İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan: Müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar var

İranlı bir milletvekili, tarafların dillendirdiği müzakerelerin bitiş tarihlerini ve ek denetimleri kabul etmeyeceklerini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)
TT

İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan: Müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar var

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İranlı milletvekillerine Avusturya’nın başkenti Viyana'da, 2015 yılında İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan müzakerelere ilişkin bilgi verdi. Abdullahiyan müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar olduğunu söyledi. İran’ın resmi haber ajanslarına göre Tahran, Washington ile doğrudan müzakereler yürüttüğü iddialarını yalanladı.
İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Milletvekili Mahmud Abbaszade, komisyonun dün gerçekleştirdiği toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, komisyon üyesi milletvekillerine Viyana’daki müzakerelerin gidişatına ilişkin bir rapor sunarak sorularını yanıtladı” dedi.
İran’ın resmi haber ajanslarının aktardığına göre Komisyon Sözcüsü Abbaszade, Abullahiyan’ın ABD ile doğrudan müzakerede bulunulmadığını ve 4+1 grubuyla yapılan görüşmelerde şu ana kadar iyi bir ilerleme kaydettiğini söylediğini aktardı. Sözcü, Abdullahiyan’ın “Bizim için objektif ve güçlü garantilere sahip bir anlaşma olması önemli. Ayrıca bu garantilerin yerine getirileceğini de teyit ediyoruz. Müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar var” dediğini bildirdi.
İran Meclisi Haber Ajansı’nın (Hane-i Millet / ICANA) haberine göre Abbaszade, komisyon üyelerinin müzakerelerle ilgili bir takım önerilerde bulunduklarını ve Bakan Abdullahiyan’ın onları ‘ilgiyle dinlediğini’ söyledi.
Komisyon Sözcüsü açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı, İran'ın taviz vermesini istiyor ve modası geçmiş konular üzerinden insanlar arasında gerilim yaratmaya çalışıyor. Ancak amaçlarına ulaşamazlar. Önemli olan sürdürülebilir, inandırıcı, kapsayıcı ve kazan-kazan ilkesine dayalı bir anlaşmaya varmaktır.”
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in tavsiyelerine dayanarak anlaşmanın ülke çıkarları çerçevesinde sağlanabileceğine olan inandığını söyleyen Abbaszade, “İran sürdürülebilir bir anlaşma istiyor. Anlaşma kalıcı olursa daha da iyi olacaktır” ifadelerini kullandı.
Abbaszade, kazan-kazan anlaşmasının İran açısından ne anlama geldiğini ise şöyle açıkladı:
“Kazan-kazan, karşı tarafın endişelerini ele alan ve İran'ın kendisine uygulanan yaptırımların hafifletilmesi için makul ve meşru olan taleplerini karşılayan anlaşmadır.”
Ancak Abbaszade, anlaşmadaki diğer tarafları, istedikleri zaman vazgeçebilecekleri bir geçici anlaşma istemekle suçladı.

Geçici anlaşma
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre komisyonun üyelerinden Milletvekili Ebu el-Fadıl Umeviyye de İran'ın resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamada, “İran’ın müzakere heyetinin, müzakerelerin bitişiyle ilgili herhangi bir tarihi yok” dedi. Umeviyye, Batılı ülkelerin İran’daki nükleer tesislerin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) müfettişlerinin denetimine açılması talepleri hakkındaki bir soruya verdiği yanıtta, Şura Meclisi tarafından Aralık 2020'de kabul edilen ‘Yaptırımları Kaldırmak ve İran Halkının Çıkarlarını Korumak İçin Stratejik Eylem Yasası’nın, UAEA müfettişlerinin nükleer tesislere girmelerine izin vermediğini belirtti. Ancak İran’ın, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda UAEA ile iş birliğine devam ettiğini vurgulayan İranlı milletvekili, “Bu iş birliği nükleer maddeler ve açıklanan nükleer tesislerle sınırlıdır. Bunun dışında protokol çerçevesinde olmayan denetimleri kabul etmeyeceğiz” ifadesini kullandı.
Müzakere heyetinin gündeminin, yaptırımların kaldırılmasını takip etmek olduğunu ve geçici bir anlaşma yapılması fikrinin masada bulunmadığını söyleyen Umeviyye, İran'ın ticaret ortaklarını çeşitlendirmeye çalıştığını ve bunun yaptırımların iptal edilmesinde önemli bir etkisi olacağını da sözlerine ekledi.
NBC News’in ABD'li yetkililerin Moskova’nın Washington’ın bilgisi dahilinde Tahran’a, İran'ın nükleer programı üzerindeki kısıtlamaları kabul etmesi karşılığında ABD tarafından uygulanan yaptırımların gevşetilmesi için Viyana'da altı aylık geçici bir anlaşmaya varılması önerisinde bulunduğu şeklindeki açıklamalarını aktarmasının ardından İranlı yetkililer, geçtiğimiz hafta boyunca Viyana'da ‘geçici bir anlaşma yapılmasına’ karşı olduklarını birçok kez dile getirdiler.
Söz konusu anlaşma, İran’ın Irak, Güney Kore ve Japonya'da dondurulmuş olan fonlarının serbest bırakılması karşılığında Tahran'ın uranyum zenginleştirme oranlarını yüzde 20 ve yüzde 60’da durdurmasını ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını yurtdışına çıkarmasını şart koşuyor.
İran Hükümet Sözcüsü Ali Bahadri Jahromi, salı günü düzenlediği basın toplantısında, Rusya’nın İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’ye geçici anlaşma önerisini sunup sunmadığına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
“Geçici anlaşma İran’ın gündeminde yer almıyor. İran’ın nükleer müzakere heyeti haksız olarak uygulanan yaptırımların kaldırılmasına odaklanıyor.”
Ancak Jahromi, soru tekrar yöneltildiğinde Cumhurbaşkanı Reisi’nin Rusya ziyareti sırasında tüm tarafların nükleer anlaşmaya dönmesi ve yaptırımların kaldırılması gerektiğini vurgulandığını söylemekle yetindi.
İran, geçtiğimiz pazartesi günü Washington'ın bir daha anlaşmadan çekilmeyeceğinin garantilendiği iyi bir anlaşmaya varılabileceğini hissederse ABD ile doğrudan müzakerelerde bulunma fikrini değerlendirmeye hazır olduğunu duyurdu.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise devlet televizyonuna verdiği özel bir röportajda şunları söyledi:
“Amerikalılarla görüşmedik. Ancak daha önce tekrar tekrar açıkladığımız gibi; eğer diğer taraflar İran’ uygulanan bu haksız yaptırımları kaldırmaya hazırlarsa bir anlaşmaya da yer var.”
İran, Viyana’da ABD'li yetkililerle doğrudan görüşmeyi reddettiği için anlaşmanın diğer tarafları (İngiltere, Çin, Fransa, Almanya ve Rusya ), Tahran ve Washington’ın görüşlerinin birbirine iletilmesi konusunda iletişim sağlıyorlar.
Tahran ve nükleer anlaşmaya taraf olan güçler aylardır, ABD'nin 2018 yılında tek taraflı olarak geri çekildiği anlaşmayı yeniden canlandırmak için müzakereler yürütüyorlar. Anlaşmadan çekilen ABD, İran’a yeniden yaptırımlar uyguladı. Bunun üzerine Tahran, anlaşmadaki önemli taahhütlerini kademeli olarak ihlal etmeye başladı.
Washington, Viyana’daki müzakerelere dolaylı olarak katılırken nükleer anlaşmanın geriye kalan tarafları, yani Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya’nın yanı sıra Avrupa Birliği (AB), İranlı ve ABD’li müzakereciler arasındaki iletişimi koordine ediyor. Tahran, 2018 yılında tek taraflı çekilmenin ardından Washington'ın artık anlaşmanın taraflarından biri olmadığı gerekçesiyle Viyana'da ABD ile doğrudan görüşmeyi reddetti.
İran’da nükleer anlaşma dosyası da dahil üst düzey politikalarda son sözü söyleyen Hamaney 9 Ocak’ta yaptığı konuşmada,‘ ‘düşmanla müzakere etmenin ona teslim olmak anlamına gelmediğini’ söylemesinin üzerinden iki hafta geçtikten sonra İran, ABD’li doğrudan müzakereler konusunda yumuşayan bir tutum sergiledi. Hamaney, söz konusu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Düşmana teslim olmamalı ve düşmanın kibrine müsamaha gösterilmemeli. Düşman ile yapılan müzakere, görüşme ve bazen iletişim kurmak düşmana teslim olmak demek değildir.”
Analistler, o günlerde İran’ın bu tutumunu, ABD ile doğrudan müzakerelerde bulunmak için üstü kapalı bir onay olarak yorumladılar. Bu değerlendirmelerini 2015 yılında nükleer anlaşmanın imzalanması öncesindeki durumla aynı olmasına dayandırdılar.
Diğer yandan İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss salı günü yaptığı açıklamada, Batılı güçler ile İran arasındaki 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan müzakerelerin ‘tehlikeli bir çıkmaza doğru sürüklendiğini’ söyledi.
Buna karşın İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, İngiliz Bakan’ın açıklamalarını ‘sorumsuz ve temelsiz’ olarak nitelediği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu, İngiltere ve bazı Batı ülkelerinin yıllardır süregelen beceriksizliklerini örtbas etmek ve ABD'nin yasa dışı yaptırımlarına uymak konusundaki içi boş tehditlerinden biri.”
Müzakereler için gerekli koşulları ‘yalnızca İran'ın stratejik sabrının yaratacağını’ söyleyen Hatibzade, ‘bu kapının sonsuza kadar açık kalmayacağı’ konusunda uyardı. Bakanlık Sözcüsü, diğer tarafların ‘suçlama oyununu kullanmak ve bayat söylemlerini tekrarlamak yerine müzakere masasındaki son şanslarını kaçırmamak için ellerinden geleni yapmaları gerektiğini’ vurguladı.

İçeride tartışma başladı
İran’ın resmi gazetesi Keyhan, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani’nin ‘iyi’ bir anlaşmaya varmak için Washington ile doğrudan görüşme olasılığına işaret ettikleri açıklamalarını sert bir dille eleştirdi.
Bakan Abdullahiyan pazartesi günü Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen toplantının oturum aralarında gazetecilere şu açıklamayı yaptı:
“ABD tarafı, İran’la belirli bir düzeyde doğrudan görüşme arayışında olduğuna dair farklı şekillerde mesajlar gönderiyor. İran, şu an ABD ile doğrudan görüşmese de eğer müzakereler sırasında güçlü garantilere sahip iyi bir anlaşmanın ABD ile belirli bir düzeyde görüşülmesini gerektirdiği bir noktaya ulaşırsa bunu göz ardı etmeyeceğiz.”
Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ise geçtiğimiz salı günü Twitter hesabı üzerinden, Tahran'ın ABD ile müzakerelerin formatını değiştirme şartlarını yineledi. Şemhani mesajında “İran ile ABD heyetleri arasındaki iletişim, gayriresmi mesajlaşmalar yoluyla oldu. Şimdiye kadar daha fazla iletişime gerek olmadı ve olmayacak da” dedi. Ancak Şemhani, sonraki bir Twitter mesajında "Bu iletişim yöntemi yalnızca iyi bir anlaşma ulaşılabilir olduğunda diğer iletişim yöntemleriyle yer değiştirilecektir” diyerek ABD ile doğrudan müzakerelere kapıyı araladı.
Fakat genel yayın yönetmeni İran lideri tarafından seçilen Keyhan gazetesi, Abdullahiyan ve Şemhani’nin açıklamalarında gösterdikleri bu esnekliği protesto etti. Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı makalede şu ifadeleri kullandı:
“Kardeşlerim Abdullahiyan ve Şemhani hakkındaki bilgilerime ve İran ile ABD ve müttefikleri arasında yıllardır devam eden nükleer mücadeleye ilişkin bilgilerine bakıldığında, özellikle bir takım şartlar belirledikleri için ABD ile doğrudan müzakerelerin arkasında yatan aldatıcı plandan habersiz olduklarını düşünmüyorum.”
Şeriatmedari ayrıca ‘ABD’li çevrelerin ve içerideki vekillerinin, ABD’nin bu durumdan bir ayrıcalık elde edecek olmasından memnun olduklarını’ öne sürdü.
Abdullahiyan ve Şemhani’nin tutumunun, ABD’lilerin ‘ikili sorunları çözmek için değil, müzakere uğruna müzakere etmek istediklerini’ gösterdiği bir zamanda ortaya koyulduğunu belirten Şeriatmedari, Viyana’daki müzakerelerin ‘karmaşık bir süreçten geçtiğine’ dikkat çekti. Avrupalıları ‘müzakerelerdeki sorunun kaynağından kaçmakla’ suçlayan Şeriatmedari, İran Şura Meclisi’nin uranyum zenginleştirme oranların yüzde 20 ve yüzde 60’a çıkarılarak nükleer anlaşmadaki taahhütlerini ihlal eden adımları onaylamasının ardından iki tarafın müzakere masasına geri dönüşü ele almadan önce ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana İran’ın balistik füzelerini ve bölgesel faaliyetlerini kapsayan bir anlaşmaya varma çabaları olduğuna işaret etti. Batı tarafının, Tahran'ın belirlediği çerçevede müzakereler yürüttüğüne dikkat çeken Şeriatmedari, İran’ın yeni cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanının anlaşmaya geri dönmek için İran’ın şartlarını yerine getirme sözü verdiklerini hatırlattı.
Şeriatmedari ayrıca makalesinde şunları söyledi:
“Şemhani ve Abdullahiyan, hangi makul ve kabul edilebilir değerlendirme çerçevesinde ABD ile doğrudan müzakere olasılığından bahsediyorlar? Sorunun neresi net değil? Kimin netleşti de ABD ile doğrudan müzakereye girme ihtiyacı mı doğdu?”
Şeriatmedari, Keyhan'ın başyazısı olarak kaleme aldığı makalede, Abdullahiyan'ın güçlü garantilerle iyi bir anlaşma şartıyla ilgili olarak da şu ifadeleri kullandı:
 “Elinizde iyi bir anlaşma varsa, iyi bir anlaşma denilebilmesi için boyutlarının net olması gerekir. Bu durumda doğrudan müzakereye neden ihtiyaç duyulsun? Eğer bu tür bir anlaşmanın boyutları net değilse, bunu neden iyi bir anlaşma olarak nitelendiriyorsunuz? Bunun güçlü garantilerle iyi bir anlaşma olacağının garantisi ne? Ayrıca eğer müzakere ile ABD’nin nükleer anlaşmaya dönmesi ve tüm yaptırımların kaldırılması kast ediliyorsa, doğrudan müzakereye gerek yok.”



İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.


ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.