ABD ekonomisi ilk çeyrekte yüzde 1,6 daraldı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

ABD ekonomisi ilk çeyrekte yüzde 1,6 daraldı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD ekonomisi, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,6'lık daralma gösterdi.
ABD Ticaret Bakanlığı, ocak-mart dönemine ait gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verisine ilişkin nihai tahminlerini açıkladı.
Buna göre, ABD'de GSYH yılın ilk çeyreğinde yıllıklandırılmış olarak yüzde 1,6 azaldı.
Söz konusu dönemde GSYH verisinde hafif aşağı yönlü revizyona gidilirken, piyasa beklentisi ekonominin ilk çeyrekte yüzde 1,5 küçülmesi yönündeydi.
Ülkenin GSYH verisine ilişkin nisan ayında yayımlanan öncü verilerde, ekonominin yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,4 daraldığı, mayıs ayında yayımlanan ikinci tahminlerde ise yüzde 1,5 küçüldüğü kaydedilmişti. Böylece, ABD'de ekonomi yılın ilk çeyreğinde tahmin edilenden fazla küçülme göstermiş oldu.
ABD ekonomisi, 2021'in son çeyreğinde yüzde 6,9 büyürken, salgın sonrası toparlanmanın etkisiyle geçen yıl genelinde yüzde 5,7 ile 1984'ten bu yana en güçlü büyümeyi kaydetmişti.
Bu dönemde ABD ekonomisindeki daralmada, ihracat, federal kamu harcamaları, özel stok yatırımları ile eyalet ve yerel yönetim harcamalarındaki azalma etkili oldu.
Aynı dönemde ithalat yükseliş gösterirken, konut dışı sabit yatırımlar, kişisel tüketim harcamaları ve konut sabit yatırımları artış kaydeden diğer kalemler olarak sıralandı.
İlk çeyreğe ait GSYH verisindeki revizyonda ise özel stok yatırımlarındaki yukarı yönlü revizyonun, kişisel tüketim harcamalarındaki aşağı yönlü revizyonla kısmen dengelenmesi belirleyici oldu.
Kişisel tüketim harcamalarındaki artışa ilişkin veri bu dönemde yüzde 3,1'den yüzde 1,8'e revize edildi. Kişisel tüketim harcamaları, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 2,5 artmıştı.
Yılın ilk çeyreğinde kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksindeki artış ise yüzde 7'den yüzde 7,1'e revize edildi. Gıda ve enerji harcamalarının hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksindeki artış da yüzde 5,1'den yüzde 5,2'ye yükseltildi.
Analistler, yılın ilk çeyreğinde kaydedilen rekor seviyedeki dış ticaret açığının ABD ekonomisinin daralmasında etkili olduğunu ancak iç talebin güçlü kaldığını belirtti.



Hürmüz Boğazı krizi, küresel şirketlerin 25 milyar dolarlık kârını silip süpürüyor

El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)
El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı krizi, küresel şirketlerin 25 milyar dolarlık kârını silip süpürüyor

El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)
El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)

Uluslararası şirketlerin, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın etkileri nedeniyle en az 25 milyar dolarlık ağır kayıp yaşadığı, faturanın ise hızla artmaya devam ettiği bildirildi. Söz konusu değerlendirme, Reuters tarafından yapılan kapsamlı bir analize dayandırıldı.

ABD, Avrupa ve Asya’da borsaya kote şirketlerden gelen resmi verilerin geniş bir bölümü, çatışmanın ekonomik etkilerinin derinliğine dair karamsar bir tablo ortaya koyuyor. Şirketler, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş, tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki sıkı kapatma politikası nedeniyle hayati deniz ticaret yollarında meydana gelen kesintilerle mücadele ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı analize göre en az 279 küresel şirket, savaşın yol açtığı finansal baskıyı azaltmak amacıyla çeşitli ‘koruyucu önlemler’ aldı. Bu adımlar arasında ürün fiyatlarının artırılması ve üretim oranlarının düşürülmesi de yer aldı. Ekonomik daralmanın derinleştiğini gösteren diğer uygulamalar arasında bazı şirketlerin temettü ödemelerini ve hisse geri alım programlarını askıya alması, çalışanlara ücretsiz zorunlu izinler verilmesi, yakıt ek ücretleri uygulanması ve bazı firmaların devlet destek paketleri ile acil yardım taleplerine yönelmesi de bulunuyor.

Üretim hatlarında keskin düşüş

Bu jeopolitik dalgalanmaların, Kovid-19 salgını ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında uluslararası iş dünyasını yıpratan küresel sarsıntı zincirinin en yeni halkasını oluşturduğu belirtiliyor. Söz konusu gelişmeler, yılın geri kalanına ilişkin iyimser beklentileri baskı altına alırken, çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşmasına dair herhangi bir ufkun bulunmaması belirsizliği artırıyor.

Bu bağlamda, ABD’li ev aletleri üreticisi Whirlpool’un CEO’su Marc Bitzer, analistlere yaptığı değerlendirmede, mevcut sanayi gerilemesinin düzeyinin 2008 küresel finans krizinde gözlemlenen tabloyla tamamen benzer olduğunu, hatta bazı dönemsel durgunluk seviyelerini de aştığını ifade etti.

Bitzer’in açıklamaları, şirketin yıllık kâr beklentisini yarıya indirmesi ve nakit temettü ödemelerini askıya almasının ardından geldi.

Ekonomistler, büyüme hızındaki yavaşlamayla birlikte şirketlerin fiyat belirleme gücünün zayıflayacağını, sabit maliyetlerin karşılanmasının daha zor hale geleceğini ve bunun ikinci çeyrekten itibaren kâr marjlarını tehdit edeceğini belirtiyor. Ayrıca fiyat artışlarının sürmesinin enflasyonu besleyerek zaten kırılgan olan tüketici güvenini daha da zayıflatacağı ifade ediliyor. Bitzer de tüketicilerin artık yeni ürün satın almak yerine eski cihazlarını tamir ettirmeyi tercih ettiğine dikkat çekti.

Hayati önem taşıyan hatlar kesintiye uğradı

Whirlpool bu süreçteki tek şirket değil; Procter & Gamble ve Japonya’nın Toyota grubu gibi dev şirketler de çatışmanın üçüncü ayına girmesiyle birlikte artan maliyetler konusunda sert uyarılarda bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde uyguladığı ablukanın, küresel enerji sektörü açısından en kritik deniz geçitlerinden biri olan bu hattı felce uğrattığı belirtiliyor. Bu durum, ham petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelere kıyasla yüzde 50’den fazla artarak varil başına 100 doların üzerine çıkmasına yol açtı. Söz konusu deniz trafiği kısıtlaması, küresel taşımacılık maliyetlerinde keskin bir artışa, hammadde tedarikinde daralmaya ve uluslararası ticaret akışında ciddi kesintilere neden oldu. Tarım gübreleri, helyum gibi endüstriyel gazlar, alüminyum ve polietilen gibi temel girdilerin tedariki de önemli ölçüde etkilendi.

İncelemeye dahil edilen şirketlerden beşi, kozmetikten lastiğe, temizlik ürünlerinden havayolu ve kruvaziyer taşımacılığına kadar farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor ve doğrudan finansal darbe aldıklarını bildirdi. Şirketlerin büyük kısmının Birleşik Krallık ve Avrupa merkezli olması, bu bölgelerde zaten yüksek seyreden enerji maliyetlerinin etkisini daha da artırdı. Asya merkezli şirketler ise listenin yaklaşık üçte birini oluşturdu. Bu durum, Asya ekonomilerinin Ortadoğu’dan gelen petrol ve yakıt ürünlerine olan yüksek bağımlılığını bir kez daha ortaya koydu.

Havayolu ve otomotiv şirketleri en büyük darbeyi alıyor

Bu rakamları ekonomik bağlamda değerlendiren analizler, 25 milyar dolarlık kaybın, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2025 yılında uyguladığı gümrük tarifeleri nedeniyle yüzlerce şirketin ekim ayına kadar kaydettiği yaklaşık 35 milyar dolarlık faturaya hızla yaklaştığını ortaya koyuyor. Söz konusu savaş kaynaklı kayıplar içinde en büyük payın havayolu şirketlerine ait olduğu, sektörün yaklaşık 15 milyar dolarlık zarar bildirdiği belirtiliyor. Bu kayıpların temel nedeni olarak jet yakıtı fiyatlarındaki neredeyse iki katına varan artış gösteriliyor.

Tedarik zincirlerindeki darboğazların devam etmesiyle birlikte farklı sektörlerden şirketler de uyarılarını artırmaya başladı. Japon otomotiv devi Toyota, yaklaşık 4,3 milyar dolarlık finansal zarar riski bulunduğunu açıklarken, Procter & Gamble ise vergi sonrası net kârında 1 milyar dolarlık düşüş beklediğini duyurdu.

Öte yandan küresel fast food zinciri McDonald’s, tedarik zincirlerindeki aksamaların uzun vadeli operasyon maliyetlerini artıracağı ve bunun enflasyonist baskıları güçlendireceği uyarısında bulundu. Şirketin CEO’su Chris Kempczinski, düşük gelir grubundaki tüketicilerde talep düşüşüne yol açan en önemli faktörün yakıt fiyatlarındaki sert yükseliş olduğunu belirterek, “Benzin fiyatlarındaki artış şu anda karşı karşıya olduğumuz temel zorluk” ifadesini kullandı.

Fiyat baskısı geliyor

Ağır sanayi, kimyasallar ve temel malzeme alanlarında faaliyet gösteren yaklaşık 40 şirket, Ortadoğu’daki petrokimya tedarikine doğrudan maruz kalmaları nedeniyle ürün fiyatlarını yakın zamanda artırmak zorunda kalacaklarını açıkladı. Newell Brands’in Finans Direktörü Mark Erceg, petrol fiyatlarındaki her 5 dolarlık artışın şirketin işletme maliyetlerine yaklaşık 5 milyon dolar ek yük getirdiğini belirtti.

Avrupa’da ise Almanya merkezli lastik üreticisi Continental, yükselen petrol fiyatlarının ham madde maliyetlerini artırması nedeniyle ikinci çeyrekten itibaren en az 100 milyon euro (117 milyon dolar) zarar beklediğini açıkladı. Şirket yöneticilerinden Roland Welzbacher, bu etkinin finansal tablolara ve kâr-zarar hesaplarına tam olarak yansımasının üç ila dört ay sürdüğünü belirterek, “Darbe ikinci çeyreğin sonlarında başlayacak ve yılın ikinci yarısında tam gücüyle hissedilecek” ifadesini kullandı.

Gerçek etki henüz ortaya çıkmadı

Bu krizlere rağmen şirket kârlarının yılın ilk çeyreğinde dirençli bir görünüm sergilediği, bunun da ABD’nin S&P 500 endeksi gibi ana göstergelerin enerji maliyetlerindeki baskıya ve enflasyon kaygıları nedeniyle tahvil getirilerindeki yükselişe rağmen rekor seviyelere ulaşmasını açıkladığı belirtiliyor.

Buna karşın geleceğe yönelik beklentiler aşağı yönlü revize edilmeye başlandı. 31 Mart’tan bu yana, S&P 500 endeksinde yer alan sanayi şirketleri için ikinci çeyrek net kâr marjı beklentisi 0,38 puan, dayanıklı tüketim malları şirketleri için 0,14 puan ve temel tüketim ürünleri şirketleri için 0,08 puan düşürüldü.

Goldman Sachs analistleri, Avrupa’nın STOXX 600 endeksinde yer alan şirketlerin ikinci çeyrekten itibaren kâr marjları üzerinde ciddi baskı ile karşılaşacağını belirtti. Analistler, şirketlerin artan maliyetleri son tüketiciye yansıtmakta zorlanacağını ve fiyat dalgalanmalarına karşı kullanılan hedge (korunma) sözleşmelerinin süresinin dolmasının da bu baskıyı artıracağını ifade etti.

UBS Avrupa Hisse Senedi Stratejisi Başkanı Gerry Fowler ise otomotiv, telekomünikasyon ve ev aletleri gibi doğrudan tüketiciye yakın sektörlerde, önümüzdeki 12 aya ilişkin kâr beklentilerinde yüzde 5’in üzerinde aşağı yönlü revizyonlar görüldüğünü aktardı.

Japonya’da da analistler, ikinci çeyrek kâr büyüme tahminlerini yarıya indirerek yüzde 11,8 seviyesine düşürdü. Cordoba Advisory Partners CEO’su Rami Sarafa ise genel tabloyu değerlendirerek, “Küresel şirket kârlılıkları üzerindeki savaş etkisinin gerçek ve tam yansıması henüz finansal sonuçlara tam olarak yansımadı; en kötü senaryo henüz ortaya çıkmadı” ifadelerini kullandı.


Körfez ithalatının düşüşü küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
TT

Körfez ithalatının düşüşü küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)

Amir Diyab Et-Tamimi

Hürmüz Boğazı'nın kapanması yalnızca petrol ve doğalgaz ihracatını tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda dünyanın en önemli talep ve ithalat merkezlerinden birini de tehlikeye atıyor. Körfez ülkelerinin küresel bir enerji kaynağı olmanın ötesinde, dünya genelindeki fabrikaları ve şirketleri harekete geçiren bir tüketim ve lojistik pazar konumunda olduğu biliniyor. Peki Körfez ithalatının düşüşü, salt enerji ihracatının ötesinde küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

ABD/İsrail-İran savaşı, Arap Körfezi bölgesinin küresel ekonomi için ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Körfez'den gelen tedarik aksaklıkları yalnızca ham petrol ve sıvılaştırılmış gazla sınırlı kalmadı; petrokimyasal ürünler, kimyasal gübreler, alüminyum ve geleneksel sektörler ile tarım başta olmak üzere pek çok sanayi, hizmet ve tüketim alanının ihtiyaç duyduğu diğer kritik hammaddeler de bu aksaklıktan nasibini aldı.

Kuzeyde Kuveyt'ten güneydoğuda Umman'a ve geniş topraklarıyla Suudi Arabistan'a uzanan Körfez, coğrafi açıdan görece küçük bir alan oluşturuyor. Bölge dışından gelenler dahil toplam nüfus 62 milyonu aşmıyor.

Bununla birlikte bölge ülkeleri, 1950'li yıllarda petrol zenginliğinin keşfedilmesinden bu yana bazı nitelikleri tartışmalı da olsa tarihsel ölçekte kayda değer bir ekonomik yapılanmayı başardı. Bu süreç, yüksek yaşam standartları, nitelikli sosyal hizmetler ve ihracat kapasitesinin geliştirilmesine yol açtı. Söz konusu kapasite, bu ülkelere önemli gelirler sağlarken kamu, özel sektör ve hane halkı harcamalarını güçlendirdi. Böylece biriken finansal servet, dünya genelinde çeşitli coğrafyalarda ve başlıca serbest dövizler cinsinden yatırım araçlarına yönlendirilebildi.

Bu ülkeler bir zamanlar yaşamın en temel gereksinimi olan suya ulaşamıyordu, ancak deniz suyunu arıtarak hem insanlar hem hayvanlar hem de bitkiler için su güvenliğinin temel kaynağına dönüştürdüler. Körfez ülkeleri aynı zamanda elektrik üretimini de geliştirerek hem modern yaşam merkezlerine hem de çeşitli üretim faaliyetleri için enerji kaynaklarını güçlendirebilen ekonomilere dönüştüler.

Savaşın acı yansımaları gölgesinde beklentiler ne?

Bu beklentiler, savaşın acı sonuçları göz önüne alındığında gerçekçi bir zemine oturtulabilir mi? Savaşın yansımalarının Körfez ülkelerinin ekonomik planlarını etkileyeceğine ve bu ülkeleri sivil projelerin aleyhine savunma ve silahlanma projelerine daha fazla kaynak ayırmaya iteceğine şüphe yok. Öte yandan bu durum, ortak ülkelere önümüzdeki yıllarda savunma ve güvenlik teçhizatı ihracatlarını artırma fırsatı tanıyabilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre Körfez ülkelerinin söz konusu yansımalardan hızla toparlanması ve ekonomik projeleri ile ekonomik çeşitlendirme stratejilerini hayata geçirmek için adım hızlandırması kaçınılmaz görünüyor.

Körfez ekonomileri 2025 yılının üçüncü çeyreğinde istikrarlı büyümenin eşiğindeydi; bu dönemdeki gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) yaklaşık 595,8 milyar dolara ulaştı. Bu veri, söz konusu yılın GSYİH'nın 2,4 trilyon dolara yaklaşabileceğine işaret ediyor.

Bu performans, Körfez ülkelerinin doğrudan tüketim, imalat sektörüne girdi ya da hizmet ve tarım sektörlerine yönelik olmak üzere daha fazla temel ithalat absorbe edebilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor.

İran savaşından alınan başlıca dersler neler?

ABD/İsrail-İran savaşı, dünya ülkeleriyle ve bunlar arasında Arap ülkeleriyle açık ilişkiler kurmanın önemini bir kez daha teyit etti. Bölge ekonomilerini yormayacak dengeli ilişkiler inşa etmenin zorunluluğunu da gözler önüne serdi. Aynı zamanda bu ilişkiler, Avrupa, Asya ve ABD’deki çeşitli ülkeler ve bölgesel kuruluşlarla karşılıklı çıkarların hayata geçirilmesine zemin hazırlıyor. Bu da Körfez ülkelerinin küresel ekonomik büyümeye destek vermesindeki rolünü, siyasi istikrar düzeyini yükselten ekonomik ve güvenlik sistemleri inşa etmesini ve önümüzdeki ekonomik dönüşümlerle baş edebilecek yetkin insan kaynağı kapasitesi geliştirmesini güçlendiriyor. İran'la yaşanan savaş krizi, bölge ülkeleri için başkalarıyla ilişkilerin ortak çıkarlar temelinde kurulması gerektiğine dair bir uyarı niteliği taşıyor olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Çılgın spekülasyonlar: Wall Street, korkunç ‘dot-com balonunu’ yeniden mi yaratıyor?

(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
TT

Çılgın spekülasyonlar: Wall Street, korkunç ‘dot-com balonunu’ yeniden mi yaratıyor?

(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)

Küresel finans piyasalarında artan temkin ve belirsizlik havası hâkim olurken, teknoloji sektörüne özellikle yapay zekâ patlamasının tetiklediği benzeri görülmemiş bir sermaye akışı yaşanıyor.

Bu hızlı yükselişin neredeyse durdurulamaz bir ivmeyle devam etmesi, büyük yatırımcılar ve analistler arasında ciddi endişelere yol açmış durumda. Uzmanlar, mevcut tabloyu giderek 1990’ların sonlarına, yani küresel ekonomiyi sarsan ‘dot-com balonunun’ patlamasından hemen önceki döneme benzetiyor.

Aşırı iyimserlik ve olağanüstü kâr beklentileri ile Wall Street’in deneyimli yatırımcılarının uyarıları arasında sıkışan piyasada, yatırımcıların temel sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor: Yapay zekâ rallisi yavaşlayacak mı? Eğer yavaşlarsa, geride bırakacağı ekonomik hasarın boyutu ne olacak?

Korkutucu bir likidite yoğunlaşması

Bugünün piyasasında asıl kriz, ‘aşırı yoğunlaşma’ sorunu olarak öne çıkıyor. Endekslerde görülen rekor yükselişler, ekonominin genelinde sağlıklı ve dengeli bir büyümeye işaret etmekten ziyade, çok az sayıda dev şirketin performansına dayanıyor.

İstatistik verilerine göre Philadelphia Yarı İletken Endeksi, Mart ile Mayıs 2026 ortası arasında yalnızca iki ay içinde yüzde 70 gibi dikkat çekici bir artış kaydetti. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi ise aynı dönemde yaklaşık yüzde 20 yükseldi. Söz konusu veriler Yahoo Finance kaynaklı analizlere dayanıyor.

UBS Bankası’nın yayımladığı rapora göre, Nvidia, Alphabet, Amazon, Broadcom ve Apple olmak üzere yalnızca beş büyük teknoloji şirketi, son dönemde S&P 500 endeksindeki toplam kazançların yarısını tek başına oluşturdu.

Daha da dikkat çekici olan nokta ise S&P 500 endeksinin ağırlığının yaklaşık yüzde 40’ının sadece 10 şirkette toplanmış olması. Bu şirketlerin büyük bölümü yapay zekâ alanında faaliyet gösterirken, istisna olarak yalnızca Warren Buffett’a ait Berkshire Hathaway bu grupta yer alıyor.

Dijital paradoks

S&P 500 endeksi rekor üstüne rekor kırarken, endekste yer alan şirketlerin yüzde 5’inin 52 haftanın en düşük seviyelerinde işlem görmesi dikkat çekiyor. Bu keskin ayrışma, yapay zekâ rallisine katılmayan şirketlerin piyasa yükselişinin dışında kalarak zorlandığını açık biçimde ortaya koyuyor.

Finansal spekülasyon atmosferi

Bu tek taraflı yükseliş dalgası, yatırım fonu yöneticilerinin de endişelerini açık bir şekilde dile getirmesine yol açtı. Barclays analisti Emmanuel Cau, özellikle İran savaşı gibi jeopolitik risklerin ve yükselen petrol fiyatlarının görmezden gelindiği bir ortamda hisse senetlerindeki bu sert yükselişin gerekçelendirilmesinin giderek zorlaştığını ifade etti.

Öte yandan Liontrust Asset Management Küresel Hisse Senedi İşlemleri Başkanı Mark Hawtin, yarı iletken hisselerinde yaşanan gelişmeleri daha da sert bir dille değerlendirerek, mevcut tabloyu ‘kumarhane atmosferine’ benzetti. Hawtin, mevcut değerlemelerin uzun vadede ne rasyonel ne de sürdürülebilir olduğunu vurguladı.

Fiyatların tarihi zirvelere ulaşmasıyla birlikte 2000 yılındaki dot-com balonu ile yapılan karşılaştırmalar yeniden gündemin merkezine oturdu.

Bu bağlamda BNP Paribas tarafından yayımlanan bir çalışma, S&P 500 endeksinin mevcut seyrini 1996 yılından itibaren başlayan dönemle karşılaştırdı. Analizde, grafiklerde çarpıcı bir benzerlik olduğu ve eğrilerin neredeyse örtüştüğü belirtildi. Ayrıca araştırma, şirketlerin kâr çarpanlarındaki aşırı şişkinliğe ve yapay zekâ altyapısının kurulması için kullanılan devasa borçlanma seviyelerine dikkat çekti. Bu durumun, 2000 yılında telekomünikasyon şirketlerinin çöküşünden önceki borç temelli genişleme dönemini hatırlattığı ifade edildi.

Michael Burry devreye giriyor

Bu gürültü ve dalgalanma ortamında, 2008 ABD konut piyasası çöküşünü ve küresel finans krizini önceden doğru tahmin etmesiyle tanınan ve The Big Short filmine konu olan ünlü yatırımcı Michael Burry’nin sesi öne çıktı. Burry, Substack platformu üzerinden yatırımcılara yönelik sert uyarılarda bulunarak ‘açgözlülüğün reddedilmesi’ ve finansal pozisyonların derhal azaltılması çağrısında bulundu.

Burry, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Dikey şekilde hızla yükselen tüm hisselerde pozisyonlarınızı neredeyse tamamen azaltın... Piyasa istihdam ya da tüketici güveni nedeniyle yükselmiyor; sadece dün de yükseldiği için yükseliyor ve herkesin yanlış biçimde anladığını düşündüğü iki harflik bir tez (AI) üzerine kurulmuş durumda.”

Ancak Burry, mevcut karamsar tabloya rağmen teknoloji hisselerinde açığa satış (short pozisyon) stratejisinin şu aşamada ciddi risk taşıdığı uyarısında da bulundu. Ona göre güçlü alım momentumu kısa vadede devam edebilir ve bu durum yatırımcılar için yüksek maliyetli kayıplara yol açabilir.

Bu nedenle Burry, alternatif bir strateji olarak nakit pozisyonlarının artırılmasını, varlıkların likiditeye çevrilmesini ve fiyatlar yeniden daha rasyonel seviyelere döndüğünde yeniden piyasaya giriş yapılmasını önerdi.

1996 mı yoksa 2000 mi?

Teknik veriler, riskin gerçek olduğuna işaret ediyor. Şarku’l Avsat’ın Yahoo Finance’tan aktardığına göre Bespoke Investment Group, yarı iletken hisselerinin son dönemde 50 günlük hareketli ortalamanın yüzde 33 üzerinde işlem gördüğünü ortaya koydu. Bu seviyenin tarihsel olarak yalnızca üç kez görüldüğü belirtiliyor: Aralık 1998, Mart 2000 ve Kasım 2002. Ayrıca yarı iletken endeksinin verdiği sinyalin, Renaissance Macro CEO’su Jeff deGraaf’a göre yalnızca 1996, 2000 ve 2022 yıllarında tekrarlandığı ifade ediliyor.

Buna rağmen temel soru halen yanıt bekliyor: Şu anda piyasa döngüsünün hangi noktasındayız? 1996’daki gibi teknolojik yükselişin henüz başında mı, 2000’deki gibi bir balon zirvesinde mi, yoksa 2022’deki gibi yaklaşık yüzde 30’luk bir düzeltme öncesi geçici bir durakta mı?

DeGraaf, yatırımcıları yalnızca balon korkusuyla acele satış yapmamaları konusunda uyardı. Ona göre ‘zirveler ulaşıldığında çan çalmaz’ ve doğru strateji, gerçek bir bozulma sinyali ortaya çıkana kadar beklemek, satış kararını ise yükseliş sırasında değil düşüş sürecinde vermek olmalı.

Tarihin bugünün piyasalarına verdiği ders

Marketing Science dergisinde yayımlanan ve 1825 ile 2000 yılları arasında 51 büyük inovasyonu inceleyen bir çalışmaya göre, bu yeniliklerin 37’sinde fiyat balonları oluştuğu tespit edildi. Bu oran yaklaşık yüzde 73’e karşılık geliyor.

Söz konusu liste, bugün günlük hayatın ayrılmaz parçaları haline gelen birçok teknolojiyi de içeriyor: demiryolları, otomobiller, uçaklar, radyo, televizyon, mikrodalga fırın, cep telefonları, internet ve hatta tükenmez kalemler.

Bu tarihsel değerlendirme, piyasaların özellikle teknolojik devrimlerin ilk aşamalarında gerçek değeri doğru fiyatlamakta sürekli zorlandığını gösteriyor. Bunun temel nedeni, değer zincirlerinin karmaşıklığı olarak görülüyor: çipler modelleri, modeller yazılımları, yazılımlar otomasyonu, otomasyon ise yeni iş modellerini üretiyor. Yatırımcılar bu zinciri tek bir anda fiyatlamaya çalıştığında, beklentiler çoğu zaman bilim kurguya benzer bir seviyeye ulaşıyor.

Buna rağmen bugün ile 2000 yılı arasındaki önemli bir fark, temkinli iyimserlik için bir zemin oluşturuyor. Günümüzün yapay zekâ liderleri olan Nvidia ve Microsoft gibi şirketler, gerçek kârlılığa, güçlü nakit akışlarına ve yüksek marjlara sahip. S&P 500 şirketlerinin yaklaşık yüzde 85’inin çeyrek sonuçlarında beklentileri aşması, 1990’lardaki dot-com döneminden farklı olarak, gelir üretmeyen şirketlerin hâkim olmadığı bir tabloya işaret ediyor.

Ancak piyasanın yapay zekânın küresel ekonomiyi yeniden şekillendirme potansiyeline olan inancı ile balon uyarıları arasında, asıl belirleyici faktör jeopolitik riskler ve enflasyon baskılarının etkisi olacak. Teknoloji hisseleri şimdilik petrol piyasasındaki dalgalanmalardan ve uluslararası gerilimlerden kısmen ayrışmış görünse de, sert bir fiyat düzeltmesi olmadan bu sürecin devam etmesi; kâr büyümesi ile makroekonomik istikrar arasında nadir görülen bir uyum gerektiriyor. Wall Street ise bu kritik dengeyi büyük bir dikkatle izliyor.