Sudan ve Güney Sudan yeniden karşı karşıya mı geliyor?

Hartum ve Cuba hükümetleri, bölünmenin düzgün bir şekilde düzenlenmediğini ortaya koydu

Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan ve Güney Sudan yeniden karşı karşıya mı geliyor?

Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Mana Abdulfettah
Ocak 2011’de yaşandığı gibi, ayrılması ve bağımsız bir devlete dönüşmesi öngörülen Güney Sudan’ın durumu hakkında Francis Deng, ‘Cry of the Owl (Baykuşun Çığlığı)’ adlı ünlü romanını yazdı. Kitap, güneydeki Dinka kabilesinin kuzeydeki Misseriya kabilesi ile çatışma mirası ile karışmış, çözülmez bir Siyahi-Arap kimlik kavramını ele alıyor. Deng’in ilk düşüncesi, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang’ın ‘Kuzey ve Güney arasındaki birlik’ fikriyle kesişiyor. Ancak bu fikir, eşit vatandaşlık, çeşitliliğe saygı, sosyal ve politik adalet ve kalkınmada marjinalleşme olmamasını şart koşuyor. Sudan’ın bağımsızlık öncesinden bu yana altın bir barış dönemi yaşamadığı kanıtlandıktan sonra ülkenin bu bölgesinde ayrılık şaşırtıcı olmadı. Kendi kaderini tayin hakkı talebi yükseltilirken, her barış müzakeresinde güç ve zenginliği paylaşma sorunu ortaya çıktı, kökleşmiş kabile çatışması ve devletin oradaki isyanla mücadele etmek için yürüttüğü savaşın körüklediği şiddet patlak verdi.
Sudan’ın kendine özgü siyasi, coğrafi, dini ve sosyal yapısı göz önüne alındığında Güney Sudan devleti, ortaya çıkan krizlerin mirasını devraldı. Ayrılık en iyi çözüm değildi. İki farklı kimlik arasındaki krizden kurtulduktan sonra güneydeki kabileler arasındaki iç anlaşmazlık, etnik ve siyasi karmaşalar ortaya çıktı. Başbakan Salva Kiir Mayardit, muhalefet lideri Riek Machar ve her iki tarafa sadık kalan kabileler arasında imzalanan anlaşmalar, bu anlaşmazlığı sona erdirmeyi başaramadı.
Güney Sudan, devlet görevlerini yerine getirmesini engelleyen iç çatışmalara ek olarak, Sudan’ın kendi iç meseleleriyle ve bölge ülkelerinin de kendi krizleri ve çatışmalarıyla meşgul olması nedeniyle kendisini bölgesel bir izolasyon içerisinde buldu. Ancak ayrılmayı tebrik eden ve Güney Sudan devletini tanımak için aceleci davran ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de dahil olmak üzere uluslararası topluma gelince, BM kuruluşlarının çabalarıyla güvenlik ve gıdanın bozulmasını durdurmayı başaramadı. Bu koşullar, atmosfer ‘bir tartışma için’ uygun olmasa bile, iki ülke arasında ortaya çıkan sorunların ara sıra yeniden gündeme gelmesini engellemedi.

İltica sorunu
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Güney Sudan’daki siyasi şiddet ve çatışma, ülke içinde yerinden edilmenin artmasına neden oldu ve çatışma tarafları, ‘kavrulmuş toprak’ stratejisini kullandığı için bu da güvenlik ve ekonomik açıdan sorunlar yarattı. Tarım arazileri, mahsuller, kaynaklar, otlak alanlarını yok oldu, hatta bazı durumlarda misilleme olarak hayvanlar yakıldı. Bu durum, ekonomik ve manevi kayıplara neden oldu. Bu da komşu ülkelere sığınmaya yol açtı. Sudan, birlik ve ‘birleşik devlet çerçevesinde’ Sudan’a dönmek isteyen güneyliler için tercih edilen yerdi. Öyle ki halk referandumunda lehine oy verdikleri ‘bölünmeden’, modern devletler içindeki diaspora dışında bir kazanç elde edemediler. Güneyin sorunları hala her geçen yıl daha karmaşık hale geliyor ve dünya, buradan yalnızca çatışmalar, kıtlık ve sığınma haberleri duyuyor.
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Örgütü (WFP), bu yıl zirveye ulaşan kuraklık konusundaki uyarılarını sürdürdü. Güney Sudan nüfusunun yüzde 70’inden fazlası hayatta kalmak için mücadele edecek. Ülke, çatışmalar, iklim değişimi, koronavirüs ve artan maliyetler nedeniyle benzeri görülmemiş düzeyde gıda güvensizliği ile karşı karşıya.
Güney sınırlarını çevreleyen Sudan şehirleri, sığınma dalgalarına tanık olmaya başladı. Bazıları, Eylül 2021’de Kosti Limanı üzerinden Sudan ile Güney Sudan Devleti arasındaki nehir taşımacılığının yeniden başlamasından yararlanarak başkent Hartum’a ulaştı. Taşımacılık, yaklaşık 8 yıl süreliğine askıya alınmıştı. Burası, Güney Sudan vatandaşları için Dünya Gıda Programı tarafından işletilen bir yardım köprüsü olarak kaldı. Daha sonra ekonomik bir proje ve mal taşımacılığı ve turizmi canlandıran bir arter olduktan sonra, iki ülkeyi birbirine bağlayan nehir hattının ilticanın şiddetlenmesiyle birlikte birçok idari, mali ve güvenlik engelle karşılaşacağı görülüyor.

Sınırın çizilmesi
Geçiş hükümeti, güneydeki taraflar arasındaki barış görüşmelerine katılımını artırdı. Hartum’da Cuba hükümeti ile Birinci Başkan Yardımcısı Riek Machar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin bölünmüş bir grubu arasında görüşmeler yapıldı. Daha önce ise Cuba’da geçiş hükümeti ile silahlı hareketler arasında yapılan görüşmeler, hükümet ile bazı hareketler arasında ‘Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil’deki savaşı sona erdirmek’ için 3 Ekim 2020’de barış anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı.
İki ülke arasındaki iç uyumsuzluk konusunda ise geçiş hükümetinin ‘bu tartışmalı meseleleri eski rejimden miras almış ve çeşitli nedenlerle çözümüne girmekten kaçınmış olması’ nedeniyle sınır sorunu gündeme geldi. Sudan ve Güney Sudan devletlerini ayıran sınırların karmaşıklığı, bu sınırların uzunluğu kadar. Bu sınırlar, hareket, göç ve çiftçilik nedeniyle iki ülkedeki çatışan kabilelerin nüfuz hatları sayılıyor.
Eski rejimin bu konuyu ele almaktan kaçınması, sınır belirleme komisyonunun çalışmasını engelledi. 2005 yılı Kapsamlı Barış Anlaşması (Naivasha) ve daha sonra Abyei Protokolü de bu sorunu çözemedi. Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalu (Hemedti), Güney Sudan Devlet Başkanı’nın Güvenlik İşlerinden Sorumlu Danışmanı Tut Galwak ile sınır çizme konusunu görüşmesi sonrasında Egemenlik Konseyi, 11 Ocak’ta ‘sınır ticaretini canlandırmak ve Babanusa- Wau şehirlerini birbirine bağlayan demiryolunu onarmak’ için iki ülke arasındaki geçişlerin yeniden açılması ve nehir ve kara taşımacılığı hareketinin etkinleştirilmesi amacıyla bir karar yayınladı. Hartum ve Cuba, ‘iki ülke arasındaki sınır bölgelerinde geçişlerin açılması, ticaret ve vatandaşların dolaşımı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve bu bölgelerdeki sivil çatışmaların çözülmesi için çalışma’ konularında uzlaşı sağladı.

Çakışan sorunlar
Yalnızca prosedürel gibi görünen sınır sorunu, ‘hükümetin bir anlaşma çerçevesinde çözemediği petrol zengini Abyei bölgesi sorunu’ gibi daha derin bir sorunla bağlantısı nedeniyle göründüğünden daha karmaşık. Şu an mevcut hükümet, bir yanda Ngok Dinka halkının ve diğer yanda Misseriya halkının ‘iki kabile arasında kalıcı barışı imkânsız hale getiren’ sert tavırlarını sürdürmesi dolayısıyla bir çözüm arıyor. İki kabile, hayvancılığın hâkim olduğu çeşitli ekonomik faaliyetleri paylaşıyordu. Bu durum, kanun gücüyle dayatılan bir ortaklıktı. Ayrılık olmadan önce kuzey-güney ortak yönetimi, hayvancılık sınırlarının aşılmaması esasına itimat ediyordu. Ancak genel olarak çatışmalar meydana geldi. Bu da bu çözümlerin geçici olduğu anlamına gelirken, yerel anlaşmalar da bu sorunu çözemedi. Sorun, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda uluslararası tahkime sunuldu.
Sınır sorunu, güneyin ayrılmasından bu yana çözülmemiş olan milliyet ve vatandaşlık sorunuyla birleşti. Öyle ki anlaşmanın ayrılık sonrası ‘milliyet’ ile ilgili metni muğlak ve net bir tanım içermiyor. Sınır bölgelerinde yalnızca kabile yüzleri veya özellikleriyle ayırt edilebilen çok sayıda vatandaşın olduğu gerçeğinin, bu belirsizliği dayatmış olması muhtemel. Zira bu vatandaşların birçoğu, kuzeyde doğdu ve kimlik belgesi bulunmayanlar var.  Bu konuya ilişkin bakış açıları ve değerlendirmeler ise farklı.

Güvenlik karmaşası
İki ülkenin hükümetleri, kuzey- güney ayrılığının düzgün bir şekilde düzenlenmediğini bildirdi. Hükümetler, siyasi ve ekonomik karmaşalara ek olarak güvenlik boyutu nedeniyle de birçok müzakere oturumundan kaçınıldığını söyledi. Ancak güvenlik konusuyla en ilgili konu silahlanma sorunudur. Eski rejim, kendisine sadık kuzey kabilelerini güneye bağlı kabilelere karşı silahlandırarak bu konuda aktif bir rol oynadı. Bu gerçeğin yinelenmesi ise uzak bir ihtimal değil. Kabilelerin doğası ve kendilerini her yönden ve her şekilde silahlandırma eğilimleri nedeniyle anlaşmazlık, yeniden baş gösterebilir.
Bu konu çerçevesinde güvenlik karmaşasının artması ve yeni çatışmaların patlak vermesi spekülasyonları ortasında bu anlaşmazlığın, yüzeye çıkmasına neden olabilecek üç faktör tanımlanabilir. İlk olarak, iki ülkedeki siyasi istikrarsızlık, Güney Sudan’da silahlı çatışmaların devam etmesi, Sudan’ın Darfur, Nubia Dağları ve Mavi Nil bölgelerindeki devrimci halin ve savaşın devam etmesi. İkinci olarak, iki ülke arasındaki ekonomik sıkıntı petrol sorununun yeniden patlamasına neden olabilir. Sudan, ayrılıktan sonra güneye giden petrolünün yaklaşık yüzde 75’ini kaybetti. Hartum, kalan yüzdeyi yönetemedi. Daha sonra ise güneydeki savaş, bölgedeki üretimi kesintiye uğrattı. Bu çerçevede iki hükümet, bu konuda bir talebe başvurabilir. Nihayetinde de petrolün kuzeyden doğu Sudan’daki Beşair Limanı’na ihracatı için geçiş ücretleri konusunda bazı karışıklıklara neden olabilir. Üçüncü olarak, şu anda iki ülkenin hükümetleri arasındaki uyuma ve hükümet ile muhalifleri arasındaki müzakerelere katılıma rağmen her iki tarafta da muhalif güçlerin iktidara gelmesiyle koşulların değişmesi ihtimali var. Hatta bu olasılık, sert çatışmalara ve barışçıl çözümlere itimat etmemeye yol açabilir.



İspanya Başbakanı, Trump ile yaşanan gerginliğe rağmen Dünya Kupası finaline katılacak

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Dünya Kupası finalini ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte izleyecek. (AFP)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Dünya Kupası finalini ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte izleyecek. (AFP)
TT

İspanya Başbakanı, Trump ile yaşanan gerginliğe rağmen Dünya Kupası finaline katılacak

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Dünya Kupası finalini ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte izleyecek. (AFP)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Dünya Kupası finalini ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte izleyecek. (AFP)

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik eleştirilerine rağmen, 2026 Dünya Kupası finalinde İspanya Milli Takımı’na destek vermek üzere pazar günü New Jersey’deki MetLife Stadı’nda hazır bulunacağı bildirildi.

Sanchez’in ofisi bugün AFP’ye yaptığı açıklamada, “Başbakan, pazar günü ABD’de oynanacak 2026 FIFA Dünya Kupası finalini izleyecek. Ardından daha önce planlanan resmi ziyaret kapsamında Cezayir’e geçecek” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün yaptığı açıklamada, İspanya ile Arjantin arasında oynanacak final karşılaşmasına ABD Başkanı Donald Trump’ın da katılacağını doğruladı.

Böylece Sanchez ile Trump, ikili ilişkilerde yaşanan gerilimlerin gölgesinde yeniden aynı organizasyonda bir araya gelecek. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ise dün yaptığı açıklamada final karşılaşmasını televizyondan takip edeceğini duyurdu.

İspanya Kralı 6. Felipe ile ailesinin de finali tribünden izlemesi bekleniyor.

Sanchez ile Trump arasındaki ilişkiler, yılın başında İspanya Başbakanı’nın ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını eleştirmesiyle belirgin şekilde gerilmişti. Sanchez, Ortadoğu’daki çatışmaları tırmandıran askeri operasyonlara karşı çıkan Batılı liderler arasında öne çıkan isimlerden biri olmuştu.

Trump, geçen hafta Türkiye’de düzenlenen NATO Zirvesi sırasında da İspanyol liderin politikalarını sert sözlerle eleştirmiş, İspanya’yı ‘kaybedilmiş bir vaka’ olarak nitelendirerek ABD’nin ülkeyle ‘her türlü ticari alışverişi’ durduracağını söylemişti.

Trump, özellikle İspanya’nın NATO savunma harcamalarına yeterli katkıyı sağlamadığını ve Endülüs’teki Amerikan askeri üslerinin İran’a yönelik hava saldırılarında kullanılmasına izin vermediğini öne sürüyor.

Gerilimi yumuşatma çabası kapsamında Sanchez ise Ankara’da, Trump’ın sert açıklamalarından saatler sonra ABD ile ilişkilerin ‘son derece olumlu’ olduğunu belirterek, Beyaz Saray’daki mevkidaşıyla samimi ve gayriresmi bir görüşmede futbol, Dünya Kupası ve golf üzerine sohbet ettiklerini söyledi.

İspanya ile Arjantin arasında pazar günü 22.00’de oynanacak Dünya Kupası finalinin ardından Sanchez’in, dört yıl aradan sonra ilk kez Cezayir’e resmi ziyarette bulunması bekleniyor.

Söz konusu ziyaretin, yıllar süren gerginliğin ardından Madrid ile Cezayir arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecine katkı sağlaması öngörülüyor.


Hamamböceği Hareketi’nde açlık grevi: Modi halka hesap verecek

Delhi Yüksek Mahkemesi, Wangçuk'un sağlık durumunun düzenli takibi için talimat verdi (Reuters)
Delhi Yüksek Mahkemesi, Wangçuk'un sağlık durumunun düzenli takibi için talimat verdi (Reuters)
TT

Hamamböceği Hareketi’nde açlık grevi: Modi halka hesap verecek

Delhi Yüksek Mahkemesi, Wangçuk'un sağlık durumunun düzenli takibi için talimat verdi (Reuters)
Delhi Yüksek Mahkemesi, Wangçuk'un sağlık durumunun düzenli takibi için talimat verdi (Reuters)

Hindistan'da gençlerin örgütlenmesiyle oluşturulan Hamamböceği Halk Partisi'ne (Cockroach Janta Party/CJP) destek veren aktivist Sonam Wangçuk, zor şartlara rağmen açlık grevini sürdürüyor.  

BBC'nin aktardığına göre 20 gündür açlık grevinde olan Wangçuk, tuz ve su dışında hiçbir şey tüketmiyor.

Yaklaşık 9 kilo kaybeden aktivist, Yeni Delhi'deki eylemcilere gönderdiği mesajda "Dışarıdan zayıf görünsem de içim hâlâ güçlü" dedi.

Açlık grevini sonlandırmasına yönelik çağrıları reddederek, "Benden grevi bitirmemi istemeyin, hükümete neden bizi dinlemediklerini sorun" ifadelerini kullandı.

Wangçuk, CJP'nin Jantar Mantar meydanında geçen ay başlattığı gösterilere destek veriyor. Eylemciler, Hindistan'da yıllardır tartışma konusu olan sınav sorusu sızıntıları nedeniyle Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan'ın istifasını istiyor.

30 yaşındaki Abhijeet Dipke'nin mayısta kurduğu hareket, pazartesi günü başkentte büyük bir yürüyüş planlıyor.

Sıcak dalgası altında eylemini sürdüren Wangçuk, protestoculardan bu yürüyüşe katılmalarını istedi:

Hep birlikte barışçıl şekilde Parlamento'ya yürüyeceğiz ve taleplerimizi sunacağız.

59 yaşındaki iklim aktivisti, yürüyüşten önce yaşamını kaybetmesi halinde "ruhunun eylemcilerle birlikte olacağını" söyledi.

Guardian, Yeni Delhi'de görüşmeye gittiği Wangçuk'un sağlık durumunun her geçen gün kötüleştiğini, bir fizyoterapist gözetiminde protestosuna devam ettiğini aktarıyor.

Haberde, ihtilaflı Keşmir'deki Ladah bölgesinde düzenlediği çevre eylemlerle tanınan aktivistin, CJP'nin Hindistan lideri Narendra Modi'ye karşı yürüttüğü protestoların "kalbine dönüştüğü" yazılıyor.

Ayrıca eylemlerin başından beri Modi hükümetinden kimsenin protestocularla iletişime geçmediğine dikkat çekiliyor.

CJP Sözcüsü Aşutoş Ranka şunları söylüyor:

Neden bizimle konuşmuyorlar Bu ülkenin hizmetkarı olduklarını ve halka karşı hesap vermekle yükümlü olduklarını bilmiyorlar mı?

Wangçuk, Ladah'ta geçen yılki hükümet karşıtı protestoları örgütlediği gerekçesiyle tutuklanmış, 170 gün hapis yattıktan sonra serbest bırakılmıştı.

Aktivistin açlık grevine destek olarak başka protestocular da benzer eylemlere başladı. 27 yaşındaki Atul Yadav, 4 gündür yemek yemediğini söylüyor. Bir protestocu da açlık grevi nedeniyle fenalaşarak hastaneye kaldırılmış.

Independent Türkçe, BBC, Guardian, India Today


İsrail Cumhurbaşkanı Herzog: Suudi Arabistan’la normalleşme tamamlanmalı

Herzog, ocak ayındaki Davos Zirvesi'nde de Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerinin sürdürülmesini istediğini söylemişti (Reuters)
Herzog, ocak ayındaki Davos Zirvesi'nde de Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerinin sürdürülmesini istediğini söylemişti (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog: Suudi Arabistan’la normalleşme tamamlanmalı

Herzog, ocak ayındaki Davos Zirvesi'nde de Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerinin sürdürülmesini istediğini söylemişti (Reuters)
Herzog, ocak ayındaki Davos Zirvesi'nde de Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerinin sürdürülmesini istediğini söylemişti (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog, Suudi Arabistan'la normalleşme sürecini tamamlamak istediklerini söyledi.

Herzog, Suudi Arabistan merkezli El Arabiya kanalına verdiği röportajda, Riyad'la normalleşme görüşmelerine ilişkin şunları söyledi:

Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a büyük saygı duyuyorum. İsrail'de en çok istediğimiz şey, ülkeler arasında bir yakınlaşma görmek.

"Zamanı geldiğinde Suudi Arabistan yönetimiyle resmi olarak görüşmeyi" umduğunu söyleyen lider, ABD'nin desteğiyle iki ülkenin doğrudan temas kurması gerektiğini ifade etti.

Riyad ve Tel Aviv arasında Beyaz Saray arabuluculuğunda yürütülen normalleşme görüşmeleri, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı operasyonuyla patlak veren Gazze savaşının ardından askıya alınmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, 10 Ekim 2025'te Gazze'de sağlanan ateşkesin ardından 16 Ekim'de yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan'ın da İbrahim Anlaşmaları'na katılmasını istediğini söylemişti.

Cumhuriyetçi liderin ilk döneminde 2020'de hazırlanan İbrahim Anlaşmaları kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, İsrail'le ilişkileri normalleştirme kararı almıştı. Anlaşmaya daha sonra Fas, Sudan ve Kazakistan da katılmıştı.

Diğer yandan Riyad yönetimi, normalleşme görüşmelerinin başından beri bağımsız Filistin devletinin kurulmasına gidecek bir sürecin başlatılmasını şart koşuyor.

Herzog ise söyleşisinde iki devletli çözümle ilgili herhangi bir yorum yapmazken, İsrail'le Arap ülkeleri arasındaki bölgesel işbirliğini artırdığını savunduğu İbrahim Anlaşmaları'ndan övgüyle söz etti.

"Gazzeliler iyi bir yaşamı hak ediyor"

Ayrıca hayatını kaybeden her masum Filistinli sivil için "kalbinin sızladığını" belirterek, "Bizim amacımız hiçbir şekilde böyle bir şey değil" ifadelerini kullandı. Gazze halkının "iyi bir yaşamı hak ettiğini" vurguladı.

İsrail ordusunun Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 73 bini geçti.

"ABD'nin İran'a yönelik tavrından memnunuz"

İsrail cumhurbaşkanı, İran savaşında diplomatik çözümden yana olduklarını savunurken, Washington'ın Tahran'a yönelik "net ve sert" tavrını memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi.

ABD ve İsrail, Washington-Tahran müzakereleri devam ederken 28 Şubat'ta İran'a saldırılarla savaşı başlatmıştı.

"Suriye ve Lübnan'la barış istiyoruz"

Bunlara ek olarak Herzog, Lübnan ve Suriye yönetimleriyle barış anlaşması imzalamak istediklerini öne sürdü:

Bir arabaya binip Beyrut'a gitmek benim hayalim. Şam'a gitmek de hayallerim arasında. Bölgenin tehditler ve benzeri unsurların yer aldığı bir silahlanma yarışına değil, barışa doğru ilerlemesi gerektiğine inanıyoruz.

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki işgalini sürdürüyor.

Independent Türkçe, Times of Israel, Al Arabiya