Martin Griffihs, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ateşkes Yemen’de savaşı sona erdirmek için fırsat

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)
TT

Martin Griffihs, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ateşkes Yemen’de savaşı sona erdirmek için fırsat

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)

Birleşmiş Miletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, yoksulların karşı karşıya kaldığı en büyük tehdidin iklim, çatışma ve yaşam maliyeti olduğunu söyledi. Griffiths internet üzerinde Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, bu üç faktörün birbiriyle !bağlantılı tehditler’ olduğunu vurguladı.
BM Yemen Özel Temsilcisi olarak görev yapan ve geçtiğimiz yılın ortasında BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak atanan Griffiths, mültecilere yönelik ‘çifte standart’a ilişkin açıklamasında konunun, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki iltica sorunlarının aksine, Şubat 2022 sonunda başlayan Ukrayna krizi ve Rus saldırılarının başlamasıyla gelen mültecilere yanıt verme hızında daha yoğun olarak gündeme getirildiğini söyledi. Griffiths “Yardım satın almak ve aktarmak daha pahalı hale geldi. Bu, yardımımızın daha az kişiye ulaştığı veya insanların daha az yardım aldığı veya her ikisinin birden yaşandığı anlamına geliyor” dedi.
Griffiths, Şarku’l Avsat’ yaptığı açıklamalarda başta Yemen’deki durum olmak üzere bunun uluslararası alandaki yansımalarına ve insani drama ilişkin birçok soruya yanıt verdi:

-BM, gıda kıtlığı konusunda tekrar tekrar uyarılarda bulundu. En çok hangi ülkeler açlık seviyelerinin artmasıyla karşı karşıya?
Bu yıl gıda güvenliğine ilişkin beklentiler endişe verici derecede zayıf ve dünyanın birçok yerinde kötüleşiyor. Afganistan, Etiyopya, Somali, Güney Sudan ve Yemen açlık seviyesine en yakın ülkelerden. Bir milyon insanın dörtte üçü yaşanan son felaketle kıtlıktan sadece bir adım uzakta. Risk altında olanlar sadece onlar değil. Dünya Gıda Programı'na (WFP) göre, bu yıl 82 ülkede ciddi gıda güvensizliği ile karşı karşıya olan insan sayısı 345 milyona yükseldi. Açlığın en büyük nedeni çatışma ve yerinden edilme sorunları. Yetersiz beslenen insanların yüzde 60’ı çatışmalardan etkilenen ülkelerde yaşıyor. İklim krizine bağlı aşırı hava koşulları da açlığın önemli bir nedeni. Afrika Boynuzu'nun bazı kısımları birbirini izleyen dört yağışlı mevsim yaşadı ve şimdi benzer bir beşinci mevsimle karşı karşıya. Bu durum 40 yılın en kötü kuraklığına neden oldu. Afganistan'da insanlar son 30 yılın en kötü kuraklığını yaşıyor. Ukrayna'daki çatışma, yaşam pahalılığında küresel bir krize de yol açtı. Gıda, yakıt ve gübre fiyatları yükseldikçe arz kesintiye uğradı. Bütün bunlar, pandeminin dünyadaki yoksulları daha savunmasız hale getirdiği bir zamanda meydana geliyor.

-Ukrayna savaşı gıda kıtlığına neden oluyor mu? Ve eğer öyleyse; en savunmasız olanları korumak için ne yapılabilir?
Savaş buğday, mısır, yakıt ve gübre fiyatlarını artırarak ve tedarik sistemlerini bozarak, zaten aşırı gerilmiş olan küresel gıda sistemi üzerinde muazzam bir baskı yarattı. En çok etkilenen ülkeler, 19 milyon insanın gıda güvencesi altında olmadığı Yemen gibi büyük ölçüde ithal tahıla bağımlı olanlar. Lübnan ve İşgal Altındaki Filistin Toprakları da kötüleşen insani krizlerle karşı karşıya. Afrika, Kamerun, Somali ve Sudan'da  ağır darbe alıyor. Bu ülkelerin bazılarında aileler günlük gelirlerinin yüzde 80'ini gıdaya harcıyor. İnsani yardım programlarımızın olduğu tüm ülkelerde, yardım satın almak ve taşımak giderek daha pahalı hale geliyor. Bu, yardımımızın daha az kişiye ulaştığı veya insanların daha az yardım aldığı veya her ikisinin birden olduğu anlamına geliyor. Artan bu zorluklara rağmen, bu yıl insani yardım kuruluşları Afrika Boynuzu genelinde yaklaşık 6,5 milyon, Afganistan'da 19 milyon ve Yemen'de de her ay 11 milyon kişiye gıda yardımı sağladı. Hükümetleri açık pazarlarda serbest gıda ve enerji akışını desteklemeye davet ediyoruz. Bu, fazla arzın serbest bırakılmasını ve Ukrayna ve Rusya'dan gıda ve gübre ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasını da kapsıyor. Ancak açlık krizinde insanların gıda yardımından daha fazlasına ihtiyacı var. Sağlık, temiz su, eğitim, koruma ve geçim desteği de dahil olmak üzere kapsamlı bir yardım paketine ihtiyaçları bulunuyor.

-Ukraynalı mülteci krizine verilen yanıt son derece cömert ve etkili oldu. Ancak mültecilere yönelik muamelede çifte standart olduğuna yönelik sorular gündeme geldi. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
BM, Ukraynalı mültecilerin içinde bulunduğu kötü duruma Avrupa'nın hızlı ve cömert tepkisini memnuniyetle karşıladı. Bu, ayrım gözetmeksizin sığınma hakkı verilmesi gereken tüm mülteciler için böyle olmalı. BM’nin defalarca vurguladığı gibi, mültecilerin haklarına saygı gösterilmesi yasal ve ahlaki bir zorunluluk. Irka bağlı olmamalı. Komşu ülkeler genellikle mültecilere ev sahipliği yapmak için cömertçe hareket ediyor. Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak'ın Suriyeli mültecilere, Kenya, Somalili mültecilere, Sudan ve Bangladeş'in Myanmar'dan gelen Rohingyalı mültecilere ev sahipliği yapıyor.
Fotoğraf Altı: Martin Griffiths, New York'ta Ukrayna konusunda  basın toplantısı düzenledi. (Reuters)

-Dünyanın en yoksul kesiminin karşı karşıya olduğu en büyük üç tehdit nedir?
İklim, çatışma ve yaşam maliyeti. Hepsi birbiriyle ilişkili tehditlerdir. İklim krizi aynı zamanda tüm insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Ancak savunmasız ülkeleri orantısız bir şekilde etkiliyor. İklim değişikliği ve çatışmanın birleşiminin neden olduğu hasarı giderek daha fazla görüyoruz. Örneğin geçtiğimiz yıl, iklim değişikliğine uyum sağlamaya daha savunmasız ve daha az hazır olduğu düşünülen 15 ülkeden 10'u bir tür çatışma yaşadı. Emisyonları iklim krizine en fazla katkıda bulunan zengin ülkeler, iklim eylemi için gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı (yıllık 100 milyar dolar) taahhütlerini yerine getirmeli. Küresel yaşam maliyeti krizi daha şimdiden daha fazla yoksulluğa, açlığa ve yetersiz beslenmeye neden olarak yaşamları tehdit ediyor. Risk altındaki ülkeler için borçların hafifletilmesi ve dirençli toplumlar için gerekli olan temel hizmetlere artan yatırımın yanı sıra birçok hükümetin pandemi sırasında uyguladığı sosyal koruma çözümleri acilen görmemiz gerekiyor.

-Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki en acil insani ihtiyaçları nelerdir? Dünyanın çatışmalarla çevrili bu bölgesinde Birleşmiş Milletler'in en önemli rolü nedir?
Ateşkes, siyasi tartışmaları yeniden başlatmak ve savaşı sona erdirmek için gerçek bir fırsat sunduğundan Yemen kritik durumda. İvmesini korumak ve hızını artırmak önemli. Ancak ateşkesin olmasıyka ekonomik ve insani krizini gözden kaçırmamak gerek. 19 milyonu aşkın insan açlık yaşıyor, yardım için yalnızca yüzde 25 fon kullanılıyor. Fonları, zamanla daha tehlikeli hale gelen Safer petrol tankerinden kaynaklanan  petrol sızıntısı tehdidini kontrol altına almak için de kullanmalıyız. Ayrıca Suriye’de 11 yıldır süren savaşın ülkeye neler yaptığını açıkça görüyoruz. Halkın hayatlarını ve geleceklerini yeniden inşa etmeye başlayabilmeleri için bu savaşın bitmesi gerek. Bununla birlikte, nüfusun yüzde 90'ı şu anda yoksulluk sınırının altında. Kurtarma ve yeniden inşa kararları uzun zamandır geçilmiş durumda. Lübnan'daki mali ve ekonomik krizin açlık ve ıstırap riskini arttırması, uluslararası toplumda büyük endişe uyandırıyor. Yüksek gıda ve yakıt fiyatları, işgal altındaki Filistin topraklarını da tehdit ediyor. Bu konuyu özellikle Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) ve WFP vurguluyor. Yıl sonuna kadar devam eden operasyonlara devam etmek için Dünya Gıda Programı’nın 36 milyon dolara daha ihtiyacı var. İşgal Altındaki Filistin Toprakları ve bölgede benzer kısıtlamalarla karşı karşıya kalan UNRWA'nın açığı 100 milyon dolar. İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere karşı ölümcül güç kullanması da dahil olmak üzere alarm veren şiddet seviyeleri de ciddi endişe kaynağı. Çok sayıda Filistinli öldü ve yaralandı.

-İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak sorumluluklarla dolu bir çantanız var... Öncelikleriniz neler?
İlk olarak hizmet etmek üzere yola çıktığımız insanlar için daha iyi hesap verebilirliğe ihtiyacımız var. Bu, insani yardım eyleminin merkezi açısı olmalı. Hesap verebilirlik, insanların ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılmasını ve değişen ihtiyaçlara göre rotayı değiştirmek için daha esnek olmayı ifade eder. İkinci olarak insani yardım kurumunu yönlendirmede  daha az kapsayıcı ve  ilişkilerde ise daha yerel hale getirmeliyiz. Yeni nesil yerel ve ulusal sivil toplum kuruluşlara doğrudan destek vererek birlikte çalışmalıyız. Üçüncüsü, artan ihtiyaçları karşılamak için insani yardım faaliyetlerini tam olarak finanse etmemiz ve kalkınma yardımlarını korumamız gerekiyor. İnsani yardım çalışanları son yıllarda Güney Sudan, Yemen ve Somali'de kıtlığı önledi. Kaynaklarımız olsaydı bunu tekrar yapabilirdik. Ancak ana bağış toplama aracımız olan koordine ettiğimiz insani müdahale planları şu anda yüzde 80'lik bir genel finansman açığıyla karşı karşıya. Bu gecikmeler ve kesintiler gereksiz yük anlamına geliyor. Bağış yapan ülkeler de dahil olmak üzere tüm insani yardım sisteminin, krizleri ve kitlesel acıları şiddetlenmeden önce önlemek adına proaktif ve erken harekete geçmek için daha iyi hazırlanması ve kaynaklara ihtiyacı var. Bu tabii ki hayat kurtarıyor ama aynı zamanda maliyetleri de azaltıyor. Son olarak sivillerin ihtiyaç duydukları yardımı almalarına öncelik verilmeli. Çatışmalarda insanlara ulaşmak daha zor hale geldi. İnsani yardım kuruluşları, çatışmanın taraflarıyla güven, kabul ve müzakere yoluyla insani yardım erişimine ulaşmak için daha fazla zaman ve kaynak ayırmalı. Bu iş azim ve sabır gerektiriyor.



Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
TT

Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)

İsrail ordusu, Gazze'de I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin yer aldığı mezarlığın bir kısmını yıkmış.

Guardian'ın derlediği uydu görüntüleri ve tanık ifadelerine göre İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Tuffah bölgesindeki savaş mezarlığında sistematik yıkım gerçekleştirmiş. 

Mezar taşlarının sıralar halinde kaldırıldığı, toprağın üst katmanlarının iş makineleriyle kazıldığı aktarılıyor. IDF'nin mezarlıkta ağır iş makineleri kullandığına dair işaretler bulunduğu da belirtiliyor. 

Ağustos ve aralıkta çekilen uydu görüntüleri, özellikle mezarlığın güneyde kalan kısmının tahrip edildiğini ortaya koyuyor. 

Mezarlığın eski bekçisi Essam Carada, evinin yakında olduğunu belirterek şunları söylüyor: 

Mezarlıkta iki kez buldozerlerle operasyon yaptılar. İlki, mezarlığın etrafındaki 12 metrelik bir alanda yapıldı. Bu alan tamamen zeytin ağaçlarıyla doluydu. Daha sonra da özellikle Avustralyalı askerlerin mezarlarının bulunduğu kısımda yaklaşık 1 dönümlük alan buldozerlerle dümdüz edildi.

Eski bekçi, buldozerlerin mezarda bariyer olarak kullanılan kum tepeleri oluşturduğunu da söyledi. Bu işlemlerin nisan ve mayısta yapıldığını ifade ediyor. 

IDF'den gazeteye gönderilen açıklamada, sözkonusu dönemde bölgede yoğun çatışmalar yaşandığı, işlemlerin savunma amaçlı yapıldığı öne sürüldü. Ayrıca mezarlık ve çevresinde tüneller tespit edildiği, bunların kaldırıldığı iddia edildi. Tüm operasyonların ordunun üst düzey yetkilileri tarafından onaylandığı bildirildi. 

Gazze savaşının sonlandırılması için ABD öncülüğünde hazırlanan 20 maddelik barış planı 10 Ekim'de devreye girmişti. Plan kapsamında İsrail ordusu "sarı hatta" kadar geri çekilmişti. Haberde, bu hattın mezarlıktan geçtiği ancak son dönemde batıya doğru kaydırıldığı aktarılıyor. 

İngiliz Milletler Topluluğu Savaş Mezarları Komisyonu'yla (CWGC) Hamas'ın ortak denetimindeki Gazze Savaş Mezarlığı'nda, I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden askerlerin cenazeleri yer alıyor. 

3 binden fazla Britanyalı askerin mezarının bulunduğu kabristanda I. Dünya Savaşı'nda yaşamını yitirmiş 184 Türk askerin de naaşı var. 

CWGC, mezarlığın durumuna dair son açıklamayı 11 Aralık'ta yapmıştı. Türk askerlerin yanı sıra Gelibolu ve Ortadoğu'daki cephelerde savaşan Britanya Ordusu'nun 54. (Doğu Angliyen) Piyade Tümeni'nden savaşçıların ve Hindistanlı askerlerin naaşlarının bulunduğu bölgelerin de Gazze savaşındaki çatışmalar nedeniyle hasar gördüğü bildirilmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.