Suudi Arabistan-Fransa destek fonu Lübnan'da memnuniyetle karşılandı

Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari: Suudi Arabistan, ortaklarıyla birlikte, yardıma ihtiyacı olanların sıkıntılarını hafifleten her çabayı desteklemeye hazır.

Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)
Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)
TT

Suudi Arabistan-Fransa destek fonu Lübnan'da memnuniyetle karşılandı

Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)
Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)

Suudi Arabistan ve Fransa tarafından, Lübnan'ın özellikle büyük çöküntüler yaşadığı bir dönemde, ülkenin gıda güvenliği ve sağlık sektörüne destek için bir mutabakat zaptının imzalanması, Lübnanlı siyasi, ekonomik ve halk çevreleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Yardım aynı zamanda başta parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri olmak üzere ülkede önemli anayasal dönüşümlerin hemen öncesinde açıklandı. Lübnanlılar, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, Fransa'nın Beyrut Büyükelçisi Anne Grillo ve Lübnan'daki Fransız Kalkınma Ajansı’nin (AFD) Lübnan Direktörü GillesGran Pierre arasında düzenlenen imza törenini ilgiyle takip ettiler. ‘Suudi Arabistan-Fransa Lübnan Halkını Destekleme Fonu Çerçevesi’ adlı mutabakat muhtırası Lübnan'ın savunmasız nüfusunu desteklemeyi amaçlıyor.
Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, mutabakat muhtırasının imzalanmasıyla ilgili yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bu ortaklık Lübnan'daki insani yardım çalışmalarını en yüksek şeffaflık standartlarıyla desteklemeyi amaçlıyor. Fonun hedefi, gıda güvenliği, sağlık, eğitim, enerji, su ve iç güvenlik olmak üzere altı ana sektörü desteklemektir. Lübnan'a karşı görevlerimizi mezhep ayrımı yapmadan yerine getiriyoruz. Suudi Arabistan, fedakarlık dolu seçkin ve sadece insana değer veren bir ruhla çaba sarf ediyor. Suudi Arabistan Lübnan'da birçok insani proje hayata geçirdi. Bu destek, geçtiğimiz onlarca yıl içerisinde verilen desteğin devamı niteliğindedir. Suudi Arabistan, ortaklarıyla birlikte, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını hafifleten her çabayı desteklemeye hazır.”
Fransa’nın Beyrut Büyükelçisi Anne Grillo da mutabakatın imzalanması sırasında yaptığı konuşmada, Fransa'nın insani krizlerle karşı karşıya kalan Lübnan halkını desteklemek için Suudi Arabistan ile çalışmasının önemini vurguladı. Fransa’nın Beyrut Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada, mutabakat muhtırasının ‘insani yardım ve kalkınma alanlarında bazı projelerin uygulanması için yaklaşık 30 milyon euroluk mali destek sağladığı belirtildi. Açıklamada ayrıca anlaşmanın Fransa Dışişleri Bakanı ile Suudi mevkidaşı tarafından 28 Şubat'ta Paris'te verilen iki ülkenin Lübnan'daki yardıma muhtaç kişilere yönelik projeler için acil mali destek sağlaması sözünün uygulanmasında önemli bir adımı temsil ettiği vurgulandı. Bunun aynı zamanda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından 4 Aralık'ta Cidde'de kabul edilen yönergelere de uygun olduğunun altı çizildi.
Fon, önümüzdeki haftalarda ve aylarda sağlık, eğitim ve gıda başta olmak üzere hedeflenen alanlarda atılımlar olduğunu hissedecek olan Lübnan halkı için bir çıkış noktası teşkil ediyor.
Lübnan Parlamento Ekonomi Komisyonu Başkanı Milletvekili Yasin Cabir, konuya ilişkin Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Bu adım iki noktaya işaret ediyor. Birincisi, Lübnan'daki duruma Arap ülkeleri ve uluslararası tarafların ilgisinin boyutuna, ikincisi de Lübnan toplumunun bu yardıma gerçekten ihtiyacı olduğunun anlaşılmasına. Fonun şu an devreye sokulması, Suudi Arabistan'ın kardeş Arap ve dost ülkeler gibi Lübnan'ı terk etmeyeceği şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit ederken Arap ve Avrupa ülkeleri ortaklığındaki önemini yansıtıyor.
Lübnanlıların bu projeyi önemsemesinin Lübnan devletinin sorumluluklarından vazgeçeceği anlamına gelmediğinin altını çizen Cabir konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Sorunlarımızı ciddiyetle ele alarak, gerçek reform sürecini başlatarak ve özellikle seçim sonrası dönemde cüretkar kararlar alarak bu pozitifliğe ayak uydurarak güvenilirliğimizi kardeşlerimiz ve dostlarımız nezdinde kanıtlamamız gerekiyor.”
Beyrut Ticaret Odası Başkanı Muhammed Şukeyr de ‘Lübnan Halkını Destekleme Fonu'nun hayata geçirilmesinin daha önceki iyilik ve sevgi krallığına yabancı bir adım olmadığını’ belirtti. Şarku'l Avsat'a konuşan Şukeyr şunları “Lübnan bir Arap ülkesi ve öyle de kalacak. Arap köklerinden kopmayacak’ vurgusu yaptığı açıklamasında Lübnanlıların yakında karşılaşacağı olumlu etkilere işaretleşunları söyledi:
“Bu fonun önemi, Fransa ile gerçek ve etkin bir ortaklık içinde insani yardım alanlarını hedeflemesinde yatmaktadır. Lübnanlılar için en zor ve en tehlikeli aşamada gelen bu insani girişime Lübnan halkı minnettardır.”
Suudi Arabistan ve Fransa girişiminin Lübnan ve Körfez ülkeleri arasındaki siyasi atılımlardan ayrılamayacağını vurgulayan Lübnan-Körfez Ekonomik İlişkileri Geliştirme Otoritesi başkanı Elie Rizk de Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasının, Lübnan halkına destek kanallarının açılması için bir başlangıç teşkil ettiğini söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Rizk, Lübnan hükümetini, Lübnan'ın Suudi Arabistan'a yönelik uyuşturucu kaçakçılığının bir kanalı haline gelmemesi, Körfez’deki kardeş ülkelere yönelik saldırılar için bir başlangıç noktası halinde kalmaması ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) güvenliğini hedef alan, Arap ülkelerini tehdit eden milislerin eğitim merkezi olmaması için taahhütlerini yerine getirmeye çağırdı.
Lübnan’ın eski Başbakanı Fuad Sinyora da Suudi Arabistan ile Fransa arasında imzalanan mutabakattan çok şey beklediğini söyledi. Bunun Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Yemen büyükelçilerinin Lübnan'a dönüşü gibi atılan güzel adımlardan biri olduğunu belirten Sinyora sözlerine şöyle devam etti:
“Bu, takdir ettiğimiz ve en iyisini umduğumuz bir adım. Anlaşmanın önemi, Suudi Arabistan ve Fransa'nın Lübnan’daki kurumlara yardım sağlama konusunda iş birliği yaptıklarını göstermesinde yatıyor. Bu adım aynı zamanda Lübnan’ın tüm bölgelerindeki hayat şartları ve sosyal koşullara olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Bu anlaşmanın Lübnan'a gelen ilk kırlangıç olduğunu düşünüyorum. Kırlangıçlar genellikle baharın başında gelir. Bu yüzden, Allah'ın izniyle bu kırlangıcın, gelecek yıllarda da gelmeye devam etmesini umuyorum.”
Lübnan'da Demokratik Buluşma Bloğu Milletvekili Nehme Tohme de Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi el-Buhari’nin ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin büyükelçilerinin Lübnan'a dönüşünden bu yana ülkesinin, özellikle insani ve sosyal düzeyde olumlu gelişmelere tanık olmaya başladığını söyledi.
Tohme sözlerini şöyle sürdürdü:
“Lübnan ile Suudi Arabistan arasında ilişkilerin en iyi şekilde kurulmasından başka seçenek yok. İki ülke arasındaki ilişkileri 1970’li yıllarından bu yana dikkatle takip ediyorum. Bu yüzden Suudi Arabistan’ın, Lübnan’ın içinden geçtiği tüm aşamalarda, koşullarda ve sıkıntılarda onun ana destekçisi olduğunu ve olmaya devam ettiğini söyleyebilirim.”
Büyükelçi Buhari’nin Suudi Arabistan-Fransa destek fonunu açıklamasını, Suudi Arabistan’ın Lübnan'ın güvenliği, istikrarı ve refahı konusundaki tarihi duyarlılığının açık kanıtı olarak değerlendiren Tohme açıklamasının devamında “Bu, Riyad'ın Lübnan’ı asla terk etmediğini teyit eden insani bir adımdır” dedi. Suudi Arabistan’ın Lübnan’da insani yardım, sağlık, eğitim ve sosyal alanlardaki desteğinde daha fazla adım atmasını beklediğini söyleyen Tohme, Lübnan'ın, halkının yaşadığı zorlu krizler ve devletin ve devlet kurumlarının dağılması nedeniyle bu fona oldukça ihtiyacı olduğunu vurguladı.



İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.


Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
TT

Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’a yakın kaynaklar, dün akşam Zintan kentinde yaşanan silahlı çatışmalar sırasında Seyfülislam’ın hayatını kaybettiğini duyurdu. Kentte meydana gelen olayların ardından ölümünün koşullarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtildi.

rgtbhyjuk

Seyfülislam Kaddafi’nin üvey kardeşi Muhammed Kaddafi, kendisine ait olduğu belirtilen Facebook hesabından yaptığı paylaşımla, dün akşam yaşanan ölümü doğruladı. Muhammed Kaddafi paylaşımında, “Kardeşin kaybı çok acı. Bu musibetin ağırlığını kelimeler tarif etmekte yetersiz kalıyor. Onu Allah’a emanet ediyor, rahmetiyle kuşatmasını ve bize sabır ve metanet vermesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Muhammed Kaddafi ayrıca, “Kardeşimin kaybından duyduğumuz üzüntüyü ailemiz ve sevdiklerimizle paylaşırken, Allah’tan vatanımızı her kaybın ardından telafi etmesini, tüm Libyalılara sabır ve teselli vermesini, bu anların ayrışma ve çekişmeye değil, sağduyuya ve merhamete vesile olmasını diliyoruz” dedi.

Seyfülislam’ın çatışmalar sırasında öldürüldüğü yönündeki anlatımlar ağırlık kazanırken, Muhammed Kaddafi, kardeşinin ‘ani bir felç sonucu’ hayatını kaybettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı bir siyasetçi, Seyfülislam’ın ölümünün “Libya’da yeni bir kan dökülmesi sürecinin önünü açacağı, kaosu artıracağı ve ulusal uzlaşmaya dair tüm umutları sona erdireceği” değerlendirmesinde bulundu.

Seyfülislam’ın avukatı Halid ez-Zaidi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ölümü doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Öte yandan, Seyfülislam’ın Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndaki temsilcisi Abdullah Osman, Seyfülislam’ın dün akşam ülkenin batısında yaşanan kanlı çatışmaların ardından hayatını kaybettiğini teyit etti.

Bu gelişme, zaten karmaşık olan Libya siyasi tablosunda ani ve köklü bir değişime işaret ediyor. Zira Seyfülislam Kaddafi, temsilcileri aracılığıyla, Başkanlık Konseyi tarafından yürütülen ‘ulusal uzlaşı’ sürecinin etkili aktörlerinden biri olarak görülüyordu.

rbhyju

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı 444. Muharebe Tugayı, Zintan kentinde yaşanan çatışmalar ve Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğüne ilişkin haberlerle herhangi bir bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları ‘kesin bir dille’ yalanladı.

Tugaydan yapılan açıklamada, “444. Muharebe Tugayı’nın Zintan kenti içinde ya da coğrafi çevresinde herhangi bir askeri varlığı veya saha konuşlanması bulunmamaktadır. Ayrıca Seyfülislam Kaddafi’nin takibine yönelik tugaya verilmiş herhangi bir talimat ya da emir söz konusu değildir. Bu tür bir görev, askeri ya da güvenlik sorumluluklarımız arasında yer almamaktadır” denildi.

Açıklamada, tugayın Zintan’da yaşananlarla ilgisi olmadığı vurgulanarak, “Orada meydana gelen çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir bağımız yoktur” ifadesi kullanıldı.

444. Muharebe Tugayı, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına da çağrıda bulunarak, bilgilerin aktarımında titiz davranılmasını, resmî açıklamalara dayanılmasını ve ‘kafa karışıklığı yaratmayı, kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan söylentilere’ itibar edilmemesini istedi.

Seyfülislam Kaddafi, Muammer Kaddafi’nin ikinci oğluydu ve iktidara geri dönme arayışında olan tek oğul olarak öne çıkıyordu. Ancak 2011’deki ‘devrim’ sırasında, aralarında ülkenin ulusal güvenlik danışmanlığı görevini yürüten Mutasım Billah’ın da bulunduğu üç kardeşi gibi hayatını kaybetti.

ujuj

Kaddafi rejiminin son sözcüsü Musa İbrahim de Seyfülislam Kaddafi’nin ölümünü duyurarak, “Onu haince öldürdüler. O, tüm halkı için birleşik, egemen ve güvenli bir Libya istiyordu. Bir umudu ve geleceği katlettiler, kin ve nefreti ektiler” ifadelerini kullandı.

Musa İbrahim, bunun arkasındaki amacın ‘daha fazla kan dökülmesi, Libya’nın bölünmesi ve ulusal birlik yönündeki her türlü projenin yok edilmesi’ olduğunu savundu.

Açıklamasında, “Seyfülislam’la iki gün önce konuşmuştum; onun gündeminde sadece huzurlu bir Libya ve güvende yaşayan Libyalılar vardı. Filistin ve ümmetin davalarına destek için yazdı ve açıklamalar yaptı. Buna karşın, ülkeyi yöneten ve yabancılar tarafından iktidara getirilenler sessiz kaldı” diyen Musa İbrahim, sözlerini şöyle tamamladı: “Onun en güçlü aday ve ülke genelinde en geniş tabana sahip isim olduğunu biliyorlardı.”

Seyfülislam Kaddafi, Trablus’un 160 kilometre güneybatısında bulunan Zintan kentinde, sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamını sürdürüyordu. Yaklaşık 10 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmayan Seyfülislam, 2021’de yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurusu yapana kadar gözlerden uzak kaldı. Bu süreçte Zintan ile Libya’nın güneyindeki bazı kentler arasında gidip geldiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW), geçtiğimiz haziran ayında Libya’daki adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve yetkililerden ‘Seyfülislam’ın tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesini’ talep etmişti.

Seyfülislam’ın öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, Zintan ve ülkenin kuzeybatısındaki Beni Velid kentlerinde silahlı ve sivil kalabalıkların toplandığı bildirildi. Bu gelişmeler, 444. Muharebe Tugayı’nın suikasta karıştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde yaşandı.

Çatışmalar sırasında, Seyfülislam Kaddafi’nin yakın koruması Tuğgeneral el-Acmi el-Uteyri’nin yaralandığına dair bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Öte yandan, Zintan’daki bazı yerel güçlerin Seyfülislam’a yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşandı. 12 Ocak’ta, ‘kendisine atfedilen suçların zaman aşımına uğramadığı’ gerekçesiyle adalete teslim edilmesi yönünde çağrılar yapıldığı ve bunun kentte bölünmeye yol açtığı belirtildi.

Zintan kentini kontrol eden silahlı gruplardan biri olan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı, Doğu Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan genel af yasası uyarınca Seyfülislam’ı Haziran 2017’de serbest bırakmıştı. Tugayın, Seyfülislam’ı yaklaşık 10 yıl boyunca gözetimi altında tuttuğu, 2021’de seçimlere adaylık başvurusunda bulunmasıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıktığı kaydedildi.