Savaşın 100’üncü günüde Putin güçlendi mi zayıfladı mı?

Gözlemciler: Rusya'nın büyük bir güç olarak yeteneği göz ardı edilemez, ancak Rus Çarı (Putin), çatışma devam ederse bunun uzun vadeli sonuçları konusunda endişelenmeli

Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)
Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)
TT

Savaşın 100’üncü günüde Putin güçlendi mi zayıfladı mı?

Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)
Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)

İnci Mecdi
Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasının üzerinden geçen yaklaşık 100 günün ardından savaş bir yıpratma savaşına dönüşüyor gibi görünürken, çatışma ya yeni bir aşamaya giriyor ya da ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Avril Haines’in iki hafta önce dediği gibi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘uzun soluklu bir savaşa’ hazırlanıyor.
 Batı, çatışmanın önümüzdeki aylarda daha tehlikeli bir seyir izleyeceği konusunda uyarırken savaşın süresinin uzaması, kendisini uluslararası sistemden tamamen izole etmeye yönelik eşi benzeri görülmemiş uluslararası yaptırımların ağırlığı altında kalan Rusya'ya maliyetinin artması anlamına geliyor.
Batı basınında yer alan haberlere göre Rusya'da vatandaşlar yaptırımların yansımalarını çok fazla hissetmiyor. Aynı zamanda Rus para birimi rublenin değeri de savaş öncesi seviyelere yükseldi.  Uluslararası düzeyde ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya'nın Batı'dan izole olmasına rağmen, Ortadoğu da dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki ve hatta Latin Amerika’daki diğer dost ülkelerle olan ortaklıklarını güçlendirmeyi başardı.
Savaş sahasına gelince Batı medyası Rusya ordusunun Ukrayna'daki birçok stratejik alanı kontrol etmesine rağmen ağır kayıplar verdiğinden, Putin'in kanser olduğundan ve sağlığının bozulduğundan bahsediyor.  Yine basında yer alan haberlerde savaşın devam etmesiyle ilgili içeride, yetkililer arasında hoşnutsuzluk olduğuna işaret ediliyor. Doğuda ise Putin’in son yirmi yılda bölgeye yaptığı askeri müdahaleler, bazı Batılı güçlerin sömürge geçmişiyle birlikte Batı'ya karşı öfkeyi körükleyen ABD'ye karşı bir meydan okuma örneği olarak kimileri tarafından memnuniyetle karşılanıyor.
Ancak gelecek günler şu soruların yanıtlarına ihtiyaç duyuyor:
Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye yönelik en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? ‘Rus Çarı’ olarak anılan Rusya Devlet Başkanı, Ukrayna savaşında tüm hedeflerine henüz ulaşmamış olsa bile artık daha mı güçlü, yoksa diğer ülkelerin NATO'ya katılması olasılıkları karşısında daha mı zayıf? İç istikrar gerçek mi, yoksa Rusya ekonomisinin yaptırımların ağırlığı altında zayıflaması ve halk desteğinin öfkeye dönüşmesi an meselesi mi?

Uzun vadeli sonuçlar
The Independent'a konuşan gözlemciler, Rusya'nın mevcut durumuna ilişkin analizlerinde farklı bakış açılarını ifade etseler de Putin'in, özellikle savaşın uzun süre devam etmesi halinde bunun uzun vadeli sonuçları hakkında endişelenmesi gerektiği konusunda hemfikirler.
Gürcistan'ın önde gelen düşünce kuruluşlarından bir olan Geocase’in Ortadoğu Araştırmaları Birimi Direktörü Emil Avdaliani, yaptığı değerlendirmede, “Putin'in yakın müttefikleri arasında bile, Rusya’nın askeri hedeflerine başlangıçta umduğu kadar çabuk ulaşamadığı ve bunun da Moskova'nın uzun vadedeki tutumunu baltaladığı açık. Savaş ne kadar uzun sürerse, ki bu muhtemelen bir süre daha devam edecek, o kadar çok sorumuz olacak” ifadelerini kullandı.
Moskova’nın Rusya'nın konumu, rekabet etme ve gücünü gösterme yeteneğini doğrudan olumsuz etkileyecek faktörler olan; ekonominin ve sanayinin zayıflaması, eğitimin gerilemesi ve beyin göçünün artması gibi etkisi uzun sürecek noktalar üzerinde endişe etmesi gerektiğini söyleyen Avdaliani, “Ordu Putin’in elindeki tek araç haline gelirken Batı yaptırımları, uzun vadede Moskova’nın ekonomik ve askeri yeteneklerini zayıflatmayı amaçlıyor” yorumunda bulundu.
Rusya'nın Batı ile uzun vadeli bir çatışma içinde olduğunu ve bu nedenle nihai sonucu tahmin etmenin güçleştiğini belirten Avdaliani, “Yaptırımlar Rus savaş makinesini hemen durduramazken, Rusya ile Batı arasındaki çatışmaya uzun vadeli bir perspektiften bakmak gerekiyor. Bu perspektiften bakıldığında burada Rusya kaybediyor. Bu yüzden Putin’e göre Kiev'i müzakere masasına oturmaya zorlamak umuduyla askeri hedeflerine bir an önce ulaşması önem kazanıyor” şeklinde konuştu.
Buna karşın diğer gözlemciler, çatışmanın tırmanmasının ‘savaşı Putin'in lehine çevirebileceğini’ savunuyorlar. Ancak yine de ‘toplu seferberliğin savaş alanında başarıyı garanti etmeyeceğini, bunun da Putin rejimini tehlikeye atacak bir halk tepkisine yol açabileceğini’ kabul ediyorlar.
Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nde (CSIS) Avrupa Programı Direktörü Max Bergmann, Putin döneminin; biri rejimin bekası diğeri ise Rusya'nın jeopolitik gücü olmak üzere iki takıntısı olduğunu belirtti. Rusya’nın bu ikisi konusunda stres altında olduğunu belirten Bergmann, “Yaptırımların ağır bir bedeli olmasının yanı sıra savaş alandaki kayıplarıyla birlikte Putin'in emelleri ile Rusya'nın kapasitesi arasındaki fark daha da açılabilir. Jeopolitik saplantılı bir lider olarak Rusya Devlet Başkanı’nın Rusya'nın büyük bir güç olarak statüsünü korumak için umutsuz bir mücadeleye girişeceği kaçınılmaz. Ancak önümüzdeki haftalarda, aylarda ve yıllarda bunu yapmak oldukça zorlaşacak” değerlendirmesinde bulundu.
Yaptırımlar ve ihracat kısıtlamaları beklendiği gibi işe yararsa Putin’in Rusya’nın küresel konumunu korumak için mücadele etmesi gerektiğini düşünen Bergmann, Putin'in Rusya'nın gücünü savunmak ve Batı'nın askeri açıdan zayıflığından yararlanmaya çalışmaktan caydırmak için kullandığı en doğrudan yolun nükleer tehdit olduğunu ve bu tehditlerin de zaten Rus yetkililerin açıklamalarında yer aldığını ve bununda nükleer gerilim riskleriyle ilgili son derece anlaşılabilir olan endişelere yol açtığını kaydetti. Bergmann, “Batı'da bu tür korkuları yeniden canlandırmak Kremlin için bir nimet olabilir. Çünkü Soğuk Savaş döneminde yapılan nükleer müzakerelerdeki gibi prestijini artırabilir ya da Batı'nın kendisine yönelik düşmanlığını dizginlemesine yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.

Putin'i tecrit etme girişimleri başarısız oldu
Rusya'nın yurtdışındaki siyasi nüfuzuna gelince Fransa'da Marine Le Pen ve İtalya'da Matteo Salvini gibi Putin yanlısı politikacılar, savaştan sonra Kremlin'den uzaklaşmaya çalıştılar. Bergmann, Putin’in halen siyaseti etkileyebileceğini, politikacılara rüşvet verebileceğini veya siyasi kampanyalara gizlice bağış yapabileceğini ya da finanse edebileceğini belirtiyor. ABD ve Avrupa ülkelerinin istihbarat ve kolluk güçlerinin bu tehdide odaklandığını ifade eden Bergmann, buna ek olarak Batı'nın yıkıcı bir etkisi olduğunu değerlendirdiği Rus oligarşisinin, muazzam zenginliği ve nüfuzunun, yaptırımlar yoluyla kökünden söküldüğünü ve böylece Rusya’nın en önemli yumuşak güç araçlarından birini kaybettiğini, bunun sonucunda da Batının, Rusya nüfuzuna karşı koymaya hazır hale geldiğini söyledi.
Ancak Moskova, ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkiler dışında uluslararası düzeyde başka ortaklıklara yönelerek ve diğer ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirerek yaptırımları atlatmayı başardı.
Realtribune adlı Rus haber sitesi analistlerinden ve Rusya’nın Nijniy Novgorod kentindeki Nizhegorodski Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olan Amr Eldeeb, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Uluslararası düzeyde sayısı ve ağırlığı açısından en fazla yaptırım Moskova’ya uygulansa da Brezilya ve Hindistan’ın yanı sıra Afrika ve Körfez ülkeleri Rusya ile ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerini geliştirmeye devam ediyor. Hatta Rusya, bazı ortak dosyalar nedeniyle NATO üyesi Türkiye ile de ilişkilerini sürdürüyor.”
Eldeeb, Putin'i tecrit etme girişimlerinin henüz hedeflerine ulaşmadığına ve Avrupa düzeyinde bile bazı büyük Avrupa ülkelerinin Kremlin ile temasları olduğuna dikkati çekti.

Rusya'nın gücünü hafife almayın!
Gözlemciler, böyle bir savaşta, Rusya'nın coğrafi büyüklüğü, askeri ve nükleer kabiliyetleri, doğal kaynakları ve büyük bir güç olmak zorunda olduğu ‘halkının cesareti’ açısından güçlü yanlarının göz ardı edilemeyeceği konusunda hemfikir. CSIS Avrupa Programı Direktörü Bergmann, bu faktörler göz önüne alındığında Rusya'nın Batı’nın yaptırımları karşısında dayanma gücünün hafife alınmasına karşı uyardı.
Ukrayna’daki savaşın uzaması halinde Rusya lehinde ilerleyebileceğini ya da müzakere konusunda olası bir anlaşmanın Moskova'nın yaptırımlardan kaçmasına yardım edebileceğini belirten Bergmann, “Belki de Çin ya da Ortadoğu'daki ülkeler yahut herhangi bir ülke Putin’i desteklemeye gelebilir” dedi.
Bergmann, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
“Putin’in Batı’ya yanıt vermenin ve nüfuzunu somutlaştırmanın yeni ve yenilikçi yollarını bulacağı kesin. Buna ek olarak Moskova, yaptırımların ve ihracat kontrollerinin etkisinin büyük çabalar sarf edilmeden zamanla ortadan kalkmasını bekliyor. Bu yüzden yaptırımları sürdürmek, Batı’nın bürokratik olarak son derece dikkatli davranması ve büyük enerji harcamasının yanı sıra önümüzdeki yıllarda kapsamlı çok taraflı koordinasyonlar kurmasını gerektirecek.”
Öte yandan Rusya'nın bir ülke olarak güçlü yanları göz önüne alındığında güç ve zayıflık dengesinin üç aylık bir savaşın ardından ölçülemeyeceğini vurgulayan Amr Eldeeb, “Fakat son aylarda yapılan anketler, Putin'in popülaritesini istikrarlı bir şekilde koruyabildiğini ve belki de daha da artırabildiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Eldeeb, sözlerine şöyle devam etti:
“Yüksek enflasyon oranı ve fiyatlar gibi Rusya ekonomisi için bazı somut sonuçların ortaya çıkmasının ve yaptırımların birçok Rus şirketini ve bankasını etkilemesinin yanı sıra para birimi ruble ile işlem yapılmasına getirilen ve rublenin şu anki durumunu gerçek dışı kılan bazı kısıtlamalar nedeniyle asıl değerinin bilinmemesine rağmen veriler, Rus halkının Putin'in arkasında durduğu gösteriyor.”
Savaşın başlamasının üzerinden geçen üç ayın sonunda Putin’in güçlenip güçlenmediği henüz anlaşılmasa da Eldeeb, Rusya’nın Ukrayna'daki askeri operasyonunun, ekonomik ve ticari öneme sahip Mariupol Limanı’nı ve Azak Denizi ile doğu ve güneydeki bazı şehirleri kontrol ederek hedeflerinden bazılarına ulaştığını söyledi. Moskova’nın yavaş da olsa sürekli çeşitli hedeflerine ulaştığını belirten Eldeeb, “Rusya şimdiye kadar askeri operasyon konusunda başarı kaydetti. Ekonomik zorluklarla başa çıkabilir. Burada, yani Rusya'da Moskova’nın gücünü baskı ile gösterdiğini söylüyorlar” şeklinde konuştu.
Putin karşıtı gözlemciler ise Ukrayna’daki başarısı az olan savaşın ‘Putin’in gücünün temellerini sarstığını’ savunuyorlar. Doğu Avrupa gazeteleri, Kremlin'de Ukrayna'daki talihsizlik için suçlanacak bir günah keçisi arandığına dair söylentiler olduğunu ifade ediyor bildirdiler. Litvanya gazetesi Delphi'ye göre böyle bir durumda ordu komutanları, Putin'den kurtulmayı düşünebilirler ve ardından tüm suç ‘eski diktatöre’ yüklenebilir.
Bu mantık çerçevesinde Litvanya Vilnius Üniversitesi profesörü Mantas Martišius, Putin’in içeride komutanlar tarafından devrilmesinin sadece olası bir senaryo olduğunu söyledi. Prof. Martišius, “Ancak Kremlin'in kendisi bir kara kutu ve kimse orada kararları kimin, nasıl ve hangi koşullar altında aldığını bilmiyor” dedi.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.