Sudan’da feminist hareketin devrimlere katılımı ve hak mücadelesi

“Zulme ve diktatörlüğe karşı özgürlük ve demokrasi sloganı atan hiçbir bir devrimde toplumun tüm kesimleri kapsanmadan başarılı olunamaz.”

Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
TT

Sudan’da feminist hareketin devrimlere katılımı ve hak mücadelesi

Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Mana Abdulfettah
Sudan’daki kadın hareketleri, yaşlarına, sömürgeciliğe karşı mücadeleyle bağlantısına ve başta askeri yönetimler olmak üzere ulusal hükümetler döneminde de devam etmesine rağmen özellikle eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir iktidarında büyük bir ivme kazandılar. Beşir’e karşı devrim patlak verdiğinde, özgürlükler ve haklarla ilgili, özellikle de siyasi kazanımlar elde etmek için birçok umudu beraberinde taşıdırlar. Ancak son üç yıldaki devrimci hareket döneminde feminist talepler, onları gölgede bırakan siyasi ve toplumsal kargaşa nedeniyle sahada gerçek sonuçlar elde edilmeden sürdü. Yürüyüşler ve gösteriler devam etti ve geçiş hükümeti, devrim sloganlarına uygun bir özgürlük ortamı sağlamaya çalıştı. Daha sonra feminist hareketin geçici Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim’de uyguladığı önlemlerden bu yana, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) tarafından temsil edilen sivil bileşen dışında, biri geçici hükümet diğeri ise muhalefet olmak üzere iki akıma ayrıldığı yeni bir aşama başladı. Bu bölünmenin en önemli özelliklerinden biri, kadınların devrim ilkeleriyle orantılı, mücadeleleri ve fedakarlıkları ile tutarlı kazanımlar elde etmeleri üzerine açık olumsuz etkisidir. Hatta bazı eylemciler yetkililer tarafından kovuşturulmaya ve tutuklanmaya maruz kaldı.

Çift talep
Sudan feminist hareketi, kadın haklarını talep etmekten devrimlere ve ayaklanmalara katılarak diktatörlüğün devrilmesini ve sivil bir hükümetin kurulmasını talep etmeye geçti. Ancak Sudanlı kadınlar omuzlarında ‘çifte’ sorumluluk taşıyor. Hareket, kendisini ilki diktatörlük rejimine karşı, diğeri ise kadınları ezmeye, onların siyasal katılımlarını engellemeye ve sosyal adaleti sağlamaya adamış, görünmez bir düşmana karşı iki devrim yürütürken buldu. Sudanlı kadınların Korgeneral İbrahim Abbud’un askeri yönetimine karşı Ekim 1964 devrimine ve ardından Cafer Numeyri’nin askeri rejimine karşı Nisan 1985 devrimine katılımı da sadece başkentteki kadınlarla bağlantılıydı. Devrimlerin çekirdeği, Hartum Üniversitesi’ydi. Bu da onların iki elit devrim olduğu anlamına geliyordu. Aralık 2018’de Beşir rejimine karşı yapılan devrime gelince; özellikle Atbarah kentinden başladı ve oradaki kadınlar da buna katıldılar. Diğer şehirlerin kadınları da bile Hartum’da ayaklanırken devrim sadece üniversitelerle sınırlı kalmadı. Çay ve geleneksel gıda satıcıları da dahil olmak üzere diğer grupları da kapsıyordu. Bu durum, daha önce siyasete karışmamış kadınlar da dahil olmak üzere toplumun tüm bileşenlerinin devrime katılımına dayalı bir dönüşüme işaret ediyor. Bu, kadınların güçlenmelerini doğrudan etkileyen etnik, coğrafi ve sınıfsal farklılıklardan uzun süredir mustarip olmalarının bir sonucuydu.

İki feminist söylem
Sudanlı feminist hareketi takip edenler, toplumun muhafazakâr doğası gereği liberalizm ve muhafazakarlık arasındaki çeşitlilik alanından, muhafazakâr feministleri dışlayacak ölçüde liberal bir harekete geçtiğini ancak bunların hepsinin siyasi istikrarsızlık ortasında bazı olumsuz koşullardan mustarip olduğunu belirtiyorlar. Geçiş hükümetinin toplumsal ve dini ilkelerden taviz vermeden demokrasiye açık yolundan yararlanılması, başka bir çatışma biçimine yol açtı. Çılgınca rekabet ortasında, ilki liberal ve ikincisi de muhafazakâr iki feminist söylem olduğu tasvir söylenmeye başlandı. İkinci söylem, mensubiyet doğrulanmadan dışlama amacıyla önceki rejim ile entelektüel bir tembellikle ele alındı. Bu durum, siyasi muhalifleri ile ‘Rejimin İzlerini Ortadan Kaldırma Komitesi’nin izlediği yolun aynısıydı. Bu, devrimin birçok entelektüel, sosyal, coğrafi, yaş ve cinsiyet grubunu kapsamasına rağmen bazı feministlerin dışlanmasına ve tarafsızlaştırılmasına neden oldu.
Önceki askeri dönemlerdeki feminist hareket, rejimi devirme yönünde birleşirken Aralık 2018 devriminde de aynı amaç için bir araya gelmeye başladı. Ancak daha sonra geçiş hükümetinin destekçileri ve karşıtları arasında bölündü. Bu noktada açık şekilde kurumsal düzensizlik baş gösterdi. Devlet sistemi, kurumları veya birlikleri aracılığıyla koordinasyondan yoksundu, kendiliğindenlik ve doğaçlama ile karakterize edildi. Hükümet yanlısı feminist hareket, başlangıçta bazı kadın şarkıcılar tarafından yönetilen bir askeri feminist hareketin ortaya çıkmasında da kendini gösterdi. Bu durum, feminist devrimci durumun ordudaki kadın sistemine paralel bir kadın askeri kol üretebileceğini gösteriyor.

Hareketin simgesi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktrdığı habere göre kadınlar devrimin başlangıcından bu yana ‘Kandake’ tanımlamasında vücut bulan tarihsel ve siyasi bir sembol alarak dinamizmlerine hizmet etmek için istihdam edilmişti. Kandake, Sudan, Etiyopya ve Orta Afrika’nın bir bölümünü içeren eski Afrika uygarlığı Kuş’taki ilk kraliyet eşi anlamına geliyor. Daha sonra hareket, devrimci hareket sırasında bir arabanın arkasına tırmanan ve devrimci şiirler söyleyen bir kızın ünlü görüntüsünün yayılmasıyla sağlamlaştı. Göstericilerle polis arasındaki arbedenin şiddetlenmesinin ardından biber gazı kutularını toplayıp polise teslim eden bir başka kız çocuğu daha görüldü. Kendisine ‘Bamban Avcısı’ adı verildi. İki kız, yerel ve uluslararası açıdan oldukça popülerdi. Daha önce veya daha sonra herhangi bir siyasi faaliyete veya partiye bağlı olmaksızın devrimin sembolleri olarak onurlandırıldı. Kendilerini herhangi bir partiden veya siyasi bağlantıdan yoksun nitelikleriyle devrime katılan birçok kadın için de durum aynıydı. Süren devrimci hareket, üçüncü yılında kadınlar ve rejim arasındaki çatışmadan şiddetli bir tepkiye neden oldu. Kadınların örgütlü siyasi çalışmalara katılımının, özellikle de siyasi partiler düzeyinde azaldığı bu dönemde bu, demokrasinin yokluğunun ve önceki rejimden miras kalan siyasi ve örgütsel çalışma özgürlüğünün doğal bir sonucuydu. Kadınların siyasi, idari ve karar alma pozisyonlarında bulunması; katılım gösterdikleri alanlarda yeterli fırsatların olmaması nedeniyle daha da etkilendi.
O dönemde muhalefet, eski rejimin baskıları nedeniyle mevcut kadın örgütleri aracılığıyla siyasi baskı cepheleri oluşturamadı. Kadınların siyasete katılımının etkinleştirilememesindeki zorluklardan biri de partilerin kadın parti kadrolarının yeteneklerini geliştirmedeki eksiklikleridir. Bu çerçevede partiler, erkekler merkezi komitelerde aktif olarak yer alırken, etkili kadın kadrolarına ihtiyaç duymaya devam etti.

Konuyu dağıtma
Kadın özgürlüğüne yönelik mevcut kısıtlamalara rağmen kadın yanlısı mevzuata ilişkin en önemli gelişmeler, bir önceki rejimin uyguladığı baskıdan sonraki dönemin doğal bir sonucu olarak geçiş döneminin başında meydana geldi. Geçiş dönemi, kadınlar açısından niteliksel değişim için bir fırsat sağladı. Davasına duyduğu sempatiyle, istifa eden Başbakan Abdullah Hamduk döneminde gerçekleşmesi beklenen yasal dönüşümlerin temellerini attı. Ancak devrimci feminist hareket, feminist perspektifin dışındaki çeşitli meselelere ilişkin vizyonunu henüz netleştirebilmiş değil. Dolayısıyla hareket toplumsal gündemler başlığı altında, şiddet ve ayrımcılık sorunlarına çözüm bulmaya indirgenmiş durumda.
Kadınların devrimdeki aktif rolüne rağmen kazanımları azaldı. Bu durum, 25 Ekim gelişmelerinin ardından güvenlik kovuşturmalarında, gösteriler sırasında şiddeti kınayan feminist aktivistlerin tutuklanmasında ve her iki cinsiyetten de göstericilerin öldürülmesinde açıkça görülüyordu. Geçiş hükümetinde kadınların siyasi temsili konusuna gelince; Hamduk hükümeti, bunu ofis personeli ve sekreterliği düzeyinde dikkate almaya başladı. Yürütme düzeyinde ise sürekli istifalar ve hükümet değişikliği nedeniyle temsili, istikrarlı olmadı. Partilerin genel olarak zayıflığı, kadınların önemli görevler üstlenememesine de yansıdı.
Rejime karşı siyasi faaliyetler, belirli siyasi hakları elde etmeye çalışmak ile siyasi hakların bir parçası olan kadın haklarının savunulması arasında ayrım yapılmamasına rağmen odak eksikliği, kadın meselesinin dağılmasına katkıda bulundu. Öyle görünüyor ki eski rejim ile mevcut geçiş hükümeti arasında bir benzerlik var. Önceki rejim, onu içeriden müdahaleci feminist bir çevreyle sınırlamıştı. Yetkililer ve siyasi aktivistler arasındaki çatışma, kamu düzeni polisi tarafından giyim tarzları nedeniyle iki ismi hedef alırken içten içe siyasi faaliyetlerini bastırmayı amaçlıyordu. ‘Pantolon davası’ ile bilinen gazeteci Lubna Ahmed Hüseyin’in olayı ve ‘şapka’ davası olarak bilinen davada eski rejim tarafından tutuklanan ‘Kadınların Ezilmesine Hayır Örgütü’ başkanı Emire Osman olayı, kadın aktivistlerin hedef alınmasının arkasına gizlendi. Ayrıca geçiş hükümeti çerçevesinde geçen hafta yetkililer tarafından herhangi bir suçlama olmaksızın tutuklanan Emire Osman da dahil olmak üzere kadın aktivistler defalarca yargılandılar.

Katılımların aktifleşmesi
Bazı kesimler, feminist örgütler aracılığıyla demokrasi çağrısında bulunan gösterilerin, eylemlere öncülük edip ön saflarda yer alsalar bile kadınların dar bir feminist çevrede hapsolmasına yol açtığına inanıyor. Bir başka kesim ise eşitlik mücadelesinin demokrasi talebinden önce geldiği ve bu nedenle kadınların, en baştan doğru yola koyulması gerektiği kanaatinde.
Son hareket çerçevesinde bu durumla yetinmeyen bir kadın aktivist akımı ortaya çıktı. Eski aile yasasının iptalini, dini sistemlere ve toplumsal normlara başvurulmaksızın bu yasanın sekülerleştirilmesini ve yalnızca medeni hukukun uygulanmasını tesis eden bir yaklaşımın benimsenmesi talep edildi. Bu talepler, diğer haklar ile bunların uygulanma olasılığı arasına bir engel koydu. Zira başlangıçta Hamduk’un ilk hükümetindeki mevzuat değiştirilirken yasa koyucular iki iddia arasında geniş bir boşluk buldular. Buna göre ilk iddia ‘Mevzuat hükümleriyle aykırı değil’. İkincisine  göre ise ‘Sudan toplumu bundan çok uzak.’
Siyasi katılım hakkında, ‘kadınların devrimci kitle dalgasında eridiğini’ söylemek yeterli olmayabilir. Öyle ki siyasi olarak yetkilendirilmeleri, parlamentoda temsil edilmeleri ve yürütme makamlarına erişimleri, siyasal özgürlük elde edildikten sonra bu katılımın etkinleştirilmesi için ileri konular arasında yer alıyor. Zulme ve diktatörlüğe karşı özgürlük ve demokrasi sloganını yükselten hiçbir devrimin, ‘ayrım gözetmeksizin toplumun tüm kesimlerini kapsayarak gerçekleştirilmesi’ çağrısı olmadan başarılı olması beklenemez.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.