Fas ve Cezayir arasındaki silahlanma yarışı hangi noktada sona erecek?

İlk kurban olan barış ve kalkınmadır.

Fas ve Cezayir arasındaki silahlanma yarışı sürüyor. (AFP)
Fas ve Cezayir arasındaki silahlanma yarışı sürüyor. (AFP)
TT

Fas ve Cezayir arasındaki silahlanma yarışı hangi noktada sona erecek?

Fas ve Cezayir arasındaki silahlanma yarışı sürüyor. (AFP)
Fas ve Cezayir arasındaki silahlanma yarışı sürüyor. (AFP)

Hasan el-Eşref
2021 yılındaki küresel askeri harcamalar ilk kez 2 trilyon dolar eşiğini aşarak, ardı ardına yedinci yıl da dikkate değer şekilde artmayı sürdürdü. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yakın tarihli bir raporuna göre ‘Büyük Beşli (ABD, Çin, Hindistan, Birleşik Krallık ve Rusya)’, küresel harcamaların yüzde 62’siyle silaha en fazla harcama yapan ülkeler listesinin ilk sıralarında yer aldılar.
Çatışmalar, silahlanma, silah kontrolü ve silahsızlanma alanlarında araştırmalar yürüten bağımsız bir kurum olan aynı enstitü, pandeminin yarattığı devasa ekonomik yansımalara rağmen koronavirüs pandemisinin ikinci yılında küresel askeri harcamaların rekor seviyeye ulaştığını kaydetti.
Yapılan açıklamalara göre Afrika da bu eğilimler mevcut. Kıta’da askeri harcamalar 2021 yılında yaklaşık 40 milyar dolarlık bir bütçeyle yüzde 1,2’lik bir artış gösterdi. Kuzey Afrika ülkeleri, Kıta’nın askeri harcamalarının yarısından fazlasına tanık oluyor.
Kuzey Afrika ülkeleri arasında, iki önemkli komşu olan Fas ve Cezayir, silaha en çok harcama yapan ülkeler olarak öne çıkıyor. Cezayir, 2021 yılında askeri teçhizat ve silah alımı için 9,1 milyar dolar bütçe ayırırken Fas da aynı yıl 4,3 milyar dolar harcama yaptı.

Çılgın rekabet
Gözlemciler ve analistler, iki ülke arasındaki silah satın alma yarışının geçen yıl başlamadığını, aksine Sahra anlaşmazlığının sonucu olarak yıllar öncesinin birikimi olduğunu belirttiler. Fas, uzun bir süredir devam eden bu bölgesel soruna çözüm olarak bölge halkı için bir özerklik planı öneriyor. Cezayir ise Sahra’nın Fas egemenliğinden ayrılmasını talep eden Polisario Cephesi’ni destekliyor.
Fas Kraliyet Silahlı Kuvvetleri geçen haftalarda İsrail’den savunma amaçlı askeri ve güvenlik sistemleri satın aldı. Ayrıca fırkateyn ve savaş gemisi satın almak için İspanya ile bir anlaşma yaptı. Türk ‘Bayraktar TB2’ insansız hava araçlarına ve diğer askeri anlaşmalara ek olarak ABD’den de gelişmiş ‘JSOW’ jet füzeleri satın aldı.
Cezayir de Çin’den Rus tankları ve insansız hava araçları satın almasının yanı sıra ana silah ve askeri teçhizat tedarikçisi olan Rusya ile ‘Suhoy Su-57, Suhoy Su-34 ve Suhoy Su-34’ uçaklarını alacağı büyük askeri anlaşmalar imzaladı.
Askeri anlaşmalara yapılan harcamalar, iki ülke arasındaki bozulan ikili ilişkilerle bağlantılı. Cezayir, Rabat’a yöneltilen bir dizi suçlamanın ardından Ağustos 2021’de Fas ile diplomatik ilişkilerini tek taraflı olarak kesme kararı aldı.

Askeri harcamaları hızlandırma işaretleri
Askeri ve stratejik ilişkilerde Faslı uzman Dr. Muhammed Issam Laaroussi, iki ülke arasında Mağrip bölgesinin liderliği konusunda bir denge olduğuna dikkat çekti. Bu durumun, her iki tarafın da askeri kapasitelerini güçlendirme arzusunu artırdığını belirten Laaroussi şu ifadeleri kullandı:
“Güç dengesi ne kadar yüksek olursa iki ülke, askeri ve lojistik yeteneklerini, savunma ve saldırı kuvvetlerini ve gelişmiş yeteneklere sahip silahlarını o kadar hızlı güçlendirecektir.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Laaroussi, iki ülke arasındaki ‘saldırganlık’ oranına katkıda bulunan noktanın ‘Cezayir’in Sahra sorununu kışkırtması, Polisario Cephesi’ne verdiği destek ve Sahra’daki tampon bölgede sürpriz eylemler yoluyla bölgede yaşanan huzursuzluk’ olduğunu dile getirdi.
Dr. Muhammed Issam Laaroussi sözleirni şöyle sürdürdü:
“Askeri açıdan dengesizlik oluşması korkusu, özellikle verilerden de anlaşılacağı gibi daha fazlası Cezayir olmak üzere, iki ülkenin askeri harcamalarında aceleci davranmasına neden oluyor” dedi.
Laaroussi, Fas’ın ‘Afrika Aslanı’ ortak tatbikatlarında olduğu gibi ABD ve ayrıca Fransa ve diğer ülkelerle birlikte askeri ve güvenlik ittifakları yoluyla askeri dengelerinde değişikliklere giriştiğine dikkatiği açıklamasında şu değerlendirmede bulundu:
“Bu gerçek, Cezayir’in bu huzursuzluğu silahlanmaya yatırım yaparak telafi etme çabasına katkıda bulundu. Fas ise özellikle Polisario Cephesi’nin taciziyle sınırlarını güçlendirmeye çalıştı.”
‘Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Silahlı Çatışmalar ve Jeopolitik Dönüşümlerin Dinamikleri’ kitabının yazarı olan Laaroussi  “Fas’ın elde ettiği ve diğer ülkeleri Sahra’da özerklik önerisini desteklemek için harekete geçirdiği hayati diplomatik konumun, askeri harcamalar da dahil olmak üzere çözüm arayışları için komşu Cezayir’in bir tür izolasyonuna yol açtı” dedi.
Fas ve Cezayir arasında bir savaşın veya doğrudan askeri bir çatışmanın patlak verme boyutuyla ilgili soruya, Fas’ın uluslararası güçlerle kurduğu dengeli ittifaklar da dahil olmak üzere birçok nedenden dolayı bunun olası olmadığı cevabını veren Faslı uzman, bu nedenler arasında ‘Birleşmiş Milletler Batı Sahra Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın konuyu yeniden gözden geçirmesine dayanan uluslararası hamleler, bölgedeki krizler, Rusya- Ukrayna savaşı nedeniyle gergin uluslararası ortam ve büyük güçlerin Fas-Cezayir krizinin sonuçlarını kontrol etmesi’ gibi meseleler olduğuna dikkat çekti.

Yapay kinler
Askeri harcama verilerine ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunan Mağrib Çalışma Örgütü Başkanı ve Kriz Yönetimi Hususunda Uluslararası Araştırma ve Çalışma Grubu Direktörü Dr. İdris Lakreni, Mağrip bölgesinin geleceğini ‘kasvetli’ olarak nitelendirdi. Lakreni “Büyük imkân ve kaynakların silahlanmaya harcanması, Mağrib Birliği’ni zayıflatmakta ve birliği, dünyanın farklı bölgelerine kıyasla ticaret ve ekonomik açıdan daha az bağlantılı hale getirmektedir” dedi.
Lakreni, Independet Arabia’ya yaptığı açıklamada, askeri harcamalara yönelik bu hızla bir bağlılığın, Mağrib ilişkilerindeki ve özellikle de iki komşu arasındaki ilişkilerde şüphe ve belirsizlik durumunu sürdürdüğünü dile getirdi. Dr. İdris Lakreni ayrıca bu bağlılığın bölünmeyi sürdürdüğünü, şimdiki ve gelecek nesillerde Mağrip ülkelerinin çeşitli ortak bileşenlerinin dışına çıkan yapay kinler ürettiğini vurguladı.
‘Ulusötesi Kriz Yönetimi’ kitabının yazarı Lakreni açıklamasında “Cezayir ve Fas’ın askeri harcamaları, dünyadaki ülkelerin anlaşmazlıklarına son verebildikleri, ekonomik çıkarlarını birbirine geçirebildikleri ve askeri harcamaları azaltabildikleri bir zamanda geliyor” dedi. Mağrib’in geleceği hakkında duyduğu endişeyi de dile getiren Dr. İdris Lakreni, ‘özellikle bu gerginlikleri tamamen ticari amaçlar için kullanan silah ihraç eden ülkelerin var olması dolayısıyla’ bölgenin tüm olumsuz ve sert senaryolara açık olduğunu kaydetti.
Lakreni’ye göre Mağrib bölgesi, bir dizi ekonomik ve sosyal sorunun ardında yaşam savaşı veriyor. Lakreni silahlanma fonlarının ‘yol inşası yoluyla iş olanakları yaratılması, yatırımların çekilmesi, nüfusun gıda ihtiyaçlarının güvence altına alınması ve toplumdaki savunmasız ve yoksul grupların desteklenmesi’ gibi daha uygun alanlara yönlendirilmesinin daha uygun olacağını belirtti.
Fas’ın Cezayir’den ikili anlaşmazlıklara son vermesini defalarca talep ettiğine dikkat çeken Lakreni, kapalı kara sınırlarının açılması ve Mağrip’in inşanın güçlendirilmesi gibi gerçek konulara odaklanmak için diyalog elini uzattığını vurguladı. Ancak Lakreni’ye göre Cezayir makamları, kaçmayı tercih etti ve ikili ilişkilerdeki şüphe halini daha da kötüleştiren tek taraflı diplomatik boykot yolunu seçti.
Cezayir Dışişleri Bakanlığı’nın eski tarihli bir açıklamasına göre Cezayir, ‘uzlaşma girişimine’ yanıt vererek Rabat’ı, ‘uzatıldığı iddia edilen elle resmi yalanlar ortaya koymak için tehlikeli maceralar işlemekle’ suçladı. Girişim, Fas Kralı 6. Muhammed’in 2021 yılı için yaptığı taht konuşmasında ilan edilmişti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.