Sudan ve Güney Sudan yeniden karşı karşıya mı geliyor?

Hartum ve Cuba hükümetleri, bölünmenin düzgün bir şekilde düzenlenmediğini ortaya koydu

Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan ve Güney Sudan yeniden karşı karşıya mı geliyor?

Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Mana Abdulfettah
Ocak 2011’de yaşandığı gibi, ayrılması ve bağımsız bir devlete dönüşmesi öngörülen Güney Sudan’ın durumu hakkında Francis Deng, ‘Cry of the Owl (Baykuşun Çığlığı)’ adlı ünlü romanını yazdı. Kitap, güneydeki Dinka kabilesinin kuzeydeki Misseriya kabilesi ile çatışma mirası ile karışmış, çözülmez bir Siyahi-Arap kimlik kavramını ele alıyor. Deng’in ilk düşüncesi, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang’ın ‘Kuzey ve Güney arasındaki birlik’ fikriyle kesişiyor. Ancak bu fikir, eşit vatandaşlık, çeşitliliğe saygı, sosyal ve politik adalet ve kalkınmada marjinalleşme olmamasını şart koşuyor. Sudan’ın bağımsızlık öncesinden bu yana altın bir barış dönemi yaşamadığı kanıtlandıktan sonra ülkenin bu bölgesinde ayrılık şaşırtıcı olmadı. Kendi kaderini tayin hakkı talebi yükseltilirken, her barış müzakeresinde güç ve zenginliği paylaşma sorunu ortaya çıktı, kökleşmiş kabile çatışması ve devletin oradaki isyanla mücadele etmek için yürüttüğü savaşın körüklediği şiddet patlak verdi.
Sudan’ın kendine özgü siyasi, coğrafi, dini ve sosyal yapısı göz önüne alındığında Güney Sudan devleti, ortaya çıkan krizlerin mirasını devraldı. Ayrılık en iyi çözüm değildi. İki farklı kimlik arasındaki krizden kurtulduktan sonra güneydeki kabileler arasındaki iç anlaşmazlık, etnik ve siyasi karmaşalar ortaya çıktı. Başbakan Salva Kiir Mayardit, muhalefet lideri Riek Machar ve her iki tarafa sadık kalan kabileler arasında imzalanan anlaşmalar, bu anlaşmazlığı sona erdirmeyi başaramadı.
Güney Sudan, devlet görevlerini yerine getirmesini engelleyen iç çatışmalara ek olarak, Sudan’ın kendi iç meseleleriyle ve bölge ülkelerinin de kendi krizleri ve çatışmalarıyla meşgul olması nedeniyle kendisini bölgesel bir izolasyon içerisinde buldu. Ancak ayrılmayı tebrik eden ve Güney Sudan devletini tanımak için aceleci davran ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de dahil olmak üzere uluslararası topluma gelince, BM kuruluşlarının çabalarıyla güvenlik ve gıdanın bozulmasını durdurmayı başaramadı. Bu koşullar, atmosfer ‘bir tartışma için’ uygun olmasa bile, iki ülke arasında ortaya çıkan sorunların ara sıra yeniden gündeme gelmesini engellemedi.

İltica sorunu
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Güney Sudan’daki siyasi şiddet ve çatışma, ülke içinde yerinden edilmenin artmasına neden oldu ve çatışma tarafları, ‘kavrulmuş toprak’ stratejisini kullandığı için bu da güvenlik ve ekonomik açıdan sorunlar yarattı. Tarım arazileri, mahsuller, kaynaklar, otlak alanlarını yok oldu, hatta bazı durumlarda misilleme olarak hayvanlar yakıldı. Bu durum, ekonomik ve manevi kayıplara neden oldu. Bu da komşu ülkelere sığınmaya yol açtı. Sudan, birlik ve ‘birleşik devlet çerçevesinde’ Sudan’a dönmek isteyen güneyliler için tercih edilen yerdi. Öyle ki halk referandumunda lehine oy verdikleri ‘bölünmeden’, modern devletler içindeki diaspora dışında bir kazanç elde edemediler. Güneyin sorunları hala her geçen yıl daha karmaşık hale geliyor ve dünya, buradan yalnızca çatışmalar, kıtlık ve sığınma haberleri duyuyor.
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Örgütü (WFP), bu yıl zirveye ulaşan kuraklık konusundaki uyarılarını sürdürdü. Güney Sudan nüfusunun yüzde 70’inden fazlası hayatta kalmak için mücadele edecek. Ülke, çatışmalar, iklim değişimi, koronavirüs ve artan maliyetler nedeniyle benzeri görülmemiş düzeyde gıda güvensizliği ile karşı karşıya.
Güney sınırlarını çevreleyen Sudan şehirleri, sığınma dalgalarına tanık olmaya başladı. Bazıları, Eylül 2021’de Kosti Limanı üzerinden Sudan ile Güney Sudan Devleti arasındaki nehir taşımacılığının yeniden başlamasından yararlanarak başkent Hartum’a ulaştı. Taşımacılık, yaklaşık 8 yıl süreliğine askıya alınmıştı. Burası, Güney Sudan vatandaşları için Dünya Gıda Programı tarafından işletilen bir yardım köprüsü olarak kaldı. Daha sonra ekonomik bir proje ve mal taşımacılığı ve turizmi canlandıran bir arter olduktan sonra, iki ülkeyi birbirine bağlayan nehir hattının ilticanın şiddetlenmesiyle birlikte birçok idari, mali ve güvenlik engelle karşılaşacağı görülüyor.

Sınırın çizilmesi
Geçiş hükümeti, güneydeki taraflar arasındaki barış görüşmelerine katılımını artırdı. Hartum’da Cuba hükümeti ile Birinci Başkan Yardımcısı Riek Machar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin bölünmüş bir grubu arasında görüşmeler yapıldı. Daha önce ise Cuba’da geçiş hükümeti ile silahlı hareketler arasında yapılan görüşmeler, hükümet ile bazı hareketler arasında ‘Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil’deki savaşı sona erdirmek’ için 3 Ekim 2020’de barış anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı.
İki ülke arasındaki iç uyumsuzluk konusunda ise geçiş hükümetinin ‘bu tartışmalı meseleleri eski rejimden miras almış ve çeşitli nedenlerle çözümüne girmekten kaçınmış olması’ nedeniyle sınır sorunu gündeme geldi. Sudan ve Güney Sudan devletlerini ayıran sınırların karmaşıklığı, bu sınırların uzunluğu kadar. Bu sınırlar, hareket, göç ve çiftçilik nedeniyle iki ülkedeki çatışan kabilelerin nüfuz hatları sayılıyor.
Eski rejimin bu konuyu ele almaktan kaçınması, sınır belirleme komisyonunun çalışmasını engelledi. 2005 yılı Kapsamlı Barış Anlaşması (Naivasha) ve daha sonra Abyei Protokolü de bu sorunu çözemedi. Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalu (Hemedti), Güney Sudan Devlet Başkanı’nın Güvenlik İşlerinden Sorumlu Danışmanı Tut Galwak ile sınır çizme konusunu görüşmesi sonrasında Egemenlik Konseyi, 11 Ocak’ta ‘sınır ticaretini canlandırmak ve Babanusa- Wau şehirlerini birbirine bağlayan demiryolunu onarmak’ için iki ülke arasındaki geçişlerin yeniden açılması ve nehir ve kara taşımacılığı hareketinin etkinleştirilmesi amacıyla bir karar yayınladı. Hartum ve Cuba, ‘iki ülke arasındaki sınır bölgelerinde geçişlerin açılması, ticaret ve vatandaşların dolaşımı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve bu bölgelerdeki sivil çatışmaların çözülmesi için çalışma’ konularında uzlaşı sağladı.

Çakışan sorunlar
Yalnızca prosedürel gibi görünen sınır sorunu, ‘hükümetin bir anlaşma çerçevesinde çözemediği petrol zengini Abyei bölgesi sorunu’ gibi daha derin bir sorunla bağlantısı nedeniyle göründüğünden daha karmaşık. Şu an mevcut hükümet, bir yanda Ngok Dinka halkının ve diğer yanda Misseriya halkının ‘iki kabile arasında kalıcı barışı imkânsız hale getiren’ sert tavırlarını sürdürmesi dolayısıyla bir çözüm arıyor. İki kabile, hayvancılığın hâkim olduğu çeşitli ekonomik faaliyetleri paylaşıyordu. Bu durum, kanun gücüyle dayatılan bir ortaklıktı. Ayrılık olmadan önce kuzey-güney ortak yönetimi, hayvancılık sınırlarının aşılmaması esasına itimat ediyordu. Ancak genel olarak çatışmalar meydana geldi. Bu da bu çözümlerin geçici olduğu anlamına gelirken, yerel anlaşmalar da bu sorunu çözemedi. Sorun, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda uluslararası tahkime sunuldu.
Sınır sorunu, güneyin ayrılmasından bu yana çözülmemiş olan milliyet ve vatandaşlık sorunuyla birleşti. Öyle ki anlaşmanın ayrılık sonrası ‘milliyet’ ile ilgili metni muğlak ve net bir tanım içermiyor. Sınır bölgelerinde yalnızca kabile yüzleri veya özellikleriyle ayırt edilebilen çok sayıda vatandaşın olduğu gerçeğinin, bu belirsizliği dayatmış olması muhtemel. Zira bu vatandaşların birçoğu, kuzeyde doğdu ve kimlik belgesi bulunmayanlar var.  Bu konuya ilişkin bakış açıları ve değerlendirmeler ise farklı.

Güvenlik karmaşası
İki ülkenin hükümetleri, kuzey- güney ayrılığının düzgün bir şekilde düzenlenmediğini bildirdi. Hükümetler, siyasi ve ekonomik karmaşalara ek olarak güvenlik boyutu nedeniyle de birçok müzakere oturumundan kaçınıldığını söyledi. Ancak güvenlik konusuyla en ilgili konu silahlanma sorunudur. Eski rejim, kendisine sadık kuzey kabilelerini güneye bağlı kabilelere karşı silahlandırarak bu konuda aktif bir rol oynadı. Bu gerçeğin yinelenmesi ise uzak bir ihtimal değil. Kabilelerin doğası ve kendilerini her yönden ve her şekilde silahlandırma eğilimleri nedeniyle anlaşmazlık, yeniden baş gösterebilir.
Bu konu çerçevesinde güvenlik karmaşasının artması ve yeni çatışmaların patlak vermesi spekülasyonları ortasında bu anlaşmazlığın, yüzeye çıkmasına neden olabilecek üç faktör tanımlanabilir. İlk olarak, iki ülkedeki siyasi istikrarsızlık, Güney Sudan’da silahlı çatışmaların devam etmesi, Sudan’ın Darfur, Nubia Dağları ve Mavi Nil bölgelerindeki devrimci halin ve savaşın devam etmesi. İkinci olarak, iki ülke arasındaki ekonomik sıkıntı petrol sorununun yeniden patlamasına neden olabilir. Sudan, ayrılıktan sonra güneye giden petrolünün yaklaşık yüzde 75’ini kaybetti. Hartum, kalan yüzdeyi yönetemedi. Daha sonra ise güneydeki savaş, bölgedeki üretimi kesintiye uğrattı. Bu çerçevede iki hükümet, bu konuda bir talebe başvurabilir. Nihayetinde de petrolün kuzeyden doğu Sudan’daki Beşair Limanı’na ihracatı için geçiş ücretleri konusunda bazı karışıklıklara neden olabilir. Üçüncü olarak, şu anda iki ülkenin hükümetleri arasındaki uyuma ve hükümet ile muhalifleri arasındaki müzakerelere katılıma rağmen her iki tarafta da muhalif güçlerin iktidara gelmesiyle koşulların değişmesi ihtimali var. Hatta bu olasılık, sert çatışmalara ve barışçıl çözümlere itimat etmemeye yol açabilir.



Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
TT

Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptıkları açıklamada, Güney Lübnan’daki operasyonların genişletilmesinin ardından İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerini hedef alan saldırılar düzenleme talimatı verdiklerini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre iki ismin ortak açıklamasında, “Lübnan’daki ateşkesin Hizbullah tarafından defalarca ihlal edilmesi ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırılar nedeniyle Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerindeki terör hedeflerine saldırı düzenleme emri vermiştir” ifadesine yer verildi.

Yoğun göç hareketi

Açıklamanın yayımlanmasının ardından Beyrut’un güney banliyölerinde yoğun bir göç hareketliliği yaşandı.

Lübnan basınında yer alan görüntülerde, Beyrut’un et-Tayyune bölgesinde, güney banliyölerine yönelik saldırı tehdidinin ardından uzun araç kuyruklarının oluştuğu görüldü.

fbfvb
 İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerini bombalamakla tehdit etmesinin ardından bölgeden ayrılan insanlar (Reuters)

İsrail savaş uçakları, Güney Lübnan’daki el-Mervaniye beldesine iki hava saldırısı düzenlerken, el-Adusiye beldesi kırsalındaki el-Berak bölgesi de hedef alındı.

İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA), iki ayrı dalga halinde Güney Lübnan’daki eş-Şihabiye beldesine saldırı düzenledi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘kınanması gereken bir İsrail saldırısıyla’ karşı karşıya olduğunu söyledi. Avn, Lübnan halkının, özellikle de güney bölgelerinde yaşayanların yaşadığı sıkıntıları sona erdirmek ve acılarına son vermek için çalışmaya devam edeceğini belirtti. Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin bugün Lübnan’daki gelişmeleri görüşmek üzere acil oturum düzenlemesi bekleniyor.

fdvfv
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan Lübnanlılar (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, altı haftadan uzun süre önce ilan edilen ateşkese rağmen, Hizbullah ile yürütülen operasyonlar kapsamında İsrail güçlerine Lübnan içlerindeki ilerleyişi artırma talimatı verdiğini söylemişti.

Sahadaki son gelişmede ise İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki yaklaşık 900 yıllık Şekif Kalesi ile çevresindeki stratejik tepelerin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, Hizbullah’ın geçtiğimiz nisan ayında ilan edilen ateşkesten bu yana Kuzey İsrail’e yönelik en yoğun saldırılarını gerçekleştirdiği bir günün ardından yaşandı. Söz konusu saldırılar nedeniyle bölgede okullar kapatılırken çeşitli güvenlik kısıtlamaları da uygulamaya konuldu.

İHA saldırısında bir İsrail askeri öldürüldü

Öte yandan İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki çatışmalarda bir askerinin öldüğünü duyurdu. Böylece mart ayı başından bu yana ölen İsraillilerin sayısı 26’ya yükseldi.

Ordudan yapılan açıklamada, 20 yaşındaki Çavuş Adam Tserfati’nin ‘Güney Lübnan’daki çatışmalar sırasında öldüğü’ belirtildi.

Böylece, İran destekli Hizbullah ile İsrail arasında 2 Mart’ta yeniden başlayan çatışmalardan bu yana ölen İsraillilerin sayısı 25 asker ve bir sivil sözleşmeli personel olmak üzere 26’ya ulaştı.

İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesine bağlı Ynet haber sitesi ise ordunun açıklamasına dayanarak, aynı saldırıda bir askerin ağır yaralandığını, iki askerin de hafif yaralar aldığını aktardı. Yaralıların tedavi için hastaneye kaldırıldığı ve ailelerine bilgi verildiği belirtildi.

Bu arada Hizbullah bugün yayımladığı iki ayrı açıklamada, Güney Lübnan hava sahasında İsrail’e ait Hermes 450 tipi bir İHA’ya müdahale edildiğini ve Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin hedef alındığını duyurdu.

İlk açıklamada, ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Lübnan hava sahasını ihlal etmeyi sürdürmesine karşılık olarak, pazar günü saat 19.30’da Güney Lübnan’ın batı kesimi semalarında bulunan Hermes 450 tipi İsrail İHA’sına karadan havaya füze ile müdahale edildiği’ ifade edildi.

cdfbgr
24 Mayıs’ta Hizbullah tarafından düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında öldürülen bir askerin tabutunu taşıyan İsrail askerleri (AP)

İkinci açıklamada ise ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Güney Lübnan’daki köylere yönelik saldırılarında sivillerin yaralanmasına ve can kayıplarına yol açmasına karşılık olarak, pazartesi günü saat 01.00’de Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin yoğun roket ve topçu ateşiyle hedef alındığı’ duyuruldu.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasında 16 Nisan gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 10 günlük ateşkes ilan edildiğini açıklamıştı. Ateşkes, İsrail’in 2 Mart’tan itibaren Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından devreye girmişti.

Trump daha sonra 23 Nisan’da ateşkesin üç hafta uzatıldığını duyururken, ABD Dışişleri Bakanlığı da 15 Mayıs’ta ateşkes süresinin 45 gün daha uzatıldığını açıklamıştı.

Lübnan cephesindeki çatışmalar, İran merkezli savaşın en büyük yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor. 2 Mart’tan bu yana Hizbullah’ın müttefiki İran’a destek amacıyla İsrail’e roket ve İHA’lar göndermeye başlamasının ardından, İsrail saldırıları ve tahliye çağrıları nedeniyle 1,2 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi.

Lübnan hükümeti, İsrail’in kara ve hava operasyonları sonucunda şu ana kadar 3 bin 370’ten fazla kişinin hayatını kaybettiğini bildiriyor. İsrail tarafı ise aynı dönemde 24 asker ve 4 sivilin öldüğünü açıkladı.


Zaporijya Nükleer Santrali'ne İHA Saldırısı nükleer kaza korkuları yeniden canlandırdı

25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
TT

Zaporijya Nükleer Santrali'ne İHA Saldırısı nükleer kaza korkuları yeniden canlandırdı

25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)

Zaporijya Nükleer Santrali'nin insansız hava aracıyla (İHA) hedef alınması, Şubat 2022'den bu yana devam eden Rusya-Ukrayna savaşı sırasında olası bir nükleer kazaya ilişkin uluslararası endişeleri yeniden artırdı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), yerel yetkililere dayandırdığı açıklamasında, Rusya'nın kontrolü altındaki Güney Ukrayna'da bulunan Zaporijya Nükleer Santrali'nin bir İHA tarafından hedef alındığını bildirdi.

Ajans, İHA'nın santralin türbin binasına isabet ettiğini ve saldırı sonucu binanın duvarında delik oluştuğunu açıkladı.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Nükleer santrale yönelik hiçbir tür saldırı gerçekleşmemelidir. Nükleer tesislere saldırmak ateşle oynamaya benzer" ifadelerini kullandı.

 Şarku’l Avsat’ın Rus medyasından aktardığına göre  Rus devlet nükleer enerji şirketi Rosatom  yaptığı açıklamada, saldırının Ukrayna tarafından "kasıtlı olarak" gerçekleştirildiğini öne sürdü. Kiev yönetimi ise bu suçlamayı reddetti.

Öte yandan Ukrayna, İHA’larla Rusya'nın güneyindeki bir petrol deposunu ve cephe hattından yüzlerce kilometre uzaklıkta bulunan bir pompa istasyonunu hedef aldığını duyurdu.


İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü
TT

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’da ateşkes sağlanmasının ABD ile anlaşmaya varılmasının temel şartlarından biri olmayı sürdürdüğünü bildirdi.

Açıklama, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarını genişletmeye devam ettiği bir dönemde geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, orduya Beyrut’un güney banliyölerindeki hedeflere yönelik saldırılar düzenleme talimatı verdiğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce kendi sosyal medya platformu olan Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, İran’ın ABD ile bir anlaşma yapmayı gerçekten istediğini belirterek, böyle bir anlaşmanın Washington ve müttefikleri açısından olumlu sonuçlar doğuracağını ifade etmişti.

Sahada ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), hafta başında İran’a ait askeri noktaları vurduğunu duyurdu. CENTCOM, saldırının, uluslararası sularda uçuş yapan MQ-1 tipi bir ABD insansız hava aracının (İHA) düşürülmesini de içeren ‘İran kaynaklı düşmanca eylemlere’ karşılık olarak gerçekleştirildiğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise buna yanıt olarak bir ABD üssünü hedef aldığını duyurdu. Söz konusu gelişmeler, üç ay önce başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakereler sürerken taraflar arasında yaşanan karşılıklı saldırıların son halkasını oluşturdu.