Suudi Arabistan-Fransa destek fonu Lübnan'da memnuniyetle karşılandı

Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari: Suudi Arabistan, ortaklarıyla birlikte, yardıma ihtiyacı olanların sıkıntılarını hafifleten her çabayı desteklemeye hazır.

Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)
Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)
TT

Suudi Arabistan-Fransa destek fonu Lübnan'da memnuniyetle karşılandı

Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)
Fransa Büyükelçisi Grillo, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Buhari’nin de katıldığı imza töreninde konuşma yaptı. (NNA)

Suudi Arabistan ve Fransa tarafından, Lübnan'ın özellikle büyük çöküntüler yaşadığı bir dönemde, ülkenin gıda güvenliği ve sağlık sektörüne destek için bir mutabakat zaptının imzalanması, Lübnanlı siyasi, ekonomik ve halk çevreleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Yardım aynı zamanda başta parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri olmak üzere ülkede önemli anayasal dönüşümlerin hemen öncesinde açıklandı. Lübnanlılar, Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, Fransa'nın Beyrut Büyükelçisi Anne Grillo ve Lübnan'daki Fransız Kalkınma Ajansı’nin (AFD) Lübnan Direktörü GillesGran Pierre arasında düzenlenen imza törenini ilgiyle takip ettiler. ‘Suudi Arabistan-Fransa Lübnan Halkını Destekleme Fonu Çerçevesi’ adlı mutabakat muhtırası Lübnan'ın savunmasız nüfusunu desteklemeyi amaçlıyor.
Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, mutabakat muhtırasının imzalanmasıyla ilgili yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bu ortaklık Lübnan'daki insani yardım çalışmalarını en yüksek şeffaflık standartlarıyla desteklemeyi amaçlıyor. Fonun hedefi, gıda güvenliği, sağlık, eğitim, enerji, su ve iç güvenlik olmak üzere altı ana sektörü desteklemektir. Lübnan'a karşı görevlerimizi mezhep ayrımı yapmadan yerine getiriyoruz. Suudi Arabistan, fedakarlık dolu seçkin ve sadece insana değer veren bir ruhla çaba sarf ediyor. Suudi Arabistan Lübnan'da birçok insani proje hayata geçirdi. Bu destek, geçtiğimiz onlarca yıl içerisinde verilen desteğin devamı niteliğindedir. Suudi Arabistan, ortaklarıyla birlikte, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını hafifleten her çabayı desteklemeye hazır.”
Fransa’nın Beyrut Büyükelçisi Anne Grillo da mutabakatın imzalanması sırasında yaptığı konuşmada, Fransa'nın insani krizlerle karşı karşıya kalan Lübnan halkını desteklemek için Suudi Arabistan ile çalışmasının önemini vurguladı. Fransa’nın Beyrut Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada, mutabakat muhtırasının ‘insani yardım ve kalkınma alanlarında bazı projelerin uygulanması için yaklaşık 30 milyon euroluk mali destek sağladığı belirtildi. Açıklamada ayrıca anlaşmanın Fransa Dışişleri Bakanı ile Suudi mevkidaşı tarafından 28 Şubat'ta Paris'te verilen iki ülkenin Lübnan'daki yardıma muhtaç kişilere yönelik projeler için acil mali destek sağlaması sözünün uygulanmasında önemli bir adımı temsil ettiği vurgulandı. Bunun aynı zamanda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından 4 Aralık'ta Cidde'de kabul edilen yönergelere de uygun olduğunun altı çizildi.
Fon, önümüzdeki haftalarda ve aylarda sağlık, eğitim ve gıda başta olmak üzere hedeflenen alanlarda atılımlar olduğunu hissedecek olan Lübnan halkı için bir çıkış noktası teşkil ediyor.
Lübnan Parlamento Ekonomi Komisyonu Başkanı Milletvekili Yasin Cabir, konuya ilişkin Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Bu adım iki noktaya işaret ediyor. Birincisi, Lübnan'daki duruma Arap ülkeleri ve uluslararası tarafların ilgisinin boyutuna, ikincisi de Lübnan toplumunun bu yardıma gerçekten ihtiyacı olduğunun anlaşılmasına. Fonun şu an devreye sokulması, Suudi Arabistan'ın kardeş Arap ve dost ülkeler gibi Lübnan'ı terk etmeyeceği şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit ederken Arap ve Avrupa ülkeleri ortaklığındaki önemini yansıtıyor.
Lübnanlıların bu projeyi önemsemesinin Lübnan devletinin sorumluluklarından vazgeçeceği anlamına gelmediğinin altını çizen Cabir konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Sorunlarımızı ciddiyetle ele alarak, gerçek reform sürecini başlatarak ve özellikle seçim sonrası dönemde cüretkar kararlar alarak bu pozitifliğe ayak uydurarak güvenilirliğimizi kardeşlerimiz ve dostlarımız nezdinde kanıtlamamız gerekiyor.”
Beyrut Ticaret Odası Başkanı Muhammed Şukeyr de ‘Lübnan Halkını Destekleme Fonu'nun hayata geçirilmesinin daha önceki iyilik ve sevgi krallığına yabancı bir adım olmadığını’ belirtti. Şarku'l Avsat'a konuşan Şukeyr şunları “Lübnan bir Arap ülkesi ve öyle de kalacak. Arap köklerinden kopmayacak’ vurgusu yaptığı açıklamasında Lübnanlıların yakında karşılaşacağı olumlu etkilere işaretleşunları söyledi:
“Bu fonun önemi, Fransa ile gerçek ve etkin bir ortaklık içinde insani yardım alanlarını hedeflemesinde yatmaktadır. Lübnanlılar için en zor ve en tehlikeli aşamada gelen bu insani girişime Lübnan halkı minnettardır.”
Suudi Arabistan ve Fransa girişiminin Lübnan ve Körfez ülkeleri arasındaki siyasi atılımlardan ayrılamayacağını vurgulayan Lübnan-Körfez Ekonomik İlişkileri Geliştirme Otoritesi başkanı Elie Rizk de Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasının, Lübnan halkına destek kanallarının açılması için bir başlangıç teşkil ettiğini söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Rizk, Lübnan hükümetini, Lübnan'ın Suudi Arabistan'a yönelik uyuşturucu kaçakçılığının bir kanalı haline gelmemesi, Körfez’deki kardeş ülkelere yönelik saldırılar için bir başlangıç noktası halinde kalmaması ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) güvenliğini hedef alan, Arap ülkelerini tehdit eden milislerin eğitim merkezi olmaması için taahhütlerini yerine getirmeye çağırdı.
Lübnan’ın eski Başbakanı Fuad Sinyora da Suudi Arabistan ile Fransa arasında imzalanan mutabakattan çok şey beklediğini söyledi. Bunun Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Yemen büyükelçilerinin Lübnan'a dönüşü gibi atılan güzel adımlardan biri olduğunu belirten Sinyora sözlerine şöyle devam etti:
“Bu, takdir ettiğimiz ve en iyisini umduğumuz bir adım. Anlaşmanın önemi, Suudi Arabistan ve Fransa'nın Lübnan’daki kurumlara yardım sağlama konusunda iş birliği yaptıklarını göstermesinde yatıyor. Bu adım aynı zamanda Lübnan’ın tüm bölgelerindeki hayat şartları ve sosyal koşullara olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Bu anlaşmanın Lübnan'a gelen ilk kırlangıç olduğunu düşünüyorum. Kırlangıçlar genellikle baharın başında gelir. Bu yüzden, Allah'ın izniyle bu kırlangıcın, gelecek yıllarda da gelmeye devam etmesini umuyorum.”
Lübnan'da Demokratik Buluşma Bloğu Milletvekili Nehme Tohme de Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi el-Buhari’nin ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin büyükelçilerinin Lübnan'a dönüşünden bu yana ülkesinin, özellikle insani ve sosyal düzeyde olumlu gelişmelere tanık olmaya başladığını söyledi.
Tohme sözlerini şöyle sürdürdü:
“Lübnan ile Suudi Arabistan arasında ilişkilerin en iyi şekilde kurulmasından başka seçenek yok. İki ülke arasındaki ilişkileri 1970’li yıllarından bu yana dikkatle takip ediyorum. Bu yüzden Suudi Arabistan’ın, Lübnan’ın içinden geçtiği tüm aşamalarda, koşullarda ve sıkıntılarda onun ana destekçisi olduğunu ve olmaya devam ettiğini söyleyebilirim.”
Büyükelçi Buhari’nin Suudi Arabistan-Fransa destek fonunu açıklamasını, Suudi Arabistan’ın Lübnan'ın güvenliği, istikrarı ve refahı konusundaki tarihi duyarlılığının açık kanıtı olarak değerlendiren Tohme açıklamasının devamında “Bu, Riyad'ın Lübnan’ı asla terk etmediğini teyit eden insani bir adımdır” dedi. Suudi Arabistan’ın Lübnan’da insani yardım, sağlık, eğitim ve sosyal alanlardaki desteğinde daha fazla adım atmasını beklediğini söyleyen Tohme, Lübnan'ın, halkının yaşadığı zorlu krizler ve devletin ve devlet kurumlarının dağılması nedeniyle bu fona oldukça ihtiyacı olduğunu vurguladı.



İsrail, Gazze’de evlere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir ortamda 5 Hamas güvenlik gücünü öldürdü

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
TT

İsrail, Gazze’de evlere yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir ortamda 5 Hamas güvenlik gücünü öldürdü

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler, 23 Mayıs 2026 (AP)

İsrail ordusunun bugün öğle saatlerinde, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan Cibaliye Mülteci Kampı yakınlarındaki et-Tuam bölgesinde, daha önce güvenlik noktası olarak kullanılan bir alanı hedef alan hava saldırısında 6 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından düzenlenen saldırıda 5 kişi olay yerinde yaşamını yitirirken, aralarında bölgede bulunan sivillerin de olduğu yaklaşık 11 kişi yaralandı. Yaralıların tamamı Şifa Hastanesi ile Filistin Kızılayı’na ait sahra hastanesine kaldırıldı. Bazı yaralıların durumunun ağır olduğu, bu nedenle can kaybının artabileceği bildirildi.

Hamas’a bağlı İçişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenler arasında kendilerine bağlı polis müdahale gücü mensubu görevlilerin de bulunduğunu açıkladı. Bakanlık ayrıca, İsrail’i saldırıyı düzenleyerek bölgede kaos yaratmayı amaçlamakla ve daha önce de sivil polisler ile güvenlik personelini hedef alan operasyonlarını sürdürmekle suçladı.

 Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını inceleyen Filistinliler (AFP)

Bölgedeki saha kaynaklarının Şarku’l Avsat’a aktardığı bilgilere göre, söz konusu kişiler sürekli olarak ‘17 Numaralı Nokta’ ya da ‘Rantisi’ olarak bilinen bölgede bulunuyordu. Kaynaklar, geniş alanın büyük bölümünün yerinden edilen siviller için barınma alanına dönüştüğünü, alternatif bir yer bulunamadığı için kampların burada kurulduğunu belirtti. Polis unsurlarının ise sivil yerleşim alanından ayrı bir noktada konuşlandığı ve bunun bölge sakinlerinin güvenliğini korumayı amaçladığı ifade edildi.

Kaynaklar, saldırıda ölen ve yaralanan bazı kişilerin, dün öğle saatlerinde Şucaiye bölgesinde bir polis aracına düzenlenen benzer bir saldırıya da maruz kaldığını, ancak o saldırıda fırlatılan füzenin patlamadığını, sadece küçük bir şarapnel parçasının isabet etmesi sonucu bir sivilin hafif yaralandığını aktardı.

Bu gelişmeyle birlikte, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesin ardından İsrail’in öldürdüğü Hamas’a bağlı polis ve güvenlik personelinin sayısının 35’i aştığı, toplam can kaybının ise 895’in üzerine çıktığı bildirildi.

Öte yandan, bugün öğle saatlerinden önce İsrail’e ait bir İHA’nın Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde motosiklet kullanan bir Filistinliyi hedef aldığı, saldırıda söz konusu kişinin ağır yaralandığı ve yoldan geçen 3 sivilin de farklı derecelerde yaralandığı belirtildi. Saha kaynaklarına göre hedef alınan kişinin Hamas’a bağlı bir aktivist olduğu ifade edildi.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazına bakan bir Filistinli ve kızı (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazına bakan bir Filistinli ve kızı (AFP)

Bu sabah, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye el-Beled bölgesinde İHA’ların Filistinlileri hedef aldığı iki ayrı olayda 3 kişi yaralandı. Aynı saatlerde İsrail güçlerinin ‘sarı hat’ olarak bilinen sınır hattının her iki tarafında, özellikle Han Yunus’ta yoğun yıkım operasyonları gerçekleştirdiği bildirildi.

Artan gerilimin, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki kamplarda oldukça zorlu bir gecenin ardından geldiği aktarıldı. İsrail ordusunun yerleşim bloklarına yönelik tahliye emirleri verdiği, ardından el-Bureyc ve Nuseyrat mülteci kamplarında iki ayrı konut bloğunun hedef alındığı, bazı binalarda ise ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

Son günlerde İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan konut bloklarına yönelik saldırılarını artırdığı, bu bölgelerin savaşın önceki aşamalarına kıyasla daha az zarar görmüş alanlar olduğu ifade edildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, yaşananları ‘sivillerin evlerinin bombalanması ve insanların yerinden edilmesini içeren suçlar ve sürekli ihlaller’ olarak nitelendirerek bunun, arabulucuların gözetiminde varılan mutabakat ve anlaşmalara açık bir darbe olduğunu söyledi. Kasım, İsrail’i sahadaki eylemleriyle Gazze halkına dayatmalarda bulunmak, bombardıman, yıkım ve sivil bölgelerde ilerleyiş yoluyla baskıyı artırmakla suçladı.

Kasım ayrıca, “Yaşananlar münferit ihlaller değil, sistematik bir saldırı ve arabuluculuk süreçlerine açık bir saygısızlıktır; iki milyondan fazla insana yönelik kuşatma, aç bırakma ve öldürme politikalarının devamıdır” ifadelerini kullandı. Kasım, arabuluculara ve Şarm eş-Şeyh anlaşması sürecine dahil olan taraflara acil müdahale çağrısı yaparak, bu ihlallerin durdurulmasını ve İsrail’in yükümlülüklerine uymaya zorlanmasını talep etti.


ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Hazine Bakanlığı’nın Hizbullah ile bağlantılı Lübnanlı ve İranlı isimlere yönelik son yaptırımları, önceki benzer kararlar gibi yalnızca siyasi bir adım olarak değerlendirilmedi. Söz konusu yaptırımların, 29 Mayıs’ta Washington’da yapılması planlanan ve Güney Lübnan’daki güvenlik durumunun geleceği ile Lübnan devletinin yasa dışı silahların kontrolündeki rolünün ele alınmasının beklendiği güvenlik toplantısı öncesinde, Lübnan devleti ile askeri kurumlarına doğrudan mesaj niteliği taşıdığı yorumları yapıldı.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklanan yaptırımlar, ilk kez resmi güvenlik kurumlarında görev yapan subayların hedef alınmasıyla dikkat çekti. Bu gelişme, Washington yönetiminin Hizbullah ve siyasi müttefiklerine yönelik baskı aşamasından çıkarak doğrudan resmî kurumlara uyarı verme ve hükümet ile güvenlik kararlarının uygulanmasında herhangi bir ihmal ya da engellemeye karşı mesaj gönderme aşamasına geçtiği şeklinde değerlendirildi.

Lübnan tarafından resmi bir açıklama yapılmazken, bakanlık kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, yaptırımların zamanlamasının ‘soru işaretleri doğurduğunu’ belirtti. Kaynaklar, “Böyle bir adıma işaret eden herhangi bir atmosfer yoktu, ancak ABD Hazine Bakanlığı’nın kendi değerlendirmeleri var” ifadesini kullanırken, söz konusu yaptırımların müzakere sürecine olumsuz yansıyabileceğini kaydetti.

ABD’nin mesajı: Siyasi karar yeterli değil... Önemli olan uygulama

Yaptırımların, Lübnan ile ABD arasında Washington’da yapılacak güvenlik toplantısından yalnızca birkaç gün önce açıklanması dikkat çekti. Bu süreçte uluslararası toplumun, silahların yalnızca devletin kontrolünde olması yönündeki taahhütlerini yerine getirmesi için Lübnan üzerindeki baskıyı artırdığı belirtiliyor.

Washington yönetimi, ordu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nde görev yapan subayları hedef alarak, sorunun artık yalnızca Lübnan hükümeti içinde siyasi bir kararın varlığıyla sınırlı olmadığını, asıl meselenin yürütme ve güvenlik kurumlarının bu kararları sahada ne ölçüde uygulayabildiği olduğunu ortaya koymak istedi. Meşrık Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Sami Nadir, yaptırımların Lübnan kurumları içindeki ‘derin devleti’ hedef aldığını söyledi. Nadir, Washington açısından sorunun artık sadece siyasi karar eksikliği değil, bu kararların güvenlik ve askeri kurumlar içinde fiilen uygulanmaması olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nadir, ABD’nin yaptırımlar yoluyla Lübnan hükümetinin belirli dönemlerde güvenlik yükümlülükleri ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıyla ilgili kararlar aldığını, Lübnan ordusunun da uygulama planları hazırladığını kabul ettiğini belirtti. Ancak Nadir’e göre, Amerikan değerlendirmesi bu kararların devlet içindeki bazı unsurlar tarafından yavaşlatıldığı veya engellendiği, bunun da Hizbullah’ın resmî kurumlar içindeki nüfuzunun sürmesine imkân tanıdığı yönünde.

İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)

Nadir, yaptırımların öneminin yalnızca Hizbullah’ın siyasi çevresini hedef almakla sınırlı kalmamasından kaynaklandığını belirterek, bunun aynı zamanda güvenlik ve askeri karar alma mekanizmaları içinde nüfuz bulunduğuna yönelik doğrudan bir suçlama anlamı taşıdığını söyledi. Nadir’e göre Washington, sorunun artık Bakanlar Kurulu’nda karar alınması değil, kararların yayımlanmasının ardından bunların uygulanmasından sorumlu güvenlik ve yürütme kurumlarında yaşanan süreç olduğunu vurguluyor.

Nadir, “İlk kez resmi görevdeki subayların hedef alınması büyük siyasi ve güvenlik anlamı taşıyor. Çünkü bu durum, bazı kurumlar içinde güvenlik durumunun kontrol altına alınması veya hükümet kararlarının uygulanmasına ilişkin görevlerin yerine getirilmesini engelleyen unsurlar bulunduğuna dair Amerikan kanaatini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Bu çerçevede yaptırımların, Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan yönetimine yönelik baskıyı artırmayı amaçlayan kademeli Amerikan stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Nadir, bunun ‘uygulama mekanizmasını serbest bırakma’ amacı taşıdığını ve Lübnan devletini kararların uygulanması ile ‘Hizbullah’ın silahları dosyası’ konusunda daha net taahhütler vermeye zorlamayı hedeflediğini söyledi.

Yaptırımların ayrıntıları: Subaylar, milletvekilleri ve İran Büyükelçisi

Yaptırımlar kapsamında Beyrut’taki İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani de yer aldı. Ayrıca Hizbullah milletvekilleri Hasan Fadlallah, İbrahim Musevi ve Hüseyin Hac Hasan ile eski bakan Muhammed Finiş yaptırım listesine dahil edildi.

Liste, Emel Hareketi’nden iki üst düzey ismi de kapsadı: Ahmed Baalbeki ve Ali es-Safavi. Bunun yanı sıra, Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Tuğgeneral Hattar Nasıruddin ile Askerî İstihbarat Müdürlüğü Dahiye Şubesi Başkanı Albay Samir Hamade de yaptırımlara hedef oldu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)

ABD Hazine Bakanlığı, yaptırım listesinde yer alan kişilerin ‘Lübnan’daki parlamento, ordu ve güvenlik kurumlarının içine sızmış durumda’ olduklarını belirterek, bu isimlerin Hizbullah’ın devlet kurumları içindeki nüfuzunu korumaya çalışmak ve barış sürecini engellemekle suçlandığını açıkladı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise Hizbullah’ın ‘terör örgütü’ olduğunu ve tamamen silahsızlandırılması gerektiğini vurguladı. Bessent, Washington’un, örgütün şiddet faaliyetlerini sürdürmesine ve kalıcı barışın önlenmesine imkân tanıyan yetkilileri hedef almaya devam edeceğini ifade etti.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Hizbullah’ın finansal ağlarını bozacak bilgilere ulaşılması karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurdu. Bu adımın, Washington’un önümüzdeki dönemde siyasi, mali ve güvenlik alanlarındaki baskıyı daha da artırma niyetinin bir göstergesi olduğu değerlendiriliyor.

Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nün yanıtı: Devlete bağlılığın teyidi

ABD’nin suçlamalarına karşılık olarak Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü, yayımladıkları açıklamalarla hızlı bir şekilde yanıt verdi. Açıklamalarda ‘sadakatin kuruma ve vatana olduğu’ vurgulandı.

Lübnan Ordu Komutanlığı, tüm subay ve askerlerin ‘ulusal görevlerini tam bir profesyonellik ve sorumlulukla yerine getirdiğini’ belirtti. Ordunun açıklamasında, personelin sadakatinin yalnızca ‘askeri kuruma ve vatana’ olduğu ifade edilerek, görevlerin herhangi bir baskı ya da dış etki olmaksızın yerine getirildiği kaydedildi.

Genel Güvenlik Müdürlüğü de yaptığı açıklamada, subay ve personeline tam güven duyduğunu belirtti. Kurum, çalışanların yasa ve yönetmeliklere bağlılıkla görev yaptığını ve ‘herhangi bir dış dayatma ya da baskıdan uzak’ şekilde hareket ettiğini vurguladı. Açıklamada ayrıca, tespit edilecek herhangi bir ihlalin yasal ve adli soruşturmaya tabi tutulacağı ifade edildi.

Hizbullah ve Emel: Yaptırımlar devlete yönelik sindirme ve baskı

Hizbullah, ABD’nin uyguladığı yaptırımları ‘Lübnan halkını korkutmaya yönelik bir Amerikan girişimi ve devletin egemenliği ile güvenlik kurumlarına yönelik bir saldırı’ olarak değerlendirdi.

Hizbullah, yaptırımların kendi tercihlerini etkilemeyeceğini vurgulayarak, resmi görevdeki subayların hedef alınmasını ‘güvenlik kurumlarını Amerikan vesayetinin koşullarına boyun eğdirmeye yönelik açık bir girişim’ olarak nitelendirdi.

Emel Hareketi ise kendisine yakın isimleri kapsayan yaptırımların ‘kabul edilemez’ olduğunu belirterek, bunun hareketin siyasi rolünü ve devlet içindeki konumunu hedef aldığını ifade etti.

Hizbullah Meclis Grubu da milletvekilleri ve subaylara yönelik yaptırımları kınayarak, bunların Lübnan içişlerine doğrudan müdahale niteliği taşıdığını ve devlet kurumlarına baskı kurarak Amerikan taleplerine uyum sağlamaya zorlamayı amaçladığını savundu.


Lübnan: İsrail'in 24 saat içinde düzenlediği iki saldırıda 6 sağlık görevlisi hayatını kaybetti

İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
TT

Lübnan: İsrail'in 24 saat içinde düzenlediği iki saldırıda 6 sağlık görevlisi hayatını kaybetti

İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün , son 24 saat içinde İsrail’in ülkenin güneyine düzenlediği iki hava saldırısında sağlık alanında çalışan 6 Lübnanlının hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık, saldırıları kınayarak uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi.

Bakanlık açıklamasına göre, İsrail’in gece saatlerinde başlayıp cuma sabahına kadar süren saldırılarında Güney Lübnan’daki Hanaviye beldesinde “Sağlık Kurumu”na bağlı 4 sağlık görevlisi yaşamını yitirdi.

Ayrıca İsrail’in dün sabah düzenlediği bir başka saldırıda, Deyr Kanun en-Nehr bölgesinde “Er-Risale” Derneği’ne bağlı iki sağlık görevlisinin öldüğü bildirildi.

İsrail ordusu ise Hanaviye’deki olayla ilgili açıklamasında, Hizbullah’a ait altyapı noktalarının ve bölgede bulunan silahlı unsurların hedef alındığını duyurdu. Deyr Kanun en-Nehr’deki saldırıyla ilgili olarak da bölgede motosiklet kullanan iki Hizbullah mensubunun tespit edilerek vurulduğunu öne sürdü.

Her iki olayda da İsrail ordusu, saldırılarda hedef alınmayan ve bölgede çatışmaya katılmayan bazı kişilerin zarar gördüğü yönündeki iddiaları araştırdığını açıkladı. Açıklamada ayrıca sivillerin zarar görmesini azaltmak amacıyla bölge halkına tahliye uyarısı yapıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan bir videoda, Deyr Kanun en-Nehr’de sarı yelekli iki kişinin yol kenarında yaralı bir kişiye müdahale ettiği görülüyor. Ambulansın olay yerine yaklaşmasının ardından büyük bir patlama meydana gelirken, iki sağlık görevlisinin yerde hareketsiz yattığı görüntülere yansıdı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre görüntülerin çekildiği yerin Deyr Kanun en-Nehr’in batı kesimi olduğu, bina, ağaç ve yol düzenini bölgeye ait arşiv görüntüleriyle karşılaştırarak doğruladı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, Deyr Kanun en-Nehr’deki saldırıda sağlık görevlileri ve Suriyeli bir çocuğun da aralarında bulunduğu toplam 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Kasaba bu hafta içinde düzenlenen başka bir hava saldırısında da 14 kişinin yaşamını yitirdiği bir saldırıya sahne olmuştu. Bu saldırının, geçen ay ilan edilen kırılgan ateşkesten bu yana düzenlenen en şiddetli hava saldırısı olduğu belirtiliyor.

Lübnan’da 2 Mart’tan bu yana, Hizbullah’ın İran’a yönelik Amerikan-İsrail savaşıyla eş zamanlı olarak İsrail’e saldırılar başlatmasının ardından hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bin 100’ü geçtiği ifade edildi.

Sağlık Bakanlığı’nın bugün yayımladığı verilere göre ölenler arasında 123 sağlık çalışanı, 210’dan fazla çocuk ve yaklaşık 300 kadın bulunuyor.

Uluslararası insancıl hukuk, cephede görev yapan sağlık çalışanları ile sağlık merkezleri dahil sivil altyapının korunmasını öngörüyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise Güney Lübnan’daki birçok hastanenin İsrail saldırıları nedeniyle hasar gördüğünü veya tamamen hizmet dışı kaldığını açıkladı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı ayrıca, perşembe günü Güney Lübnan’daki Tebnin Hastanesi yakınında düzenlenen İsrail saldırısının, hastanenin üç katındaki tüm bölümlerde hasara yol açtığını duyurdu. Açıklamaya göre acil servis, yoğun bakım ünitesi ve cerrahi servis zarar görürken, bina dışında bulunan ambulanslara hasar verdiğini açıkladı.