Ummu’l Kura gazetesi 100. yılını kutladı

Tören, Suudi Arabistan Kralı ve Mekke Valisi’nin katılımıyla gerçekleşti.

Ummu’l Kura gazetesi 100. yılını kutladı
TT

Ummu’l Kura gazetesi 100. yılını kutladı

Ummu’l Kura gazetesi 100. yılını kutladı

Suudi Arabistan’ın en köklü gazetelerinden, merkezi Mekke’de olan Ummu'l Kura dün Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, Kral’ın Danışmanı Prens Halid bin Selman, Mekke Valisi ile önde gelen birçok prens, bakan, çok sayıda edebiyatçı ve mütefekkirin katılımıyla 100’üncü yılını kutladı.
Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı tarafından düzenlenen kutlamada gazetenin yayın hayatı ve tarihi gözler önüne serildi.  Geçmişinin en önemli özelliği, Kurucu Kral Abdulaziz'in 1924 yılında Mekke-i Mükerreme'ye girişinden sonra, bizzat verdiği emirle  kurulmuş olması gösterildi. Söz konusu tarihten yeni milenyuma kadar yaşanan dönüşüm ve değişimler karşısında, sayfaları arasında stratejik bir bilgi birikimi ve sağlam bir hafızaya sahip gazetelerden biri olarak kaldı.
Ummu'l Kura farklı yer ve zamanlarda, gerçek bilgiye ulaşımda gerçek bir referans olarak nitelendirildi. Bir zamanlar hükümet ve sosyal alanda yapılan duyurularla sınırlı başlangıca rağmen hızla gelişerek yerel ve uluslararası haberler yayınlamaya başlayan gazete önemli bir yayın haline geldi. Medya uzmanları, Ummu'l Kura'nın lansmanının başlangıçta şiir, yönetmelikler, kararlar, anlaşmalar ve uluslararası uzlaşılar, iş ilanları, ithalat ve ihracat ile ilgili haberler yayınladığına dikkat çekiyorlar.
Gazete, 87 yıl önce, özellikle 1356'da yayınlanan 655’inci sayısının başyazısında, basının ilke ve görevlerine dikkat çekti. Medyanın ve gazeteciliğin çekirdeğinin yanı sıra bölgedeki emsalleri arasında lider bir biçimde, yerel düzeydeki konumu güçlendiren öncü rolünün önemi vurgulandı.

 Kağıt krizi ve İkinci Dünya Savaşı
Gazete daha sonra söz konusu yaklaşımı zarif sunumuyla sürdürdü, 40 yıl boyunca içeriğinde pek çok kültürel materyal, bilimsel ve edebi araştırma, şiir ve ticari reklam içerecek şekilde geliştirmeye devam etti. Ancak 1942 yılına gelindiğinde, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle dünyayı kasıp kavuran kağıt krizi sebebiyle gazetelerin yayını durdurması sonucunda gerçek dönüşüm olarak nitelenen bir aşamadan geçti. Ancak Ummu'l Kura gazetesi, Suudi hükümetinin de desteğiyle sayfalarını azaltmasına ve boyutunu küçültmesine rağmen yerel ve uluslararası olayları aktarmayı sürdürdü.

Kurucu Kral’ın Dakota yolculuğunu aktardı
Ummu'l Kura gazetesinin başlıca özelliklerinden biri de önemli bir olay söz konusu olduğunda buna özel ekler yayınlamasıdır. Bu eklerden belki de en önemlisi, 1950 yılında 1320’inci sayısında Kral Abdulaziz’in Riyad’a girişinin 50’inci yıl dönümü vesilesiyle yayınlanandı. Bunun yanı sıra ‘Suudi Arabistan Hava Yolları'nın kuruluşunun tohumunun atılması’ olarak nitelenen ve 75 yıl önce Kral Abdulaziz'in ünlü Dakota uçağıyla yaptığı uçuşla ilgili yayınlanan haber de büyük öneme sahipti. 1945 yılında çıkarılan 1073’üncü sayısının ekinde bu haberle ilgili belgelere yer vermişti. Ayrıca başlangıçta sarıya dönük sayfalarıyla yayın yapan gazete beyaz kağıda geçti ve 2012 yılında tamamen renkli yayına başladı. Bununla birlikte haber içerikleri ve sunuş şeklini korudu.
Ummu'l Kura gazetesinin ilk sayfası kendine has bir şekil aldı. Yayınlanan haberin öneminin öne çıkarılması ve ön sayfada manşet olması gereken bazı durumlar haricinde ilk sayfanın sağındaki bir başyazı ve sayfanın geri kalanına yayılan haberler veya birkaç haberden alıntılardan oluşan bu şekli zaman içinde korudu. 4183’üncü sayısında, 95 yıllık bir aradan sonra ilk kez Genel Yayın Yönetmeni’nin ismine yer verildi. Gazete ayrıca gazetecilik çizgisinde ve yazı tasarımında da değişikliğe tanık oldu ve bu durum 2012 yılının başına kadar devam etti. Gazete çalışanları, 2012 yılında yaşanan dönüşümü teknolojiye, üretime, renklere ve editöryel yazı tipine bağlı olarak iş dinamizminde niteliksel ve fiili bir değişim olarak tanımlıyor.

Gelişime ayak uydurmak
Ummu'l Kura 2008 yılında dijital yapısını güncelledi. Departmanları arasında dijital olarak iletişim sağlayıp niteliksel bir hareket ile önemli teknik adımlar attı. Bu aşama, 2021 yılına kadar birkaç güncellemeden geçen bir internet sitesinin lansmanını da kapsıyordu. Bu aşamalar ayrıca dijital altyapının daha geniş bir modernizasyonu aşamasına da aracılık etti.
Gazetenin gelişim hamleleri arasında matbaa teknolojisi olarak bilinen; en modern ofset baskı cihazlarını ve baskı plakaları (ctp) cihazları da bulunuyor. Ummu'l Kura daha sonra baskı kalitesine, kapasitesine ve ürünlerinin çeşitliliğine katkıda bulunmak için bünyesine en son dijital yazıcıları eklediği 2019 yılına kadar baskı tekniklerinde güncellemeler yaptı. Gazete optimal bir şekilde ilerlemek ve teknik gelişmelere ayak uydurmak için geliştirmeye devam etti.

Araştırmacılar ve akademisyenler için referans
Suudi Arabistan’ın Eski Enformasyon Bakanı Dr. Abdulaziz el-Huca, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, Ummu'l Kura’nın kurucu Kral Abdulaziz tarafından çıkarılan ilk gazete olduğuna dikkat çekti. Gazete söz konusu dönemden itibaren çeşitli haberlere ve raporlara kaynak oldu. Huca’ya gör gazete, Bakanlar Kurulu'nun çıkardığı Kraliyet emir ve kararlarını yayınlamak ve Şura Meclisi'nin tavsiyelerini takip etmekle sınırlı kalmadı, ülkenin kültürel ve edebi zevkini oluşturdu ve o dönemde popüler olan birçok edebi konuya yer verdi.
Huca açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Sawt Al-Hicaz’ın (Hicaz’ın Sesi) gazetesinin yayınlanmasından önceki ilk otuz yılda Ummu'l Kura gazetesinin gerçekliği incelenirse, gazetenin medya tahtına çıktığı ve Suudi Arabistan'daki kültürel ve edebi hareketin tek kaynağı olduğunu görülecektir. Aynı zamanda, alınan tüm kararları ve diğerlerini belgelemedeki önemine ek olarak o dönem için de tarihi referanstır. Ummu'l Kura gazetesinde, kuruluşundan, yani 100 yıldan bu yana Suudi Arabistan tarihini görüyoruz. Aslında büyük bir milletin Kral Abdulaziz döneminden günümüze kadar olan tarihinin küçük bir kaydıdır. Gazete, Suudi Arabistan'da gerçekleştirilen rönesansı en ince ayrıntılarına kadar takip etti. Gazetenin, araştırmacıların ve uzmanların farklı zamanlarda verilen bilgileri ve kararları araştırmaları için önemli bir referans ve kaynak olduğuna inanıyorum. Gazete ekibiyle birlikte, geleneksel halinden çıkarıp 2012'de meydana gelen değişikliklere uygun yeni bir kıyafet giymeye karar verdiğinde, mevcut renkli şekle ulaşana kadar değişiklikleri yakalamak için hızlı ve güçlü bir tempoda çalışıyorduk. Medya ve Kültür Hareketi Bakanı olduğum dönemde, gazetedeki tüm arkadaşlarımın çabalarıyla bu dönüşümün gerçekleşmesi beni çok mutlu etti.”
Huca açıklamasında ayrıca gelişime ve dönüşüme ayak uydurmak için gazetenin bu aşamada kağıt ve elektronik gazete yerine dijital bir yayına dönüşmesi için gelişimini sürdürmesi ve yeni bir yön alması gerektiğini vurguladı.

Resmi karar kaynağı
Kral Suud Üniversitesi'nde Siyasi Medya Profesörü olan Dr. Fahad el-Hureyci, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Ummu'l Kura gazetesi Suudi Arabistan medyasının gerçeklerini takip eden herkesin sevdiği bir yayındır. Farklı aşamalardan geçmiş ve bazı fırsatları kaçırmış olabilir. Ancak son yıllarda gazete büyük bir gelişmeye ve iyi bir performansa tanık oldu. Resmi kararların ve Kraliyet emirlerinin kaynağı olmasının yanı sıra makale ve analizlere verdiği önem oldukça netti. Suudi basınına güzel bir katkı ve ulusal sağduyulu bir basın modeli sunarak yerel medyaya öncülük edebileceğine inanıyorum. Bu gerçekleşirse varlığının gerçek amacına ulaşmış olacaktır.”
Hureyci, kendilerini spor ve ekonomi de dahil olmak üzere belirli açılarla sınırlayan gazeteler gibi geleneksel şablondan çıkaran gazetenin önemine dikkat çekerek, Ummu'l Kura’nın bir sonraki aşamada ihtiyaç duyduğu başlıklara dikkat çekti.ç Bunları dengeli olmak, kararları ve bütçe analizini basitleştirilmiş bir şekilde, sayılardan uzak açıklamak ve okuyucunun kolayca anlayabileceği çoklu şablonlarda netleştirmek olduğunu vurguladı. Bunun bir sonraki aşamada gazetenin gücünü ve sağlamlığını artıracağının altını çizdi.



"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
TT

"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)

Küresel ekonomiyi çevreleyen belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve çok sayıda kritik deniz koridorunda seyrüseferi tehdit eden risklerin sürdüğü bir dönemde Suudi Arabistan, güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel girişimlerini yoğunlaştırıyor. Riyad’ın yaklaşımı, jeopolitik risklerin azaltılmasıyla büyüme, kalkınma ve yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını birbiriyle bağlantılı olarak değerlendiriyor.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”, uzmanların bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ve enerji piyasaları ile yatırım ortamına duyulan güvenin artırılmasına katkı sağlayabileceğini düşündüğü girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bölge, küresel enerji piyasaları, ticaret ve tedarik zincirleri açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimleri, güvenlik boyutunun ötesinde doğrudan kalkınma sürecini desteklemeyi hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın adımlarının istikrarlı ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir bölgesel ortam oluşturmayı amaçlayan, geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre güvenliğin güçlendirilmesi, enerji arzının sürdürülebilirliği, deniz yollarının güvenliği ve ticaret ile yatırım akışları üzerinde doğrudan olumlu etki yaratırken, bölge ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonun ve ortak projelerin kapsamının genişletilmesi imkanlarının da önünü açıyor.

Uzmanlar ayrıca Suudi girişimlerinin güvenlik boyutunu aşarak riskleri azaltmak, yatırımcıların öngörülebilirliğini artırmak enerji, sanayi, teknoloji, madencilik, lojistik ve savunma sanayisi gibi alanlarda yeni ortaklıkların önünü açmak suretiyle kalkınma ve büyüme sürecine katkı sağlayacağını ifade ediyor.

Enerji arzı ve deniz taşımacılığında istikrar

Suudi Arabistan Şura Konseyi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin Şarku’l Avsat’a yaptığı  açıklamada, Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği girişimlerin, başta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olmak üzere, bölgenin ekonomik ve stratejik ağırlığı nedeniyle küresel ekonomi, gıda güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Buaynin, bölgenin dünya petrol ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşıladığını, bunun yanı sıra doğal gaz ve tarımsal gübre ihracatında da önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgenin istikrarı ve güvenliğinin, enerji arzının sürekliliği ile deniz ulaşımının güvenliği açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı.

Buaynin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ekonomik kalkınmaya, halkların ve devletlerin refahının temeli olarak büyük önem verdiğini belirterek, yatırımların akışını kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın enerji sektöründeki kapasitesini güçlendirmeye ve küresel tedarik zincirindeki etkili konumunu sürdürmeye odaklandığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın çabalarının bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayarak hem Suudi Arabistan ekonomisine hem de bölge ülkelerinin ekonomilerine olumlu katkı sunmayı hedeflediğini belirten Buaynin, kalkınmanın üzerine inşa edilebileceği istikrarlı bir ortama ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Savunma anlaşmasının, caydırıcılığı güçlendirerek ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilecek riskleri azaltabileceğini ifade etti.

Buaynin’e göre girişimciler karar alırken, yatırım ortamındaki istikrarı öncelikleri arasında tutuyor. Dolayısıyla bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ekonominin daha öngörülebilir hâle gelmesi, çeşitli yatırım fırsatları sunan Suudi Arabistan’ın cazibesini artıran unsurlar arasında yer alıyor.

Buaynin, “Mekke Anlaşması”nın yerli ve yabancı yatırımcılara güven mesajı verdiğini, enerji arzının sürdürülebilirliği ve kritik altyapıların korunmasına yönelik güveni artırdığını belirtti. Bunun da projelerin hızına, yatırım akışlarına ve ticaret hacmine olumlu yansımaları olabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük yatırımlar gerektiren “Vizyon 2030” programlarına dayandığını hatırlatan Buaynin, ekonomik öngörülebilirliğin artırılması ve jeopolitik belirsizliğin azaltılmasının sermaye akışlarını ve projelerin hayata geçirilmesini desteklemek açısından önemli olduğunu ifade etti.

Bölgesel güvenlik sisteminin güçlendirilmesi halinde, yatırımcıların fırsatlardan yararlanmaya ve kalkınma projelerine katılmaya motive olacağını belirten Buaynin, bu olumluluğun yalnızca Suudi ekonomisiyle sınırlı kalmayacağını bölge ekonomilerine de yayılacağını ifade etti.

Buaynin ayrıca, yıllar süren müzakerelerin ardından anlaşmanın imzalanmasının Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin derinliğini gösterdiğini, güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik daha kapsamlı iş birliği döneminin kapısını açtığını vurguladı.

Ekonomik entegrasyon şekilleniyor

Suudi Arabistanlı iş insanı ve “Al Tamayoz” Saudi Holding for Technology şirketinin Üst Yöneticisi Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi ise Suudi Arabistan’ın yerel ve bölgesel ekonomilere yönelik güveni güçlendirmeye devam ettiğini belirtti. Muleyhi, “Mekke Anlaşması”nın Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirebilecek ve yeni iş birliği ve ekonomik entegrasyon döneminin önünü açabilecek girişimlerden biri olduğunu belirtti.

Muleyhi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarının ekonomik ve yatırım ortamına doğrudan yansıdığını belirterek, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan yakınlaşmasının siyasi, ekonomik, savunma ve beşerî alanlarda ortak çalışmaların geliştirilmesi için zemin oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları gerçekleştirmeyi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını desteklemeyi amaçlayan stratejik ortaklıklar kurarak, etkili bir siyasi ve ekonomik güç olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.

Muleyhi’ye göre Suudi Arabistan’ın istikrarı güçlendirme ve uzun vadeli ortaklıklar kurma stratejisi, yatırımlar için ortamı daha cazip hale getiriyor ve özel sektöre sanayi, teknoloji, enerji, madencilik, lojistik, savunma sanayisi ve ticaret alanlarında yeni imkan ve fırsatlar sunuyor.

Suudi Arabistan’ın büyük bir ekonomiye, stratejik bir coğrafi konuma ve “Vizyon 2030” gibi iddialı dönüşüm programlarına sahip olduğunu belirten Muleyhi, siyasi ve güvenlik alanındaki yakınlaşmanın daha kapsamlı ekonomik ortaklıklara dönüşebileceğinin altını çizdi.

Bunun özellikle ortak projeler, bilgi ve teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ticaret hacminin artırılması yoluyla yatırımcılar ve iş insanları açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.

Muleyhi, bölgesel istikrardan ekonominin, kalkınmanın ve vatandaşların doğrudan yararlandığını belirterek, Suudi Arabistan’ın siyasi gücü ve dengeli ortaklıklarının özel sektöre daha fazla güven verdiğini; ülkenin sermaye, teknoloji ve uluslararası ortaklıkları çekme kapasitesini artırdığını ifade etti.

Muleyhi, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarlarını korumak, güvenliğini güçlendirmek ve geleceğin ekonomisini inşa etmek arasında korelasyon kuran vizyon doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, “Mekke Anlaşması”nın krallığın güvenlik, kalkınma ve bölgesel iş birliği denklemlerini şekillendirmedeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

Sürdürülebilir kalkınmaya giden yol

Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Ba'şen ise “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın riskleri azaltmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan girişimlerle uluslararası güvenilirliğini güçlendirdiğini söyledi. Ba'şen, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın, ABD-İran savaşının ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yol açtığı gelişmelerin ardından bölgede ekonomik öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik adımları bir arada ele alan yaklaşımının bölgesel dengeyi desteklediğini ve Suudi ekonomisine ve bölgedeki iş ortamına duyulan güveni güçlendirdiğini ifade eden Ba'şen, bunun özellikle küresel enerji piyasalarında merkezi role sahip Suudi Arabistan’ın konumu nedeniyle ticaret, yatırım ve uluslararası ortaklıklarda olumlu etkisini görülebileceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde ticari ve yatırım faaliyetlerinin, özellikle savunmayla bağlantılı teknoloji sektörlerinde daha da hareketlenebileceğini belirten Ba'şen, bunun gelişmiş uzmanlık ve kapasiteye sahip ülkelerle stratejik ortaklıkların genişlemesine paralel ilerleyeceğini kaydetti.

Ba'şen’e göre anlaşma, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında nitelikli ekonomik projeler ve girişimlerin hayata geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlayabilir; bu etkiler üç ülkenin uluslararası ortaklarına da yayılarak Riyad, Ankara ve İslamabad arasında daha kapsamlı ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınmanın temellerini oluşturabilir.

Sanayi, teknoloji, enerji, tedarik zincirleri, altyapı ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların geliştirilmesinin, üç ülke arasındaki stratejik yakınlaşmayı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebileceği ve bölgenin dış kaynaklı çalkantılara karşı dayanıklılığını artırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Ba'şen, Suudi Arabistan’ın girişimlerinin temelinde güvenlik ile kalkınmayı entegre etme yaklaşımının bulunduğunu vurguladı. Gerilimlerin azaltılması ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi sonuçlar doğurmadığını; ticaret akışlarının ve enerji arzının korunması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bölgesel ekonominin büyümesi için daha sürdürülebilir bir ortam oluşturulması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.


Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.


Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlık Ofisi Başkanı Orgeneral Abdül Emir eş-Şemmari ile dün Riyad’da bir araya geldi. Görüşmede iki ülke arasındaki askeri ve savunma alanlarındaki ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ele alındı.

Suudi Savunma Bakanı dün X hesabından yaptığı paylaşımda, “Ortak çıkarlarımıza hizmet etmek, bölgenin güvenliğini ve istikrarını sağlamak amacıyla iki ülke arasındaki koordinasyon ve iş birliğinin sürdürülmesinin önemini teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Prens Halid bin Selman, “Irak, bizim için her zaman değerli bir komşu olmaya devam edecek. Hükümeti ve kardeş Irak halkıyla aramızda kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma bağları bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan’ın Irak’ın güvenliği, istikrarı, kalkınması ve refahını desteklemek amacıyla her zaman ülkenin yanında duracağını belirten Bakan, bunun Irak’ın ve halkının çıkarlarına hizmet ettiğini vurguladı.

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından Genel İstihbarat Başkanı Halid el-Humeydan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Feyyad er-Ruveyli, Müşterek Kuvvetler Komutanı Korgeneral Fehd es-Selman ve Savunma Bakanı İstihbarat İşlerinden Sorumlu Danışmanı Hişam bin Seyf katıldı.

Irak heyetinde ise İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri, Terörle Mücadele Teşkilatı Başkanı Korgeneral Zeyd el-Musevi ve Hava Savunma Komutanı Korgeneral Mühenned el-Esedi yer aldı.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Şemmari başkanlığındaki üst düzey Irak güvenlik heyeti dün Suudi Arabistan’a ulaştı. Heyetin ziyaretinde, insansız hava araçları (İHA) dosyası da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik konuları ve ortak meselelerin ele alınması, ayrıca iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonu ve iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının görüşülmesi planlandı.