Kuveyt Dışişleri Bakanı, Körfez ülkelerinin mesajını Lübnanlı yetkililere iletti

Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah
Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah
TT

Kuveyt Dışişleri Bakanı, Körfez ülkelerinin mesajını Lübnanlı yetkililere iletti

Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah
Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah

Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah, Lübnan ile güveni yeniden inşa etmek üzere Beyrut’taki yetkililere ‘Körfez, Arap ve uluslararası bir mesaj’ taşıdığını açıkladı. Mesajdaki fikir ve önerilerin, uluslararası meşruiyet ve Arap Birliği kararları çerçevesinde alındığını belirten Bakan, Lübnan’ın iç işlerine karışma yönünde herhangi bir eğilimin bulunmadığını vurguladı.
Kuveyt Dışişleri Bakanı, geçen cumartesi günü Lübnan Başbakanı Necib Mikati ile bir araya gelmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi ve Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib ile de görüşmelerde bulundu.
Muhammed es-Sabah, Avn ile görüşmesi sonrasında Lübnan ziyaretinin ana sebebini Cumhurbaşkanına ilettiğini, Lübnan ile güveni tazelemek amacıyla ‘Kuveyt, Körfez, Arap ve uluslararası çerçevede bir mesaj taşıdığını söyledi. Bakan, “Tüm bu fikirler ve öneriler, uluslararası meşruiyet kararları ve Arap Birliği’nin önceki diğer kararları temelinde türetilmiştir” diyerek, Cumhurbaşkanı Avn’ın bunu inceleme sürecinde olduğunu ve bu önerilere yakın bir zamanda yanıt almayı beklediklerini söyledi.

“Lübnan’ın iç işlerine karışma yönünde herhangi bir eğilim asla yoktur”
Lübnan hakkında önlem alan Körfez ülkelerinin, 23 Ocak’ta Lübnan’ın ‘sözlü ya da fiili saldırganlık’ için bir platform olmayacağını ifade etmesinden sonra, söylenenleri takip edip etmeyeceklerine ilişkin bir soruya ise Bakan “Lübnan’ın 73 yılı aşkın süredir olduğu gibi dünyada ve Maşrik’te parlayan bir unsur, bir ikon ve seçkin bir sembol olmasını istiyoruz. Bu bizim bildiğimiz Lübnan’dır, bu kardeş ülkeye ve bu güzel insanlara karşı duyarlılık oluşturmak için bir platform veya başka bir mekân değildir” yanıtını verdi. Muhammed es-Sabah, “Lübnan’ın iç işlerine karışma yönünde herhangi bir eğilim asla yoktur. Bunlar, güven tazeleme önlemleri olarak fikir ve önerilerdir. Bunların herkesin yararına olacak şekilde ele alınacağını umuyoruz” dedi.
Kuveyt’in Taif Anlaşması’nın uygulanması başlığı altında Lübnan’da yeni bir diyaloğa öncülük etmeye hazır olup olmadığı sorusuna ise Muhammed es-Sabah, “Kısacası Lübnan’ın iç işlerine karışmıyoruz. Sorunun kıvrımlarında bir cevap var. Bu cevap ise Taif Anlaşması da dahil olmak üzere sadece önceden üzerinde anlaşmaya varılanların uygulanmasıyla ilgili. Henüz yerine getirilmeyen taahhütler varsa da inşallah, bunların somut uygulamasıyla herkesin hedefine ulaşacağız” yanıtını verdi.
Kuveytli Bakan, açık bir siyasi bölünme ortasında Lübnan’ın 1559 sayılı kararı ne ölçüde uygulayabileceği sorusuna yanıt olarak ise “Bu, Kuveyt’e değil, Lübnanlıların kendisine kalmış bir mesele. Ancak tüm uluslararası meşruiyet kararları dünyadaki tüm ülkeler açısından bağlayıcıdır. İnşallah Lübnan ve bu kararla ilgilenen herkes, uluslararası meşruiyet kararlarıyla uyumlu bir duruma ulaşacaktır” ifadelerini kullandı. Girişim hakkında ayrıntı vermeyen Kuveytli Bakan, “Bu noktalar, Lübnanlı yetkililere bırakılmıştır ve bunları medyada tartışmak isteyip istemeyeceklerine kendileri karar vermektedir. Ancak onlardan cevap bekliyoruz” dedi.

Kuveyt, Lübnan’la  diplomatik ilişkilerini kesmedi
Başbakan Mikati’ye Kuveyt’i ziyaret etmesi için yapılan resmi davetin hangi aşamada  olduğunu ve diplomatik ilişkilerin kesilmesi ortasında Lübnan Dışişleri Bakanı’nın Kuveyt ziyaretine yönelik soruya Kuveytli Bakan şu yanıtı verdi: “Öncelikle Kuveyt ile diplomatik ilişkiler kesilmedi. Büyükelçi istişarelere çağrıldı. İkinci olarak Lübnan Dışişleri Bakanı’nın Kuveyt’e daveti, şu anda Arap devletleri Dışişleri Bakanları Konseyi’ne başkanlık ettiği göz önüne alındığında, bu ayın sonunda Kuveyt’te yapılacak bir Arap istişare toplantısı aracılığıyla gelişti. Yaklaşık 50 bin Lübnanlıya ev sahipliği yapıyoruz. Onların gelişimsel rollerinden memnunuz. Ayrıca her düzeyden Lübnanlıyı Kuveyt’i ziyaret etmeye çağırıyoruz.”

Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiler
Cumhurbaşkanı Avn, Bakan Sabah’a Lübnan’ın ile Arap ülkeleri arasındaki iyi ilişkileri koruma konusundaki kararlılığına dayalı olarak, Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki normal ilişkileri yeniden kuracak her türlü Arap hareketini memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Lübnan ve Kuveyt arasındaki seçkin ilişkileri yansıtan girişim karşısında teşekkürlerini ileten Avn, bu girişimin, özellikle de Lübnan ve Körfez ülkeleri arasında güven tazeleme amacıyla Körfez, Arap ve uluslararası desteğe sahip olduğunu ifade etti.
Aynı şekilde Lübnan’ın Taif Anlaşması’nı ve ilgili uluslararası meşruiyet ve Arap kararlarını uygulama taahhüdünü de dile getiren Avn, Sabah’ın teslim ettiği mesajda yer alan fikirlerin, uygun pozisyonun ilan edilmesi için istişarelerin konusu olacağına dikkat çekti.
Berri ile görüşmesi sonrasında ise Sabah, “Lübnan, bölgesel ve uluslararası çevresi arasında güven tazelemek için önlemler ortaya koyulan Lübnan ziyaretim temelinde, Kuveyt ve Lübnan arasındaki ikili ilişkiler konusunu ve bölgesel ve uluslararası düzeyde yaşadığımız zorlukları ele aldık” dedi.

Ziyaret üç mesajın dışına çıkmıyor
Ziyaretinin seçim hazırlıklarıyla çakışmasına ve eski Başbakan Saad Hariri’nin seçimlere katılma konusundaki isteksizliğine ilişkin bir soruya yanıt olarak Kuveytli Bakan, “İlk olarak Lübnan’ın iç işlerine herhangi bir müdahale yok. Körfez ülkeleri, Lübnan’ın içişlerine müdahale etmiyor. İkinci olarak ise ziyaret, 23 Ocak’ta ilettiğim üç mesajın dışına çıkmıyor. İlk mesaj, kardeş Lübnan halkına yönelik sempati, dayanışma, sinerji ve sevgidir. İkinci nokta, Lübnan’ın herhangi bir sözlü veya fiili saldırı için bir platform olmaması ile ilgilidir. Üçüncü nokta, herkesin Lübnan’ın istikrarlı, güvenli ve güçlü olması arzusu taşıyor olmasıdır. Lübnan’ın gücü, uluslararası meşruiyet kararları ve bu alandaki Arap kararları uygulanarak bu meselenin gerçekleşmesi şartıyla, tüm Arapların gücüdür” diyerek, Meclis Başkanı Berri’ye de Hizbullah için bir mesaj taşıdığı söylentisini yalanladı.

Kuveytli Bakan, İçişleri Bakanı’la uyuşturucu  mücadeleyi görüştü
İçişleri Bakanı Bessam el-Mevlevi ile görüşmesi sonrasında ise Kuveytli Bakan, Lübnan’ın herhangi bir tarafça herhangi bir sözlü veya fiili saldırı için istismar edilmemesi gerektiğini vurguladı. Ahmed Nasır el-Muhammed es-Sabah, uyuşturucu belasını Lübnan’dan dışarı çıkarmayı ele aldıklarını ve devlet içerisindeki tüm geçişlerin yetkililerin elinde olması gerektiğini görüştüklerini vurguladı. Kuveyt’e yönelik bir sevkiyatın önüne geçtiği için İçişleri Bakanına teşekkürlerini ileten Bakan, ‘bu sevkiyatların Kuveyt’e ve bölgeye geçmemesini sağlayacak mekanizmalar kurma, bu fikirleri incelemeye sunma ve uyuşturucu belasını önlemek için daha etkili olacak bir mekanizmayı devreye sokma’ umudunu dile getirdi. Kuveytli Bakan ayrıca, “Bu yolla, devletin Lübnan’daki nüfuzunun daha da artacağını umuyoruz” diyerek, Bakan Mevlevi’nin son dört ayda güvenlik alanlarında ve çözüm bulma hususunda ortaya koydukları çalışmalara da övgüde bulundu. Berri’nin Hizbullah silahları hakkında soruşturma yapılıp yapılmayacağı sorusu tekrarlandığında ise Muhammed es-Sabah, “Tüm fikirler, esas olarak Lübnan taraflarınca ilan edilen durumlardan ve Birleşmiş Milletler’e (BM) üye devletler ve Arap kararları başta olmak üzere, herkes açısından bağlayıcı olan diğer noktalardan doğmuştur. Bu kararların uygulanmaması, kimse için istemediğimiz prosedürleri de beraberinde getiriyor” şeklinde konuştu.
Mevlevi ise misafiriyle birlikte, ‘sınır kontrolü, uyuşturucu şebekelerinin tespit edilip kontrol altına alınması ve kaçakçılığın önlenmesi’ başta olmak üzere ortaya koyulan önlemleri ele aldıklarını söyledi. Lübnanlı Bakan, “Lübnan yasalarının uygulandığını belirttim. Aynı şekilde yalnızca Arap ülkelerinin başına gelebilecek herhangi bir kötülük veya zararı önleyebilmek adına, bu yasaların uygulanmasının Lübnan çıkarına olduğunu söyledim. Bu, bizim görevimizdir. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerindeki kardeşlerimizin arzu ettiği şey de budur. Ayrıca bize her zaman yardım ettikleri gibi, devleti inşa etmemize de yardım edeceklerdir” açıklamasında bulundu.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.