilen son görüşmelerinde tokalaşırken görülüyor. (Reuters)

Gözler Çin’in başkenti Pekin’e çevrildi. ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile büyük ölçüde ekonomi odaklı görünse de siyaset ve güvenlik başlıklarının da güçlü biçimde gündemde olduğu kritik bir zirvede bir araya gelmeye hazırlanıyor. Yaklaşık on yıldır bir Amerikan başkanının Çin’e gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliği taşıyan zirve, İran savaşı, yükselen enerji fiyatları ve dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticari gerilimin sürdüğü küresel baskı ortamında gerçekleşiyor.

Amerikan basınında yer alan haberlere göre, zirve öncesinde ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng arasında Güney Kore’de yapılan görüşmeler, liderler buluşmasının zeminini hazırladı. Tarafların ticaret, İran savaşı ve bunun deniz ticaret yolları ile enerji piyasalarına etkilerini ele aldığı belirtildi. Bessent, ziyaret hazırlıkları kapsamında yaptığı açıklamada, Pekin’de Trump ile Şi arasında “verimli” bir zirve gerçekleştirilmesini beklediğini söyledi.

Baskı altındaki iki ekonomi

Zirve, Trump’ın Çin ile kırılgan durumdaki ticari ateşkesi korumaya ve tarım ürünleri, uçaklar ile Amerikan mallarının ihracatında hızlı kazanımlar elde etmeye çalıştığı bir dönemde yapılıyor. Trump ayrıca, ziyarette kendisine eşlik eden büyük Amerikan şirketleri için Çin pazarının daha fazla açılmasını hedefliyor.

bgfgfrbgfr
ABD Başkanı Donald Trump, Çin’e gitmek üzere Beyaz Saray’dan ayrılırken görüntülendi. (DPA)

Heyette teknoloji ve finans dünyasının önde gelen isimlerinin bulunması dikkat çekiyor. Bunlar arasında, yapay zekâ ve çip teknolojilerinin Washington-Pekin ekonomik ilişkilerinin merkezine yerleştiğini gösteren Nvidia CEO’su Jensen Huang da bulunuyor.

Ancak tarafların hareket alanı oldukça sınırlı görünüyor. Eski ticari gerilimler hâlâ tamamen çözülmüş değil. Gümrük tarifeleri, ihracat kısıtlamaları ve nadir toprak elementleri, iki tarafın karşılıklı baskı araçları olmaya devam ediyor.

Washington, tedarik zincirlerinin önemli bölümünü Çin’in kontrol ettiği kritik minerallerin akışını güvence altına almak isterken, Pekin ise gelişmiş teknoloji ve yarı iletkenlere yönelik Amerikan kısıtlamalarının hafifletilmesini talep ediyor.

Öte yandan Çin ekonomisi, zirveye beklenenden daha güçlü bir konumda giriyor. Son veriler, Çin’in ihracatının nisanda yıllık bazda yüzde 14,1 arttığını ortaya koydu. ABD’ye yapılan ihracat da mart ayındaki sert düşüşün ardından yüzde 11,3 yükseldi. Bu durum, liderler görüşmesi öncesinde Pekin’in elini güçlendiriyor.

Enerji ve Deniz Taşımacılığı Masada

Zirve ekonomik ağırlıklı olsa da İran savaşı gündemin merkezindeki yerini koruyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıklar, ABD’de enflasyonu körükleme ve küresel talebi zayıflatma riski taşıyor. Bu durum, İran ve Körfez petrolünün en büyük ithalatçılarından biri olan Çin’i de yakından endişelendiriyor.

Bessent daha önce Çin’e çağrıda bulunarak, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı uluslararası deniz taşımacılığına açması için diplomatik nüfuzunu kullanmasını istemişti. Amerikan yetkili, bu başlığın Trump ile Şi arasındaki görüşmelerde de gündeme geleceğini belirtmişti.

Bu noktada Çin, devre dışı bırakılması mümkün olmayan bir aktör olarak öne çıkıyor. Pekin hem İran’ın en büyük ekonomik ortaklarından biri hem de büyümesini ve ihracatını sürdürebilmek için enerji ve nakliye yollarındaki istikrara bağımlı durumda.

Bu nedenle Trump’ın, bazı ticari gerilimlerin hafifletilmesi veya yeni müzakere kanallarının açılması karşılığında Çin’den Tahran üzerinde baskı kurma sözü almaya çalışabileceği değerlendiriliyor.

Çipler, Tarım ve Uçaklar

Zirvenin ekonomik beklentileri arasında, ABD’nin özellikle soya fasulyesi ve et ürünleri başta olmak üzere Amerikan tarım ürünlerinin Çin’e satışını artırma girişimi öne çıkıyor. Ayrıca havacılık sektöründe yeni anlaşmalar yapılması da hedefleniyor.

dfvfdvfdv
Şanghay’daki bir hediyelik eşya dükkânında, aralarında Donald Trump’ın da bulunduğu dünya liderlerine ait çizilmiş portreler sergileniyor. (EPA)

Trump yönetimi, Çin’den gelecek büyük ölçekli satın alma açıklamalarının özellikle ticaret savaşlarından zarar gören tarım eyaletlerinde iç politik açıdan önemli bir kazanım sağlayacağını düşünüyor.

Ancak iyimserlik sınırlı kalıyor. Çin son yıllarda Brezilya ve diğer tedarikçilere bağımlılığını artırdı. Bu durum, Pekin’in soya fasulyesi konusunda büyük tavizler verme ihtiyacını azaltıyor. Ayrıca Çin, emtia alımlarını kalıcı bir ticaret politikası değişiminden ziyade müzakere aracı olarak kullanma eğiliminde.

Teknoloji alanındaki rekabet ise daha karmaşık bir görünüm sergiliyor. Nvidia gibi Amerikan şirketleri, dünyanın en büyük yapay zekâ pazarlarından biri olan Çin’e daha geniş erişim talep ediyor. Buna karşılık Washington, gelişmiş çip satışlarının Çin’in teknolojik ve askeri kapasitesini güçlendirebileceğinden endişe ediyor.

Bu nedenle zirvenin, anlaşmazlıkları çözmekten çok yönetmeye yönelik bir platform olması bekleniyor.

Büyük Uzlaşıdan Çok Hasarı Sınırlandırma Zirvesi

Analiz merkezlerine göre zirve, kapsamlı bir anlaşmadan ziyade sınırlı “ekonomik çıktılara” odaklanabilir. Dünya Ekonomik Forumu’nun analizine göre temel hedef, yeni bir ticaret savaşının patlak vermesini önlemek ve mevcut istikrarı korumak; iki ülke arasındaki ilişkileri tamamen yeniden şekillendirmek değil.

Washington, enflasyon baskısı ve İran savaşının maliyetleri nedeniyle hızlı bir ekonomik başarıya ihtiyaç duyuyor. Pekin ise ihracatını olumsuz etkileyebilecek yeni bir ticari şoktan kaçınmak istiyor. Ancak ticaret verilerindeki iyileşme ve nadir mineraller ile dev tüketici pazarı gibi kozları nedeniyle geniş tavizler vermeye mecbur görünmüyor.

Bu çerçevede Trump-Şi zirvesi, iki rakip ekonomi arasındaki karşılıklı bağımlılığı yönetme testi olarak değerlendiriliyor. Washington ile Pekin arasındaki ilişki artık yalnızca ticaretten ibaret değil; enerji, teknoloji, tedarik zincirleri ve piyasa şoklarını kontrol etme kapasitesi de bu ilişkinin temel unsurları hâline gelmiş durumda.

sxdscv
ABD ve Çin bayrakları, başkent Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda Çin’in tarihi lideri Mao Zedong’un fotoğraflarının yanında dalgalanıyor. (Reuters)

Yatırımcılar tarifeler, çipler, tarım ve enerji konusunda verilecek mesajları beklerken, en olası sonuç kısmi uzlaşılar olarak görülüyor. Bunlar arasında diyalog kanallarının açık tutulması, nadir toprak elementleri konusunda tansiyonun düşürülmesi ve Çin’in Amerikan mallarına yönelik ek satın alma vaatleri bulunuyor.

Ancak büyük çaplı bir kırılmanın gerçekleşmesi, Trump ve Şi’nin ekonomiyi İran, Tayvan ve yapay zekâ gibi daha hassas başlıklardan ayırabilme kapasitesine bağlı olacak.


Trump Pekin’de… İran’a seçenek sundu: Ya iyi bir anlaşma ya da yıkım

Trump Pekin’de… İran’a seçenek sundu: Ya iyi bir anlaşma ya da yıkım
TT

Trump Pekin’de… İran’a seçenek sundu: Ya iyi bir anlaşma ya da yıkım

Trump Pekin’de… İran’a seçenek sundu: Ya iyi bir anlaşma ya da yıkım

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile önemli bir zirve gerçekleştirmek üzere Pekin’de. Trump, İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engelleme konusundaki kararlılığını yineleyerek, ABD’den ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “İran ya ABD ile iyi bir anlaşmaya varacak ya da yıkımla karşı karşıya kalacak” dedi.

Trump ayrıca, İran savaşını sona erdirmek ve Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını hafifletmek için Pekin’in yardımına ihtiyaç duyacağını düşünmediğini söyledi.

Washington ile Tahran arasındaki müzakere süreci, Trump’ın İran’ın son yanıtını reddetmesinin ardından açık bir çıkmaza girdi. Bu durum, kırılgan ateşkesin askeri dengelerin yeniden şekillendirildiği bir sürece dönüşebileceğine dair işaretleri artırdı.

Bu arada, ay başında hazırlanan ve New York Times tarafından yayımlanan gizli Amerikan istihbarat değerlendirmeleri, İran’ın askeri ve füze kapasitesinin büyük bölümünü yeniden toparladığını ortaya koydu. Bu değerlendirmeler, Trump’ın İran ordusunun “tamamen ezildiği” yönündeki açıklamalarıyla çelişiyor.