Özgür Suriye Ordusu Kurucusu Albay Esad, Suriye iç savaşının 11. yılında konuştu: Ne dün pişmandım ne de yarın pişman olacağım

Albay Riyad el Esad, 10 yılı deviren iç savaşı ve Suriye silahlı muhalefetini değerlendi

Riyad el Esad (Fotoğraf: Burak Ütücü - Independent Türkçe)
Riyad el Esad (Fotoğraf: Burak Ütücü - Independent Türkçe)
TT

Özgür Suriye Ordusu Kurucusu Albay Esad, Suriye iç savaşının 11. yılında konuştu: Ne dün pişmandım ne de yarın pişman olacağım

Riyad el Esad (Fotoğraf: Burak Ütücü - Independent Türkçe)
Riyad el Esad (Fotoğraf: Burak Ütücü - Independent Türkçe)

2011 yılında amatör bir kamera kaydıyla çekilen bir video, bütün uluslararası haber ajansları tarafından 'acil' koduyla abonelerine duyuruldu. Kayıtta, daha önce 'uluslararası kamuoyu' tarafından ismi duyulmamış Suriyeli bir albay konuşuyor ve sivil gösterilere katılan halkı korumak için ordudan ayrılan subaylarla askeri bir güç kurduklarını söylüyordu. O albayın ismi Riyad el Esad, kurduğu askeri yapı ise Özgür Suriye Ordusu'ydu. Resmi ordudan ayrılan çok sayıda subay ÖSO'ya katıldı. Savaşın ilk dönemlerinde birçok bölgeyi kontrol altına almışlardı. Ancak ÖSO bir süre sonra sahadaki etkinliğini kaybetti. Kurucusu Esad birçok kez suikast girişimine uğradı. Bu saldırıların birinde sağ bacağı koptu. Oğlu ve yakın akrabaları bu savaşta hayatını kaybetti. Şimdi bir mülteci kampında yaşıyor. O, Suriye'de, hükümet güçlerine karşı etkili bir savaş veren ilk muhalif gücün komutanıydı. Savaş, 11. yılına girerken Independent Türkçe muhabiri Cihat Arpacık onu buldu ve konuştu..

Dünya, Özgür Suriye Ordusu'nun kuruluşunu sizden dinledi, nasıl karar verdiniz?
Suriye'de gösteriler başladıktan sonra, ilk 6 ay boyunca hiçbir silahlı eylem yapılmadı. Sadece sivil gösteriler vardı. Sonra rejim katliamın seviyesini yükseltti. Halkı, sivil gösterilerde katletti. Bizim de ordudaki subaylar olarak önümüzde iki seçenek vardı. Ya katil rejimin ya da masum halkın yanında duracaktık. Bizler halkımızı korumak için orduya girmiştik. Katil olan rejimin başı olsa bile onun yanında duramazdık. Açıklama yaptık ve zalim rejimin değil mazlum halkın yanında olduğumuzu söyledik. Bu açıklamanın ardından askeri istihbarat birimleri beni haziran ayında tutuklayarak cezaevine attı. 1 hafta cezaevinde kaldım. Cezaevinden 3 Temmuz 2011'de çıktım. 4 Temmuz 2011'de ise rejim ordusundan ayrılarak devrime katıldığımı açıkladım. O zamanlar rejimden ayrılan subayların sayısı çok azdı. Onlarla toplandık ve bu katliamları nasıl engelleyebileceğimizi konuştuk. Sivil halk için ne yapabileceğimizi konuştuğumuz o toplantılarda bir askeri oluşum fikrini tartıştık. O askeri kurum ise Özgür Suriye Ordusu'ydu. 29 Temmuz 2011'de ise bu orduyu ilan etti.  

Bu görüşmeleri kimlerle yaptınız?
Siyasetçiler, korunma talep eden halk ve kanaat önderleriyle görüşmeler yapmıştık. Hepsi de insanları korumak için böyle bir askeri yapı kurma fikrine destek verdi. Sonra da kurumsal yapıyı oturtmak için çalışmalara başladık. Herhangi bir oluşum, yerel halkın onayı olmadan başarılı olamaz. Siyasetçilerin de çabaları gerekir. Gösteri yapan halk, hemen bu fikri benimsedi ve 'Biz Özgür Suriye Ordusu'nun yanındayız, bu ordu bizi temsil ediyor' dediler. Artık başlangıç yapılmıştı. Özgür Suriye Ordusu, yerel halkın saygısını da Arap ülkeleri ya da diğer ülkeler tarafından da saygı gördü. Saygının nedeni şuydu: Görevi halkı koruyup rejimi düşürmekti. Başka ülkelerin ideolojileri ya da ajandaları için çalışmadık. Biz, tam olarak resmi bir ordu değildik. Rejimin ordusunu ve istihbaratını zayıflatmak için çalışan bir direniş gücüydük. 

"ABD, kendi askeri gruplarını kurdu"
Özgür Suriye Ordusu'nun kuruluşunda başka ülkelerin etkisi oldu mu?

ÖSO, tamamen Suriye içinde alınmış bir kararla doğdu. Hiçbir dış güçle irtibatımız yoktur. Hatta, kurulurken ve kurulduktan sonra dış güçlerle irtibat kanalları nasıl oluşacağını bile bilmiyorduk. ÖSO kurulduktan ve sahada başarı kazandıktan sonra ABD'nin talimatıyla engellendi. Kurmadan önce hiçbir dış güçle irtibatımız yoktu ama kurduktan sonra birçok ülkeyle irtibata geçtik. Bundaki amacımız da rejimin katliamlarını, gösteri yapan sivil halkı öldürdüğünün dünyaya anlatmaktı. ÖSO, dış irtibattan tamamen uzaktır. Ama içeride ABD tarafından kurulan bazı askeri gruplar vardı. MOG operasyon odası tarafından kurulan gruplar var. Biz onları Özgür Suriye Ordusu olarak kabul etmiyoruz. Onlar da zaten kendilerini Özgür Suriye Ordusu olarak görmüyor. Kendilerine 'muhalif' diyorlar. 2012'de Antalya'da yapılan Suriye gündemli uluslararası konferansta Suriyeli muhaliflerin Genelkurmayı kuruldu. O zaman da Özgür Suriye Ordusu ismi zikredilmedi. 'Muhalif Güçler Genelkurmayı' denildi. Onlar gerçekte ÖSO'yu temsil etmiyordu. Zaten çalışmalarını da bu isimle yapmadılar. Özgür Suriye Ordusu kurucusu ve komutanı olmama rağmen beni Antalya Konferansı'na davet etmediler.

"Muhalif komutanlar karşı devrimci" 
Şimdi kurumsal olarak ÖSO yok, sahadaki silahlı muhalifler hakkındaki izlenimleriniz neler?

Suriye halkı hala Özgür Suriye Ordusu'nu hatırlıyor. Suriye Milli Ordusu kurulmuş olmasına rağmen halk hala o günleri arıyor. Üzerine leke sürülmek istendi ama Özgür Suriye Ordusu şu andaki silahlı muhaliflerden çok farklıydı. Şu anda sahadaki güçler hiçbir şekilde ÖSO'yu temsil etmiyor. Eskiden halk kendi eliyle bizim sembollerimizi duvarlara çizerdi. Suriye halkının, çocukların, kadınların… Bütün Suriye'nin özgürlük sembolü olmuştu. Her devrimin bir karşı devrimi vardır. Şimdiki muhalif komutanların göreve getirilmesindeki amaç, ÖSO'nun devrimine bir karşı devrim faaliyetidir. Bir süre önce Katar'ın eski Dışişleri Bakanı da benzer bir açıklamayla Suriye devrimi içine sızmalar olduğu tespiti yaptı. 

Bahsettiğiniz bu 'sızmalar' nasıl oldu?
Suriye devrimini söndürmek için belirli kişiler grupların başına geldi. Birçok grup komutanı silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi yasadışı faaliyetler yapıyor. Bunlar devrimi tamamen ortadan kaldırmak için yapılıyor. Bir 'komutan' kavramı vardır. Suriye'de bu kavram yerli yerinde kullanılmıyor. Bir çiftliği idare eden birine 'çiftlik komutanı' diyemeyiz. Komutanın sahada kendine özgü bir karizması vardır. Politikası olmalıdır. Kendisini, askerlerini ve halkı koruyacak bir stratejisi olmalıdır. Kaçakçılık ya da gasp yapan birine 'komutan' diyemeyiz. Ona 'komutan' dersek sahada olan gerçek komutanlara haksızlık yapmış oluruz.

"Halkı koruyan muhalifler şimdi kaçak noktalarını tutmaya çalıyor"
İlk dönem ÖSO ve diğer muhalifler savaşta başarı elde etti ancak sonra bu başarılarını koruyamadılar. Bunun başlıca nedeni ne? Sadece DEAŞ ve Rusya mı? Muhaliflerin bir hatası yok mu?

Suriye devriminin bu hale gelmesinde Rusya ve DEAŞ'ın rolü var ama en büyük rol muhalif güçlerin komutanlarını seçenlerin. Olmadık şahısları olmadık makamlara getiriler. Muhalifler zalimin karşısına geçmek yerine kendileri zalim olmaya başladılar. Halkı koruyacak askeri yapılar olmak yerine dışarıdan gelen emirleri uygulayan kuruluşlar haline geldiler. Devrimin gerilemesinin başlıca nedenlerinden biri budur. Muhalifler halkı korumak yerine dış emirleri uygulamaya başladılar ve kendi aralarında da savaşmaya başladılar. Sahadaki iç savaşlar sadece etnik, mezhebi ya da ideolojik savaşlar değil aynı zamanda çıkar savaşlarıdır. Ribat noktalarında birlikte savaşan savaşçıların amacı gümrük kapılarını ele geçirmeye, kaçak noktalarında nüfuz sahibi olmaya dönüştü. Hakikat budur. Devrimin sönme noktasına gelmesinin nedenlerinden biri de devrimin görünür yüzleri olan siyasetçiler ve onları bu konumlara getirenler. Bazı kişiler medya üzerinden parlatılmak isteniyor. Onları 'süper güç' yapmaya çalışıyorlar. İçeriye ve dışarıya böyle fotoğraflar veriyorlar. Şimdi onlar uluslararası görüşmeler katılıyorlar. Bu görüşmelerin ana amacı rejimi düşürmek değil, yeni bir anayasa yapmak. Esad rejimi artık tartışılmıyor bile. Sahadaki güçler kendi otoriterini ve menfaatlerini korumak için destek aldığı dış güçlerin tüm emirlerini uyguluyorlar. Devrimin zayıflamasının bir nedeni de budur. Ayrıca bu grupların içinde dürüstçe çalışan, rejimi devirmek için savaşa katılanlar da komutanlarının bu durumlarını gördükten sonra savaşmaya istekleri kalmadı. Onların sahadan çekilmesi de devrimi zayıflattı.

ÖSO kurucusu Riyad el Esad (Fotoğraf: Burak Ütücü- Independent Türkçe)

"Muhaliflerin başka ülkelerde savaşması devrime zarar verdi, onlar artık devrimci değil, paralı asker"
Çok sayıda Suriyeli muhalif, Suriye dışındaki bazı ülkelerdeki savaşlara katılıyor? İlk muhalif askeri grubu kuran biri olarak bu duruma bakışınız nedir?

Suriyelilerin başka ülkelere giderek oralarda savaşmaları Suriye devrimini negatif olarak etkiledi. Bu gruplar kime karşı savaşacaklar? Rusya'ya karşı mı? Suriye'de de Ruslar var, burada savaşabilirler. Rejime karşı mı savaş veriyorlar? Suriye rejimi duruyor. Askeri güçlerin başka ülkelere giderek savaşmaları sonrası halk onlara 'paralı asker' demeye başladı. Artık devrimci değiller. Onlar paralı asker. Kim paralarını verirse giderler. Ben hiçbir Suriyelinin başka bir ülkede savaşmasına karşı değilim. Gitmek istiyorsa sadece paralı asker olarak gitsin ama 'Muhalif Suriye Gücü' olarak gitmesin. Senin zaten bir düşmanın var. Onu yenmeden, ülkeni kurtarmadan dışarıya gitmemen gerekir. Şam'ı ele geçirseydik, rejimi düşürseydik, yabancı üsleri elimize alsaydık, özgürlüğü bütün dünyaya yayma hakkımız olabilirdi. Rejim, katliamlarına devam ederken dışarıya gitmem. Diğer ülkeler bize muhtaç değil.  ABD, NATO Ukrayna'ya asker gönderebilir. Bu güçlerine rağmen sadece ekonomik ambargo uyguluyor. Türkiye tarafsız durdu. Bizim askerimiz neden gitsin? 

Suriye savaşının üzerinden 11 yıl geçti, ordudan ayrılarak muhalif saflara geçen ilk askerler şimdi ne yapıyor? Hala savaşıyorlar mı?
İlk savaşçıların birçoğu ekonomik nedenlerle ve sahipsiz kalmalarından dolayı Avrupa'ya gitti. Bazıları Türkiye'de. Bir kısmı da hala Suriye'de. 

"En çok faydayı PKK görür"
Ukrayna'daki savaşın Suriyeli muhaliflere olumlu yansımaları olacağı iddiaları var. Bu iddialar hakkındaki düşünceleriniz neler?

Suriye savaşı, uluslararası bir nitelik kazandı. Türkiye'nin, Rusya'nın ABD'nin rolü var. Rusya rejimi destekliyor. Son günlerde daha önce vurulmayan bölgeler de Rusya tarafından vurulmaya başlandı. Siyasi muhalif güçlerin hiçbir gücü yok. Askeri gücümüz de sahada çok zayıf. Suriye'deki savaştan en çok çıkar elde eden güç PKK oldu. Ukrayna'daki krizden de en çok faydayı onlar kazanabilir. Çünkü Amerika'dan direkt destek alıyorlar. Rusya'nın 'solcu gücü' olarak da biliniyorlar. Tabii ki temennimiz Rusya'ya, rejime, İran'a, PKK'ya karşı büyük bir hareketlilik olması. Ama yakın bir zaman içinde böyle bir hareketliliğin yaşanacağını düşünmüyorum. 

"Oğlumu, yeğenlerimi, bacağımı kaybettim, ne dün pişman oldum ne de yarın pişman olacağım"
Aradan geçen bunca zamanda yüzbinlerce Suriyeli öldü, milyonlarcası yaralandı ya da mülteci oldu. Hiç, 'Keşke ÖSO'yu kurmasaydım' dediğiniz oldu mu? 

Biz Özgür Suriye Ordusu'nu kurmadan, hatta devrim başlamadan önce 'bir şeyler yapmalıyız' diyorduk zaten. Onlar ülkenin madenlerini, petrolünü, ekonomisini, devletin bütün kaynaklarını sadece destekçileri için kullanılıyordu. Halk galeyan içindeydi. Bu durum varken Suriye halkı Tunus'ta, Libya'da, Yemen'de olanları gıpta ile izliyordu. Psikolojik olarak devrime hazırdı. Suriye'de devrim hareketi başladıktan sonra halkı koruma görevini yerine getirmek için Özgür Suriye Ordusu'nu kurduk. Rejimi düşürmek, zulme son vermek için hiç pişman olmadım. Şimdi de pişman değilim. Gelecekte de pişman olmayacağım. Suriye'de birkaç defa suikasta uğradım. Bacağımı kaybettim, oğlumu kaybettim, amcaoğlumu kaybettim, yeğenlerimi kaybettim. Ama yine de pişman değilim. Çalışmaya devam edeceğim. 

Riyad el Esad, ÖSO'nun kuruluşunu bir video kaydıyla ilan etmişti

"Halk beni davet etti, yeniden başlamak istiyorlar"
Muhaliflerin hala kazanma şansı var mı?

Suriyeliler bu savaşı hala kazanabilir. İçerideki halk, hataları ortadan kaldırmak için beni birkaç defa davet etti. Hataları temizleyip yeniden rejime karşı savaşalım istiyorlar. Bunun için 2 aşamalı bir süreç gerekiyor. Önce muhalifler içinde bir temizlik yapılması sonra da rejime karşı yeni bir mücadele dönemi başlaması lazım. Halkın tek isteği eskisi gibi bir askeri oluşum kurulması. Devrimin ilk günlerindeki gibi bir askeri yapı istiyorlar. Bu hala mümkün ama imkanlar açılması gerekiyor. Devrim sürecinde beni en çok sevindiren olaylardan biri, ilk günlerde bir askeri bir akademiyi zayıf imkanlarımızla, basit silahlarımızla, hiçbir mermi atmadan ele geçirmemizdi. Esirler de almış sonra o esirleri salıvermiştik. Şimdiki imkanlar o zaman olsaydı çok büyük başarılar elde ederdik. 2013'ten sonra dış ülkeler kendi özel gruplarını kurarak onları desteklemeye başladı. O zaman devrim için bir yol haritası ortaya koymamız gerektiğini, devrimin yolundan saptığını söyledim. Askeri güçler dışa bağımlı olmaya başlamışlardı. Devrimin yolundan saptığını o zaman gördüm. Rejim bitecek, halklar kazanacak. Dünya haritası yeniden dizayn oluyor. Bazı yeni ülkelerin doğuşunu göreceğiz. Bu devrime yanlış yapan hesap verecek. Suriye devrimi dünyaya, özgürlük sembolü oldu. Halkımız çadırlardan evlerine dönecek. Kesinlikle döneceğiz. Biz yeniden kazanacağız. Suriye içindeki ve dışındaki özgür Suriye halkına, devrimin yanında duran şahıs, kurum ve halklara teşekkür ediyoruz. Suriye devrimi kazanacak. Ve bu devrim özgürlük ve onur sembolü olmaya devam edecek.

Bazı hatalardan bahsettiğiniz. Hiç, bir şeyler yapmayı düşündünüz mü?
Bu hataları engellemek ve bir yol haritası çıkarmak için birkaç görüşme yaptım. O görüşmelerde ‘devrim yolundan sapıyor, çözmezsek kötüye gidecek, devrim kapanacak' dedim. Onlar bu sözüme itibar etmediler. Onlardan birini yakın zamanda gördüm. ‘O zaman seni dinleseydik şu an devrim tam güç ilerliyordu' dedi.  Bu hatalar ani yapılmış hatalar değildir. Bütün bunlar birikerek geldi. Ben bir dönem devrimi geçici durdurarak bir konsey kurmayı önerdim Bu konseyin, hataları inceleyerek yeni bir strateji geliştirmesini ve devrime yeni bir güç katmasını istedim. Ama maalesef kimse dinlemedi. 

Başka ülkelerin Suriye ajandalarında ne var?
Suriye'de faaliyet gösteren başka ülkelerin Suriye ajandaları birbirinden farklı. Kimi bu devrimin kendisine sıçramaması için devrimi söndürmek istedi. Kimisi Suriye'nin zenginliklerini ele geçirmek istedi ve bunun için kötü niyetlileri karar mekanizmalarına getirdiler. Heyetlerde görevlendirdiler. Şimdi bunlar diplomatik görüşmelere katılıyorlar.  Her yerde onları uyardım. Bu şahısların doğru kişiler olmadığını söyledim. Başkaları için çalışan, para karşılığı savaşan askerler olduklarını söyledim. Şimdi uluslararası basında Suriyeli muhalifler illegal işlerle anılıyor. Kötülüğün sembolü haline getiriliyorlar. Böyle bir imaj oluşturmaya çalıştılar. Hataların bir örneği Kobani'de yaşandı. Orada bir terör örgütünü diğer bir terör örgütüne karşı desteklediler. Bu da PKK'nın uluslararası alanda tanınmasının önünü açtı. ABD baskısıyla Türkiye üzerinden onlara yardım edildi. Bizim insanlarımız destek olmak için oraya gitti, Türkiye topraklarını açtı. PKK'yı Suriye devriminin bir parçası olarak gösterdiler. Sonuçta maçı tek kazanan PKK oldu.



Gazze 2005’ten bu yana ilk kez sandık başına gidiyor

Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)
Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)
TT

Gazze 2005’ten bu yana ilk kez sandık başına gidiyor

Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)
Salı günü Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Belah’ta iki Filistinli kadın yerel seçimlerdeki oy kullanma talimatlarını okurken (AFP)

Filistin Merkezi Seçim Komisyonu, 2005 yılından bu yana Gazze Şeridi'nde düzenlenecek ilk yerel seçimler için yoğun hazırlıklar yürütüyor. Önümüzdeki cumartesi günü Batı Şeria ile eş zamanlı olarak başlayacak seçimler için Filistin Yönetimi, İsrail savaşının ardından Gazze'nin en az hasar gören bölgesi olarak belirlenen Gazze'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Belah şehrini seçimlerin yapılacağı tek bölge olarak seçti.

Gazze'de yerel seçimler son olarak 2005 yılında düzenlenmişti. O seçimlerde Hamas oyların çoğunluğunu kazanmıştı. O tarihten 2023 yılına kadar Hamas, yerel komite ve belediyelerin üyelerini bizzat atayıp onaylıyordu.

Seçimlerde şehrin aşiret ve koalisyonlarını temsil eden 4 liste yarışıyor. Hamas bu seçimlerde ne bir aday gösterdi ne de yarışanlardan herhangi birini desteklediğini açıkladı.

Gazze Yüksek Seçim Komisyonu'nun bölge direktörü Cemil el-Halidi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, seçim sürecinin tamamının Filistin sivil polisi tarafından -ki bu fiilen Hamas hükümetine bağlı polis gücü oluyor- güvence altına alındığını söyledi.

Merkezi Seçim Komisyonu, nüfus kayıtlarına göre Deyr el-Belah'ta oy kullanma hakkına sahip olanların sayısının yaklaşık 70 bin 449’a ulaştığını ve bu seçmenlerin 12 sandık merkezinde oylarını kullanacaklarını açıkladı.


Kota mücadelesi Irak hükümetinin müzakerelerini aksatıyor

Irak Temsilciler Meclisi’nin cumhurbaşkanı seçimi oturumundan (AFP)
Irak Temsilciler Meclisi’nin cumhurbaşkanı seçimi oturumundan (AFP)
TT

Kota mücadelesi Irak hükümetinin müzakerelerini aksatıyor

Irak Temsilciler Meclisi’nin cumhurbaşkanı seçimi oturumundan (AFP)
Irak Temsilciler Meclisi’nin cumhurbaşkanı seçimi oturumundan (AFP)

Irak’taki Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde, yeni başbakanın belirlenmesi sürecinde siyasi tıkanıklık yaşanıyor. Tıkanıklığın, koalisyon içindeki iki temel anlaşmazlık ekseninden kaynaklandığı belirtiliyor: ‘başbakan adayının seçilme yöntemi ve bakanlıkların taraflar arasında dağılımı’.

Kaynaklara göre, son günlerde birkaç kez ertelenen koalisyon liderleri toplantısında iki farklı yaklaşımı birleştirecek ‘orta yol’ arayışı öne çıkıyor. İlk yaklaşım, koalisyonu oluşturan blokların ‘seçim ağırlığına’ göre hareket edilmesini öngörürken, ikinci yaklaşım tüm tarafların kabul edebileceği bir adayın ‘siyasi uzlaşı’ ile belirlenmesini savunuyor.

Öte yandan, Koordinasyon Çerçevesi önceki iki toplantıda aday ismi üzerinde uzlaşma sağlayamadı. İki ana aday arasında oyların eşit dağılması, koalisyon içindeki bölünmeyi derinleştirirken, nihai karar kritik öneme sahip yeni bir toplantıya bırakıldı. Anlaşmazlıkların sürmesi halinde ise sürecin yeniden ertelenebileceği değerlendiriliyor.

Süre dolmadan

Bu bağlamda Iraklı bir siyasi kaynak, anayasal sürenin dolmasına kısa süre kala başbakanlık dosyasının önümüzdeki saatlerde sonuçlandırılabileceğini belirtti.

Kaynak yaptığı açıklamada, “Dosyanın bir şekilde sonuçlanmasını bekliyorum. Çünkü önümüzdeki cumartesi günü süre kesin olarak sona eriyor. Ayrıca gecikmenin devam etmesi, kendi tabanlarını bile olumsuz etkilemeye başladı” ifadelerini kullandı.

Kaynak, “Eğer ittifak içinde seçim ağırlığı kriteri benimsenirse, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin adayı İhsan el-Avadi daha avantajlı konumda olacak. Ancak karar Koordinasyon Çerçevesi liderleriyle sınırlı kalırsa, rekabet 12 oy üzerinden sürecek. Bu durumda denge Basim el-Bedri lehine kayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan, anlaşmazlığın yalnızca başbakanın belirlenme yöntemiyle sınırlı kalmadığı, aynı zamanda bakanlıkların ve kilit görevlerin dağılımına ilişkin iç dengeleri de kapsadığı belirtiliyor. Bu durumun, bazı tarafların herhangi bir adaya verecekleri desteği, gelecekteki hükümette alacakları payla ilişkilendirmesine yol açtığı ve müzakere sürecini daha da karmaşık hale getirdiği ifade ediliyor.

Bu çerçevede, Koordinasyon Çerçevesi içinde öne çıkan iki aday arasında yakın düzeyde destek oluştuğu, bunun da oy dengelerinde fiili bir eşitliğe yol açtığı aktarılıyor. Uzlaşı sağlanamaması ya da çoğunlukla karar alınamaması halinde ise ‘uzlaşı adayı’ seçeneğinin yeniden gündeme gelebileceği belirtiliyor.

En büyük blok denklemi

Son seçimlerin ardından kurulan Koordinasyon Çerçevesi, eski başbakanlar Nuri el-Maliki ve Haydar el-İbadi liderliğindeki koalisyonların yanı sıra, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin başını çektiği ve geçici hükümeti yöneten ittifakı da kapsıyor. Cumhurbaşkanının yeni bir başbakan görevlendirmesi için belirlenen anayasal sürenin dolmasına yaklaşılırken, siyasi baskıların arttığı ifade ediliyor.

Yeni Cumhurbaşkanı Nizar Amidi’nin seçilmesi, hükümet kurma sürecinin önünü açarken, 26 Nisan’da sona erecek anayasal süre, siyasi aktörleri tıkanıklığın yeniden yaşanmaması için kritik bir sınavla karşı karşıya bırakıyor.

SDVD
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Bağdat’ta düzenlenen bir toplantıda Nuri el-Maliki ile Kays el-Hazali’nin arasında oturuyor. (Arşiv – AFP)

Bu arada gözlemciler, Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıkların daha derin bir ayrışmayı yansıttığını belirtiyor. Bir kesim, başbakanın belirlenmesinde parlamentodaki ‘en büyük blok’ ilkesinin esas alınmasını savunurken, diğer kesim tüm tarafları kapsayan bir siyasi uzlaşıyla tek aday üzerinde anlaşılmasını ve bakanlık dengelerinin yeniden düzenlenmesini destekliyor.

Sürecin karmaşıklığını koruduğu ortamda, geç de olsa bir anlaşmaya varılması, sürecin ertelenmesi ya da ‘uzlaşı adayı’ seçeneğine yönelinmesi gibi tüm senaryolar masada. Mevcut tablo, Şii siyasi blok içindeki uzlaşıların kırılganlığını ve seçim hesapları ile hükümet kurma gereklilikleri arasındaki açığın büyüdüğünü ortaya koyuyor.


Batı Şeria'da genç bir Filistinli yerleşimciler tarafından öldürüldü

Filistinli genç Aws Hamdi al-Naasan'ın akrabaları, Batı Şeria'daki Ramallah'ın doğusunda düzenlenen cenaze töreninde (EPA)
Filistinli genç Aws Hamdi al-Naasan'ın akrabaları, Batı Şeria'daki Ramallah'ın doğusunda düzenlenen cenaze töreninde (EPA)
TT

Batı Şeria'da genç bir Filistinli yerleşimciler tarafından öldürüldü

Filistinli genç Aws Hamdi al-Naasan'ın akrabaları, Batı Şeria'daki Ramallah'ın doğusunda düzenlenen cenaze töreninde (EPA)
Filistinli genç Aws Hamdi al-Naasan'ın akrabaları, Batı Şeria'daki Ramallah'ın doğusunda düzenlenen cenaze töreninde (EPA)

Filistin Sağlık Bakanlığı, dün Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu bir gencin hayatını kaybettiğini açıkladı. Bu, son iki gün içinde kaydedilen üçüncü can kaybı oldu.

Bakanlık, 25 yaşındaki Avde Atıf Avavde’nin, Batı Şeria’nın orta kesiminde Ramallah’ın doğusunda yer alan Deyr Dibvan beldesinde yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu öldürüldüğünü bildirdi.

Filistin Kızılayı daha önce yaptığı açıklamada, Deyr Dibvan’da yerleşimcilerin düzenlediği saldırı sırasında sırtından gerçek mermiyle vurulan bir kişinin hastaneye kaldırıldığını duyurmuştu.

İsrail ordusu ise AFP’nin sorusu üzerine yaptığı açıklamada, olayla ilgili haberleri incelediğini belirtti.

Filistin Yönetimi’ne bağlı hükümetin medya ofisi, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda İsrail güçlerinin Deyr Dibvan’dan bazı kişileri gözaltına aldığını bildirdi ve onlarca erkeğin yol boyunca tek sıra halinde yürütüldüğünü gösteren görüntüler yayımladı.

Filistin Yönetimi ayrıca, salı günü Batı Şeria’nın orta kesimindeki El-Mugayyir beldesinde İsrailli yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu 14 yaşındaki Aws Hamdi en-Nassan ile 32 yaşındaki Cihad Marzuk Ebu Naim’in hayatını kaybettiğini açıkladı.

Söz konusu ölümler, 28 Şubat’ta başlayan Ortadoğu savaşı sonrasında Batı Şeria genelinde artan yerleşimci şiddetinin son örnekleri olarak değerlendiriliyor.

İsrail ordusu, el-Mugayyir’de yaşanan olayla ilgili olarak salı günü soruşturma başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, İsrailli sivilleri taşıyan bir araca taş atıldığı ihbarı üzerine bölgeye intikal edildiği, araçta bulunan bir yedek askerin inerek “şüphelilere” ateş açtığı belirtildi. Ayrıca güvenlik güçlerinin “çatışmaları dağıtmak için müdahalede bulunduğu” ifade edildi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinden elde edilen verilere göre, Gazze savaşının başlamasından bu yana Batı Şeria’da İsrail güçleri veya yerleşimciler tarafından en az bin 65 Filistinli öldürüldü.

Resmî İsrail verilerine göre ise aynı dönemde Filistinlilerin gerçekleştirdiği saldırılarda ya da İsrail askeri operasyonları sırasında en az 46 İsrailli (asker ve sivil) hayatını kaybetti.