Ukrayna savaşından çıkarılan dersler

Ukrayna savaşından çıkarılan dersler
TT

Ukrayna savaşından çıkarılan dersler

Ukrayna savaşından çıkarılan dersler

Eski Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck, “Yalnızca bir aptal kendi hatalarından ders alır. Akıllı bir adam başkalarının hatalarından ders alır” der.
Bismarck'ı diğer politikacılardan ayıran şey, söz konusu dönemde Avrupa sisteminin bileşimine dair hassas siyasi anlayışı ve güç kullanımının sınırlarını tam olarak bilmesidir. Sistemin güçlü olduğu kadar zayıf yönlerini de biliyordu. Bundan dolayı Avrupa sisteminin zayıflıklarına sızdı ve yüksek Alman hedeflerine ulaşmak için eski Kıta’daki dengeleri manipüle etti. Ancak bazı tarihçiler, Bismarck'ın Almanya'daki başarılarının Avrupa'yı iki dünya savaşına savaşına hazırladığı görüşünde.
İşte bir başarı ve verilen tepkiler bizi ABD’li Filozof Karl Popper'ın şu sözlerine götürüyor:
“Hayatta kesin çözüm yoktur. Tasarlanan her çözüm, çözülmesi gereken yeni bir sorun yarattığından asıl mesele sorunları çözmek değil, yönetmektir.”
Her savaşın siyasi hedefleri vardır ve savaşlar da bunlar uğruna yapılır. Düşmanı yenerek ama onunla savaşmadan zaferi belirleyen Sun Tzu'nun tavsiyesine uymak mümkün değil mi?
Savaşların tarihinden çıkarılan dersler nerede? En temelde ‘çıkarılan dersler’ ne anlama geliyor?
Uzmanlar savaştan derslerin, savaş perdesi kapandıktan sonra çıkarıldığını söylüyor. Sona eren savaşta, daha önce gerçekleşen savaşlardan çıkarılan derslerden yararlanılmıştır. Dersler çıkarılıyorsa hatalar neden tekrarlanıyor? Eğer her savaş ekibinin geçmişin derslerini hesaba katan kendi stratejisi varsa; neden biri başarılı, diğeri başarısız oluyor? Bu sorular bizi çıkarılan dersler kavramının diyalektiğine götürüyor. Peki, bu nedir?
Senaryo şudur: Savaşa girilir. Her bir taraf dersler çıkarır. Bu dersleri analiz eder ve kimin kazandığına veya kaybettiğine bakılmaksızın entelektüel ve idari hazırlığa girer.
Burada çıkarılan dersleri hazırlığa dahil etme süreci, savaşla ilgili tüm taraflar için yeni bir gerçeklik yaratıyor. Buna göre yeni güncellenmiş stratejiler oluşturulmalıdır.
Bu çıkarılan dersleri hazırlığa sokma süreci gerçekten zafere yol açacak mı? Peki kimin zaferine, kimin hezimetine? Bu derslerin performansı iyileştirmesi ve daha iyi başarılara yol açması gerekiyor.
Bunu bazı örneklerle ele alalım:
-1950 Kore Savaşı'nda Kim Il-sung, tüm Kore’yi güneydeki Busan'a kadar işgal ettiğinde hata yaptı. Böylece Kim, iletişim hatlarını uzun, kırılgan ve her türlü saldırıya karşı savunmasız hale getirdi. General Douglas MacArthur, Kim'e yanıt olarak Kore'yi Kuzey ve Güney olarak ikiye bölmek ve Kim'in ulaşım hatlarını hedef almak için merkezi Incheon şehrine bir deniz çıkarması gerçekleştirdi. Ama MacArthur'un hatası, ABD saldırısının Kore'nin en kuzeyinden Çin sınırına kadar uzanmasıydı. Kim'in hatasını kısa süre içerisinde tekrarlamış, yani başkalarının hatalarından ders çıkarmamıştı. Bunun üzerine Çin zor kullanarak müdahale etti. MacArthur nükleer kullanmak istedi ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme uyum sağlayamadığı ve yeni savaşta geçmişin zihniyetiyle savaşmak istediği için devrildi.
-Rusya ordusu, ABD ordusunun Irak ve Afganistan'daki performansını izledi. Buradan Rus ordusunun geleneksel bir savaşta ABD ordusuyla rekabet edemeyeceği sonucuna vardı. 2008'deki Gürcistan savaşı, kötü performans nedeniyle Rus askeri düşüncesinde bir dönüm noktası oluşturdu. Ardından Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov, Rus ordusunu modernize etmeye ve ‘askeri işlerde devrim’ denilen şeyi başlatmaya karar verdi. Bu devrimde şu boyutları ele aldı:Örgütlenme, silahlanma ve eğitim.
Rus ordusu daha sonra yeni doktrini ile Kırım, Donbass ve Suriye'de sınandı. Bunun üzerine, Rus liderliği, bu ordunun 21’inci yüzyılın savaşlarında yer alabilecek hale geldiğini düşündü. Tüm bu deneyimler aslen asker değil, mühendis olan Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu'nun yanı sıra Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov'un ve Rus ordusunun 21'inci yüzyılda nasıl savaşması gerektiğine dair ünlü savaş doktrini liderliğinde yapıldı. Ancak bu doktrindeki en önemli nokta şudur: Askeri ve askeri olmayan araçların kullanımı, hibrit savaş ve gri alanlarda savaşmak.
Yani, iki savaş ve barış durumu arasında, düşmanın iç durumunu bozmak için bilgi savaşının yaygın ve sürekli olarak kullanımı.
Peki, biz bu çıkarılan derslerin neresindeyiz?
Askeri bilimlerde şöyle söylenir:
“Askeri gücün kendini ifade edebilmesi için belirli somut gerçeklere ve koşullara ihtiyacı vardır. Çünkü bu güç, soyut dünyada ölçülemez.”
Bugün Ukrayna, Rus ordusunun somut gerçeğidir. Savaştan önce çıkarılan dersler ne oldu? Hayal edilen gerçeklikle eşleşti mi? Peki, ya şu anda savaş alanından alınan dersler ve gerçeklik tarafından tersine çevrilen şey nedir? Kısacası deneme yanılma ve adaptasyon sürecindeyiz. Tiyatro tabii ki coğrafidir, fakat yakıtı insandır. Yolun başında olabiliriz.
*Bu analiz, Şarku’l Avsat için bir askeri analist tarafından yapıldı



Çin Devlet Başkanı'nın önümüzdeki hafta Kuzey Kore'yi ziyaret etmesi bekleniyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Pekin'deki ikili zirvede (Arşiv-Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Pekin'deki ikili zirvede (Arşiv-Reuters)
TT

Çin Devlet Başkanı'nın önümüzdeki hafta Kuzey Kore'yi ziyaret etmesi bekleniyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Pekin'deki ikili zirvede (Arşiv-Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Pekin'deki ikili zirvede (Arşiv-Reuters)

Güney Kore merkezli Yonhap haber ajansı, dün gece geç saatlerde üst düzey bir hükümet yetkilisine dayandırdığı haberine göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping gelecek hafta Kuzey Kore’yi ziyaret edebilir.

Ajansın bir başka hükümet kaynağına dayandırdığı bilgiye göre ise Çinli güvenlik ve protokol yetkililerinden oluşan bir heyet, yakın zamanda Pyongyang’ı ziyaret etti. Bu doğrultuda Şi Cinping'in ziyaretinin mayıs ayının sonlarında veya haziran ayının başlarında gerçekleşmesinin güçlü bir ihtimal olduğu ifade edildi.


Putin Şi’den ne istiyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen karşılama töreninde, 20 Mayıs 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen karşılama töreninde, 20 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Putin Şi’den ne istiyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen karşılama töreninde, 20 Mayıs 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen karşılama töreninde, 20 Mayıs 2026 (Reuters)

Alexandra Sharp

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ABD Başkanı Donald Trump’ı ağırlamasından sadece birkaç gün sonra Pekin, bu kez bir başka dünya liderine kapılarını açtı. Uzun süredir Şi’nin ‘eski dostu’ olarak tanımlanan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, salı gecesi geç saatlerde Çin’e ulaştı. Putin’in iki gün sürecek zirve kapsamında gerçekleştirdiği ziyaret, Çin-Rusya İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nın 25’inci yıl dönümüne denk geliyor. Rus liderin devlet başkanı sıfatıyla Çin’e yaptığı 25’inci ziyaret olma özelliği taşıyan temasların, iki ülke arasındaki ‘temel çıkar ortaklığını’ bir kez daha teyit etmeyi amaçladığı belirtiliyor. Ziyaret, küresel düzeyde artan jeopolitik gerilimler ve kırılmaların gölgesinde gerçekleşiyor.

Putin, salı günü görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, “Rusya-Çin ortaklığını ve iyi komşuluk dostluğunu derinleştirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz ve bu konuda hiçbir çabadan kaçınmayacağız” dedi. İkili ilişkilerin ‘eşi benzeri görülmemiş bir seviyeye’ ulaştığını ifade eden Putin, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin güçlenerek devam ettiğini söyledi.

Ancak Rusya’nın Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki çatışmaların ekonomik yansımaları nedeniyle artan baskılarla karşı karşıya kalması, Kremlin’in ‘eşit ortaklık’ olarak sunduğu ilişkinin giderek daha dengesiz bir yapıya dönüştüğü yorumlarına yol açıyor. Gözlemciler, Moskova’nın Pekin’e olan ekonomik ve diplomatik ihtiyacının her geçen gün arttığına dikkat çekiyor.

df
Rusya’nın Amur bölgesindeki Atamanskaya basınç istasyonunda bir çalışan, Gazprom şirketine ait Sibirya’nın Gücü doğalgaz boru hattının bir bölümünün yanından geçiyor, 29 Kasım 2019. (Reuters)

Çin, Rus ham petrolünün en büyük alıcısı konumunda bulunuyor. Batı yaptırımlarına rağmen Pekin yönetimi, Rusya-Ukrayna savaşının Şubat 2022’de başlamasından bu yana Rusya’dan 367 milyar doları aşan değerde fosil yakıt satın aldı. Şi Cinping ile Vladimir Putin, geçen yıl eylül ayında yaklaşık bin 600 mil uzunluğunda olması planlanan Sibirya’nın Gücü 2 adlı doğal gaz boru hattının kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Projenin, Rusya’nın doğal gaz ihracatını artırmayı hedeflediği belirtildi. Aynı yıl Moskova yönetimi ayrıca, Kazakistan üzerinden Çin’e yıllık ilave 2,5 milyon metrik ton petrol sevkiyatı yapılmasını da onayladı.

Uzun süredir Çin liderinin ‘eski dostu’ olarak tanımlanan Putin, projelerle dolu bir gündemle Pekin’e ulaştı.

Petrol ve doğal gaz sektöründe taraflar arasında hâlâ çözüme kavuşmayan birçok başlık bulunurken, bunların başında Sibirya’nın Gücü 2 projesinin fiyatlandırması geliyor. Ancak Putin’in, bu haftaki zirvenin söz konusu ayrıntıların netleşmesine katkı sağlayacağı konusunda iyimser olduğu belirtiliyor. Moskova yönetiminin özellikle İran’daki savaşın, Çin’in Rus petrolüne olan talebini artıracağı beklentisi içinde olduğu ifade ediliyor. Rusya Devlet Başkanı’nın danışmanı Yuri Ushakov’a göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde Rusya’nın Çin’e yaptığı petrol ihracatı yüzde 35 arttı.

Buna karşın, Şi Cinping’in bu hafta eski dostu Putin’e destek vermek ile Çin’i barış arayışındaki bir arabulucu olarak öne çıkarmak arasında dikkatli bir denge politikası izlemesinin beklendiği değerlendiriliyor.

Pekin yönetimi, Rusya-Ukrayna savaşında taraflardan hiçbirine ölümcül silah sağlamadığını savunuyor. Çin Dışişleri Bakanlığı salı günü Reuters’a yaptığı açıklamada, “Çin sürekli olarak objektif ve tarafsız bir tutum benimsedi ve barış görüşmelerini teşvik etmek için çalıştı” ifadesini kullandı. Ancak üç Avrupa istihbarat kurumunun aktardığı bilgilere göre, Çin güçleri geçen yılın sonlarında yaklaşık 200 Rus askerine Çin topraklarında gizli eğitim verdi. Bu askerlerin bir kısmının daha sonra yeniden Ukrayna’daki çatışmalara katıldığı öne sürüldü. Söz konusu gizli eğitimlerin, özellikle insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı ve elektronik harp üzerine yoğunlaştığı, bu iki unsurun Ukrayna güçlerine ciddi zarar verme kapasitesi nedeniyle savaşta kritik önem taşıdığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin’in Rusya’nın Ukrayna saldırısına ne ölçüde destek verdiği konusu ise belirsizliğini koruyor. Putin ile Şi, Rusya’nın kapsamlı işgal harekâtından sadece birkaç gün önce ‘sınırsız stratejik ortaklık’ ilan etmişti. Pekin yönetimi o tarihten bu yana, Rus savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu yüksek teknoloji bileşenlerinin satışını durdurması yönündeki Batılı çağrıları ise yanıtsız bıraktı.

dfghyj
Rusya’nın Amur bölgesindeki Svobodni kenti yakınlarında, Gazprom şirketine ait Sibirya’nın Gücü projesi kapsamında inşa edilen Amur Gaz İşleme Tesisi şantiyesinin genel görünümü, 29 Kasım 2019 (Reuters)

Bununla birlikte Pekin’in Kremlin’e yönelik sabrının sona yaklaşmış olabileceği değerlendiriliyor. Financial Times’ın pazartesi günkü haberine göre Şi Cinping’in geçen hafta Trump’a Vladimir Putin’in Ukrayna’yı işgalinden dolayı pişmanlık duyabileceğini söylediği iddia edildi. Ancak Trump salı günü yaptığı açıklamada, Şi’nin böyle bir ifadede bulunduğunu duymadığını söyledi.


Yapay zeka çalışmanın tanımını ve işlerin rolünü nasıl dönüştürüyor?

Görsel: Sara Gironi Carnevale
Görsel: Sara Gironi Carnevale
TT

Yapay zeka çalışmanın tanımını ve işlerin rolünü nasıl dönüştürüyor?

Görsel: Sara Gironi Carnevale
Görsel: Sara Gironi Carnevale

Abdurrahman Ayas

Birkaç yıl öncesine kadar robotların insanlara karşı isyan edip onları kontrol altına alacağı korkusu, sadece bilim kurgu filmlerinin senaryolarına özgü bir olgu gibi görünüyordu. Bugünse bu konu üniversitelerde, ofislerde ve şirketlerde günlük konuşmaların ayrılmaz bir parçası haline geldi. Makinenin fiziksel işçinin yerini giderek artan hızda almasından endişe duyan çalışanlar, artık paporları yazacak, metinleri çevirecek, sözleşmeleri gözden geçirecek, tasarımlar üretecek, müşteri sorularını cevaplayacak ve belki de işin bir bölümünü yönetecek bir makinenin bizzat kendi yerini alıp almayacağını sorgulamaya başladı.

ChatGPT'nin 2022 yılı sonlarında piyasaya sürülmesinden bu yana yapay zekanın kapasitesi, bizzat geliştiricilerini şaşırtan bir hızla tırmandı. Bir zamanlar insanlara yardımcı olan program ve yazılımlardan ibaret olan bu teknoloji, yakın zamana kadar üniversite eğitimi, mesleki deneyim ve yıllar hatta on yıllar içinde biriktirilen becerileri gerektiren görevleri yerine getirebilen araçlara dönüştü.

Şarku’l Avsat’ın Londra merkezli haftalık yayınlanan The Economist’ten aktardığı analize göre yapay zekanın neden olduğu istihdam felaketi ele alınırken tarihin bu kez tam anlamıyla güvenilir bir rehber olmayacak. Önceki sanayi devrimlerinin insan emeğine son vermediği doğru olsa da bu devrimler çok daha yavaş gelişmiş, çok daha az kapsamlı olmuş ve bugün yaşanan gibi beyaz yakalı işlerin özünü hedef almamıştı.

Her 10 Amerikalıdan 7’si yapay zekanın iş bulmayı daha da zorlaştıracağını düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık üçte biri ise kendi işini kaybetmekten korkuyor.

Derginin aktardığına göre her 10 Amerikalıdan 7’si yapay zekanın iş bulmayı daha da zorlaştıracağını düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık üçte biri ise kendi işini kaybetmekten korkuyor. Bu iki oran, kapımıza ansızın dayanan bu teknolojiye yönelik korkudan çok daha derin bir belirsizlik hissini; eğitim, deneyim ve sıkı çalışma hâlâ istikrar için yeterli bir güvence sayılabilir mi? sorusunun yanıt arayışını yansıtıyor.

Eş zamanlı teknolojik ve jeopolitik sarsıntılar

Daha kapsamlı bir perspektiften bakıldığında dünyanın bugün iç içe geçmiş üç sarsıntıyı aynı anda yaşadığı açıkça görülüyor. Bunlardan birincisi teknolojik; yani yapay zeka ve otomasyonun hızla yayılmasıyla, ikincisi jeopolitik; yani art arda patlak veren savaşlar ve farklı türlerdeki enerji ile tedarik zinciri aksaklıklarıyla, üçüncüsü ise mali; yani borç yükünün şişmesi, biriken faizler ve şirketlerin bu karşısında giderek kırılganlaşmasıyla ilgili. Eş zamanlı olarak ortaya çıkan bu sorunlar tam da içinde bulunduğumuz anı hem farklı hem de tehlikeli kılıyor.

dfev
Anthropic şirketinin ABD’nin San Francisco eyaletindeki genel merkezi önünde yapay zeka geliştirmenin geçici olarak durdurulmasını talep eden göstericiler, 21 Mart 2026 (Reuters)

Daha derin bir sorun ise yapay zekanın (AI) istikrarlı ve müreffeh bir iş piyasasına değil, halihazırda artan enflasyon, yükselen fiyatlar ve yavaşlayan büyüme oranlarıyla yorgun düşmüş bir küresel ekonomiye giriş yapıyor olması. Maliyetlerini düşürmenin yollarını arayan şirketler, özellikle yaratıcılıktan neredeyse tamamen yoksun rutin ve tekrarlayan işlerde otomasyonu cazip bir çözüm olarak buluyor.

İlk iş bugünün en zor işi

Bu yüzden yapay zekanın etkileri, uzun işsizler kuyruklarında ani bir biçimde kendini göstermek yerine çok daha sessiz ve bir o kadar tehlikeli bir biçimde var olması beklenen işlerin ortadan kalkmasına yol açıyor. Açıklanmayan pozisyonlar, işe alınmayan stajyerler, iş piyasasına giriş kapısı bulamayan mezunlar bunun somut yansımaları. Haber odalarında pek çok editör, artık kendileri yazmak yerine makinelerin ürettiği metinleri düzeltiyor.

IMF: Tahminler, yapay zekanın dünya genelindeki mevcut işlerin yaklaşık yüzde 40'ını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyeceğine işaret ediyor. Gelişmiş ekonomilerde bu oran yüzde 60'a çıkıyor.

Bazı yeni mezunlar en zor işin bizzat ilk iş olduğunu keşfediyor. Önümüzdeki on yılın en tehlikeli sorunlarından biri de belki burada yatıyor. Yapay zekanın bazı çalışanların yerini alma ihtimalini ve bu teknolojinin uzmanların beceri ile deneyim kazandığı yolları kapatabilme olasılığını barındıran ‘giriş düzeyi iş’ kriziyle karşı karşıyayız. Peki ilk iş ortadan kalkarsa, deneyim, eğitim ve kariyer basamaklarını sağlayan bu işler olmadan bir insan nasıl profesyonel çevirmen, gazeteci, avukat ya da programcı olacak?

Yeni işler, ortadan kaybolanlar ve olumsuz sonuç

Bu sorun artık yalnızca bireysel bir mesele olmaktan çıkarak insan becerisinin üretimine dokunan yapısal bir soruna dönüşebilir. Uluslararası Para Fonu (IMF), 2030 yılına kadar ekonomik ve teknolojik dönüşümlerin yaklaşık 170 milyon yeni iş imkânı yaratacağını, buna karşın 92 milyon işin ortadan kalkacağını ya da neredeyse yok olacağını öngörürken istihdamda küresel net artış ise 78 milyonda kalıyor.

ebgfrb
Görsel: Reuters

Ancak bu rakamların arkasında çok daha önemli ve karmaşık bir ayrıntı yatıyor. Verilere göre yeni işler, eski işlerini kaybedenlerin eline geçmeyebilir. Çünkü iş türleri de köklü biçimde değişiyor. Piyasa, geleneksel ofis işlerinin ve tekrarlayan idari görevlerin büyük bölümünden çok daha fazla veri analistine, yapay zeka mühendisine ve siber güvenlik uzmanına ihtiyaç duyuyor.

Yapay zekanın dünya genelinde mevcut işlerin yaklaşık yüzde 40'ını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyeceğini tahmin eden IMF’ye göre gelişmiş ekonomilerde bu oran yüzde 60'a ulaşıyor. IMF ayrıca hükümetler mevcut çalışanları korumaya ve ek beceriler kazandırmaya yönelik etkin politikalar hayata geçirmediği takdirde bu teknolojinin gelir grupları arasındaki uçurumu derinleştirebileceği uyarısında bulundu.

“Akıllı üretim” ve robotlar çağında bizi neler bekliyor?

Ancak bu dönüşüm ABD'nin sınırlarını aşarak Çin'i de kapsayabilir. Pekin, diğer ülkelerin yaptığı gibi üretkenliği artırmak amacıyla yapay zekadan yararlansa da onu sanayi üstünlüğünü pekiştirmek için stratejik bir araç olarak özellikle benimsemesiyle diğerlerinden ayrılıyor.

IFR: Çin fabrikaları hızla ‘akıllı üretim’ çağına giriyor. Robotlar, yapay zeka, devasa tedarik zincirleri ve devlet desteği iç içe geçerek küresel arenada daha ucuz, daha hızlı ve daha rekabetçi mallar üretiliyor.

Uluslararası Robotik Federasyonu'na (IFR) göre Çin son yıllarda dünya genelindeki yeni endüstriyel robot kurulumlarının yarısından fazlasını gerçekleştirdi; bu veri ülkedeki sanayi otomasyonunun ne denli hız kazandığının açık göstergesi.

Pek çok ülke, onlarca yıldır girmeye çalıştığı üretim kapısının tam geçemeden kapanmaya başladığını fark edebilir.

defvg
Google'da çalışan bir kadın, arkasında New York'un gökdelenleri görünüyor, 10 Mart 2008 (Reuters)

Aynı zamanda savaşlar da endişelerin artmasına yol açıyor. Ortadoğu'daki gerilimler, denizcilik ve enerji aksaklıkları, taşımacılık, nakliye ve sigorta maliyetlerindeki artışlar, zaten yüksek borç yükü ve yıllardır görülmemiş düzeyde zayıflayan kar marjlarıyla boğuşan küresel şirketler üzerindeki baskıyı yoğunlaştırıyor.

Allianz Trade'in yayımladığı ‘2026-2027 Küresel Şirket İflasları Görünümü’ rapor, 2026'nın küresel şirket iflaslarının arttığı art arda beşinci yıl olabileceğine karşı uyardı. Bu yıl söz konusu eğilimin yaklaşık yüzde altı genişlemesi bekleniyor. Allianz Trade, iflas dalgası ve yeniden yapılanma süreçleri nedeniyle özellikle inşaat, perakende, taşımacılık ve hizmet sektörlerinde yaklaşık 2,2 milyon işin doğrudan tehlike altına girebileceğini tahmin ediyor.

Peki yapay zeka Arap dünyasında iş piyasasını nasıl etkiliyor?

Arap dünyasına bakıldığında tablo çok daha hassas bir görünüm alıyor. Bölge, dünyanın en yüksek genç işsizlik oranlarından biriyle, her zaman dijital dönüşümlere ayak uyduramayan eğitim sistemleriyle ve çoğu zaman kamu istihdamına ile görece düşük katma değerli hizmetlere dayanan ekonomileriyle yapay zeka çağına giriyor.

ILO: Arap dünyasında yaklaşık 1,2 milyon iş tam otomasyondan kaynaklanan yüksek riskle karşı karşıya.

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) tahminlerine göre Arap ülkelerindeki toplam istihdamın yaklaşık yüzde 2,2'si, yani yaklaşık 1,2 milyon iş, yapay zeka ve dijital teknolojiler nedeniyle tam otomasyon riskiyle karşı karşıya. Çok daha fazla sayıda işin ise tamamen ortadan kalkmak yerine nitelik değiştirmesi bekleniyor.

Öte yandan Arap bölgesi, dünyanın en yüksek genç işsizlik oranlarına sahip olmayı sürdürüyor. ILO'nun en güncel tahminlerine göre 2023 yılında bölge genelindeki oran yaklaşık yüzde 28'e ulaştı ve bazı ülkelerde bu rakam daha da yüksek seyrediyor.

Arap dünyasında gençlik demografisi

Ancak rakamlar tek başına Arap hikayesini tam anlamıyla açıklamıyor. Arap dünyası, Avrupa ve Japonya'dan köklü biçimde farklı bir demografik tablo çiziyor.

Her yıl milyonlarca genç, zaten yeterli iş üretemeyen ekonomilere sahip iş piyasalarına adım atıyor. Mısır, Irak, Cezayir, Ürdün ve Tunus gibi ülkelerde sorun hem üretkenliği artırmak hem de iş piyasasına yeni katılanların büyük kitlesini absorbe edebilmek. Bununla birlikte ‘milyonlarca genç daha az işçi ve çalışana ihtiyaç duyan bir ekonomiye girdiğinde ne olur?’ sorusu da giderek daha sancılı bir hal alıyor.

sdf
Dubai Tıp Üniversitesi'nde öğrenciler sanal hasta simülasyonuyla eğitim alırken, BAE, 26 Ocak 2026 (Reuters)

Arap Körfezi'nde tablo farklı görünüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) veri merkezleri, yapay zeka ve dijital altyapı inşasına güçlü yatırımlar yaparak küresel ileri teknoloji merkezlerine dönüşmeyi hedefliyor.

Amazon Web Services (AWS) de dahil olmak üzere küresel şirketler Körfez bölgesindeki bulut altyapısı ve veri merkezlerine milyarlarca dolarlık yatırım açıkladı. Böylece onlarca yıl boyunca kamu ve idari istihdama dayanan Körfez ülkeleri, geleceğe yönelik net bir öngörü eşliğinde dijital dönüşümün ekonomilerini köklü biçimde değiştireceği bir sürecin eşiğinde.

Dünya bir ‘istihdam felaketi’ yaşamıyorsa da ‘kırılgan işler’ çağına gerçekten giriyor. Daha az istikrarlı ve güvenli işler, daha kaygılı kariyer yolları...

Mısır, Lübnan, Ürdün, Fas ve Tunus gibi ülkelerde ise kaygı daha özgül bir boyut kazanıyor. Bu ekonomiler farklı düzeylerde medya, çeviri, dış kaynak kullanımı, çağrı merkezi hizmetleri ve programlamaya dayanıyor. Bunların tümü yapay zekadan hızla etkilenebilecek sektörler.

Yapay zeka çağında insanın makineden duyduğu kaygı

Yapay zeka devrimi çerçevesinde dünyanın dört bir yanındaki insanların birçoğu işini kaybetmekten çok gerekli olduğu duygusunu yitirmekten korkuyor. Yani günümüzdeki korku artık yalnızca işsizlik korkusu değil, değer, statü ve toplumsal rol kaybı korkusu. Bir çevirmen, yazar, tasarımcı ya da programcı, yıllarca emek vererek öğrendiği becerilerin makineler tarafından saniyeler içinde yerine getirilebileceğini hissettiğinde ne olur?

Bu kaygılar yerinde olmasına karşın pek çok ekonomist halen dünyanın ‘çalışmanın sonuna değil, yeniden tanımlanmasına’ doğru ilerlediği görüşünde. Önceki sanayi devrimlerinin var olmayan yeni meslekler doğurduğu gibi yapay zeka da bugün hayal edilmesi güç fırsatlar ve sektörler açabilir.

dfergt
Çin'in güneyindeki Guangzhou şehrinde otomotiv şirketi XPENG’in merkez binasındaki sergi salonunda yürüyen yeni nesil Iron robotu, 5 Kasım 2025 (AFP)

Küresel yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey, üretken yapay zekanın (Generative AI) geniş çaplı eğitim ve yeniden beceri kazandırma yatırımlarıyla bir arada yürütülmesi halinde 2040 yılına kadar küresel iş gücü verimlilik büyümesine yıllık 0,1 ila 0,6 puan katkı sağlayabileceğini tahmin ediyor.

Ancak ekonomi her şeyi ölçemiyor. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) ve verimlilik güçlense bile en önemli insani soru olarak ‘çalışanlar bu yeni dünyada kendilerine bir yer bulabileceklerini hissedebilecek mi?’ sorusu yanıt beklemeye devam ediyor.

Dünya bir ‘istihdam felaketi’ yaşamıyorsa da ‘kırılgan işler’ çağına gerçekten giriyor. Daha az istikrarlı ve güvenli işler, daha kaygılı kariyer yolları, teknolojiyi elinde tutanlar ile piyasadan dışlanmamak için çabalayanlar arasında giderek genişleyen bir uçurum... Bu yüzden asıl soru, yapay zekayı nasıl durduracağımızdan ziyade ilerlemenin kendisinin insanlar arasında nasıl ek bir korku, endişe ve toplumsal eşitsizlik kaynağına dönüşmesini önleyeceğimiz olmalı.