Lübnan Papa’nın Haziran ziyaretine hazırlanıyor

Vatikan'dan bir heyet, Papa'nın ziyareti öncesinde hazırlıkları tamamlamak üzere Beyrut'a gitti

Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)
Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)
TT

Lübnan Papa’nın Haziran ziyaretine hazırlanıyor

Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)
Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)

Dünya Katoliklerinin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Francis, önümüzdeki 12-13 Haziran tarihlerinde Lübnan'ı ziyaret edecek. Çok sayıda Lübnanlı ekonomik kriz, pandemi ve Beyrut Limanı patlaması gibi yaşanan tüm zorlukların ardından Papa’nın ziyaretini umuda açılan bir kapı olarak görüyor.
Kamuoyunun dikkati mevcut aşamada önümüzdeki ayın ortasında yapılması planlanan parlamento seçimlerine odaklanmış gibi görünse de Lübnan ve Vatikan'daki resmi kurumlar arasında koordinasyon ve işbirliği kapsamında Papa'nın ziyareti için hazırlıklar başladı. Bu ayın ortasında, Lübnan Bakanlar Kurulu, Papa Francis'in ziyaretini organize etmek üzere Yüksek Komite Başkanlığına Turizm Bakanı Velid Nassar'ı atadı.
Maruni Patrikhanesi, Ulusal Komite’de Katolik Kilisesi’ni temsil etmek üzere Katolik Patrikler ve Piskoposlar Konseyi Yürütme Komitesi Başkanı Başpiskopos Mişel Avn’ı atadı.
Şarku'l Avsat’ın ulaştığı bilgiye göre, Vatikan'ın Beyrut Büyükelçiliği, Papa’nın gerçekleştireceği ziyaretinin program taslağını Vatikan'a gönderdi. 27 Nisan'da Vatikan'dan gelen bir heyet, programı yakından inceledi ve Papa'nın ziyaret edeceği yerlerde incelemelerde bulundu.
Şarku'l Avsat'a konuşan Bakan Nassar'a göre, medya, finans, lojistik ve güvenlik komiteleri ve diğer unsurlar olsun ziyareti organize etmek için çalışacak komiteler oluşumunu tamamlamış olacak.
Nassar, Papa'nın Lübnan ziyaretinin "mütevazı ve basit" olmasını istediğini açıkladı. Bu ziyaretin “milli ve manevi bir boyutu olacağını” söyleyen Papa diyalog, barış ve sevgi kültürünün hakim olması için çağrıda bulunacak. Lübnan halkı son yıllarda yaşadığı tüm zorluklardan sonra güçlü bir halk olduğunu kanıtladı. Başta liman patlaması olmak üzere tüm olumsuz gelişmelerden sonra Papa'nın ziyareti olumlu bir etki yaratacak."
Başpiskopos Avn, Lübnan halkına umut vermesi açısından bu ziyaretin önemli olduğunu söyledi. Avn, “Herkesin fark ettiği gibi, tüm ülkenin tehlikede olduğu bir zamanda gerçekleşen ziyarette Papa Lübnan'ın kimliği ve rolünün önemini vurguluyor. Uluslararası toplum bir arada yaşayan ve “medeniyetlerin etkileşimi” ülkesi olarak nitelenen Lübnan’ın yardımına koşmalı ve onu yalnız bırakmamalıdır.”
Avn Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Vatikan diplomasisi bu alanda, özellikle ülkeleri Lübnan'a her düzeyde yardım eli uzatmaya çağırmak açısından işini yapıyor.”
Başpsikopos’un açıklamalarına göre Papa, ziyaretinde yetkililerle yapacağı görüşmelerin yanı sıra dini makamlar ve tarikat başkanları ile bir toplantı gerçekleştirecek. Gençlerle de bir araya gelecek olan Papa, Beyrut Limanı’nda herhangi bir toplanma olmadan ayin yapacak.
Daha önce Lübnan'ı ziyaret etme arzusunu dile getiren 85 yaşındaki Papa Francis, son aylarda Lübnan'a ve halkına birkaç destek mesajı gönderdi.
Papa Francis geçen Aralık ayında Güney Kıbrıs'a yaptığı ziyarette Lübnan kriziyle ilgili "ciddi endişelerini" dile getirdi.
Maruni Kilisesi yetkililerine yaptığı konuşmada Papa Francis, "Lübnan'ı düşündüğümde, içinde bulunduğu kriz konusunda çok endişeleniyorum. Yorgun ve ıstırap çeken bir halkın acısını şiddetle ve acıyla hissediyorum. O ülkenin kalbinden yükselen barış arzusunu dualarıma taşıyorum” dedi.
Papa Francis, geçen Ağustos ayında yaptığı açıklamada Beyrut Limanı'ndaki patlamanın ardından uluslararası toplumu Lübnan için “somut girişimler” sunmaya çağırdı. Beyrut Limanı patlaması iki yüzden fazla kişinin ölümüne, 6 bin 500'den fazla kişinin yaralanmasına ve geniş çapta yıkıma neden oldu.
Paul VI, 1964 yılında Bombay'a giderken Lübnan'ı ziyaret eden ilk papaydı. Beyrut Uluslararası Havalimanı'nda elli dakika kadar bulundu. Lübnan'la ilgili güvenlik endişelerini dile getirdi.
1997'de Papa II. John Paul, "Lübnan için Yeni Bir Umut" başlıklı "Apostolik Nasihatı" sunmak için Beyrut'u ziyaret etti. Bu ziyaret, beraberindeki büyük halk toplantıları göz önüne alındığında "tarihi" olarak nitelendirildi. Ayrıca Papa Lübnan'ı "misyon ülkesi" ilan etti.
Papa'nın Lübnan'a yaptığı son ziyaret, Papa 16. Benedict'in Beyrut'u ziyaret ettiği ve Ortadoğu'da din özgürlüğü çağrısında bulunduğu 2012 yılına kadar uzanıyor.
Lübnan'ın 2017 sayımına göre 6 milyon 300 binlik nüfusunun  yüzde 27'si Sünni, yüzde 27'si Şii olmak üzere toplam yüzde 54'ünü Müslümanlar oluşturuyor. Toplumun 40.5'ini ise Hristiyanlar (Yüzde 21'i Maruni Katolik, yüzde 8'i Grek Ortodoks, yüzde 5'i Grek Katolik, yüzde 6.5'i diğer), yüzde 5.6'sını ise Dürziler oluşturuyor. Ülkede 18 ayrı dini grup resmi olarak tanınıyor.
Hristiyan kesim içinde en büyük bölüm Maruni Katoliklerden oluşuyor. Nüfus içinde yüzde 21’lik bir kesimi oluşturan (Katolik)  Marunilerden başka Lübnan’da Rum Ortodoks, Rum Katolik, Ermeni Ortodoks, Protestan Hristiyan gruplar da yaşıyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.