Sudan’da feminist hareketin devrimlere katılımı ve hak mücadelesi

“Zulme ve diktatörlüğe karşı özgürlük ve demokrasi sloganı atan hiçbir bir devrimde toplumun tüm kesimleri kapsanmadan başarılı olunamaz.”

Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
TT

Sudan’da feminist hareketin devrimlere katılımı ve hak mücadelesi

Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Mana Abdulfettah
Sudan’daki kadın hareketleri, yaşlarına, sömürgeciliğe karşı mücadeleyle bağlantısına ve başta askeri yönetimler olmak üzere ulusal hükümetler döneminde de devam etmesine rağmen özellikle eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir iktidarında büyük bir ivme kazandılar. Beşir’e karşı devrim patlak verdiğinde, özgürlükler ve haklarla ilgili, özellikle de siyasi kazanımlar elde etmek için birçok umudu beraberinde taşıdırlar. Ancak son üç yıldaki devrimci hareket döneminde feminist talepler, onları gölgede bırakan siyasi ve toplumsal kargaşa nedeniyle sahada gerçek sonuçlar elde edilmeden sürdü. Yürüyüşler ve gösteriler devam etti ve geçiş hükümeti, devrim sloganlarına uygun bir özgürlük ortamı sağlamaya çalıştı. Daha sonra feminist hareketin geçici Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim’de uyguladığı önlemlerden bu yana, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) tarafından temsil edilen sivil bileşen dışında, biri geçici hükümet diğeri ise muhalefet olmak üzere iki akıma ayrıldığı yeni bir aşama başladı. Bu bölünmenin en önemli özelliklerinden biri, kadınların devrim ilkeleriyle orantılı, mücadeleleri ve fedakarlıkları ile tutarlı kazanımlar elde etmeleri üzerine açık olumsuz etkisidir. Hatta bazı eylemciler yetkililer tarafından kovuşturulmaya ve tutuklanmaya maruz kaldı.

Çift talep
Sudan feminist hareketi, kadın haklarını talep etmekten devrimlere ve ayaklanmalara katılarak diktatörlüğün devrilmesini ve sivil bir hükümetin kurulmasını talep etmeye geçti. Ancak Sudanlı kadınlar omuzlarında ‘çifte’ sorumluluk taşıyor. Hareket, kendisini ilki diktatörlük rejimine karşı, diğeri ise kadınları ezmeye, onların siyasal katılımlarını engellemeye ve sosyal adaleti sağlamaya adamış, görünmez bir düşmana karşı iki devrim yürütürken buldu. Sudanlı kadınların Korgeneral İbrahim Abbud’un askeri yönetimine karşı Ekim 1964 devrimine ve ardından Cafer Numeyri’nin askeri rejimine karşı Nisan 1985 devrimine katılımı da sadece başkentteki kadınlarla bağlantılıydı. Devrimlerin çekirdeği, Hartum Üniversitesi’ydi. Bu da onların iki elit devrim olduğu anlamına geliyordu. Aralık 2018’de Beşir rejimine karşı yapılan devrime gelince; özellikle Atbarah kentinden başladı ve oradaki kadınlar da buna katıldılar. Diğer şehirlerin kadınları da bile Hartum’da ayaklanırken devrim sadece üniversitelerle sınırlı kalmadı. Çay ve geleneksel gıda satıcıları da dahil olmak üzere diğer grupları da kapsıyordu. Bu durum, daha önce siyasete karışmamış kadınlar da dahil olmak üzere toplumun tüm bileşenlerinin devrime katılımına dayalı bir dönüşüme işaret ediyor. Bu, kadınların güçlenmelerini doğrudan etkileyen etnik, coğrafi ve sınıfsal farklılıklardan uzun süredir mustarip olmalarının bir sonucuydu.

İki feminist söylem
Sudanlı feminist hareketi takip edenler, toplumun muhafazakâr doğası gereği liberalizm ve muhafazakarlık arasındaki çeşitlilik alanından, muhafazakâr feministleri dışlayacak ölçüde liberal bir harekete geçtiğini ancak bunların hepsinin siyasi istikrarsızlık ortasında bazı olumsuz koşullardan mustarip olduğunu belirtiyorlar. Geçiş hükümetinin toplumsal ve dini ilkelerden taviz vermeden demokrasiye açık yolundan yararlanılması, başka bir çatışma biçimine yol açtı. Çılgınca rekabet ortasında, ilki liberal ve ikincisi de muhafazakâr iki feminist söylem olduğu tasvir söylenmeye başlandı. İkinci söylem, mensubiyet doğrulanmadan dışlama amacıyla önceki rejim ile entelektüel bir tembellikle ele alındı. Bu durum, siyasi muhalifleri ile ‘Rejimin İzlerini Ortadan Kaldırma Komitesi’nin izlediği yolun aynısıydı. Bu, devrimin birçok entelektüel, sosyal, coğrafi, yaş ve cinsiyet grubunu kapsamasına rağmen bazı feministlerin dışlanmasına ve tarafsızlaştırılmasına neden oldu.
Önceki askeri dönemlerdeki feminist hareket, rejimi devirme yönünde birleşirken Aralık 2018 devriminde de aynı amaç için bir araya gelmeye başladı. Ancak daha sonra geçiş hükümetinin destekçileri ve karşıtları arasında bölündü. Bu noktada açık şekilde kurumsal düzensizlik baş gösterdi. Devlet sistemi, kurumları veya birlikleri aracılığıyla koordinasyondan yoksundu, kendiliğindenlik ve doğaçlama ile karakterize edildi. Hükümet yanlısı feminist hareket, başlangıçta bazı kadın şarkıcılar tarafından yönetilen bir askeri feminist hareketin ortaya çıkmasında da kendini gösterdi. Bu durum, feminist devrimci durumun ordudaki kadın sistemine paralel bir kadın askeri kol üretebileceğini gösteriyor.

Hareketin simgesi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktrdığı habere göre kadınlar devrimin başlangıcından bu yana ‘Kandake’ tanımlamasında vücut bulan tarihsel ve siyasi bir sembol alarak dinamizmlerine hizmet etmek için istihdam edilmişti. Kandake, Sudan, Etiyopya ve Orta Afrika’nın bir bölümünü içeren eski Afrika uygarlığı Kuş’taki ilk kraliyet eşi anlamına geliyor. Daha sonra hareket, devrimci hareket sırasında bir arabanın arkasına tırmanan ve devrimci şiirler söyleyen bir kızın ünlü görüntüsünün yayılmasıyla sağlamlaştı. Göstericilerle polis arasındaki arbedenin şiddetlenmesinin ardından biber gazı kutularını toplayıp polise teslim eden bir başka kız çocuğu daha görüldü. Kendisine ‘Bamban Avcısı’ adı verildi. İki kız, yerel ve uluslararası açıdan oldukça popülerdi. Daha önce veya daha sonra herhangi bir siyasi faaliyete veya partiye bağlı olmaksızın devrimin sembolleri olarak onurlandırıldı. Kendilerini herhangi bir partiden veya siyasi bağlantıdan yoksun nitelikleriyle devrime katılan birçok kadın için de durum aynıydı. Süren devrimci hareket, üçüncü yılında kadınlar ve rejim arasındaki çatışmadan şiddetli bir tepkiye neden oldu. Kadınların örgütlü siyasi çalışmalara katılımının, özellikle de siyasi partiler düzeyinde azaldığı bu dönemde bu, demokrasinin yokluğunun ve önceki rejimden miras kalan siyasi ve örgütsel çalışma özgürlüğünün doğal bir sonucuydu. Kadınların siyasi, idari ve karar alma pozisyonlarında bulunması; katılım gösterdikleri alanlarda yeterli fırsatların olmaması nedeniyle daha da etkilendi.
O dönemde muhalefet, eski rejimin baskıları nedeniyle mevcut kadın örgütleri aracılığıyla siyasi baskı cepheleri oluşturamadı. Kadınların siyasete katılımının etkinleştirilememesindeki zorluklardan biri de partilerin kadın parti kadrolarının yeteneklerini geliştirmedeki eksiklikleridir. Bu çerçevede partiler, erkekler merkezi komitelerde aktif olarak yer alırken, etkili kadın kadrolarına ihtiyaç duymaya devam etti.

Konuyu dağıtma
Kadın özgürlüğüne yönelik mevcut kısıtlamalara rağmen kadın yanlısı mevzuata ilişkin en önemli gelişmeler, bir önceki rejimin uyguladığı baskıdan sonraki dönemin doğal bir sonucu olarak geçiş döneminin başında meydana geldi. Geçiş dönemi, kadınlar açısından niteliksel değişim için bir fırsat sağladı. Davasına duyduğu sempatiyle, istifa eden Başbakan Abdullah Hamduk döneminde gerçekleşmesi beklenen yasal dönüşümlerin temellerini attı. Ancak devrimci feminist hareket, feminist perspektifin dışındaki çeşitli meselelere ilişkin vizyonunu henüz netleştirebilmiş değil. Dolayısıyla hareket toplumsal gündemler başlığı altında, şiddet ve ayrımcılık sorunlarına çözüm bulmaya indirgenmiş durumda.
Kadınların devrimdeki aktif rolüne rağmen kazanımları azaldı. Bu durum, 25 Ekim gelişmelerinin ardından güvenlik kovuşturmalarında, gösteriler sırasında şiddeti kınayan feminist aktivistlerin tutuklanmasında ve her iki cinsiyetten de göstericilerin öldürülmesinde açıkça görülüyordu. Geçiş hükümetinde kadınların siyasi temsili konusuna gelince; Hamduk hükümeti, bunu ofis personeli ve sekreterliği düzeyinde dikkate almaya başladı. Yürütme düzeyinde ise sürekli istifalar ve hükümet değişikliği nedeniyle temsili, istikrarlı olmadı. Partilerin genel olarak zayıflığı, kadınların önemli görevler üstlenememesine de yansıdı.
Rejime karşı siyasi faaliyetler, belirli siyasi hakları elde etmeye çalışmak ile siyasi hakların bir parçası olan kadın haklarının savunulması arasında ayrım yapılmamasına rağmen odak eksikliği, kadın meselesinin dağılmasına katkıda bulundu. Öyle görünüyor ki eski rejim ile mevcut geçiş hükümeti arasında bir benzerlik var. Önceki rejim, onu içeriden müdahaleci feminist bir çevreyle sınırlamıştı. Yetkililer ve siyasi aktivistler arasındaki çatışma, kamu düzeni polisi tarafından giyim tarzları nedeniyle iki ismi hedef alırken içten içe siyasi faaliyetlerini bastırmayı amaçlıyordu. ‘Pantolon davası’ ile bilinen gazeteci Lubna Ahmed Hüseyin’in olayı ve ‘şapka’ davası olarak bilinen davada eski rejim tarafından tutuklanan ‘Kadınların Ezilmesine Hayır Örgütü’ başkanı Emire Osman olayı, kadın aktivistlerin hedef alınmasının arkasına gizlendi. Ayrıca geçiş hükümeti çerçevesinde geçen hafta yetkililer tarafından herhangi bir suçlama olmaksızın tutuklanan Emire Osman da dahil olmak üzere kadın aktivistler defalarca yargılandılar.

Katılımların aktifleşmesi
Bazı kesimler, feminist örgütler aracılığıyla demokrasi çağrısında bulunan gösterilerin, eylemlere öncülük edip ön saflarda yer alsalar bile kadınların dar bir feminist çevrede hapsolmasına yol açtığına inanıyor. Bir başka kesim ise eşitlik mücadelesinin demokrasi talebinden önce geldiği ve bu nedenle kadınların, en baştan doğru yola koyulması gerektiği kanaatinde.
Son hareket çerçevesinde bu durumla yetinmeyen bir kadın aktivist akımı ortaya çıktı. Eski aile yasasının iptalini, dini sistemlere ve toplumsal normlara başvurulmaksızın bu yasanın sekülerleştirilmesini ve yalnızca medeni hukukun uygulanmasını tesis eden bir yaklaşımın benimsenmesi talep edildi. Bu talepler, diğer haklar ile bunların uygulanma olasılığı arasına bir engel koydu. Zira başlangıçta Hamduk’un ilk hükümetindeki mevzuat değiştirilirken yasa koyucular iki iddia arasında geniş bir boşluk buldular. Buna göre ilk iddia ‘Mevzuat hükümleriyle aykırı değil’. İkincisine  göre ise ‘Sudan toplumu bundan çok uzak.’
Siyasi katılım hakkında, ‘kadınların devrimci kitle dalgasında eridiğini’ söylemek yeterli olmayabilir. Öyle ki siyasi olarak yetkilendirilmeleri, parlamentoda temsil edilmeleri ve yürütme makamlarına erişimleri, siyasal özgürlük elde edildikten sonra bu katılımın etkinleştirilmesi için ileri konular arasında yer alıyor. Zulme ve diktatörlüğe karşı özgürlük ve demokrasi sloganını yükselten hiçbir devrimin, ‘ayrım gözetmeksizin toplumun tüm kesimlerini kapsayarak gerçekleştirilmesi’ çağrısı olmadan başarılı olması beklenemez.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.