Martin Griffihs, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ateşkes Yemen’de savaşı sona erdirmek için fırsat

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)
TT

Martin Griffihs, Şarku’l Avsat’a konuştu: Ateşkes Yemen’de savaşı sona erdirmek için fırsat

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Mayıs 2022'de Kongo'ya yaptığı ziyarette (AP)

Birleşmiş Miletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, yoksulların karşı karşıya kaldığı en büyük tehdidin iklim, çatışma ve yaşam maliyeti olduğunu söyledi. Griffiths internet üzerinde Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, bu üç faktörün birbiriyle !bağlantılı tehditler’ olduğunu vurguladı.
BM Yemen Özel Temsilcisi olarak görev yapan ve geçtiğimiz yılın ortasında BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak atanan Griffiths, mültecilere yönelik ‘çifte standart’a ilişkin açıklamasında konunun, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki iltica sorunlarının aksine, Şubat 2022 sonunda başlayan Ukrayna krizi ve Rus saldırılarının başlamasıyla gelen mültecilere yanıt verme hızında daha yoğun olarak gündeme getirildiğini söyledi. Griffiths “Yardım satın almak ve aktarmak daha pahalı hale geldi. Bu, yardımımızın daha az kişiye ulaştığı veya insanların daha az yardım aldığı veya her ikisinin birden yaşandığı anlamına geliyor” dedi.
Griffiths, Şarku’l Avsat’ yaptığı açıklamalarda başta Yemen’deki durum olmak üzere bunun uluslararası alandaki yansımalarına ve insani drama ilişkin birçok soruya yanıt verdi:

-BM, gıda kıtlığı konusunda tekrar tekrar uyarılarda bulundu. En çok hangi ülkeler açlık seviyelerinin artmasıyla karşı karşıya?
Bu yıl gıda güvenliğine ilişkin beklentiler endişe verici derecede zayıf ve dünyanın birçok yerinde kötüleşiyor. Afganistan, Etiyopya, Somali, Güney Sudan ve Yemen açlık seviyesine en yakın ülkelerden. Bir milyon insanın dörtte üçü yaşanan son felaketle kıtlıktan sadece bir adım uzakta. Risk altında olanlar sadece onlar değil. Dünya Gıda Programı'na (WFP) göre, bu yıl 82 ülkede ciddi gıda güvensizliği ile karşı karşıya olan insan sayısı 345 milyona yükseldi. Açlığın en büyük nedeni çatışma ve yerinden edilme sorunları. Yetersiz beslenen insanların yüzde 60’ı çatışmalardan etkilenen ülkelerde yaşıyor. İklim krizine bağlı aşırı hava koşulları da açlığın önemli bir nedeni. Afrika Boynuzu'nun bazı kısımları birbirini izleyen dört yağışlı mevsim yaşadı ve şimdi benzer bir beşinci mevsimle karşı karşıya. Bu durum 40 yılın en kötü kuraklığına neden oldu. Afganistan'da insanlar son 30 yılın en kötü kuraklığını yaşıyor. Ukrayna'daki çatışma, yaşam pahalılığında küresel bir krize de yol açtı. Gıda, yakıt ve gübre fiyatları yükseldikçe arz kesintiye uğradı. Bütün bunlar, pandeminin dünyadaki yoksulları daha savunmasız hale getirdiği bir zamanda meydana geliyor.

-Ukrayna savaşı gıda kıtlığına neden oluyor mu? Ve eğer öyleyse; en savunmasız olanları korumak için ne yapılabilir?
Savaş buğday, mısır, yakıt ve gübre fiyatlarını artırarak ve tedarik sistemlerini bozarak, zaten aşırı gerilmiş olan küresel gıda sistemi üzerinde muazzam bir baskı yarattı. En çok etkilenen ülkeler, 19 milyon insanın gıda güvencesi altında olmadığı Yemen gibi büyük ölçüde ithal tahıla bağımlı olanlar. Lübnan ve İşgal Altındaki Filistin Toprakları da kötüleşen insani krizlerle karşı karşıya. Afrika, Kamerun, Somali ve Sudan'da  ağır darbe alıyor. Bu ülkelerin bazılarında aileler günlük gelirlerinin yüzde 80'ini gıdaya harcıyor. İnsani yardım programlarımızın olduğu tüm ülkelerde, yardım satın almak ve taşımak giderek daha pahalı hale geliyor. Bu, yardımımızın daha az kişiye ulaştığı veya insanların daha az yardım aldığı veya her ikisinin birden olduğu anlamına geliyor. Artan bu zorluklara rağmen, bu yıl insani yardım kuruluşları Afrika Boynuzu genelinde yaklaşık 6,5 milyon, Afganistan'da 19 milyon ve Yemen'de de her ay 11 milyon kişiye gıda yardımı sağladı. Hükümetleri açık pazarlarda serbest gıda ve enerji akışını desteklemeye davet ediyoruz. Bu, fazla arzın serbest bırakılmasını ve Ukrayna ve Rusya'dan gıda ve gübre ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasını da kapsıyor. Ancak açlık krizinde insanların gıda yardımından daha fazlasına ihtiyacı var. Sağlık, temiz su, eğitim, koruma ve geçim desteği de dahil olmak üzere kapsamlı bir yardım paketine ihtiyaçları bulunuyor.

-Ukraynalı mülteci krizine verilen yanıt son derece cömert ve etkili oldu. Ancak mültecilere yönelik muamelede çifte standart olduğuna yönelik sorular gündeme geldi. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
BM, Ukraynalı mültecilerin içinde bulunduğu kötü duruma Avrupa'nın hızlı ve cömert tepkisini memnuniyetle karşıladı. Bu, ayrım gözetmeksizin sığınma hakkı verilmesi gereken tüm mülteciler için böyle olmalı. BM’nin defalarca vurguladığı gibi, mültecilerin haklarına saygı gösterilmesi yasal ve ahlaki bir zorunluluk. Irka bağlı olmamalı. Komşu ülkeler genellikle mültecilere ev sahipliği yapmak için cömertçe hareket ediyor. Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak'ın Suriyeli mültecilere, Kenya, Somalili mültecilere, Sudan ve Bangladeş'in Myanmar'dan gelen Rohingyalı mültecilere ev sahipliği yapıyor.
Fotoğraf Altı: Martin Griffiths, New York'ta Ukrayna konusunda  basın toplantısı düzenledi. (Reuters)

-Dünyanın en yoksul kesiminin karşı karşıya olduğu en büyük üç tehdit nedir?
İklim, çatışma ve yaşam maliyeti. Hepsi birbiriyle ilişkili tehditlerdir. İklim krizi aynı zamanda tüm insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Ancak savunmasız ülkeleri orantısız bir şekilde etkiliyor. İklim değişikliği ve çatışmanın birleşiminin neden olduğu hasarı giderek daha fazla görüyoruz. Örneğin geçtiğimiz yıl, iklim değişikliğine uyum sağlamaya daha savunmasız ve daha az hazır olduğu düşünülen 15 ülkeden 10'u bir tür çatışma yaşadı. Emisyonları iklim krizine en fazla katkıda bulunan zengin ülkeler, iklim eylemi için gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı (yıllık 100 milyar dolar) taahhütlerini yerine getirmeli. Küresel yaşam maliyeti krizi daha şimdiden daha fazla yoksulluğa, açlığa ve yetersiz beslenmeye neden olarak yaşamları tehdit ediyor. Risk altındaki ülkeler için borçların hafifletilmesi ve dirençli toplumlar için gerekli olan temel hizmetlere artan yatırımın yanı sıra birçok hükümetin pandemi sırasında uyguladığı sosyal koruma çözümleri acilen görmemiz gerekiyor.

-Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki en acil insani ihtiyaçları nelerdir? Dünyanın çatışmalarla çevrili bu bölgesinde Birleşmiş Milletler'in en önemli rolü nedir?
Ateşkes, siyasi tartışmaları yeniden başlatmak ve savaşı sona erdirmek için gerçek bir fırsat sunduğundan Yemen kritik durumda. İvmesini korumak ve hızını artırmak önemli. Ancak ateşkesin olmasıyka ekonomik ve insani krizini gözden kaçırmamak gerek. 19 milyonu aşkın insan açlık yaşıyor, yardım için yalnızca yüzde 25 fon kullanılıyor. Fonları, zamanla daha tehlikeli hale gelen Safer petrol tankerinden kaynaklanan  petrol sızıntısı tehdidini kontrol altına almak için de kullanmalıyız. Ayrıca Suriye’de 11 yıldır süren savaşın ülkeye neler yaptığını açıkça görüyoruz. Halkın hayatlarını ve geleceklerini yeniden inşa etmeye başlayabilmeleri için bu savaşın bitmesi gerek. Bununla birlikte, nüfusun yüzde 90'ı şu anda yoksulluk sınırının altında. Kurtarma ve yeniden inşa kararları uzun zamandır geçilmiş durumda. Lübnan'daki mali ve ekonomik krizin açlık ve ıstırap riskini arttırması, uluslararası toplumda büyük endişe uyandırıyor. Yüksek gıda ve yakıt fiyatları, işgal altındaki Filistin topraklarını da tehdit ediyor. Bu konuyu özellikle Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) ve WFP vurguluyor. Yıl sonuna kadar devam eden operasyonlara devam etmek için Dünya Gıda Programı’nın 36 milyon dolara daha ihtiyacı var. İşgal Altındaki Filistin Toprakları ve bölgede benzer kısıtlamalarla karşı karşıya kalan UNRWA'nın açığı 100 milyon dolar. İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere karşı ölümcül güç kullanması da dahil olmak üzere alarm veren şiddet seviyeleri de ciddi endişe kaynağı. Çok sayıda Filistinli öldü ve yaralandı.

-İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak sorumluluklarla dolu bir çantanız var... Öncelikleriniz neler?
İlk olarak hizmet etmek üzere yola çıktığımız insanlar için daha iyi hesap verebilirliğe ihtiyacımız var. Bu, insani yardım eyleminin merkezi açısı olmalı. Hesap verebilirlik, insanların ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılmasını ve değişen ihtiyaçlara göre rotayı değiştirmek için daha esnek olmayı ifade eder. İkinci olarak insani yardım kurumunu yönlendirmede  daha az kapsayıcı ve  ilişkilerde ise daha yerel hale getirmeliyiz. Yeni nesil yerel ve ulusal sivil toplum kuruluşlara doğrudan destek vererek birlikte çalışmalıyız. Üçüncüsü, artan ihtiyaçları karşılamak için insani yardım faaliyetlerini tam olarak finanse etmemiz ve kalkınma yardımlarını korumamız gerekiyor. İnsani yardım çalışanları son yıllarda Güney Sudan, Yemen ve Somali'de kıtlığı önledi. Kaynaklarımız olsaydı bunu tekrar yapabilirdik. Ancak ana bağış toplama aracımız olan koordine ettiğimiz insani müdahale planları şu anda yüzde 80'lik bir genel finansman açığıyla karşı karşıya. Bu gecikmeler ve kesintiler gereksiz yük anlamına geliyor. Bağış yapan ülkeler de dahil olmak üzere tüm insani yardım sisteminin, krizleri ve kitlesel acıları şiddetlenmeden önce önlemek adına proaktif ve erken harekete geçmek için daha iyi hazırlanması ve kaynaklara ihtiyacı var. Bu tabii ki hayat kurtarıyor ama aynı zamanda maliyetleri de azaltıyor. Son olarak sivillerin ihtiyaç duydukları yardımı almalarına öncelik verilmeli. Çatışmalarda insanlara ulaşmak daha zor hale geldi. İnsani yardım kuruluşları, çatışmanın taraflarıyla güven, kabul ve müzakere yoluyla insani yardım erişimine ulaşmak için daha fazla zaman ve kaynak ayırmalı. Bu iş azim ve sabır gerektiriyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”