Suudi Arabistan nasıl cazibe noktası oldu?

Suudi Arabistan, birçok liderin katıldığı çeşitli toplantılara ev sahipliği yapmaya devam ediyor

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Joe Biden, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nde. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Joe Biden, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nde. (SPA)
TT

Suudi Arabistan nasıl cazibe noktası oldu?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Joe Biden, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nde. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Joe Biden, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nde. (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan’ın, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, Mısır, Ürdün ve Irak'ın yanı sıra ABD’nin katılımıyla Suudi Arabistan'da düzenlenen Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi'nin ardından yaptığı basın toplantısında, ‘Bölgesel veya küresel bir ajandaya sahip olmak isteyenlerin, Suudi Arabistan ile ilişki kurmaları gerektiğini’ vurguladı. Bin Ferhan’ın açıklaması, Suudi Arabistan'ın son yıllarda ev sahipliği yaptığı çok sayıda önemli istisnai zirveyi hatırlattı. Koronavirüs salgını nedeniyle küresel çapta uygulanan kapanmaların sona ermesinin ardından kısa sürede yoğun bir hazırlık yapılarak Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi düzenlendi. Bu zirvenin Ukrayna krizinin doğrudan stratejik etkisi altında olduğu da aşikardır. Ukrayna’daki kriz, özellikle gıda tedarik zincirlerinde aksamalara ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve anlaşmazlıklara yol açtı. Birçok gözlemci, ABD Başkanı Joe Biden’ın Cidde ziyaretinin öncelikli nedenlerinin başında ‘küresel enerji’ meselesi olduğunu değerlendiriyor. Biden’ın Beyaz Saray’a girmesinden bu yana Suudi Arabistan ve ABD arasında bir gerilim dikkati çekmekteydi.  

Küresel zirveler 
Suudi Arabistan'ın önemli ‘küresel zirvelerle’ olan hikayesi elbette Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi ile başlamış değildir. Suudi Arabistan son yıllarda büyük toplantılara, özellikle istisnai ve aciliyet içeren önemli toplantılara ev sahipliği yapmıştır. Bu bağlamda Suudi Krallığı, başta siyasi olmak üzere birden fazla düzeyde sayısız olağanüstü toplantıya da ev sahipliği yaptı. Gözlemcilere göre, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’nun açıklanmasından bu yana, ülke adeta bir ‘açık atölyeye’ dönüşmüştür. Bu ‘açık atölyede’ birçok zirve, toplantı, forum ve konferans düzenlenmiş, siyaset, ekonomi, kalkınma ve teknoloji ile ilgili gündemler belirlenmiştir.    

Suudi Arabistan siyasi olmayan toplantılara da ev sahipliği yapıyor 
Suudi Arabistan’ın siyasi olmayan toplantılara ev sahipliği yapması, yabancı yatırımcılara ve turistlere kapıların açılması, daha önce ihmal edilen sektörlerin canlandırılması, yargı reformlarının ve yatırım yasalarının geliştirilmesi de dahil olmak üzere, son on yılda ülkede meydana gelen birçok değişim faktörü ile bağlantılı olarak ortaya çıkmaktadır. Suudi Arabistan, spor, sanat, müzik, dini yarışmalar, siber güvenlik ve yeni teknoloji alanlarında düzenlediği toplantılar ve aktivitelerle, ülkeyle ilgili uluslararası kanaatlerin de değişmesini sağladı. Artık Suudi Krallığı’nın, hemen her sektörde en önemli toplantılara ev sahipliği yapması olağan karşılanır oldu.

Temmuz 2018'de Cidde'dede düzenlenen Hackathon yarışmasının açılışından bir kare (SPA) 
Lübnanlı siyasi analist Nidal el-Seba, “bölgedeki birçok ülkenin, birçok istikrarlı ve gelişmekte olan ülkeyi vuran aşırıcılık da dahil olmak üzere, olumsuz toplumsal vakalara maruz kalmaya karşı savunmasız olduğunu” belirtiyor, ancak Suudi Arabistan'ın istisnalardan biri olduğuna inanıyor. Seba’ya göre, ‘Vizyon 2030’ sadece bölgede değil küresel düzeyde bir ‘rekabeti alevlendirmeyi başardı’. Olumsuz gündemleri adeta ortadan kaldıran 2030 Vizyonu, özellikle bölgede, ekonomi ve kalkınma alanlarında bölge halkının yararına olacak bir ‘rekabet gündemi’ oluşturdu. Suudi Arabistan’ın, siyasi, ekonomik ya da kalkınmayla ilgili bir toplantıya ev sahipliği yapması artık olağan hale geldi, bilakis böylesi toplantıların Suudi Arabistan’da gerçekleşmemesi artık tuhaf karşılanıyor.  

Çöl Davos’u  
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ın Nisan 2016'da ‘Vizyon 2030’un’ lansmanını ilan etmesinin ardından, Riyad'da Dünya Ekonomik Forumu'na benzer şekilde, ‘Çöl Davos’u’ olarak bilinen ‘Future Investment Initiative- Geleceğe Yatırım Girişimi’ zirvesi düzenlendi. Çöl Davosu, Suudi Arabistan Varlık Fonu tarafından organize edilen ve uluslararası kuruluşlara Suudi Arabistan'da teknoloji, küresel yönetişim ve çevre dahil olmak üzere ekonomik kalkınma ile ilgili konuların tartışıldığı ve geniş çaplı iş anlaşmaları yapma imkânı sunan uluslararası bir zirveydi. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman önderliğinde gerçekleştirilen zirvede onlarca milyar dolarlık iş ve yatırım anlaşmaları yapıldı. Periyodik olarak bölgeye açılmakla ilgilenen büyük şirketler ve sermayedarlar zirveye ilgilerini sürdürmeye devam ediyor. 

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da düzenlenen Çöl Davosu’na iştirak ederken. (SPA)  

Bölgenin faydalanması  
G20 Liderler Zirvesi, 2020’de Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz'in dönem başkanlığında ülkenin başkenti Riyad'da düzenlendi. Riyad, Kasım 2020'de G20 zirvesine ev sahipliği yaparak, dünyanın en büyük 20 ekonomisini içeren grubu ağırladı. Körfez ülkeleri küresel enerji ihtiyacının üçte birini karşılıyor olsa da daha önce G20 üyesi olamamış ya da konuk olarak davet edilmemişlerdi. Suudi Arabistan’ın G20 Zirvesine ev sahipliği yapması, Körfez bölgesine önemli bir boyut kazandırdı. Söz konusu toplantıya yaklaşık 16 bin kişi iştirak etti, katılımın olağan toplantılardan yüzde 40 daha fazla olması dikkat çekti. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz açılış konuşmasında, ülkesinin Kovid-19 salgını şartlar altında zirveye ev sahipliği yapmasının önemine vurgu yaptı. Kral Selman, Suudi Arabistan’ın üç kıtayı birleştiren, gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeleri birbirine bağlayan jeostratejik konumuna da atıfta bulundu.  
Suudi Arabistan ayrıca, çevre ve iklim kriziyle ilgili uluslararası düzeyde kritik bir zamandan geçilirken, temiz enerji kullanımını etkinleştiren ve emisyonları azaltan bölgesel girişimin de öncülüğünü yaptı. Bu bağlamda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından açıklanan ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimleri Riyad’da düzenlenen bir zirvede duyuruldu.  

2020 G20 Liderler Zirvesi’nin posteri. (SPA)  
Siyasi olarak, Suudi Arabistan, eski ABD Başkanı Donald Trump ve Körfez, Arap ve İslam ülkelerinin liderlerini, Haremeyn Hizmetçisi Kral Selman bin Abdülaziz’in davetiyle 2017’de bir araya getirmişti. Geçtiğimiz cumartesi günü ise ABD Başkanı Joe Biden ve Körfez ülkelerinin liderlerinin yanı sıra Mısır, Ürdün ve Irak cumhurbaşkanları bir kez daha Krallığın ev sahipliğinde bir araya geldi. Ürdün’ün eski İletişim Bakanı Semih el-Muatiye, “İstisnai nitelikteki forumlara ev sahipliği yapmak, Krallığın oynadığı rol hakkında göstergeler barındırıyor. ABD gibi büyük ülkeler, ancak ev sahibinin bölgesel bir ağırlığı olması durumunda bu tür forumlara iştirak etmeyi kabul edebiliyor. Çünkü o zaman toplantının gerçek ve uygulanabilir sonuçlar çıkarabileceğini biliyorlar’’ değerlendirmesinde bulundu. Şarku’l Avsat’a telefonda yorumda bulunan Muatiye, ‘’Suudi Arabistan’ın enerji alanındaki önemi yadsınamaz, ancak ev sahipliğinde düzenlenen toplantıların başarılı olması için bu yeterli değildir. Suudi Arabistan iç kalkınmasına ciddiyetle eğilmekte, başkalarının çıkarlarına saygılı davranırken kendi çıkarlarını da korumaktadır. Buna örnek olarak Filistin ve Ukrayna dosyalarını gösterebiliriz. Buna ek olarak, Krallık, enerji, iklim, yatırım ve diğer alanlarda her zaman dünyaya yeni bir şey sunabiliyor, bu da kendisiyle anlaşamayan ülkelerin nazarında dahi onu güvenilir kılıyor’’ diye konuştu.  

Arap ve Körfez zirveleri 
Arap bölgesi ve Körfez meseleleri ile ilgili olarak, Riyad'ın bölge politikalarında aktif ve temelde etkili bir taraf olarak rolünü pekiştirme yönündeki ilgisi biliniyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan, Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) art arda beş zirvesine ev sahipliği yaptı. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz'in çağrısı üzerine 2019’da Mekke’de olağanüstü Arap Zirvesi düzenlendi. Hemen öncesinde KİK’in olağanüstü zirvesi düzenlenmiş, ardından da yine Mekke’de 14'üncü İslam İşbirliği Teşkilatı olağan zirvesi düzenlenmişti. Bu yoğun toplantılar, ‘Üç Mekke Zirvesi’ olarak adlandırılmıştı.  

2017’de düzenlene Arap-ABD Zirvesi katılımcılarının toplu hatıra fotoğrafı. (SPA) ​​​​​​​

Expo 2030 
Suudi Arabistan'ın, pek çok farklı düzeyde uluslararası etkinliklerin odak noktası olduğunu gösteren bu veriler ışığında, Riyad’ın Expo 2030’a ev sahipliği yapacak olması şaşırtıcı olmayacaktır. Suudi Arabistan, (Dünya Fuarı) 2030 Expo’ya ‘Değişim Çağı: Gezegenimizi Geleceğe Taşımak’ sloganıyla ev sahipliği yapacak. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) Genel Sekreteri Dimitri Kerkentzes'e, Expo 2030'a Riyad'ın adaylığı ile ilgili gönderdiği mektupta, ülkesinin 2030 vizyon ve hedeflerine işaret ederek Expo adaylığı için belirledikleri tarihin manidar olduğunu belirtti. Bin Selman, "Bu adaylık Suudi Arabistan için önemli ve sembolik bir meydan okumadır, nitekim o tarihte 2030 Vizyonu’nu taçlandıracağız" ifadesini kullanmıştı.  
Moritanyalı gazeteci Halil Veled Ecdud, Suudi Arabistan’da düzenlenen birçok önemli zirve ve etkinliğe katıldığını, ancak her defasında yeni sunum teknikleriyle karşılaşarak şaşırdığını söylüyor. Ecdud’a göre, Suudi Arabistan’ın farklı etkinlikler için seçilmesi, sadece siyasi ağırlığı ya da konumu nedeniyle değil, aynı zamanda ileri teknolojileri kullanma yoğunluğu ve görsel bir şov sunabilme kabiliyeti ile de ilgili.  

Dubai’deki Expo 2020’de Suudi Arabistan’ın standı. (SPA)  
Dubai’de düzenlenen Expo 2020’de Suudi Arabistan standı rekor kırarak yaklaşık 5 milyon ziyaretçi ağırladı. Suudi standında ülkenin 2030 Vizyonu ve bölgelerinin görsel tanıtımları oldukça ilgi çekti.  
Bu soru önemini koruyor; Suudi Arabistan nasıl önemli randevuların cazibe noktası haline geldi?  



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Suudi Veliaht Prensi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığı telefon görüşmesi sırasında iki ülke arasındaki ikili ilişkiler gözden geçirilirken, bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.


Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
TT

Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)

İzzeddin Ebu Ayşe

İsrail, Gazze Şeridi'nde kimliği belirsiz saldırganlar tarafından Halk Güçleri olarak bilinen silahlı milis grubunun lideri Yaser Ebu Şebab'ın öldürüldüğünü duyurur duymaz, grubun birçok üyesi onlara af kapısını açan Gazze hükümetine teslim olmaya başladı.

İsrail'in Hamas’a karşı mücadele etmek için Gazze Şeridi'nde kurulmasını denetlediği silahlı bir milis grubun lideri olan Ebu Şebab, aralık ayı başında öldürüldü. Ölümü, grubunun üyeleri arasında iç anlaşmazlıklara yol açtı.

Af ve diğer girişimler

Gazze'de Hamas yönetimindeki İçişleri Bakanlığı bu durumdan yararlanarak, silahlı milis gruplar ile iş birliği yapanlara “af kapısını” açtı ve onlara af sözü verdi. Bu durum, Filistinli ailelerin ve aşiretlerin, Tel Aviv'in yönlendirmesiyle Gazze sakinlerine karşı suçlar işleyen çetelere katılan evlatlarına verdikleri desteklerini geri çekmeleriyle aynı zamana denk geldi. Hamas’a bağlı güvenlik güçleri de silahlı grupların üyelerine karşı çeşitli operasyonlar düzenledi.

sd
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan, Husam el-Astal'ın Hamas'ı tehdit ettiği bir görüntü (sosyal medya)

Tüm bu faktörler, silahlı milis grupların bir dizi üyesinin Gazze hükümetine teslim olmasına katkıda bulundu. Peki bu, İsrail ordusu tarafından korunan Gazze'deki çetelerin dağılmasını hızlandıracak mı? Mevcut bilgilere göre, İsrail destekli bir çetenin 60 üyesi, Gazze'deki güvenlik güçlerine gönüllü olarak teslim oldu ve güvenlik güçleri davalarını yasal çerçevede işleme koydu. Bu haber İsrail Yayın Kurumu tarafından da doğrulandı.

Teslim olma eylemi, aranan kişilerin ailelerinin doğrudan teması ve aşiret liderlerinin açık desteğiyle gönüllü olarak gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, davalarını ele almak ve yargılama süreçlerini kolaylaştırmak için çalışacağına dair söz verdi.

Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Siyasi analistler, Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından, yerel çeteleri savaşta alternatif araçlar olarak kullanmaya dayanan İsrail projesinde önemli bir değişimin yaşandığına inanıyor.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Müdürü İsmail es-Sevabite, “Bu suç çetelerinin başarısızlığına katkıda bulunan faktörler her geçen gün artıyor ve İsrail'in hedeflerini gerçekleştirmekte başarılı olamayacaklar. Bu çeteler, sadece güvenlik güçleriyle değil, Filistin toplumunun tüm kesimleriyle çatışmaya giriyor. Bu da zamanla dağılan bu çetelerin zayıflamasına yol açtı. Güvenlik güçleri, teslim olan tüm üyelerle sorumlu bir şekilde ve hukuka uygun olarak ilgileniyor” dedi.

Aşiret denetimi

Gazze Şeridi'ndeki Yüksek Aşiret Komitesi Başkanı Hüsnü el-Muğni, “Halk Güçleri” grubuna mensup yaklaşık 60 silahlı kişinin Hamas'a teslim olduğunu belirtti. Teslim olma süreci, Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından birkaç aşamada gerçekleşti. Muğni, “Yüksek Aşiret Komitesi bu sürecin organizasyonunu denetledi, onlara af sağladı ve güvenliklerini garanti altına aldı. İsrail, sabıkalı bir grup kişiyi kullanarak onlara kabile veya aşiret temelli bir görünüm kazandırmaya çalıştı, ancak bu başarısız oldu” diye ekledi.

Muğni, “Aşiretler, bu çetelere katılanların tümünün aileleriyle iletişime geçti ve halklarına dönmek isteyenlere yardım teklif etti. Aileleri ve aşiretleri aracılığıyla birçoğunu geri getirmeyi başardılar” diye açıkladı.

Liderliğin ardından çöküş

Siyasi araştırmacı İlham Kreys, “Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesi bu çeteler için bir iç sarsıntı oluşturdu, ancak bu mutlaka tam bir dağılmanın başlangıcı anlamına gelmez. Bununla birlikte, bu, yapılarının kırılganlığının açık bir göstergesi çünkü doğaları gereği bir ideoloji veya gerçek bir örgütlenmeden yoksun gruplardır” diye ekliyor. “Bu çeteler kilit figürlere dayanır, bu nedenle ağırlık merkezini oluşturan liderin öldürülmesi içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açar. Birleşik bir vizyonun yokluğu da buna katkıda bulunurken, liderlik yapısının zayıflığı içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açarak bağların hızla çözülmesine neden olur.”

Kreys, “milislerin saflarındaki hızlanan çöküş, İsrail'in vekalet savaşlarına oynadığı bahsin sınırlarını ortaya koyuyor ve Filistin toplumunda sosyal bir temel veya destekleyici bir ortam oluşturmada yapısal bir başarısızlığı gösteriyor” diye açıklıyor. “Ebu Şebab'ın öldürülmesi, güvenlik ortamını yeniden şekillendiren ve sahada yeni bir gerçeklik yaratan, bu milislerin saflarında psikolojik bir çöküşe yol açan ve birçok üyesinin teslim olmasına neden olan çok önemli bir an oldu. Teslim olanların sayısının artması bekleniyor” diye ekliyor.

Kreys, “Ebu Şabab'ın öldürülmesine yönelik halkın tepkisi, bu gruplara yönelik toplumsal desteğin eksikliğini yansıtıyor. Bu durum da silahlı grup üyelerinin birçoğunun, genel ortamın kendilerine herhangi bir koruma sağlamayacağını fark ettikten sonra teslim olmalarına yol açtı” diye açıklıyor.

Silahlı gruplar güçlerini koruduklarını vurguluyorlar

Buna karşılık, “Halk Silahlı Gücü” Gassan el-Dahini'yi yeni lideri olarak atadığını duyurdu. Dahini, Hamas'a karşı grubunun mücadelesine devam edeceğine söz vererek, “Hamas'tan korkmuyorum. Halk ve özgür kimseler adına, onlarla savaşıyorum, evlatlarını tutukluyorum ve teçhizatlarına el koyuyorum. Liderinin ölümüne rağmen grup halen aktif. Yokluğu acı verici, ancak terörle mücadeleyi durdurmayacak” dedi.

Han Yunus'taki bir diğer silahlı grubun lideri Hussam el-Astal da Yaser Ebu Şebab'ın mezarı başında Dahini ile birlikte bir videoda göründü. Hamas'ı tehdit ederek, “Yaser Ebu Şebab'ın mezarından Hamas'a ve yandaşlarına mesajımızı gönderiyoruz: Mücadeleye devam edeceğiz ve Yaser'in ölümü bizi zayıflatmadı, aksine gücümüzü ve birliğimizi artırdı. Devam edeceğiz ve Hamas'ın sonu gelecek” dedi.

İsrail Ordusu Sözcüsü Nadav Şoşani ise, “Hamas'ın sözde İçişleri Bakanlığı, kendisine karşı çıkmaya cesaret eden her Gazzeliye işkence uyguluyor, infaz ediyor ve zorla kaybettiriyor. Tel Aviv, daha iyi bir gelecek isteyen ve Hamas'ın zulmünü reddeden Gazellilerle birlikte çalışacak. Uzun zamandır Hamas'ın baskıcı pençesinden kurtulmak isteyen birçok Filistinli var” dedi. Şoşani, “Hamas karşıtı grupların başarısız olduğu iddiaları, gerçekliği yeniden yazmaya çalışan çökmekte olan bir hareketin son çırpınışlarından ibarettir” diye de ekledi.