ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Halkla İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Bill Russo, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan-ABD ortaklığı Yemen’de hayat kurtarıyor

Blinken’ın yardımcısı Russo, Şarku’l Avsat’a nükleer anlaşmanın İran’ın anlaşmaya yeniden tam olarak uymasına bağlı olduğunu söyledi.

Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Halkla İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Bill Russo, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan-ABD ortaklığı Yemen’de hayat kurtarıyor

Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Halkla İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Bill Russo, ABD ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel ve küresel düzeyde ortak çıkarlara dikkat çekerek, ‘derin ve stratejik’ ilişkilere övgüde bulundu.
Russo, Şarku’l Avsat’a Londra’da verdiği röportajda Yemen ateşkesinin Washington ve Riyad arasındaki ortaklığın  sağlayabileceklerinin ‘harika bir örneği’ olduğunu söyledi. Bu ortaklığın hayat kurtarmaya katkıda bulunduğunu vurguladı.
Russo, ABD’nin İran’ın nükleer programında şeffaflığın azalması konusundaki endişelerini dile getirdiği açıklamasında ‘İran’ın tam uyuma geri dönmesi halinde’ bir anlaşma yapma şansı bulunduğuna ilişkin iyimser olduğunu belirtti.

ABD ve Suudi Arabistan ilişkileri
Russo, Suudi Arabistan-ABD ilişkilerine ilişkin şunları söyledi:
“ABD ve Suudi Arabistan’ı yaklaşık 80 yıldır derin bir stratejik ilişki ve ortaklık bir araya getiriyor. Bu ilişki sadece bölgede değil tüm dünyada ortak çıkarlarımızı yansıtıyor. Yemen bugün önemli ve aktüel bir örnektir. Zira, bir ateşkese varmak ABD Başkanı Joe Biden ve Suudi Arabistan Kralı Selman’ın öncelikleridir. Ayrıca Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ateşkesin uzatılmasında çok önemli bir rol oynadığını da biliyoruz.”
Russo, Yemen’de insani yardım, mal tedariki ve insanların daha fazla hareket özgürlüğünden yararlanmalarına izin verilmesi gibi sahada somut sonuçlar elde ettiğine dikkat çekerek söz konusu ateşkesin ABD’nin çıkarlarını ve ortak çıkarları olduğuna inandığı ‘bölgesel güvenliği’ artırdığını bildirdi. “Ortaklığımız hayat kurtarıyor. Bunun, ABD-Suudi Arabistan ortaklığının bölgede neler sunabileceğinin harika bir örneğini teşkil ettiğini düşünüyorum” dedi.
Russo, iki ülke arasındaki olası anlaşmazlıklar hakkında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Endişeler veya anlaşmazlıklar olduğunda, görüşmelerimizde onlarla dürüst ve açık bir şekilde ele alacağız. Bununla birlikte Yemen’de ortaklığımız için mevcut fırsatları gösteren özel bir örneğimiz (ateşkes) de var.”

Kalıcı barış fırsatı
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ülkesinin, Yemen’deki ihtilafın taraflarının Birleşmiş Milletler liderliğinde yürütülen çabalarla ‘ciddi görüşmelere’ girmesini ve bunun kalıcı barış ile son bulmasını umduğunu söylediği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Mevcut ateşkesle konusunda gördüklerimiz bizi çok cesaretlendiriyor. Odak noktamızı, Yemen halkının ihtiyaç duyduğu insani yardımı aldığından emin olmak, limanlardan ticareti yeniden sağlamak ve ateşkesin onlar için gerçek somut sonuçlar vermesini sağlamak olarak belirledik.” 
Russo, mevcut ateşkes ile elde edilen faydaların, ilgili tüm taraflar tarafından sürdürülebilir bir şekilde güvence altına alınması için bir teşvik olarak görülmesi gerektiğini vurguladı:
“İnsani destek ile baskı uygulayabilir ve teşvik sağlayabiliriz. Ancak nihayetinde taraflar, Yemen’in barışçıl gelişimini destekleyip desteklemedikleri veya daha fazla yıkım isteyip istemedikleri konusunda karar vermek zorunda kalacaklar. Barış görüşmelerinin gidişatını belirleyecek olan da bu. ABD rolünü, barış görüşmeleri ile kalıcı bir ateşkes için baskı yapmaya devam etmek ve tarafları bu ateşkesin faydalarını görmeye çağırmayı sürdürmek olarak görüyor.”

Viyana görüşmeleri
Washington, İran’ın bölgesel politikalarını, Viyana’da büyük güçlerin Tahran ile yaptığı nükleer anlaşma görüşmelerinden ayrı tutuyor. Russo, konuya ilişkin Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bize göre, Viyana görüşmelerinin odak noktası nükleer anlaşmadır. İran’ın bölgede istikrarı bozucu davranışı, füze programı ve bölgesel birçok politikasına yönelik ciddi endişelerimiz var. Bu politikaları Viyana’da ne olduğuna bakılmaksızın ele almamız gerekecek. Bölgedeki, Avrupa’daki ve tüm dünyadaki ortaklarımızla bu konu ile ilgili olarak iletişim kurmaya devam edeceğiz.”
Russo, Viyana görüşmelerinin ilerleyişi hakkında şu açıklamada bulundu:
“Uluslararası topluluğa nükleer silahların yayılmasını önleme ve daha fazla bölgesel istikrara katkıda bulunma konusunda gerçek kazanımlar sağlayacak bir fikir birliğine ulaştığımızı düşünüyoruz. İran’ın tam bağlılığa geri dönmeye hazır olması ulusal güvenliğimizin çıkarına olur. ABD, uluslararası toplum İran’ın nükleer programıyla ilgili daha fazla şeffaflık konusunda güçlü bir şekilde fikir birliğine ulaşmışken Tahran’ın bizi nükleer programda daha az şeffaflığa itmesi sebebiyle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi ile birlikte, İran’ın son hamlelerine yönelik doğrulama ve izleme değerlendirmelerine katılıyor. Halen tam ve karşılıklı bağlılığa dönüş ve nükleer silahların yayılmasını önlemede gerçek kazanımlar sağlayacak bir anlaşmaya varılması potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Bunu teknik uzmanlarımızla düzenli olarak değerlendirmeye devam ediyoruz. Ancak anlaşmaya dönme veya tüm uluslararası toplumdan uzak durmak isteyip istemediğine yönelik karar İran’a ait olacak.”

Gıda güvenliği
Russo, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a Londra öncesinde, New York ziyaretinde eşlik etti. ABD yönetimi New York’ta, Ukrayna savaşının küresel gıda güvenliği üzerindeki etkileri üzerine bir Birleşmiş Milletler toplantısına başkanlık etti.
Russo, Ukrayna savaşına ilişkin şunları söyledi:
“Rusya’nın Ukrayna’daki haksız savaşı, dünyanın birçok bölgesi için önemli bir gıda kaynağı olan Ukrayna limanlarının kapanmasına neden oldu. Rusya’nın saldırganlığını durdurmak ve Ukrayna’nın tahıl ve gıda ürünleri ihracatının limanlardan çıkışına izin verilmesini sağlamak için çalışıyoruz. New York’ta, Birleşmiş Milletler toplantısında Bakan Blinken ile birlikteyken sahada gördüğüm kararlılık yalnızca NATO müttefiklerimiz ve Avrupalı ortaklarımızda değil, bu krizden kaynaklanan şaşırtıcı zorluğu fark eden ve Rusya’yı bu ihracatın yapılmasına izin vermek ve Ukrayna’ya karşı saldırganlığını sona erdirmek için adımlarını değiştirmesi gerektiğini düşünen dünyanın dört bir yanındaki ortaklarda da vardı.”
“Özellikle gıda güvenliği konusunda büyük bir uluslararası kararlılık görüyorum. Daha geniş anlamda; Ukrayna’yı askeri, insani ve ekonomik cephelerde destekleme konusunda kararlılık olduğunu düşünüyorum. Ukrayna’nın egemenliğini savunmak ve Rusya’nın saldırganlığı ile sistematik olarak yıkılan topluluklara insani yardım sağlamak için ihtiyaç duyduğu her şeyi almasını sağlama çabalarına öncülük edecek.”

ABD’nin konumu
Ukrayna’daki savaş ve Çin’in hızlı yükselişi, büyük güçlerin dengesini değiştirdi. Bu durum bazı tarafların ABD’nin uluslararası sahnedeki liderlik konumunda gerilime olduğuna yönelik söylemlerinin artmasına neden oldu.
Russo ise aynı fikirde değil. ABD’nin zorlukların üstesinden gelmek için dünyanın geri kalanını bir araya getirebileceğinden emin:
“ABD, dünyanın geri kalanını karşılaştığımız en büyük zorluklardan bazıları ile mücadele açısından en iyi durumda bulunuyor. Bu, ABD yönetimi için son derece önemli olan benzersiz bir roldür. Başından bu yana diplomasi ve küresel düzeni şekillendirmeye yardımcı olmak için karşılıklı ilişkilere yatırımda bulunan müttefiklerimizle ve ortaklarımızla koordineli bir şekilde liderlik yapmak istediğimizi söyledik.”
ABD’li yetkili, sözlerinin devamında Blinken’ın teorisini hatırlattı:
“ABD liderlik etmezse şu iki şeyden biri olacak; ya bir devlet belki de ortak çıkar ve değerlere uygun olmayacak bir şekilde davranacak ya da kimse liderlik edemeyecek. Bu da kaos tehdidi oluşturacak. Rusya ve Ukrayna’ya yönelik tutumların birliği hakkında gördüklerimiz, gerçekten de müttefikler ve ortaklarla ilişkilere yatırım yapmanın sonucunu gösteriyor. Yemen’de, Suudi ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışarak beş yıldan uzun bir süredir devam eden savaşın ardından hayat kurtaran bir ateşkes sağlamayı başardık. Zorluklarla bir kez daha mücadele etmek için dünyanın geri kalanını bir araya getirebileceğimizden eminim. Gerek Yemen’de gerek Rusya ve Ukrayna’da gerekse 550 milyon doz aşı bağışını yaptığımız Kovid-19 ile mücadele gibi zorluklarda böyle oldu.”

 



Riyad-Paris hattında 9 ziyaret: Koordinasyondan stratejik ortaklığa

Prens Muhammed bin Selman ve Macron, Aralık 2024’te Riyad ziyareti sırasında (AP)
Prens Muhammed bin Selman ve Macron, Aralık 2024’te Riyad ziyareti sırasında (AP)
TT

Riyad-Paris hattında 9 ziyaret: Koordinasyondan stratejik ortaklığa

Prens Muhammed bin Selman ve Macron, Aralık 2024’te Riyad ziyareti sırasında (AP)
Prens Muhammed bin Selman ve Macron, Aralık 2024’te Riyad ziyareti sırasında (AP)

Prens Muhammed bin Selman’ın Fransa ziyareti, Riyad ile Paris arasındaki ilişkilerde üst düzey temasların dokuzuncu halkasını oluşturuyor. Şarku’l Avsat’ın resmî kaynaklara dayanarak yaptığı derlemeye göre 2015’ten bu yana Suudi Veliaht Prens Fransa’yı 6 kez ziyaret ederken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Suudi Arabistan’a 3 ziyaret gerçekleştirdi.

2015... İlk durak

Prens Muhammed bin Selman’ın Fransa’ya resmi ziyaretleri Haziran 2015’te başladı. Ziyaret sırasında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile Élysée Sarayı’nda bir araya gelen Veliaht Prens, aynı zamanda Suudi-Fransız Daimi Koordinasyon Komitesi’nin ilk toplantısında Suudi tarafına başkanlık etti.

Ziyarette iki ülke arasında toplam 12 milyar dolar değerinde 10 anlaşma imzalandı.

2016... 2030 Vizyonu ilişkilerin gündemine giriyor

Prens Muhammed bin Selman, Haziran 2016’da ikinci resmi ziyareti kapsamında yeniden Paris’e gitti. Ziyaret sırasında Cumhurbaşkanı Hollande ve çok sayıda Fransız yetkiliyle görüştü.

Görüşmelerde iki ülke arasındaki mevcut ortaklığın geliştirilmesi ve Suudi Arabistan’ın ziyaretten iki ay önce açıkladığı «Suudi Arabistan 2030 Vizyonu» çerçevesinde iş birliğinin sürdürülmesi ele alındı. Ayrıca Orta Doğu’daki gelişmeler ile bölgenin güvenlik ve istikrarının sağlanmasına yönelik çabalar görüşüldü.

Ziyaret, ekonomik iş birliğinin içeriğinde de yeni bir döneme işaret etti. Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm ve çeşitlendirme planları, siyasi ve savunma alanlarındaki koordinasyonun yanı sıra Fransa ile yürütülen diyaloğun temel başlıklarından biri haline geldi.

Ziyaret sırasında çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanırken, iki ülke arasındaki yatırım fırsatlarının ele alındığı ve şirketler ile önde gelen iş insanlarını bir araya getiren üçüncü «Suudi-Fransız İş Fırsatları Forumu» da düzenlendi.

2017... Macron’un Suudi Arabistan ziyaretleri başlıyor

Emmanuel Macron’un Suudi Arabistan ziyaretleri, Fransa Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasından birkaç ay sonra, 9 Kasım 2017’de başladı. Macron Riyad’a gelerek Prens Muhammed bin Selman ile görüştü.

Fransa Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre görüşmede bölgenin istikrarının korunmasının önemi, terörle mücadele ve barış için çalışma konuları ele alındı.

Fransa Cumhurbaşkanı ayrıca Husilerin Riyad’ı balistik füzeyle hedef almasını kınadı ve ülkesinin Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu ve dayanışma içinde bulunduğunu vurguladı. Bu ziyaret, Fransız cumhurbaşkanının Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olurken, Macron sonraki dokuz yıl içinde krallığa yönelik ziyaretlerini sürdürecekti.

2018... Üç günlük ziyaret ve el-Ula’nın geliştirilmesi

Nisan 2018’de Prens Muhammed bin Selman, Veliaht Prens olduktan sonra Fransa’ya ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Bu, 2015’ten bu yana Fransa’ya yaptığı üçüncü ziyaretti ve üç gün sürdü.

Ziyaret kapsamında Macron ile siyasi, ekonomik, savunma ve kültürel ilişkilerin yanı sıra bölgesel meselelerin ele alındığı kapsamlı görüşmeler gerçekleştirildi.

Ziyarette el-Ula bölgesinin geliştirilmesi konusunda hükümetler arası bir iş birliği anlaşması imzalandı. Ayrıca Suudi ve Fransız şirketleri arasında toplam değeri 18 milyar doları aşan 19 anlaşma protokolü imzalandı.

2021... Macron Cidde’de

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Aralık 2021’de Suudi Arabistan’a yeniden ziyaret gerçekleştirdi ve Cidde’de Prens Muhammed bin Selman ile görüşmeler yaptı.

Görüşmelerde bölgenin güvenliği ve istikrarı, ikili ortaklık ve Suudi Arabistan 2030 Vizyonu çerçevesinde bu ortaklığın geliştirilmesi ele alındı. Ayrıca Lübnan, Yemen, İran ve terörle mücadele dosyaları görüşüldü.

İki ülke, özellikle yeni teknolojiler, geleceğin sanayileri, yenilenebilir enerji, kültür ve turizm alanlarında ekonomik ve yatırım iş birliğini genişletme konusunda isteklerini teyit etti.

2022... Enerji ve küresel krizler

Suudi Veliaht Prensi, Temmuz 2022’de Fransa’ya dördüncü resmi ziyaretini gerçekleştirdi ve Élysée Sarayı’nda Macron ile bir araya geldi. Ziyaret, Rusya-Ukrayna savaşının enerji piyasaları ve gıda güvenliği üzerindeki etkilerinin hissedildiği bir döneme denk geldi.

Görüşmelerde Avrupa’ya enerji tedarikinin çeşitlendirilmesi, gıda krizinin etkilerinin azaltılması, ayrıca Lübnan ve Yemen’deki gelişmeler ile İran’ın nükleer programı ele alındı.

İki taraf savunma, enerji, dijital dönüşüm, ulaşım, sürdürülebilir şehirler ve kültür alanlarında ortaklığın derinleştirilmesi konusunda anlaşırken, Fransa Riyad’ın Expo 2030’a ev sahipliği yapma adaylığına desteğini yineledi.

2023... Çok boyutlu ziyaret

Prens Muhammed bin Selman’ın Fransa’ya beşinci ziyareti 2023 yazında gerçekleşti. Ziyaret kapsamında Élysée Sarayı’nda Macron ile ikili ve genişletilmiş toplantılar düzenlendi.

İki lider, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası meseleleri ele aldı. Suudi Veliaht Prensi ayrıca Yeni Bir Küresel Mali Mutabakat İçin Zirve’de ülkesinin heyetine başkanlık etti ve Riyad’ın Expo 2030’a ev sahipliği yapma adaylığı için düzenlenen resmi resepsiyona katıldı.

Ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin gündeminin siyaset ve savunmadan iklim çalışmaları, küresel ekonomi, yatırım ve kültüre kadar genişlediğini ortaya koydu.

2024... Stratejik ortaklık ve su zirvesi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 2024 yılının sonunda, 2-4 Aralık tarihleri arasında Suudi Arabistan’a üçüncü ziyaretini gerçekleştirdi. Riyad ve el-Ula’yı kapsayan ziyaret, devlet ziyareti niteliğindeydi.

Ziyaret sırasında iki ülke arasında stratejik ortaklık anlaşması imzalandı. Ayrıca siyasi, savunma, ekonomik, kültürel, enerji ve teknoloji alanlarındaki iş birliğini kapsayan ortak bir çerçeve oluşturmak amacıyla «Suudi-Fransız Stratejik Ortaklık Konseyi»nin kurulmasına ilişkin mutabakat zaptı imzalandı.

Macron ayrıca 200’den fazla Suudi ve Fransız şirketinin katıldığı bir yatırım forumuna ve Riyad’da düzenlenen Tek Su Zirvesi’ne katıldı. Ardından Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Ula bölgesini ziyaret etti.

2026... Dokuzuncu durak

Prens Muhammed bin Selman’ın mevcut devlet ziyareti, 2015’ten bu yana Fransa’ya gerçekleştirdiği altıncı ziyaret ve iki ülke liderlikleri arasındaki karşılıklı resmi ziyaretlerin toplamında dokuzuncu ziyaret olarak öne çıkıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise daha önce Suudi Arabistan’a 3 ziyaret gerçekleştirmişti.


Körfez, uzun vadeli sermayeyi çekmek için altyapısını hazırlıyor

Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
TT

Körfez, uzun vadeli sermayeyi çekmek için altyapısını hazırlıyor

Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri; hükümetleri, kalkınma bankalarını, egemen yatırımcıları ve özel sektörü bir araya getiren daha gelişmiş ortaklıklar aracılığıyla, uzun vadeli özel ve kurumsal sermayeyi harekete geçirmeye dayalı yeni bir altyapı finansmanı aşamasına geçiyor.

Bu dönüşüm; bölgenin enerji, su ve dijitalleşme alanlarındaki ihtiyaçlarının artmasıyla birlikte büyük projelerin uzun vadeli yatırılabilir varlıklara dönüştürülmesinin önem kazanmasıyla gerçekleşiyor.

Körfez’de yaşanan bu değişimler, yalnızca altyapı harcamalarının hacmindeki artışı değil, finansman denkleminin kendisindeki daha derin bir değişimi de gösteriyor. Enerji, su, ulaşım ve dijital ekonomi projelerinin genişlemesiyle birlikte, artan yatırım ihtiyaçlarını karşılamada tek başına kamu finansmanı yetersiz kalıyor. Emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve varlık yöneticileri ise doğaları gereği uzun yıllar boyunca istikrarlı nakit akışı sağlayan varlıklarla uyumlu, uzun vadeli sermayeye sahip bulunuyor.

Bu doğrultuda bölge; riskleri paylaşabilen, projelerin kredi değerliliğini artıran ve kamu yatırımlarını özel sermaye ile kurumsal sermayeyi çekebilecek fırsatlara dönüştüren finansman yapıları kurmaya yöneliyor.

Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Baş Yatırım Sorumlusu Suud bin Abdullah es-Seyyari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde ‘temellerin güçlü’ olduğunu belirtti. Es-Seyyari; nüfus artışı, kentleşme ve ekonomik dönüşüm programlarının yenilenebilir enerji, dijital altyapı, su ve sağlık hizmetleri alanlarında geniş bir fırsat yelpazesi yarattığını vurguladı.

Zorluğun artık mevcut fırsatların büyüklüğünden ziyade, risklerin nasıl yapılandırılacağı ve projelerin hayata geçirilmesi için gerekli sermayenin nasıl toplanacağıyla ilgili olduğunu belirten es-Seyyari, çok taraflı kalkınma kurumlarının projeleri daha finanse edilebilir hale getirmede, yatırımcılar için riskleri azaltmada ve kendi doğrudan katkılarının çok ötesinde sermaye akışlarını teşvik etmede kilit bir rol oynayabileceğini ifade etti.

Yenilenebilir enerji ve dijital altyapı

Es-Seyyari, önümüzdeki beş yıl içindeki en belirgin yatırım fırsatlarının ekonomik büyüme ile iklim ve sürdürülebilirlik hedeflerinin kesişim noktasında yer alacağını açıkladı. Bu kapsamda, depolama teknolojileriyle birlikte büyük ölçekli yenilenebilir enerji projelerinin bölgedeki enerji dönüşümünün temel taşını oluşturacağını belirtti.

xscdfg
Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Baş Yatırım Sorumlusu Suud bin Abdullah es-Seyyari (AIIB)

Es-Seyyari, bu tür projelere örnek olarak Umman’daki 500 megavat kapasiteli İbri II Güneş Enerjisi Santrali’nin finansman deneyimini gösterdi.

Ulusal fiber optik ağlardan akıllı lojistik hizmetlerine kadar teknoloji destekli altyapının ‘diğer tüm varlık sınıflarının değerini katladığını’ ifade eden es-Seyyari; sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal altyapının da bölgedeki nüfus artışı ve kentleşmeye paralel olarak büyüyeceğini kaydetti.

Es-Seyyari ayrıca, “Disiplinli yapılandırma ile güçlü çevresel ve sosyal standartlar, bir fırsatı sürdürülebilir ve uzun vadeli bir değere dönüştüren temel unsurlardır” ifadesini kullandı.

Kalkınma kurumları, projelerin finansman edilebilirliğini destekliyor

Es-Seyyari, çok taraflı kalkınma bankalarının riskleri paylaşarak ve gerekli teknik uzmanlığı sağlayarak, hükümetlerin altyapı planlarını finanse edilebilir ve yatırılabilir projelere dönüştürmede kilit bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Bu doğrultuda, ana su arıtma tesislerinin modernizasyonunu hedefleyen ve Suudi Arabistan Su İdaresi ile gerçekleştirilen son finansman projesini örnek gösteren es-Seyyari, bu işlemin Ulusal Altyapı Fonu ve ticari borç verenlerle iş birliği içinde yapılandırıldığını belirtti. Es-Seyyari, bu ölçekteki bir projenin yatırılabilir hale gelmesinin; çok taraflı bir kalkınma kurumunun ticari kreditörlerin üstlenemeyeceği riskleri absorbe etmesi, çevresel ve sosyal özen incelemelerini yürütmesi ve anlaşmayı uluslararası standartlara göre yapılandırmak için gerekli teknik kapasiteyi sağlaması sayesinde mümkün olduğunu ifade etti.

Es-Seyyari değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Model tam olarak budur; çok taraflı kalkınma kurumları, disiplinli hazırlık, karma finansman ve kredi değerliliğinin artırılması yoluyla hedefleri finanse edilebilir projelere dönüştürür.”

Es-Seyyari, bankanın projelerde yer almasının ‘piyasaya güven verdiğini, algılanan riskleri azalttığını ve özel sermayeyi kendi doğrudan taahhütlerinin çok ötesinde teşvik ettiğini’ de sözlerine ekledi.

Risk dağılımı

Özel sektörün altyapı projelerine katılımının artmasının önündeki engellere değinen es-Seyyari, bu sektördeki risklerin tamamen ortadan kaldırılamayacağını, ancak taraflar arasında uygun şekilde dağıtılması gerektiğini belirtti. Es-Seyyari, düzenleyici belirsizlikler, erken aşama inşaat riskleri veya net geçmişi bulunmayan gelir modelleri gibi yatırımcıların fiyatlandırmakta zorlandığı riskleri üstlenmelerinin istendiği durumlarda zorlukların ortaya çıktığını vurguladı.

“Çok taraflı bir kalkınma bankası olarak görevimiz, bu risk dağılımını düzeltmektir” ifadesini kullanan es-Seyyari, bankanın bu doğrultuda hareket ettiğini kaydetti.

Es-Seyyari, kamu bütçeleri üzerindeki yükü hafifleten egemen olmayan finansmanın yanı sıra, garanti mekanizmaları ve ilk zarar üstlenme yapılarının kurumsal yatırımcılar için ticari dilimlerin cazibesini artırdığını, ayrıca projelerin uygulama ve işletme süreçlerine olan güveni pekiştirdiğini belirtti.

Gelecekteki projelerin yatırımcılar açısından şeffaf ve öngörülebilir olmasının önemine dikkat çeken es-Seyyari, bankanın Suudi Arabistan ile geliştirdiği yatırım programının, tekil anlaşmalara bağımlı kalmak yerine piyasaya yapılandırılmış bir dizi yatırım fırsatı konusunda daha net bir vizyon sunduğunu vurguladı.

Kurumsal yatırımcıları çekmek için 4 koşul

Es-Seyyari, emeklilik fonları ve sigorta şirketlerinin devasa miktarlarda uzun vadeli sermaye yönettiğini, bu yatırımların niteliği ile söz konusu kurumların yükümlülükleri arasındaki doğal uyuma rağmen, portföylerinin yalnızca sınırlı bir kısmının altyapıya ayrılmış durumda olduğunu ifade etti.

Altyapı yatırımlarının uzun vadeli, öngörülebilir ve genellikle enflasyona endeksli nakit akışları sunduğunu belirten es-Seyyari, bu durumun kurumsal yatırımcıların yükümlülükleriyle yüksek düzeyde uyum sağladığını vurguladı.

Bu tür yatırımların önünü daha fazla açmak için dört temel şart belirleyen es-Seyyari, bunları; net kamu-özel iş birliği düzenlemelerini de içeren istikrarlı hukuki ve düzenleyici çerçeveler, ihale belgeleri ile proje yapılarının standartlaştırılması, kredi değerliliğini artırıcı araçların sağlanması ve çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında güvenilir bir performans sergilenmesi şeklinde sıraladı.

“Küresel yatırımcıların birçoğu net sıfır emisyon taahhütlerine tabi durumda. Bu nedenle Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu varlıklar arıyorlar” diyen es-Seyyari, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu şartlar sağlandığında, Körfez’deki altyapı projeleri kurumsal yatırımcılar için ana varlık sınıfına dönüşebilir. Sermaye de bunu takip edecektir.”

Bölgesel fonlar sermaye mobilizasyonunu güçlendiriyor

Es-Seyyari, bölgesel fonları Körfez’de ve genel olarak bölgedeki altyapı projeleri için özel sermayeyi harekete geçirmede en etkili araçlardan biri olarak nitelendirdi.

Doğrudan kredinin tek bir projeyi finanse ettiğini belirten es-Seyyari, iyi yapılandırılmış bir yatırım platformunun ise birden fazla projeden oluşan bir portföyü finanse edebileceğini, riskleri çeşitlendirebileceğini ve etrafında entegre bir yatırım ekosistemi kurabileceğini açıkladı.

AIIB’nin Körfez ülkelerindeki altyapı fonlarına yönelik taahhütlerine dikkat çeken es-Seyyari, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve Umman Yatırım Otoritesi gibi yatırımcıların desteğiyle hareket eden Rakiza ile Aberdeen Standard Investcorp Infrastructure Partners gibi fonları örnek gösterdi. Es-Seyyari, bu fonların sağlık, eğitim, su, ulaşım ve dijital ağlar da dâhil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki sürdürülebilir temel altyapıları hedeflediğini kaydetti.

AIIB’nin katılımının yalnızca sermaye sağlamakla kalmayıp aynı zamanda projelere belirli standartlar getirdiğini vurgulayan es-Seyyari, alt projelerin bankanın kriterlerine göre değerlendirildiğini, uygun olmayan faaliyetlerin kapsam dışı bırakıldığını ve yönetişim gerekliliklerinin sözleşmelere dâhil edildiğini belirtti.

Es-Seyyari, ‘ölçek, disiplin ve yerel uzmanlık’ bileşiminin, kurumsal sermayeyi bölgenin altyapı ihtiyaçlarına yönlendirmede temel unsur olduğunu ifade etti.

Mevcut varlıkların güncellenmesi

Es-Seyyari, Körfez ülkelerinin ekonomik büyüme, çevresel hedefler ve uzun vadeli finansman ihtiyaçları arasında denge kuran sürdürülebilir bir altyapı ekosistemi inşa etmede kaydettiği ilerlemeyi övdü. Sürdürülebilirliğin, net sıfır taahhütlerinden yenilenebilir enerji hedeflerine kadar bölgedeki ulusal vizyonların temel bir parçası haline geldiğini belirten es-Seyyari, özellikle dikkat çeken hususun, bölge ülkelerinin sadece yeni projeler inşa etmekle kalmayıp mevcut varlıkları modernize etmeye yönelmesi olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’daki su arıtma tesislerinin modernizasyonunu buna örnek gösteren es-Seyyari, termal arıtma teknolojilerinden ters ozmoz teknolojisine geçişin, üretim kapasitesini artırıp varlıkların ömrünü uzatırken enerji tüketimini ve emisyonları azaltacağını açıkladı.

“Büyüme ve çevresel performans birlikte ilerliyor” diyen es-Seyyari, bölgedeki finansman ekosisteminin de çok taraflı, ulusal ve ticari kurumları bir araya getiren finansal yapılarla hızla geliştiğini belirtti.

AIIB tarafından onaylanan her finansmanın Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu olduğunu vurgulayan es-Seyyari, “Bölgenin yönü net ve biz bu süreci desteklemekten gurur duyuyoruz” dedi.

Enerji, su ve yeşil hidrojen

Es-Seyyari, önümüzdeki on yıl içinde Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin altyapıyla bağlantılı bir dizi alanda öne çıkacağını öngörüyor. Bu alanların başında yenilenebilir enerji ve depolama sistemleri, gelişmekte olan yeşil hidrojen ekonomisinin yanı sıra teknoloji odaklı altyapı ile iklim değişikliklerine karşı dirençli su sistemleri geliyor. Bölgenin bağlantı altyapısı, veri merkezi kapasiteleri ve dijital altyapı alanlarında halihazırda ileri düzey yatırımlara sahip olduğunu belirten es-Seyyari; su güvenliğinin ise bölgenin yapısı ve gelecekteki ihtiyaçları dikkate alındığında stratejik bir öncelik teşkil ettiğini vurguladı.

Finansman modellerinde dönüşüm

Es-Seyyari, önümüzdeki on yıldaki en belirgin gelişmenin sadece altyapı projelerinin niteliğiyle sınırlı kalmayacağını, bu projelerin finanse edilme yöntemlerine de yayılacağını değerlendiriyor. Bu süreçte, ağırlıklı olarak kamu finansmanına dayanan modellerden; hükümetleri, kalkınma kurumlarını, egemen yatırımcıları ve özel sermayeyi bir araya getiren daha gelişmiş ortaklıklara doğru kademeli bir geçiş yaşanması öngörülüyor.

frgty
Asya Altyapı Yatırım Bankası binası (AIIB)

Bu dönüşümün AIIB’nin desteklemek amacıyla kurulduğu rolün özünü oluşturduğunu belirten es-Seyyari, bankanın Doha’da ev sahipliği yapacağı 11. Yıllık Toplantısı’nın ‘Yarının Altyapısı: Etki ve İnovasyon’ teması altında önemli bir dönüm noktası olacağını ifade etti. Es-Seyyari, önümüzdeki yıllarda Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin yenilenebilir enerji, dijital altyapı ve su sistemleri alanlarında bir dizi küresel trende öncülük etmesini beklediğini kaydetti.


Suudi Arabistan büyük projelerin yönetimini Suudi kadrolara açıyor

Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
TT

Suudi Arabistan büyük projelerin yönetimini Suudi kadrolara açıyor

Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)

Suudi Arabistan, büyük projelerin yönetiminde ulusal kadroların payını artıracak yeni bir adım attı. Özel sektörde proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirme oranının Şubat 2027'ye kadar yüzde 70'e çıkarılması, altyapıdan konuta, turizmden inşaata kadar ülkenin stratejik sektörlerinde Suudi yetkinliklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin önünü açıyor.

İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı tarafından Belediyeler ve Konut Bakanlığı ile iş birliği içinde alınan karar, proje yönetimi alanında yönetici, mühendis ve uzman olarak çalışan en az 3 kişiye sahip işletmeleri kapsıyor. Karar, inşaat, altyapı, konut ve turizm sektörlerinin hızlı bir şekilde büyüdüğü bir dönemde özel önem taşıyor.

Bakanlık ayrıca kararın uygulama kılavuzunu internet sitesinde yayımladı. Kılavuzda kapsam dahilindeki meslekler, uygulama mekanizmaları, yerlileştirme oranlarının hesaplanma yöntemi ve uyum kuralları yer aldı. Böylece özel sektör kuruluşlarına, karar yürürlüğe girmeden önce istihdam yapılarını yeniden düzenlemeleri ve ihtiyaç duyacakları insan kaynağını planlamaları için süre tanındı.

Uygulama öncesinde dikkat çeken rakamlar

Karar, iş gücü piyasasındaki göstergelerde kaydedilen belirgin iyileşmeyle aynı döneme denk geliyor. Suudi vatandaşları arasındaki işsizlik oranı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,8'e geriledi.

“Qiwa” platformunun verilerine göre, ikinci çeyrekte 258 binden fazla Suudi vatandaşının iş gücü piyasasına katıldığı ve 419 binden fazla iş sözleşmesinin belgelendiği görüldü. Platform aynı çeyrekte 3 milyondan fazla hizmet sunarken, 163 binden fazla maaş belgesi ile Suudi vatandaşları için 63 binden fazla deneyim belgesi düzenledi.

Yerlileştirme konusunda ise “Qiwa”, yerlileştirme şartlarını karşılayan işletmelere 72 binden fazla uygunluk belgesi verdi. Bu uygulama, ulusal yeteneklerin iş gücüne katılımını artırma çalışmalarına yönelik uyumun takip edilmesi kapsamında gerçekleştirildi.

Nitelikli yerlileştirme sadece çalışan değişimi anlamına gelmiyor

Kararı değerlendiren Suudi İnsan Kaynakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi danışman Badr el-Anzi, Şarku’l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirme oranının yüzde 70'e çıkarılmasının, özellikle Suudi Arabistan'daki büyük projelerin genişlemesi ve ulusal yetkinliklerin planlı ve kademeli istihdam politikaları kapsamında gelişmesi dikkate alındığında, önemli ve olgun bir karar olduğunu söyledi.

El-Anzi, Suudi yetkinliklerin mevcut talebi karşılayabilecek düzeyde olduğunu, ancak asıl sorunun insan kaynağının sayısından ziyade pratik deneyimin niteliğiyle ilgili olduğunu belirtti. Proje yönetiminin planlama, risk, maliyet ve zaman yönetimi gibi alanlarda saha deneyimi gerektirdiğine dikkat çekti.

Kararın, Suudi olmayan bir çalışanın yerine Suudi bir çalışanın getirilmesinden ibaret görülmemesi gerektiğini vurgulayan El-Anzi, bunun nitelikli yerlileştirme ve bilgi transferi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. El-Anzi, ulusal yetkinliklerin büyük projeleri kendi başlarına yönetebilecek seviyeye ulaşmasına kadar sürecin sürekli takip edilmesi gerektiğini belirtti.

Ücret rekabeti

El-Anzi'ye göre en önemli zorluklar yerlileştirme kararının kendisinden ziyade, piyasanın sayısal yerlileştirmeden sürdürülebilir nitelikli yerlileştirmeye geçebilme kapasitesiyle ilgili olacak.

Suudi yetkinliklere yönelik talebin artacağını ve özellikle büyük sektör ve projelerde ücret rekabetinin kızışacağını öngören El-Anzi, şirketlerin piyasanın rekabet koşullarında istikrarlarını koruyabilmeleri için organizasyonel yapılarını ve ücret politikalarını yeniden gözden geçirmeleri gerekeceğini söyledi.

Sayısal yerlileştirme, belirli bir oranda Suudi vatandaşının istihdam edilmesini hedeflerken, “nitelikli yerlileştirme” ulusal kadroların yetkinliği, deneyimi ve görevleri fiilen yerine getirme ve işi yönetme kapasitesine odaklanıyor. Böylece yalnızca bir pozisyonun doldurulması ve belirlenen oranın tutturulmasının ötesine geçiliyor.

Piyasayı yeniden şekillendirebilir

El-Anzi, kararın gerçek başarısının kağıt üzerinde yüzde 70'lik orana ulaşılmasıyla değil, Suudi proje yöneticileri ve uzmanlarının yüzde 70'inin projeleri fiilen yönetebilecek seviyeye ulaşmasıyla ölçüleceğini belirtti.

Kararın etkisinin Suudilere sunulan iş imkanlarının sayısındaki artıştan çok daha kapsamlı olabileceğini ifade eden El-Anzi, uygulamanın proje yönetimi piyasasının tamamını yeniden şekillendirebileceğine dikkat çekti.

İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın daha önce de proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirmeyi aşamalı olarak uygulamaya koyduğunu hatırlatan El-Anzi, bunun yüksek katma değer taşıyan kilit pozisyonların yerlileştirilmesine yönelik bir yönelimi yansıttığını söyledi.

Kararın uzun vadede özel sektörün verimliliğine ve nitelikli uzmanlaşmış yerlileştirmeyi benimseme kapasitesine olumlu yansımasını bekleyen El-Anzi, mühendis, yönetici ve teknisyenler dahil olmak üzere farklı meslek gruplarında proje yönetiminde çalışan Suudi vatandaşlarının oranının artacağını öngördü.

İş gücünün ötesinde ekonomik etki

Kararın ekonomik boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan finans ve ekonomi danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas ise Şarku’l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, kararın “istihdamdan ziyade stratejik” bir nitelik taşıdığını söyledi.

El-Attas, proje yönetiminin inşaat, altyapı, turizm, konut ve lojistik gibi sektörler üzerinden Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu hedeflerinin hayata geçirilmesinin merkezinde yer aldığını belirtti.

Ekonomik etkilerin yalnızca istihdam edilen Suudi vatandaşlarının sayısındaki artışla sınırlı kalmayacağını ifade eden El-Attas, ulusal uzmanlık alanlarına yönelik talebin artacağını ve daha yüksek katma değer sağlayan nitelikli işlerin oluşacağını söyledi.

Buna karşılık, uzman yabancı iş gücüne yoğun şekilde dayanan şirketlerin kısa vadede daha yüksek istihdam maliyetleriyle karşılaşabileceğini belirten El-Attas, bunun şirketleri ekiplerini yeniden yapılandırmaya ve eğitim yatırımlarına erken aşamada başlamaya yönelteceğini kaydetti.

İnsan sermayesine yatırım

El-Attas, Şubat 2027'ye kadar uzanan geçiş süresinin şirketlere durumlarını yeniden düzenlemeleri için yeterli zaman tanıdığını belirterek, kararın yerli ve yabancı yatırımlar açısından ciddi bir engel oluşturmasını beklemediğini söyledi.

Aksine kararın, insan sermayesine, eğitim piyasasına ve mesleki sertifikasyon alanına yatırımları teşvik edebileceğini belirten El-Attas, şirketlerin önünde iki seçenek bulunacağını ifade etti: Hazır durumdaki ulusal yetkinlikleri işe almak veya kendi kadrolarını yetiştirmeye yatırım yapmak.

El-Attas, yerlileştirme kurallarının açık ve istikrarlı olmasının yabancı yatırımcı açısından oranın kendisinden daha önemli bir unsur olduğunu vurguladı.

Etkiyi artırmak için 3 aşama

El-Attas, kararın yerel ekonomik değerini artırmak için üç aşama belirledi: Ulusal yetkinliklerin istihdam edilmesi ve yetiştirilmesi, küresel şirketlerden bu kadrolara bilgi ve deneyim aktarılması ve son olarak büyük projeleri ulusal ve uluslararası ölçekte yönetebilecek bir Suudi proje yöneticileri neslinin oluşturulması.

El-Attas da El-Anzi'nin değerlendirmesine katılarak, kararın ekonomik başarısının kağıt üzerinde yüzde 70'lik yerlileştirme oranına ulaşılmasıyla değil, ulusal yetkinliklerin maliyet, zaman, kalite ve risk yönetimi açısından dünya standartlarında projeleri yönetebilme kapasitesiyle ölçülmesi gerektiğini söyledi.

El-Attas'a göre bu süreçteki temel zorluklardan biri ise akademik yeterlilik ile sahadaki pratik deneyim arasındaki boşluk olacak.