Direniş Komiteleri Sudan siyaset sahnesinde ne kadar etkili?

Sudan Direniş Komiteleri, günler geçtikçe genel olarak siyaset sahnesini yönetip kontrol edecek geniş bir popülerlik kazanıyor

Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)
Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)
TT

Direniş Komiteleri Sudan siyaset sahnesinde ne kadar etkili?

Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)
Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)

İsra eş-Şahir
Aralık 2018’de Sudan halk hareketinin patlak vermesinden bu yana direniş komiteleri, önemli bir organ olarak sokaklarda görünmeye başladı. 2013 yılından beri Ömer el-Beşir rejimine direnen ve rejimi devirmek için sivil itaatsizlik örgütleme faaliyetlerine katılan organlardan biri olarak kabul ediliyor. Resmi olmayan bir ağ olmasına rağmen sivil demokratik geçiş sürecinde kilit bir rol oynadı. Sudan’ın tüm bölgelerinden gelen, protesto gösterisi düzenlemeye ve dayanışma sağlayamaya çalışan Sudan vatandaşlarından oluşuyor.
Bu komitelerin sahip olduğu yetkiler, onları Sudan sokaklarındaki ana etki haline getirdi. Son dönemde komitelerin önde gelen üyeleri açıkça hedef alındı, tutuklandı ve baskı altına alındı.

Beşir’in devrilmesinden önce Direniş Komiteleri
Beşir rejiminin düşüşünden önce Sudan Meslek Odaları Birliği ve Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), Sudan sokaklarındaki iki etkili taraftı. Direniş Komiteleri, o günden beri var olmasına rağmen, üye sayısının az olması nedeniyle çok etkili değildi. Bu çerçevede Kuzey Hartum bölgesindeki Direniş Komiteleri’nin bir üyesi olan Muhammed Ali, “Direniş Komiteleri, Meslek Odaları Birliği’nin görüşlerinden etkilendi ve onu, ayaklanmaya önderlik eden organ olarak kabul etti. Ancak tüm siyasi oluşumların ve partilerin, kendi kişisel çıkarları için çalıştıkları belli olduktan sonra, bu meselelerin biraz karşısında durmaya ve saflarımızı düzenlemeye karar verdik. Sokaklar, eskisi gibi bir alanda toplanma yerine komitelerin davetiyle gösteri düzenlemeye başladı. Bu durum, Direniş Komiteleri’nin şu anda sahnenin ön saflarında yer aldığı anlamına geliyor. Özellikle de üyelerinin çoğu siyasi kazanç hayali kurmayan gençler olduğu için, ‘sivil ve demokratik bir hükümete ulaşmak’ ve ‘Beşir rejiminin devrilmesinden günümüze kadar geçen üç yıl boyunca çok sayıda kurbana neden olan kafalardan kurtulmak’ olan tek bir hedef tarafından motive oluyorlar” dedi.
25 Ekim darbesinden sonra durumun tamamen değiştiğini belirten Ali, “Direniş Komiteleri, şu an sokakta çifte görev yapıyor. Çünkü komiteler ilan etmedikçe hiçbir gösteri başlamıyor. Darbeci rejimin yıkılması, geçiş dönemi sona erene ve özgür ve adil seçimlerle sivil bir yönetim sağlanana kadar çözüm bulunması çağrısı içeren birçok açıklama tarafımıza geldi. Sudan’ın her yerindeki tüm komitelerin gösterilerde ciddi ve barışçıl bir şekilde çalışma arzusunda rağmen darbeciler, bizi tekrar tekrar barıştan sapmakla suçlamaya çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

Komitelerin dış rolü
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Direniş Komiteleri, uluslararası açıdan kabul görmüş organlar haline geldi. Dış taraflar, Sudan sorununu çözmek için bir vizyon bulmak amacıyla komite üyeleriyle bir araya geldi ve onlarla oturdu. Komiteler, geçmiş günlerde Sudan’daki siyasi istişareler çatısı altında Birleşmiş Milletler Sudan misyonu UNITAMS’ın siyasi büro temsilcileriyle bir araya geldi. Komite, Facebook üzerinden yaptığı bir açıklamada, “Direniş Komiteleri’nin güncel meselelere bakış açısını ve komitelerin vizyonunu anlamak için misyonun siyasi departmanı tarafından bir dizi soru gündeme getirildi” ifadelerine yer verdi.
Açıklamada, “Temsilciler, sorunun olağanüstü hâl, baskı öldürme, tutuklama, zorla kaybetme ve bugüne kadar devam eden diğer ihlaller başta olmak üzere darbe öncesi ve sonrası uygulamalarıyla demokratik süreçte askeri bileşenin engellendiğini belirttiler” denildi.
Sudan Direniş Komiteleri, açıklamalarını “İlan edilecek siyasi tüzüğün, gerekli yönetim yapılarının mekanizma ve şekillerine tatmin edici cevaplar vereceği açık. Mevcut güvenlik komitesiyle ortaklığı, müzakereyi ve pazarlığı reddedici tutumunu teyit eden bir muhtıra da verildi” ifadeleriyle sonlandırdı.
Aynı şekilde siyasi analist Mahmud Ebu Bekir, “Direniş Komiteleri, Sudan sokaklarında önemli bir rol oynuyor. Kimse bunu inkâr edemez. Bununla da kalmayıp, komitelerin ülkedeki ekonomik krize çözüm ürettiği, ekmek ve diğer ihtiyaçları sağladığı biliniyor. Bu durum, Direniş Komiteleri’nin üyelerinin mutlak siyasi eylem için nitelikli oldukları anlamına gelmiyor. Zira birçok üye, yasal yaşları olan 18’i aşmadı ve siyasi deneyimleri sınırlı” dedi.
Ebu Bekir, “Bu, onları siyasi çalışmalardan dışlamak anlamına gelmiyor. Ancak genel olarak siyasi partileri ve politikacıları dışlama girişimleri yanlıştır. Bu durum, onların yetersiz tecrübelerini doğruluyor. Sudan’ı yaklaşan bir savaş tehlikesinden kurtarmak için herkes birbirini kabul etmelidir” şeklinde konuştu.
Mahmud Ebu Bekir, “Demokratik geçiş gerekli bir şeydir. Hepimiz onu destekliyoruz, ancak bu, bu komitelerin sokakta oldukları için diğer tüm siyasi yelpazeleri reddettiği yanılgısını kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor” dedi.

Eylemlilik haftası
Komiteler hala siyaset sahnesine hâkim. Öyle ki yetkiyi sivillere devretmeleri ve 25 Ekim darbesinden bu yana 75 protestocuyu öldürmekle suçlananları adalete teslim etmeleri için yetkililere baskı yapmak amacıyla, gelecek pazartesi günü başlayan ve perşembe günü sona erecek olan yeni bir eylemlilik haftası ilan etti. Askeri darbe tarihinden bugüne kadar çok sayıda insan, Direniş Komiteleri’nin ayrılma çağrılarına dayalı olarak ordunun hükümeti kontrol etmesini kınayan gösterilere katıldı.
Siyasi analist Velid el-Hayr, “Yürüyüşlerin maruz kaldığı şiddetli vahşete, tutuklama, işkence ve öldürme kampanyalarına rağmen binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına dayanarak sokaklara akın etti. Bu durum, komitelerin Sudan’daki siyaset sahnesinde ve insanlar üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bu, komitelerin lehinedir. Özellikle komitelere önderlik eden gençler sokaklara dökülenler olduğu için, gün geçtikçe iktidara ulaşma ve genel olarak siyaset sahnesini kontrol etme niteliği taşıyan geniş bir popülerlik kazanacağını iddia ediyor. Bu gençler, demokratik yönetim talep eden ve diğer genç kesimleri güçlendirmeye çalışanlarla aynı kişilerdir. Kadınların bile bu komitelerdeki rolleri büyüktür. Komiteler adına konuşma konusunda nasiplerini almışlardır. Hatta ölen, yaralanan ve tecavüze uğrayan kadınlar bile vardır” açıklamasında bulundu.

Komitelerin şeytanlaştırılması
Birçok taraf, Direniş Komiteleri’ni şiddete sürüklemeye, polis ve askeri taraflarla karşı karşıya getirmeye çalıştı. Bu durum, zaman zaman yetkililer tarafından da dile getirilirken komiteler, karakolları yakmak ve durumu şiddete sürüklemekle suçlandı. Bu çerçevede ismini vermeyen bir hükümet yetkilisi, “Bizi, komiteleri şeytanlaştırmakla suçlamak yanlış. Görevliler olarak işimizi yapıyoruz ve soruşturmalarımıza dayanarak suçlamalar yapılıyor” dedi.
Ancak komitelerin farklı bir görüşü var gibi görünüyor. Öyle ki komiteler, polislerin araçlarını kendilerini yaktığını, ama eylemcileri bunu yapmakla suçladığını savundu. Komiteler ayrıca, iddialarını destekleyen videolar yayınladı.



Rapor: Mısır, İsrail'in Refah'taki hamlelerini durdurmak için Gazze müzakerelerini ilerletmeye çalışıyor

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta yerinden edilmiş Filistin kamplarının uydu görüntüsü (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta yerinden edilmiş Filistin kamplarının uydu görüntüsü (AFP)
TT

Rapor: Mısır, İsrail'in Refah'taki hamlelerini durdurmak için Gazze müzakerelerini ilerletmeye çalışıyor

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta yerinden edilmiş Filistin kamplarının uydu görüntüsü (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta yerinden edilmiş Filistin kamplarının uydu görüntüsü (AFP)

Arap Dünyası Haber Ajansı (AWP), İsrail Yayın Kurumu'nun bugün (Perşembe) ismini açıklamadığı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Mısır'ın, İsrail'in Refah'taki hamlelerini durdurmak için İsrail ile Hamas arasında esir takası anlaşması müzakerelerini ilerletmeye çalıştığını bildirdi.

Ajans ayrıca İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin en güney bölgesine yakın bir zamanda gireceğinin konuşulmasıyla birlikte, İsrail'in ‘Hamas'la müzakerelerin temelini oluşturacak yeni ana hatlar’ olarak tanımladığı taslakları hazırlamaya başladığını belirtti.

AWP, müzakereler hakkında bilgi sahibi olduğunu söylediği iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Güvenlik Kabinesi üyelerinin bugün yapılması beklenen oturumda, müzakere ekibinden, görüşmelerin bir özetini alacağını bildirdi.

Mısır dün (Çarşamba) Gazze'de acil ve sürdürülebilir bir ateşkes sağlanması, esir değişimi ve insani yardımların ulaştırılması gerekliliği konusundaki kararlılığını vurguladı.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, ‘Filistin'in Refah kentindeki askeri gerilimin ciddiyeti ve bölgeyi istikrarsızlığa itebilecek yansımaları’ konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Mısır, Katar ve ABD, Gazze Şeridi'nde ateşkes ve esir takası anlaşması sağlanması amacıyla arabuluculuk yapıyor. Ancak ocak ayından beri süren arabuluculuk çabaları şu ana kadar başarısızlıkla sonuçlandı.

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri geçtiğimiz hafta CNN'e verdiği röportajda, “Görüşmeler devam ediyor, hiç kesintiye uğramadı. Sürekli fikirler ortaya atılıyor ve hedefe ulaşılana kadar da bunu yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.


El Kassam: İki İsrail kuvvetini Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir mayın bölgesine çektik

İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (EPA)
İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (EPA)
TT

El Kassam: İki İsrail kuvvetini Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir mayın bölgesine çektik

İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (EPA)
İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (EPA)

Arap Dünyası Haber Ajansı'nın haberine göre Hamas hareketinin askeri kanadı olan İzzeddin El Kassam Tugayları dün (Çarşamba) iki İsrail kuvvetini mayın yerleştirdikleri iki bölgeye çektiğini duyurdu.

Kısa açıklamada, üyelerinin İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi'nin merkezindeki El-Muğraka bölgesinde iki ayrı pusuda, F-16 uçağından fırlatılan ancak patlamayan patlayıcı madde ve füzeler kullandığı belirtildi.

Açıklamada, iki kuvvetteki insan kayıpları hakkında bilgi verilmedi.


Stephanie Khoury, BM misyonu başkanlığı görevlerini üstlenmek üzere Libya'nın başkentine geldi

BM Siyasi İşler Misyonu Başkan Yardımcısı Stephanie Khoury (Misyon)
BM Siyasi İşler Misyonu Başkan Yardımcısı Stephanie Khoury (Misyon)
TT

Stephanie Khoury, BM misyonu başkanlığı görevlerini üstlenmek üzere Libya'nın başkentine geldi

BM Siyasi İşler Misyonu Başkan Yardımcısı Stephanie Khoury (Misyon)
BM Siyasi İşler Misyonu Başkan Yardımcısı Stephanie Khoury (Misyon)

Arap Dünyası Haber Ajansı'nın (AWP) Libya medyasından aktardığına göre Birleşmiş Milletler Siyasi İşler Misyonu Başkan Yardımcısı Stephanie Khoury, BM elçisi Abdullah Bathiliy’nin istifasının ardından başkent Trablus'a gelerek dün (Çarşamba) çalışmaya başladı.

Khoury, BM misyonunun görevlerini üstlenmenin yanı sıra, siyasi işler dosyasının sorumluluğunu da sürdürmeye devam edecek. Bu arada Libya Al-Marsad gazetesi, Khoury'nin dün misyon uçağıyla "lojistik nedenlerden dolayı" gelememesi nedeniyle ticari bir uçakla Libya’ya geldiğini bildirdi. Bathiliy, BM Güvenlik Konseyi'ne ülkedeki durumla ilgili gelişmeler hakkında sunduğu ve Libyalı liderlerin iyi niyet göstermediğini belirttiği brifing sonrası, geçen hafta görevinden istifa ettiğini açıklamıştı.


Husiler: Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'nda 3 askeri operasyon gerçekleştirdik

Gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de bulunan bir Amerikan destroyeri (ABD Ordusu)
Gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de bulunan bir Amerikan destroyeri (ABD Ordusu)
TT

Husiler: Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'nda 3 askeri operasyon gerçekleştirdik

Gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de bulunan bir Amerikan destroyeri (ABD Ordusu)
Gemileri Husi saldırılarından korumak için Kızıldeniz'de bulunan bir Amerikan destroyeri (ABD Ordusu)

İran'ın desteklediği Husiler, dün akşam (Çarşamba) Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'nda, bir Amerikan gemisi ve destroyeri ile bir İsrail gemisini hedef alan 3 askeri operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu.

Husi askeri sözcüsü Tuğgeneral Yahya Saree, Yemen silahlı kuvvetlerine bağlı Husilerin, Aden Körfezi'nde Amerikan gemisi Maersk Yorktown'a uygun sayıda deniz füzesi ile askeri operasyon düzenlediğini ve isabet kaydettiğini duyurdu.

Saree, Hava Kuvvetlerinin iki askeri operasyon düzenlediğini, bunlardan birinin Aden Körfezi'nde çok sayıda drone ile Amerikan destroyerini hedef aldığını, diğer operasyonun ise Hint Okyanusu'nda çok sayıda drone ile İsrail gemisi "MSC Veracruz"u hedef aldığını belirtti. Saree, her iki operasyonun da hedeflerine başarıyla ulaştığını ifade etti.


Irak’ta terör suçundan hüküm giymiş 11 kişi idam edildi

Başkent Bağdat'ın genel görünüm (Arşiv- Reuters)
Başkent Bağdat'ın genel görünüm (Arşiv- Reuters)
TT

Irak’ta terör suçundan hüküm giymiş 11 kişi idam edildi

Başkent Bağdat'ın genel görünüm (Arşiv- Reuters)
Başkent Bağdat'ın genel görünüm (Arşiv- Reuters)

Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) iki güvenlik ve sağlık yetkilisine dayandırdığı haberinde dün (Çarşamba) " Iraklı yetkililer bu hafta en az 11 kişiyi "terör suçları" ve DEAŞ'a üye olma suçlaması ile asarak idam etti.

Zikar Valiliği'nden (güney) bir güvenlik yetkilisi, "11 DEAŞ teröristine idam cezası, Adalet Bakanlığı'na bağlı bir çalışma ekibinin gözetiminde Nasıriye şehrindeki El-Hout hapishanesinde infaz edildi." dedi. Zikar Valiliği Sağlık Departmanından bir tıbbi kaynak ise "İdam edilen 11 sanığın cenazesinin pazartesi günü Nasiriye kentinde bulunan Al-Hout hapishanesine götürüldüğünü" belirtti.


Suriye Demokratik Konseyi, “Ulusal Eylem Topluluğu” ve “Üç Bölge Belgesi” girişimlerini memnuniyetle karşıladı ama imzalamadı

Suriye Demokratik Konseyi’nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki el-Haseke kentinde bulunan merkezi
Suriye Demokratik Konseyi’nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki el-Haseke kentinde bulunan merkezi
TT

Suriye Demokratik Konseyi, “Ulusal Eylem Topluluğu” ve “Üç Bölge Belgesi” girişimlerini memnuniyetle karşıladı ama imzalamadı

Suriye Demokratik Konseyi’nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki el-Haseke kentinde bulunan merkezi
Suriye Demokratik Konseyi’nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki el-Haseke kentinde bulunan merkezi

Suriye Demokratik Konseyi (SDK), Suveyda, Dera ve Halep illerinden muhalifler ile aktivistler tarafından 8 Mart'ta yayınlanan, Suriye’nın kıyı bölgeleri, İdlib şehri ve işgal altındaki Golan Tepeleri'nden isimler tarafından imzalanan ‘Ulusal Eylem Topluluğu’ ve ‘Üç Bölge Belgesi’ girişimlerini memnuniyetle karşıladı. Şarku’l Avsat’a telefon aracılığıyla açıklamada bulunan SDK Başkanı Dr. Mahmud el-Meslat, Suriye krizine yönelik ulusal çözümlerin ‘Suriyeliler arasındaki mutabakata bağlı olduğunu’ söyledi.

SDK, resmi internet sitesinde yayınladığı açıklamada, Ulusal Eylem Topluluğu’na katılma ve Üç Bölge Belgesi’ni imzalama konusundaki nihai tutumunu belirtmezken bu tür girişimlere açık olduğunu ifade etti. Açıklamada, “Suriye coğrafyasında ortak eylem birliğine duyulan ihtiyaç, ulusal diyaloğa bağlılık ve Suriye’nin egemen kararının bağımsızlığı, ülkedeki zalim rejimin sona ermesine, onurlu bir yaşam ve özgürlüğün sağlanmasına, hakların korunmasına ve eşit vatandaşlık haklarının teyit edilmesine yol açacaktır” denildi. SDK, bu tür girişimlerin siyasi çabaları birleştireceğini, arzu edilen siyasi çözüme ulaşılacağını ve ülkede demokratik bir geçiş sağlanacağını vurguladı.

ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) siyasi kanadı olan SDK, söz konusu girişimleri, ‘ötekini kabul etme, karşılıklı tanıma ve bölünmüşlük halini sona erdirmek için herkes arasında diyalog kurma’ temel ilkeleriyle örtüşen olumlu bir adım olarak görüp memnuniyetle karşılasa da kendisi bu girişimlere dahil olmadı. SDK açıklamasında ‘güven inşa etmek ve birlikte çalışmak için köprüler kurma ve kimseyi dışlamadan herkesi kabul etme’ çağrısında bulundu.

Suriye içinde ve dışında Suveyda, Dera ve Halep kırsalından aralarında akademisyenlerin, aktivistlerin ve aydınların bulunduğu Suriyeli muhalifler, 7 Mart'ta ‘Üç Bölge Belgesi’ni açıkladı. Üç Bölge Belgesi, Suriye rejimine karşı halk ayaklanmalarının başlamasının üzerinden geçen 14 yılın ardından geçtiğimiz 7 Mart'ta ‘Vatana selam’ sloganıyla duyuruldu.

Beş ana hat

Muhalefet kanadının ortak bir söylemde buluşturulmasının yanı sıra, ayrılıkçılığa ve fanatizme sürüklenmemesi çağrısı yapılan belgeler, beş ana hat üzerine inşa edildi. Bunlardan ilki, siyasetin millileştirilmesi ve Suriye'nin egemen kararının hiçbir yabancı tarafa teslim edilmemesi, ikincisi, yaşam, özgürlük, haysiyet ve tüm Suriyelilerin haklarının korunması, üçüncüsü, Suriye'nin ve Suriyelilerin birliğinin ve Suriye'nin bir mezhep ya da etnik grubun devleti olmadığının vurgulanması, dördüncüsü, koordinasyon, diyalog ve ortak eylem çağrısı ve beşincisi, güven inşa etme ve Suriyelilerin birliğini çoğunluk ile ilişkilendirme.

SDK Başkanı Dr. Mahmud el-Meslat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son dönemdeki bu girişimleri memnuniyetle karşıladıklarını, bu tür siyasi hareketleri ve girişimleri kabul eden bölgelerin sakinleri tarafından ortaya koyulan ortak belgeleri ilgiyle takip ettiklerini söyledi. Suriye krizine sadece Suriyelilerin uzlaşı yoluyla siyasi çözümler üretebileceğini vurgulayan Dr. Meslat, “Suriyeliler olarak bizler, vatan sevgimizle birleşmiş, mükemmel ve ülkesini başkalarından kıskanan vatanseverleriz. Tarafgirliklerin ötesine geçerek, ulusal sabiteler üzerinde anlaşmalıyız” ifadelerini kullandı.

SDK'nın Suriyeliler için bir kurtuluş yolu olarak siyasi çözüme inanan tüm muhalif grupları, demokratik ulusal güçleri ve şahsiyetleri barındıran kapsayıcı bir ulusal proje geliştirilmesinden yana olduğunu belirten Dr. Meslat, “Ülkedeki bölünmüşlük halini sona erdirilmeli ve Suriye ulusal kimliğinin kapsayıcılığı temelinde geleceğin çoğulcu, demokratik Suriye'si inşa edilmeli” şeklinde konuştu.

Suriye'nin kıyı bölgesi şehirlerinden bağımsız Suriyeli isimler, Ulusal Eylem Topluluğu'nun kurulduğunu ve Suveyda, Dera, Halep kırsalı, kıyı bölgeleri, İdlib şehri ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nden önde gelen şahsiyetlerin yanı sıra, ülkenin kuzeydoğu bölgelerinde faaliyet gösteren en önemli siyasi oluşum olan SDK tarafından memnuniyetle karşılanan Üç Bölge Belgesi'ne katıldıklarını açıkladılar.

Dr. Meslat, SDK'nın geçtiğimiz yıllarda konferanslar düzenleyerek ve muhalif taraflar ve şahsiyetlerle doğrudan görüşmeler yaparak, ilgili uluslararası kararlar çerçevesinde siyasi bir çözüme ulaşmak için doğrudan diyalog yoluyla ülkedeki tüm bileşenler ve siyasi güçler arasındaki güveni güçlendirmeye çalıştığını vurguladı. Dr. Meslat, “Söz konusu girişimlerde SDK'da aradığımız ilkelerden biri olan Suriye'nin tüm bölgeleriyle koordinasyon ve diyalog arzusu, ötekini kabul etme, karşılıklı tanıma ve hepimizin sıkıntısını çektiği bölünmüşlük halini sona erdirmek için herkesle diyalog ilkesini bulduk” dedi.

Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde düzenlenen dördüncü SDK konferansından

SDK, 2015 yılında Suriye kuzeydoğu bölgesinde kurulan Demokratik Birlik Partisi (PYD) liderliğindeki özerk yönetimde yer alan siyasi partilerden oluşan geniş bir siyasi ittifak olarak dikkati çekiyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında muhalif Demokratik Değişim İçin Ulusal Koordinasyon Kurulu (UKK) ile birlik sağlayan SDK, 2020 yılının ağustos ayında Halkın İradesi Partisi ile de bir mutabakat zaptı imzaladı. Ancak Suriye muhalefetinin müzakere organında temsilcisi bulunmayan SDK, Cenevre'deki Birleşmiş Milletler (BM) destekli, şu an dondurulmuş haldeki görüşmelere katılmadı. 


Mısır Dışişleri Bakanlığı, Mısır sınırında Filistinliler üzerinde artan baskıya karşı uyardı

Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nda bekleyen Filistinliler (DPA)
Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nda bekleyen Filistinliler (DPA)
TT

Mısır Dışişleri Bakanlığı, Mısır sınırında Filistinliler üzerinde artan baskıya karşı uyardı

Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nda bekleyen Filistinliler (DPA)
Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nda bekleyen Filistinliler (DPA)

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd, “Mısır sınırındaki Filistinlilere daha fazla baskı uygulama girişimi” olarak tanımladığı duruma karşı uyarıda bulundu ve bunun İsrail ile ilişkileri gereceğini söyledi.

Ebu Zeyd, dün gece (Çarşamba) MBC Mısır televizyonuna verdiği demeçte, Mısır ile İsrail arasındaki barış anlaşmasının ‘ihlallerini’ ele alacak mekanizmaların mevcut olduğunu söyleyerek, iki ülke arasında onlarca yıl süren savaş halini sona erdiren 1979 tarihli anlaşmaya atıfta bulundu.

Ebu Zeyd İsrail ile yapılan anlaşmanın ‘on yıllardır istikrarlı’ olduğunu belirterek, anlaşmanın uygulanmasını takip eden mekanizmalar olduğunu belirtti.

İsrail, Gazze Şeridi'nde 7 Ekim'den bu yana 34 binden fazla kişinin ölümüne ve 77 binden fazla kişinin yaralanmasına neden olan savaşı sürdürürken, Mısır doğu sınırında aylardır bir ateşkes anlaşması arayışında.

Kahire, ABD ve Katar'ın da katılımıyla İsrail ile Hamas arasında dolaylı görüşmelere ev sahipliği yapıyor; ancak şu ana kadar savaşı durdurmayı başaramadılar.

Gazze'nin kuzeyini ve ardından Han Yunus'u işgal eden İsrail, Gazze Şeridi'nin Mısır sınırındaki en güney bölgesi olan Refah'ta büyük bir askeri operasyon tehdidinde bulunuyor.

Ebu Zeyd “Refah'ta herhangi bir askeri operasyona sadece Mısır'ın değil uluslararası toplumun da karşı olduğunu” söyledi ve bölgenin ‘daha fazla gerilime ve insani acıya dayanamayacağı’ uyarısında bulundu.

İsrail'i, ‘Gazze Şeridi'ni yaşanmaz hale getirme girişimlerine işaret eden’ uygulamalarda bulunmakla suçlayan Ebu Zeyd, bölgenin ‘Filistin davasını tasfiye etme’ girişimleriyle karşı karşıya olduğunu söyledi.


İsrail, Hamursuz Bayramı nedeniyle El Halil'deki İbrahim Camisi'ni Müslümanlara kapattı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail, Hamursuz Bayramı nedeniyle El Halil'deki İbrahim Camisi'ni Müslümanlara kapattı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'nın El Halil kentinde bulunan Harem-i İbrahim Camisi'ne iki gün (çarşamba-perşembe) süreyle Müslümanların girişini yasakladı.

Harem-i İbrahim Camisi Vakfı Müdürü Mutez Ebu Suneyne, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "İşgalci İsrail makamları, Hamursuz (Pesah) Bayramı nedeniyle Harem-i İbrahim Camisi'ni bugün ve yarın kapattı." dedi.

Ebu Suneyne, İsrail'in Harem-i İbrahim Camisi'ni Müslümanların girişine kapattıktan sonra tüm bölümlerini Yahudilere açtığını söyledi.

Yahudilerin 22 Nisan'da başlayan Hamursuz Bayramı, 30 Nisan akşamına kadar devam edecek.

Hamursuz Bayramı dolayısıyla fanatik Yahudilerin Mescid-i Aksa'ya baskınlarının da artması bekleniyor.

- Harem-i İbrahim Camisi'ne yönelik ihlaller

İşgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'nın çevresi kabul edilen El Halil kentindeki Harem-i İbrahim, Mekke'deki Mescid-i Haram ve Medine'deki Mescid-i Nebevi ile Mescid-i Aksa'dan sonra en kutsal dördüncü cami olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da bulunan cami, 25 Şubat 1994'te sabah namazını kılan Müslümanların üzerine ateş açan Yahudi bir fanatiğin eyleminden sonra kapatılmış ve açıldığında da yarısından fazlası Yahudilere tahsis edilmiş şekilde bölünmüştü.

İsrail, zaman ve mekânsal olarak böldüğü camiyi her yıl 10 gün boyunca (farklı bayramlarda) Müslümanlara tamamen kapatıyor ve Yahudilere tahsis ediyor.


Hırsızlık ve gasp çeteleri Beyrut Havalimanı yolundan geçenlere korku saçıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Necib Mikati ve İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi dün (salı) Beyrut Havalimanı'nda incelemelerde bulundu. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Necib Mikati ve İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi dün (salı) Beyrut Havalimanı'nda incelemelerde bulundu. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

Hırsızlık ve gasp çeteleri Beyrut Havalimanı yolundan geçenlere korku saçıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Necib Mikati ve İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi dün (salı) Beyrut Havalimanı'nda incelemelerde bulundu. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Necib Mikati ve İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi dün (salı) Beyrut Havalimanı'nda incelemelerde bulundu. (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Refik Hariri Uluslararası Havalimanı'nı başkent Beyrut'a ve diğer bölgelere bağlayan yol, silahlı soygun ve gasp çetelerinin cirit attığı terör yuvalarına dönüştü. Yoldan geçen onlarca kişi, insanların canına zarar vermekten çekinmeyen kanun kaçaklarının kurbanı oldu.

Havaalanı yolunu aylardır kâbusa çeviren kanunsuzluğun ardından güvenlik güçleri, çetelerin izini sürmek üzere harekete geçti. Güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonlar sonucu, Beyrut'un güney banliyöleri ile Bekaa Vadisi'ndeki çeşitli mahallelerde Lübnanlı ve Suriyeli bazı çete üyeleri gözaltına alındı.

Söz konusu dosyanın takipçileri, güvenlik güçlerinin geç kalınmış hamlesini ‘Hizbullah'ın yeşil ışık yakmasına’ bağlayarak, bu çetelerin ‘Hizbullah için büyük bir yük haline geldiğini ve her operasyondan sonra çete üyelerinin güney banliyölerinin derinliklerine kaçıp ertesi gün faaliyetlerine devam ettiklerini’ belirttiler.

Çeteler operasyonlarını gerçekleştirmek için her zaman ‘doğru zaman ve yeri’ seçiyor; kurbanlarını seçmek için gece geç saatleri ya da şafağın erken saatlerini bekliyor ve ister havaalanından geliyor ister havaalanına gidiyor olsun onlara saldırıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik kaynağı “çete üyelerinin kurbanları tehdit etmek, üzerlerindeki eşyaları almak ya da arabalarını çalmak için her zaman silah taşıdıklarını” ifade etti. Faillerin ‘trafiğin yoğun olmadığı zamanları seçtiklerini ve kavşaklardaki noktalarda konumlandıklarını, böylece operasyonlarını gerçekleştirdikten sonra kaçmalarının kolay olduğunu’ belirten kaynak, ‘güvenlik raporlarının bu yılın başından beri 30'dan fazla vaka kaydettiğini’ ifade etti.

Kaynak, çetelerin ‘güvenlik güçlerinin ekonomik kriz öncesinde olduğu gibi 24 saat devriye gezmemesi nedeniyle, havaalanı yolundaki güvenlik varlığının azalmasından faydalandıklarını’ ifade etti.

Riskli havaalanı yolu artık soygunlar ve silahlı saldırılarla sınırlı kalmayıp, gece karanlığında bölgeden geçmekten kaçınan vatandaşlar arasında korkuya neden olan bir kanunsuzluk alanı haline geldi.

Güvenlik uzmanı emekli Tuğgeneral Naci Melaib, “Havaalanı yolunda yaşananlar, Lübnan'da bazılarının talep ettiği öz güvenliğin kaçınılmaz bir sonucudur” dedi. Melaib, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte “Hizbullah güney banliyölerini devletin otoritesi dışında bir güvenlik noktasına dönüştürdüğünde, burası kanun kaçakları için sığınak haline geldi. Hizbullah bu operasyonları desteklemiyor olabilir, ancak faillere sığınak sağlamasaydı bu tür operasyonları gerçekleştirmeye cesaret edemezlerdi. Çünkü güvenlik güçleri onları tutuklayabilirdi. Daha önce Filistin kampları kanun kaçakları için bir sığınak haline geldiğinde de böyle olmuştu” ifadelerini kullandı.

Çetelerin son soygunu, geçtiğimiz mart ayı sonlarında havaalanı yolu tünelinde bir taksi şoförünün ölümüyle sonuçlandı. Bir görgü tanığı, bir arabadaki silahlı adamların taksi şoförünü tünelde kovaladığını, doğrudan ateş ederek taksinin tünel duvarına çarpıp durmasına neden olduklarını ve ardından da onu soyarak Beyrut'un güneyindeki Haldeh bölgesine doğru ilerlediklerini bildirdi. Kısa süre önce paylaşılan bir videoda da silahlı gençlerin aynı bölgede motosikletli bir adamı soymak için kovaladıkları görülüyordu.

Hizbullah atmosferini bilen bir kaynak, Hizbullah’ın söz konusu suçların faillerini koruduğu yönündeki suçlamaları reddederek, Hizbullah’ın ‘silahlı soygun ve hırsızlık olgusundan en çok etkilenen taraflardan biri’ olduğunu söyledi. Kaynak, Hizbullah’ın bu kişiler için herhangi bir koruma sağladığını reddederek, Hizbullah’ın ‘çetelerin saklandıkları yerlere ulaşmak ve üyelerini gözaltına almak için sahip olduğu imkân ve bilgileri her zaman paylaştığını’ açıkladı.

Kaynak, “Bir yanda güvenlik güçleri ve Hizbullah, diğer yanda güvenlik güçleri ve güney banliyölerdeki belediye zabıtaları arasında iş birliği var. Bunlar gözetleme devriyeleri yapmak, hırsızlıkla mücadele etmek ve aranan kişileri devlete teslim etmek için çalışıyor” dedi. Kaynak ayrıca, ‘havaalanı yolunda göze çarpan ve korkutucu görünen olgunun bu bölge ile sınırlı olmadığını, özellikle ekonomik krizin korkutucu bir şekilde yayılmasına ve çetelerin suçlarını utanmazca işlemesine neden olduğu için çoğu bölgede mevcut olduğunu’ vurguladı.


İsrail'in Gazze'ye gece boyu düzenlediği saldırılarda çok sayıda Filistinli öldü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail'in Gazze'ye gece boyu düzenlediği saldırılarda çok sayıda Filistinli öldü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail ordusunun, işgal ve abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi'ne geceden bu yana düzenlediği saldırılarda çok sayıda kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'ya göre, İsrail ordusunun, saldırı ve işgalin 201. gününde Gazze Şeridi'nin orta kesiminde yer alan Nuseyrat Mülteci Kampı'ndaki Ebu Arban Okulu çevresine düzenlediği hava saldırısında 3 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu, Nuseyrat Mülteci Kampı'nın kuzeyindeki El-Cedid Kampı çevresini hava saldırısı ve top atışlarıyla vurdu.

Gazze kentinin Ez-Zeytun, Şucaiyye, Tuffah, Ed-Durc, Tel el-Hava, ve Er-Rimal mahallelerine düzenlenen İsrail saldırılarında birçok kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

Gazze Şeridi'nin kuzey bölgelerindeki Beyt Lahya ile Beyt Hanun beldelerini de tank ve top atışlarıyla vuran İsrail ordusunun saldırısında çok sayıda Filistinli yaralandı.

İsrail ordusu ayrıca Gazze Şeridi'nin orta ve güney bölgelerindeki bazı yerleşim alanlarını sabaha kadar savaş uçaklarıyla bombaladı.

İsrail ordusunun 201 gündür sivil yerleşim yerleri, hastane, okul ve yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı barınakları da hedef alan saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi'nde büyük bir insani felaket yaşanıyor.

Başta BM'ye ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıklar nedeniyle Gazze'de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.

BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, Gazze'de öldürülen çocuk sayısının son 4 yılda dünya genelinde yaşanan savaşlarda öldürülen çocukların sayısının toplamından fazla olduğunu açıklamış, "Bu çocuklar üzerinde yürütülen bir savaş. Çocukların gelecekleri üzerine yürütülen bir savaş." ifadesini kullanmıştı.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, dün yaptığı açıklamada, İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 685’i çocuk, 9 bin 670'i kadın olmak üzere 34 bin 183 kişinin öldürüldüğünü, 77 bin 143 kişinin yaralandığını duyurmuştu.