Ortodoks Kiliseleri bölündü: Putin'in ‘Din silahı’ kendisini tehdit ediyor

Moskova, savaşın kutsanmasından sonra tecrit ile karşı karşıya kalan Kilise aracılığıyla yumuşak bir güce sahipti

Rus Kilisesi, 2018'de Kiev Kilisesi'nin bağımsızlığını tanımasından bu yana İstanbul ile bağlarını kesmişti (AFP)
Rus Kilisesi, 2018'de Kiev Kilisesi'nin bağımsızlığını tanımasından bu yana İstanbul ile bağlarını kesmişti (AFP)
TT

Ortodoks Kiliseleri bölündü: Putin'in ‘Din silahı’ kendisini tehdit ediyor

Rus Kilisesi, 2018'de Kiev Kilisesi'nin bağımsızlığını tanımasından bu yana İstanbul ile bağlarını kesmişti (AFP)
Rus Kilisesi, 2018'de Kiev Kilisesi'nin bağımsızlığını tanımasından bu yana İstanbul ile bağlarını kesmişti (AFP)

İnci Mecdi
Alman filozof Karl Marx’ın 1843 yılında yazdığı ve Hegel felsefesinin eleştirisini konu alan kitabının satırları arasında yer alan meşhur bir sözü vardır: “Din halkın afyonudur”.
Marx’ın sözünün, dinlerin özünden çok siyasi grup ve rejimlerin pratik uygulamalarına yönelik olduğu aşikar. Özellikle İktidarların halklar üzerindeki kontrolü veya dini, kendini haklı çıkarmak veya herhangi bir karar vermek için sömürerek gücünü pekiştirmesi, hatta bu yöntemin demokrasilerde bile uygulanması, Marx’ın sözünün geçerliliğini kanıtlıyor.
Örneğin ABD’nin Irak’ı işgalinden önce Başkanı George W. Bush, savaşı, ‘daha iyi bir dünya için ilahi bir görev’ olarak tasvir ettiğinde ve fikrini kabul ettirmek için din adamlarını kullandığında olan buydu. Rahip Charles Stanley vaazlarından birinde, savaşı, ‘kötülüğe direnmek’ olarak niteleyerek Bush'u desteklemeye çağırmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz ay Ukrayna'ya karşı askerî harekât başlattığında, Rus Ortodoks Kilisesi piskoposu ve Moskova Patriği I. Kirill, Rusya'nın muhaliflerini ‘şer güçleri’ olarak nitelendirdi. Ayrıca Putin'in savaş gerekçelerinden biri de Ukrayna'daki Rus Ortodoks Kilisesi'ni savunmasıydı.
Fakat durum ABD’dekinden çok farklı, sadece dinin veya kilisenin propaganda amaçlı kullanımıyla ilgili değildir. Rusya'da ve hatta Ukrayna'da kilise ve devlet ilişkisinin yakın ve farklı bir tarihsel boyutu vardır. Moskova Kilisesi, Kremlin'in nüfuz konusundaki ana araçlarından biridir. Bu da onu Rusya'nın Ukrayna'daki savaşında taraf yapıyor. Fakat aynı zamanda bu yumuşak güç, savaş tarafından tehdit ediliyor.

Tarihi ilişki ve bölünme
Tarihi olarak Ukrayna'daki Ortodoks Kilisesi, Moskova Patrikhanesi’ne tabi idi. Hegemonyası 300 yıldan daha eskiye dayanıyor. Rusya'nın artan gücü ve Osmanlı yönetimi altındaki Fener Rum Patrikhanesi'nin (Konstantinopolis Kilisesi) zayıflığı ile 1686'da Ekümenik Patrik, Moskova Patriği’ne Kiev Metropoliti'ni (Piskopos) atama yetkisini verdi. 1990 yılında Ulusal Bağımsızlık Kampanyası’nın baskısı altında Rus Ortodoks Kilisesi, Ukrayna'daki bağlı kilisesinin yarı özerk statüsünü yeniden canlandırdı ve adını Ukrayna Ortodoks Kilisesi (UOC) olarak değiştirdi. O zamandan beri Ukrayna'da iki rakip Ortodoks kilisesi var: Moskova yanlısı UOC Kilisesi ve bağımsız Ukrayna'yı temsil eden UOC-KP Kilisesi.
Geçen yüzyılda bağımsız Ukrayna Ortodoks kiliseleri, resmi olarak tanınmayan ayrı kiliseler olarak kaldı. Ukrayna Kilisesi, ülkenin Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını kazanmasından bu yana İstanbul Fener Rum Patrikhanesi’nden (Doğu Ortodoks Kilisesi'nin tarihi merkezi) tanınma talebinde bulundu.
Metropolitan Patrik Filaret, Ukrayna Kilisesi olan Kiev Patrikhanesini (UOC-KP) oluşturmak için Rus Ortodoks Kilisesi'nden ayrıldığında, İstanbul tarafından tanınmadı. 
Bu durum, Rusya'nın 2014 yılında Ukrayna'dan Kırım'ı alıp ilhak etmesi ve ardından doğu Donbass'ta iki ayrı bölge oluşturan ayrılıkçıları desteklemesiyle değişti.

Ukrayna’nın bağımsızlığı ve Rus öfkesi
15 Aralık 2018 tarihinde Ukrayna’daki yaklaşık 190 piskopos, rahip ve kilise lideri, Ukrayna Ortodoks Kilisesi'nin yeni Başpiskoposu Epiphanius’u seçmek için Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroshenko'nun huzurunda ‘Ayasofya Müzesi'nde saatler süren bir toplantı yaptı. Asırlık bir dini geleneği değiştirmek için ülkelerine ait bağımsız bir Ortodoks Kilisesi kurulduğunu ilan etti. Ardından, seçilen metropolit, Kiev Kilisesi'nin ‘bağımsızlığını’ tanıyan ‘resmi bir kararname’ almak için İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'nin bulunduğu İstanbul'a gitti. Kiev Kilisesi bu toplantı öncesinde Moskova'ya bağlı idi.
Vatikan’da Papa Francis liderliğindeki Katolik Kilisesi’nin aksine İstanbul Fener Rum Patrikhanesi’nin diğer Ortodoks kiliseleri üzerinde yetkisi yoktur. Ortodoks Kilisesi'nde hiyerarşik bir yapı yoktur. Ancak Ukrayna Kilisesi'nin, Fener Rum Patrikhanesi Patriği I. Bartholomeos tarafından bağımsızlığının tanınması sembolik bir öneme sahipti.
Mesele, Ukrayna’nın bağımsız bir kilise kurma talebini onaylamasını protesto etmek için İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi ile ilişkilerini kestiğini açıklayan Rusya'daki Kilise'yi kızdırdı. Hareketi, ‘Hıristiyanlıkta son bin yılın en büyük bölünmesi’ olarak nitelendirdi. Bu bağımsızlığı, 1054 yılında meydana gelen, Batı ve Doğu Kiliseleri arasında bir bölünmeye yol açan büyük bölünmeye benzeterek, bunun ‘küresel Ortodoks çevrelerinde kalıcı bir çatlağa’ yol açabileceği konusunda uyardı.
Ukrayna’daki Ortodoks Kilisesi'nin 2018 yılında aldığı karar, Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesiyle doğrudan ilgiliydi. Kiev, bu ayrılığı Rusya'nın kendi iç işlerine müdahalesine karşı önemli bir adım olarak görürken, Rus Kilisesi'ni, Kremlin'in bunu ‘Rus yayılmacılığını haklı göstermek’ için bir araç olarak kullanmasına izin vererek ve Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçı isyancıları destekleyerek, topraklarında çirkin eylemlerde bulunmakla suçladı.

ABD desteğiyle Rusya'ya darbe
Fener Rum Patrikhanesi Patriği I. Bartholomeos'un, Ukrayna'yı ABD’li Piskopos Daniel of Pamphilon ve Kanada’nın Edmonton kentinden Piskopos Ilarion dini yargı yetkisi altına dahil etmesinden sonra hareket ABD tarafından da desteklendi. Her iki piskopos da ülkelerinde Ukrayna Ortodoks kiliselerine başkanlık ediyordu.
Bu, Ukrayna Ortodoks Kilisesi-Kiev Patrikhanesi Patriği Metropolitan Filaret'in Washington ziyaretinden önce gerçekleşti. Patrik Filaret, 2018 yılının Eylül ayında nüfuzlu bir Amerikan düşünce kuruluşu olan Atlantic Council'de bir konuşma yapmtı. Patrik, söz konusu konuşmada, Rusya'nın, Kiev'deki kiliseler arasındaki herhangi bir anlaşmazlığı Ukrayna'daki saldırganlığını genişletmek için bahane olarak kullanabileceği konusunda uyarıda bulundu. Washington'ı Ukrayna'da birleşik bir Ukrayna Ortodoks yerel kilisesinin kurulmasını desteklemeye çağırdı.
ABD'nin eski Ukrayna Büyükelçisi ve Atlantic Council’in Avrasya Merkezi Direktörü John E. Herbst, Ukrayna'daki Ortodoks Kilisesi'ni birleştirme ve Moskova'dan tam bağımsızlığını kazanma hamlesini, ‘Moskova Patriği Kirill ve ‘sadakatle’ onayladığı yakın müttefiki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e büyük bir darbe’ olarak yorumladı. Ayrıca bunun, ‘Ukrayna’nın kendisini Kremlin’in etkisinden kurtarma çabası bağlamında büyük bir adım’ olduğuna dikkat çekti.
Herbst, kaleme aldığı bir makalesinde Moskova Patrikhanesinin Kremlin'in yumuşak gücünün etkili bir aracı olduğuna işaret etti. Eski Büyükelçi, “Bu bağımsızlıktan önce Moskova Patrikhanesi, Ukrayna'da kendi kontrolü altında olmayan Ortodoks kiliselerinin ‘Ortodoks dünyasında hiçbir yasal statüye sahip olmadığını’ iddia edebilirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Ayrılık hayaleti
Bazı din adamları, Rus ve Ukrayna halkları arasındaki yakın ilişki göz önüne alındığında Kabil'in kardeşi Habil'i öldürme hikayesine benzettiği, Ukrayna içindeki geniş çaplı Rus saldırganlığı, Rusya'nın her zaman sahip olduğu yumuşak gücü daha da zayıflattı. Geçtiğimiz hafta boyunca, Rusya içinde ve dışındaki Ortodoks kiliseleri ve ibadethaneler, savaş nedeniyle Rus Ortodoks Kilisesi ve patriğini kınadıklarını veya ayrıldıklarını duyurdular. Gözlemcilere göre, Rus Patriğinin Ukrayna'nın işgalini kutsaması, dünyanın dört bir yanındaki Ortodoks Kiliseleri arasında bir bölünmeye neden oldu ve benzeri görülmemiş bir iç isyanı tetikledi.
Moskova Patriği Kirill'in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP) ile güçlü bir ilişkisi var.jpeg
Moskova Patriği Kirill'in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile güçlü bir ilişkisi var (AFP)
Hollanda'nın Amsterdam kentinde 1974 yılında kurulan ve 20’den fazla milleti kapsayan St. Nicholas Myra'nın Rus Ortodoks Başpiskoposluğu, geçtiğimiz hafta, resmi olarak Moskova Patrikhanesi’nden ayrılmayı ve bağlılığının Fener Rum Patrikhanesi başpiskoposluğuna devredilmesini talep etti.
Kilisenin rahipleri, web sitesinde yayınlanan bir açıklamada, ‘artık Moskova Patrikhanesi bünyesinde çalışamayacaklarını ve inananlar için güvenli bir manevi ortam sağlayamadıklarını’ ifade etti. Kilise, Ukrayna'nın işgaline verdiği destek nedeniyle, artık dini ayinlerinde Patrik Kirill'in adının geçmediğini açıkladı. İlk kez, bir Batı Ortodoks Kilisesi, Moskova Patrikhanesi'nden ayrılıyor.
Öte yandan Rusya içinde ve dışında yaklaşık 300 Ortodoks din adamı tarafından imzalanan Rusça bir açık mektup, düşmanlıklara derhal son verilmesi çağrısında bulundu. Mektuba imza atanlar, ‘düşmanlıkları durdurma yetkisine sahip olan herkese, Ukrayna ile kardeş katliamı savaşını derhal durdurma ve uzlaşma çağrısında’ bulundu.
Din adamları, ‘kardeşlerin’ Ukrayna'da maruz kaldıkları haksız uygulamalardan duydukları üzüntüyü dile getirerek, yetkililere, ‘her insanın yaşamının değerli ve Tanrı'nın eşsiz bir armağanı olduğunu, bu nedenle, Rus ve Ukraynalı tüm güçlerin evlerine ve ailelerine güven içinde geri dönmesini istediklerini hatırlatmaları gerektiğini söylediler.
Ayrıca ‘Tanrı'nın insana verdiği özgürlüğe’ saygı duyduklarını da belirten din adamları, Ukrayna halkının Silah zoruyla ve Batı veya Doğu'dan baskı olmaksızın kendi kararını vermesi gerektiğini vurguladı.

Kabil'in günahı
Ukrayna'da çeşitli Ortodoks kiliselerinin liderleri Rus işgalini kınadı. Moskova Patriği'ne tabi olan, ancak geniş özerkliğe sahip olan Ukrayna Kilisesi'nin Metropoliti Onufriy, ‘anlaşmazlıklar ve karşılıklı yanlış anlamaları bir kenara bırakıp, Tanrı'ya ve anavatana olan sevgiyle birleşme’ çağrısında bulundu.
Onufriy, savaşı, ‘Kabil’in günahına’ benzetti. Gözlemciler, Moskova'ya bağlı kilisenin bile güçlü bir Ukrayna ulusal kimliği duygusuna sahip olduğuna dikkat çekiyor. Savaşı eleştiren diğer Ortodoks liderler arasında İskenderiye ve Tüm Afrika Rum Ortodoks Patriği Patrik II. Teodoros, Romanya Patriği Daniel ve Finlandiya Başpiskoposu Leo Makkonen de vardı.
Dünyadaki 260 milyon Ortodoks Hristiyan'ın yaklaşık 100 milyonu Rusya'da ve bunların bir kısmı yurtdışında Moskova ile birleşti, ancak savaş bu ilişkileri gerdi. Gürcistan'daki Ilia Eyalet Üniversitesi'nde Teoloji Profesörü Tamara Grdzelidze, geçtiğimiz hafta Reuters’e yaptığı açıklamada, “Bazı Ortodoks Kiliseler, savaş konusundaki tutumu nedeniyle Kirill'e o kadar öfkeli ve tepkili ki, Ortodoks dünyası içinde şu anda ciddi bir kargaşa yaşıyoruz” dedi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'ne göre, bu bölünme ve gerginlik, Rus Kilisesi'nin küresel etkisinin azalması anlamına geliyor. Bunun içeride de yansımaları olacaktır. Moskova Kilisesi, Fener Rum Patrikhanesi ile ilişkilerini çoktan koparmış ve diğer kiliselerle gergin ilişkilere girmişken, bu dışlanma yumuşak gücünü azaltıyor. Bu, Kilise'yi Rus devletine daha az faydalı kılar. Ancak aynı zamanda ona daha fazla bağımlı hale getirir.
Moskova’daki gözlemciler, Rus Kilisesi'nin küresel avantajını kaybedip içeriye odaklanacağını ve hatta iktidara daha da yakınlaşacağı için sonuçlarının uzun vadeli olacağını ve bunun din adamlarına karşı şiddetli bir tepkiye yol açabileceğini düşünüyor.

‘Kutsal Rusya’ İdeolojisi
Geçen hafta, Fordham Üniversitesi'ndeki Ortodoks Hıristiyan Araştırmaları Merkezi ve Volos İlahiyat Araştırmaları Akademisi'ndeki akademisyenler ve din adamları, ‘Rus dünyası’ olarak adlandırdıkları mesele hakkında sert bir bildiri yayınladılar. Bu ideolojinin, ‘birçok kişiyi Ortodoks Kilisesi'ne çeken yanlış bir öğreti’ olduğunu, hatta Katolik ve Protestanların aşırı sağcıları ve aşırılık yanlıları tarafından bile benimsendiğini yazdılar.
Hem Putin hem de Patrik Kirill, son 20 yıl içinde birçok kez ‘Rus dünyasından’ söz ettiler. Bu, ‘Kutsal Rusya adı verilen ulusötesi bir Rus bölgesi veya medeniyetinin var olduğu’ gerçeğine dayanan bir ideolojidir. The Moscow Times gazetesine göre bu alan, Rusya, Ukrayna, Belarus (ve bazen Moldova ve Kazakistan), ayrıca dünyadaki etnik Ruslar ve Rusça konuşanları içeriyor.
Muhalif bir gazete olan The Moscow Times’ın haberinde bu ideolojiye göre Moskova siyasi merkez ve ‘tüm Rusların annesi’, Kiev ise manevi tarafı temsil ediyor. Rus dilinin ortak dil olduğu ve Moskova Patrikhanesi altındaki Rus Ortodoks Kilisesi'nin ortak inanç olduğu savunuluyor. Bu ‘dünyada’ Patrik, bu Rus dünyasını yönetmek ve kendine özgü bir ortak maneviyat, ahlak ve kültürü desteklemek için ulusal bir liderle (Putin) uyum içinde çalışır. Bu manevi merkez, aynı zamanda ideolojinin taraftarlarının ‘liberalizme, küreselleşmeye, Hıristiyan düşmanlığına, eşcinsel mitinglerinde desteklenen eşcinsel haklarına ve ultra laikliğe yenik düşen ABD ve Batı Avrupa ülkeleri tarafından yönetilen yozlaşmış Batı’ olarak niteledikleri duruma karşı duruyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı analiz haberine göre ‘Rus dünyası’ ideolojisi, dini ve siyasi olarak ortak tarihi delil gösterir. İki halkın kökeni, Rusya ve Ukrayna'nın bazı kısımlarını içeren ve Orta Çağ'da başkenti Kiev olan ‘Kiev Rus’ Krallığına kadar uzanıyor. Krallığın 10. yüzyılda putperestliği reddeden prensi I. Vladimir, Kırım'da vaftiz edildi ve Ortodoksluğu resmi din olarak kabul etti. Bu nedenle Kiev şehri, Putin ve Kirill için büyük sembolik önem arz ediyor.
2014 yılında Putin, Kırım'ı ele geçirmesini haklı göstermek için bu tarihi delili gösterdi. Bunlar Putin’in, Rusya için ‘kutsal’ olarak nitelendirdiği topraklardır. Putin, ülkesinin Rusya'nın gerçek varisi olduğunu söylerken, Ukraynalılar bunu modern devletleri için öne sürüyor ve Moskova'nın ancak yüzyıllar sonra bir güç olarak ortaya çıktığını söylüyorlar.



ABD Hazine Bakanı: İranlı liderler paralarını "çılgınca" yurt dışına aktarıyorlar

 ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AP)
TT

ABD Hazine Bakanı: İranlı liderler paralarını "çılgınca" yurt dışına aktarıyorlar

 ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (AP)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün İranlı liderleri "çılgınca" yurt dışına para transfer etmekle suçladı.

Bessent, geçen perşembe günü İran liderliğinin eylemlerinin sonun yaklaştığına dair iyi bir işaret olduğunu belirterek, İran'daki liderliğin hızla ülke dışına para çıkardığını kaydetmişti.

ABD Dışişleri Bakanı, İran'da "farelerin gemiyi terk etmeye başladığı" anlaşılıyor dedi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik bir saldırıyı değerlendirdiğini açıklamasının ardından, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri yığınağının hızı son haftalarda arttı; ancak başkan henüz somut bir karar verdiğini açıklamadı.


Kolombiya'da şiddetli yağmurlar nedeniyle 13 kişi hayatını kaybetti

Güneybatı Nariño bölgesinde meydana gelen toprak kaymasının ardından, ağır iş makineleri ceset bulmak için çamurda arama yapıyor (AFP)
Güneybatı Nariño bölgesinde meydana gelen toprak kaymasının ardından, ağır iş makineleri ceset bulmak için çamurda arama yapıyor (AFP)
TT

Kolombiya'da şiddetli yağmurlar nedeniyle 13 kişi hayatını kaybetti

Güneybatı Nariño bölgesinde meydana gelen toprak kaymasının ardından, ağır iş makineleri ceset bulmak için çamurda arama yapıyor (AFP)
Güneybatı Nariño bölgesinde meydana gelen toprak kaymasının ardından, ağır iş makineleri ceset bulmak için çamurda arama yapıyor (AFP)

Yetkililerin yaptığı açıklamaya göre Kolombiya'da bu hafta, yılın bu zamanı için alışılmadık derecede yoğun yağışlar olması nedeniyle 13 kişi hayatını kaybetti.

Ulusal Meteoroloji Ajansı EDIAM, Kuzey Amerika'dan Kolombiya'nın Karayip kıyılarına kadar uzanan soğuk cephenin, geçen ay yağış miktarını tarihi ortalamaya göre yüzde 64 oranında artırdığını bildirdi.

Bu hafta hayatını kaybedenler arasında, cuma gecesi geç saatlerde güneybatı Nariño bölgesinde meydana gelen toprak kaymasında ölen yedi kişi de bulunuyor. İl yetkililerine göre, şiddetli yağmurlar nedeniyle bir derenin taşması sonucu evler çamur altında kaldı. Yerel yetkililer, kurtarma ekipleri ve eğitimli köpekler ceset ararken, ağır iş makinelerinin çamurda ceset bulmak için kazı yaptığı görüntüler yayınladı.

Ulusal Afet Yönetim Birimi (UNGRD) perşembe günü yaptığı açıklamada, şiddetli hava koşullarının ülke genelinde altı kişinin ölümüne yol açtığını duyurdu. Tropikal iklime sahip Kolombiya'da, iklim değişikliği kuraklık ve yüksek nem dönemlerinde önemli aksamalara neden oluyor.


İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.