ABD’deki düşünce kuruluşları Biden’ın Ortadoğu ziyaretini nasıl gördü?

ABD’de tartışmaların öne çıkan konuları arasında, İran'ın nükleer programı ve yayılmacı politikalarının dizginlemesi ve Washington'ın bölgeye dönüşü bulunuyor

Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)
Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)
TT

ABD’deki düşünce kuruluşları Biden’ın Ortadoğu ziyaretini nasıl gördü?

Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)
Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)

Ahmed Abdulhakim
ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail, Filistin toprakları ve Suudi Arabistan'ı kapsayan ilk Ortadoğu turunun yankıları halen devam ediyor. Başta İran’ın nükleer programı ve bölgesel hırsları, enerji kaynakları ve terörle mücadele olmak üzere çeşitli dosyaları ele almasının yanı sıra ABD ile 9 Arap ülkesini (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) üye ülkeleri ile Mısır, Ürdün ve Irak) bir araya getiren Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nin sonuçları nedeniyle Biden’ın Ortadoğu turuyla ilgili ABD basınındaki ve ABD’deki düşünce kuruluşları arasındaki tartışmalar sürüyor.
İran’ın nükleer programı, Biden'ın Ortadoğu turunun İsrail ayağındaki görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri oldu. Öyle ki İran'a, nükleer programına ve bölgedeki saldırgan tutumlarına karşı açık ve birleşik bir tutum sergilerken, güce başvurma tehdidinde bulunan Washington ile Tel Aviv arasında stratejik ortaklık için imzalanan ‘Kudüs Bildirgesi’ metninde de kendini gösteren sert tutumlar ve açıklamalara da yansıdı. Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi sonunda yayınlanan nihai bildiride, Ortadoğu'da güvenliğin sağlanması için gerekli tüm adımların atılmasının önemi vurguladı. Zirveye katılan ülkelerin bir kez daha bölgedeki krizlere yönelik barışçıl çözümleri desteklediklerini ifade ettikleri nihai bildiride, ülkelerin bireysel olarak verdikleri sözler doğrultusunda karbon emisyonlarını azaltmayı ve sıfır karbon emisyonunu hedefleyen teknolojilere ve projelere yatırımlar yapılmasını teşvik etmenin yanında enerji piyasalarının güvenliği ve istikrarını sağlamanın önemini vurguladılar.

İran dosyası
İran dosyası, İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinde haftalardır devam eden tökezleme ve belirsizliğin yanı sıra Tahran ile Washington arasında ‘dolaylı’ olarak yapılan son görüşmeler olan Doha görüşmelerinin, taraflar arasındaki uçurumu daraltma ve anlaşmazlıkları çözmedeki başarısızlığı çerçevesinde, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a karşı yaptıkları sert açıklamaları ve İran'ın buna aynı tonda karşılık vermesi sonrası Biden'ın Ortadoğu'ya yaptığı ilk ziyaret turunu takip eden ABD’li düşünce kuruluşlarının dikkatini çekti.
Washington ile Tahran arasındaki gerilimin yalnızca İran'ın büyük güçlerle müzakereleri açısından değil, Paris'in de birkaç gün önce teyit ettiği gibi İran nükleer anlaşmayı canlandırmak için fırsat penceresinin kapanmasına sadece birkaç hafta kalması İran'ın nükleer programındaki ilerlemesiyle ilgili endişe uyandırıyor.
ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley’in geçtiğimiz hafta, Tahran'ın uranyum zenginleştirme konusunda endişe verici bir ilerleme kaydettiğini söylediği ve son müzakere turu sırasında nükleer anlaşma ile ilgili olmayan ek taleplerde bulunduğunu iddia ettiği açıklamaları, durumu daha da hassaslaştırdı.
Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü Askeri ve Güvenlik Çalışmaları Programı Direktörü Michael Eisenstadt, kaleme aldığı bir analizde, Başkan Biden’ın Ortadoğu ziyaretinin ana gündem maddeleri arasında yer alan İran dosyasının, özellikle Washington ve müttefiklerinin İran'ın istikrarı bozan bölgesel eylemleriyle ilgili ortak endişelerini yansıttığını yazdı. Eisenstadt makalesinde, Washington'ın hedeflerinin, bölgedeki müttefikleri ve ortakları arasındaki ‘tartışmasız güvenlik sağlayıcı ve ana koordinatör’ rolüne geri dönme arzusuna dayandığını öne sürdü.
000_32EK6WY.jpg
ABD Başkanı Joe Biden, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi'nde konuşurken (AFP)
Eisenstadt, İran dosyasının, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik yeni politikasının bir parçası olmakla kalmayıp bölgede önemli ve baskın bir aktör olarak rolünü yeniden kazanmasını sağlayacak ana itici güç olduğunu belirtti. Tahran'ın çelişkili mesajlar gönderdiğine dikkati çeken Eisenstadt’a göre İran, son altı ay içinde vekillerinin, Irak ve Suriye'deki ABD konumlarını hedef alan eylemlerini değişen oranlarda da olsa kademeli olarak azaltırken bir yandan da nükleer programını geliştirmeye, Suriye'deki askeri varlığını güçlendirmeye ve Irak’taki vekillerinin ülkede huzursuzluğu körükleyen çabaları sürerken Lübnan’da Hizbullah'ın hassas füze projesini desteklemeye devam ediyor.
Eisenstadt, analizini şöyle sürdürdü:
“Görünen o ki, İran ve vekillerinin faaliyetleri, çeşitli ve çoğu zaman belirsiz olan faktörler nedeniyle iniş ve çıkışlar yaşıyor. Şu an bu faaliyetlerde tanık olunan gerileme, nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin uzadığı dönemde Washington ile yaşanan sürtüşmeyi azaltmak, nükleer programı ilerletmek ve İran'a karşı sert tepkilerin arttığı Irak'ta eski imajını geri kazandırmak gibi çeşitli nedenlerle ilişkilendiriliyor. İran, ABD'nin uyarılarını geçici olarak dikkate alarak nükleer programını, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nü ve endüstriyel altyapısını hedef alan gizli operasyonlarının artması karşısında İsrail'e yönelik misilleme çabalarını yoğunlaştırsa da aşırı güç kullanmaktan kaçındı.”

“Tehdit etmek savaştan kaçınmaktır”
ABD'nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi ve Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü danışmanı Dennis Ross, ABD merkezli Foreign Affairs dergisinde yayınlanan makalesinde, ‘Tahran'ın korkularını körüklemenin savaştan kaçınmanın tek yolu olabileceğini’ yazdı.
Ross, makalesinde, “Biden yönetimi, Tahran'ın nükleer silah için gerekli oranda zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmasını engellemeyi ve uranyum zenginleştirme süresini neredeyse sıfıra indirmeyi amaçlayan çekici olmayan seçenekler listesinden seçim yapmaktan kaçınmayı ve İran’ın nükleer programında ilerlemesini durdurmayı gerçekten istiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Buna karşın İran için en güçlü güdünün yaptırımları hafifletmek ve dondurulan hesaplarındaki milyarlarca dolara erişim sağlamak olduğunu söyleyen Ross, “İranlılar, Biden yönetiminin 2015 tarihli nükleer anlaşmayı canlandırmakla ne kadar ilgilendiğinin farkındalar.  Ancak Washington'daki Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında Tahran'ın nükleer silah elde etmesini sağlayacak eşiği geçmesini önlemenin en iyi yolu konusunda bir anlaşmazlık yaşanıyor” dedi.
Ross’a göre İran'ın bölgedeki yıkıcı politikalarına ve nükleer programını geliştirmesine karşı Washington’ın ve onun Ortadoğu’daki müttefiklerinin, siyasi, diplomatik, ekonomik, istihbarat, siber ve askeri araçlara dayanan uyumlu bir caydırıcılık stratejisi hazırlamaları gerekiyor. Washington’ın tutumunun sadece özelde değil, kamuoyunda da netleştirmesi gerekeceğini vurgulayan Ross, “Washington ayrıca İran'ı bilgilendirmeli ve uluslararası toplumun, onun nükleer silah elde etme yolunda herhangi bir adımını tespit etmesi halinde tüm uygun araçlarla yanıt vereceğini beklemesini söylemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
İran ile dünya güçleri arasında, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmak amacıyla Viyana'da 11 ay boyunca yapılan müzakereler geçtiğimiz Mart ayında İran'ın ABD’den DMO’yu  yabancı terör örgütleri listesinden çıkarması konusundaki ısrarı nedeniyle çıkmaza girdi.
Tahran ve Washington, mevcut çıkmazı aşmak ve görüş ayrılıklarını azaltmak amacıyla geçtiğimiz ay Katar'da dolaylı görüşmeler gerçekleştirdiyse de görüşmeler herhangi bir ilerleme sağlanamadan sona erdi. ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesinin aktardığı Beyaz Saray'dan üst düzey bir yetkilinin açıklamasına göre ABD ile İran arasında Doha'da gerçekleşen dolaylı görüşmelerin ardından nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma şansı azaldı.
NYT, Doha’daki dolaylı görüşmelerden bu yana Tahran'ın ABD'nin nükleer anlaşmayı canlandırma taahhüdünün neleri kapsadığını sorgulamaya başladığını bildirdi.  Washington ise Tahran'ın görüşmelerde nükleer programı dışında kalan ek taleplerde bulunduğunu açıkladı.

ABD’nin bölgedeki gücünü yeniden kazanması
Başkan Biden'ın Ortadoğu turu sırasında yaptığı çeşitli açıklamalara göre bu turun başlıca hedefleri arasında Ortadoğu’nun ABD politikasındaki stratejik önemini vurgulamak ve ABD’nin uluslararası rakiplerinin (Rusya ve Çin) ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurmalarına izin vermemek yer alıyor.
ABD Başkanı, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, ülkesinin ‘Ortadoğu'yu terk etmeyeceğini’ vurgulayarak, “Çin, Rusya ya da İran'ın dolduracağı bir boşluk bırakmayacağız” şeklinde konuştu. Biden, “Tüm bunları tek bir cümleyle özetleyerek bitirmeme izin verin; ABD hepinizle ortak bir şekilde bölgede olumlu bir gelecek inşa etmeye kararlı ve buradan ayrılmayacak” ifadelerini kullandı. Fakat gözlemciler Washington'ın bunu yapıp yapamayacağını sorguladılar.
000_32EH3RB.jpg
ABD Başkanı Joe Biden ve Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman (AFP)
ABD merkezli Brookings Enstitüsü Ortadoğu Politikası Merkezi Direktörü Natan Sachs, “Başkan Biden’ın Ortadoğu turu bir takım riskler içerebilir. Ancak iyi ve uygun şekilde yürütülürse bu tur, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik politikasının olgunlaşmasına katkıda bulunabilir. Başka bir deyişle bu tur, ABD'nin Ortadoğu'daki rolünü yeniden kazanmasına yönelik uzun süren sürecine son verecek noktayı tanımlamaya yardımcı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Bu son noktanın, Washington'ın Ortadoğu’daki tüm meselelerden sorumlu olduğu fikrini reddeden bir yaklaşıma dayandığını söyleyen Sachs, ziyaretin amacının enerji tedarik dosyasından daha fazlası olduğu düşünüldüğünde Washington'a Washington’ın ihtiyaç duyduğundan daha fazla ihtiyaç duyan bir bölgede halen sahip olduğu gerçek nüfuzunu da göz ardı etmedi.
Ortadoğu’nun ABD için büyük önem taşıdığını belirten Sachs, “Bu yüzden Washington'ın bölgedeki müttefikleriyle karşılıklı çıkar ve değerlere saygı temelinde Ortadoğu ülkeleri ile daha iyi bir ilişki kurması önemli” dedi.
ABD Başkanı Joe Biden, ziyareti öncesinde Washington Post’ta yayınlanan “Neden Suudi Arabistan'a gidiyorum?” başlıklı bir makale kaleme aldı. Makalesinde, bu ziyaretin hayati öneme sahip bir zamanda gerçekleşeceğini yazan Biden, ziyaretinin ‘yeni ve daha umut verici bir sayfa açmayı ve ABD’nin önemli çıkarlarında ilerletme kaydetmeyi hedeflediğini’ söyledi. Başkan Biden, “Ortadoğu'nun birçok yönden daha güvenli ve uyumlu olması ABD’nin çıkarınadır. Ortadoğu’daki deniz yolları uluslararası ticaret ve bağlı olduğumuz tedarik zincirleri için büyük önem taşıyor. Ortadoğu’daki enerji kaynakları ise Rusya’nın Ukrayna'ya başlattığı savaşın etkisini azaltmak için hayati önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Biden ayrıca bölge, çatışmayla parçalanmak yerine diplomasi ve iş birliği yoluyla sorunlarını aştığında, içindeki terör ve savaş potansiyelinin de azalacağını belirtti.
Fakat NYT’ye göre Biden, ziyareti sırasında karşısında, ABD eski Başkanı Barack Obama’nın yardımcısı olarak gittiği 2016 yılındaki son ziyaretinden ‘farklı bir Ortadoğu’ buldu. NYT, Biden'ın 6 yıl önceki son resmi ziyaretinden bu yana bölgede çeşitli ittifakların kurulduğunu, bir takım önceliklerin belirlendiğini ve ABD ile ilişkilerin önemli ölçüde değiştiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habre göre Biden'ın 6 yıl önce İsrail'e gerçekleştirdiği son ziyareti sırasında Tel Aviv'in sadece iki Arap ülkesiyle (Mısır ve Ürdün) diplomatik ilişkileri olduğunu hatırlayan gazete, şimdi, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump yönetiminin arabuluculuğunda Bahreyn, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile barış anlaşmalarının imzalanmasının ardından İsrail’in Ortadoğu'nun diplomatik ekosisteminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirtti. Gazete, İsrail'in Arap ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmenin ve İran tehditlerine karşı mücadelede aralarındaki ortaklıkları güçlendirmenin mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında olduğuna dikkati çekti.



Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.


Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
TT

Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi, bazı milletvekillerinin üyeliğinin geçerliliğini sorgulayan mahkeme kararlarıyla ilgili yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya. Bu kararların en sonuncusu, geçtiğimiz cumartesi günü iki milletvekilinin üyeliğinin iptal edilmesine ilişkin karardı. Meclis Yasama Komitesi Başkanı, ‘mahkeme kararlarının uygulanmasına tamamen bağlı olduklarını’ teyit etti.

Kahire'nin doğusundaki Şarkiya ilinin Minye el-Kamh bölgesindeki seçim sürecini geçersiz kılan ve yeniden yapılmasını emreden Yargıtay'ın kararının ardından Mısır Temsilciler Meclisi’ne bir bekleyiş havası hakim oldu.

Mahkeme ayrıca, diğer seçim bölgelerine ilişkin olası kararlar beklentisiyle, milletvekilleri Muhammed Şehide ve Halid Meşhur'un üyeliklerini geçersiz kılmaya ve seçim bölgelerinde yeniden seçimler yapılmasına hazırlık olarak zaferlerini iptal etme kararı aldı.

Temsilciler Meclisi Yasama Komitesi Başkanı Danışman Muhammed Eid Mahcub, Meclisin Minye el-Kamh bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan karara uyacağını belirterek, devletin yargı kararlarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu vurguladı.

Mahcub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, önceki parlamento seçimlerinde, özellikle de ilk aşamada, mahkeme kararlarıyla sonuçları iptal edilen seçim bölgelerinde seçimlerin yeniden yapıldığını hatırlatarak “Mısır devlet kurumları yargı kararlarına saygı duyar ve bunları uygular” ifadelerini kullandı.

Mahcub, kararın ‘olağan prosedür yolunu izleyeceğini, önce kararın gerekçelerinin Yargıtay'ın teknik ofisine sunulmasıyla başlayacağını, ardından dosyanın Temsilciler Meclisi Başkanlığı ve Genel Sekreterliğe, daha sonra da Meclis Yasama Komitesi'ne sevk edileceğini’ açıkladı. Bu idari döngünün tamamlanması için kesin bir zaman dilimi belirlemenin mümkün olmadığını vurguladı.

rgty67u
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır basını, Yargıtay'daki bir adli kaynağın, Minye el-Kamh seçim bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan kararın nihai ve tüm taraflar için bağlayıcı olduğunu ve temyiz edilemeyeceğini söylediğini aktardı.

Mısır anayasasına göre Temsilciler Meclisi üyelerinin üyelikleri, kararın Meclise bildirildiği tarihten itibaren geçersiz hale gelir.

Yargıtay, Temsilciler Meclisi üyelerinin üyeliklerinin geçerliliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir ve temyiz başvuruları, nihai seçim sonuçlarının açıklanmasından itibaren 30 günü geçmeyen bir süre içinde Yargıtay'a sunulmalıdır. Temyiz başvurusu, başvurunun alındığı tarihten itibaren 60 gün içinde karara bağlanır.

Yargıtay avukatı Albert Ansi, mahkeme kararının gerekçeleri hakkındaki yorumunda “Karar, kesin bir sahtekarlık kanıtına değil, seçim sürecini etkileyen usul ihlallerine ve açıklanan sonuçlara tam meşruiyet kazandırmak için gerekli olan temel belgelerin sunulmamasına dayanıyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Ansi, “Karar, seçim sürecinin kendisini objektif olarak kınamaktan ziyade, daha çok usule ilişkin ve önleyici bir karar niteliğinde” şeklinde konuştu.

Ansi, bazı milletvekillerinin üyeliklerinin iptal edileceğini ve bir dizi seçim bölgesinde, her seçim bölgesinin özel koşullarına göre değişen prosedürlerle yeniden seçim yapılacağını öne sürdü.

Mısır medyasının tanınan simalarından Ahmed Musa ise Temsilciler Meclisi'nin seçim sürecini bozan unsurları düzeltmek için tarihi bir fırsatı olduğunu söyledi. Yerel bir kanalda yayınlanan programında, Yargıtay kararlarının uygulanmasının ‘parlamento da dahil olmak üzere herkesin görevi olduğunu ve hiçbir bahaneyle ertelenmemesi gerektiğini’ vurgulayan Musa, Ulusal Seçim Otoritesini görevini yerine getirmeye çağırarak, halkın güvenini korumak ve devletin prestijini ve hukukun üstünlüğünü muhafaza etmek için” Temsilciler Meclisi'nden kararlar yayınlanır yayınlanmaz bunları uygulamaya koymasını istedi.

Yargıtay, Batı Delta'daki bir parti listesine üye olan bazı milletvekillerinin üyeliğine karşı yapılan itirazla ilgili nihai kararını 5 Nisan'da verecek.

dfbg
Mısır Temsilciler Meclisi binası (Temsilciler Meclisi resmi internet sitesi)

Ancak analistler, bu mahkeme işlemlerini ‘bekleyen çok sayıda temyiz başvurusu ışığında Mısır Temsilciler Meclisi sahnesinde yaşanan kargaşanın bir işareti’ olarak gördüler. Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Imad Gad, bunları ‘Temsilciler Meclisi’nin güvenilirliğini zedeleyen’ bir unsur olarak değerlendirdi.

Gad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son parlamento seçimleri sırasında, özellikle seçim yasaları, siyasi partilerin düzenlenmesi ve parti listelerinde ve bağımsız adayların seçilme kriterleri ile ilgili kapsamlı siyasi reformlar yapılması yönünde siyasi ve insan hakları çevrelerinden gelen çağrıları hatırlattı.

Mısırlılar geçtiğimiz ay, seçim usulsüzlükleri nedeniyle bir dizi seçim bölgesinin sonuçlarının iptal edilmesinin ardından, iki ay boyunca sekiz tur süren maraton parlamento seçimlerine veda etti.

Devlet Konseyi Yüksek İdare Mahkemesi'nin Kasım ayında ilk aşamadaki yaklaşık 30 seçim bölgesindeki seçimlerin geçersiz olduğuna karar verdi.

Bu karar, adaylar tarafından yapılan itirazların sonucu olarak alındı. Yüksek Seçim Kurulu da Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi'nin 10 Kasım'da başlayan bu aşamadaki usulsüzlüklerle ilgili açıklamalarının ardından, usulsüzlükler nedeniyle 19 seçim bölgesindeki seçim sonuçlarını iptal etti.


Mısır'da hükümet değişikliği kapsamında 13 yeni bakan atandı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'da hükümet değişikliği kapsamında 13 yeni bakan atandı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi dün, Başbakan Mustafa Medbuli hükümetinde 13 bakanlıkta değişikliklerin yapılmasını öngören bir kabine değişikliğini onayladı. Egemen makamlardaki isimler görevlerinde kalırken, Enformasyon Bakanlığı yeniden hükümet yapısında kendine yer buldu.

Sekiz yılı aşkın bir süredir görevde olan Medbuli hükümetindeki dördüncü değişiklik, ekonomik kalkınma için bir başbakan yardımcısı ve dört bakan yardımcısının seçilmesini öngörüyordu.

Kabine değişikliği kapsamında Ziya Raşvan enformasyon bakanı olarak atanırken, Dr. Bedir Abdulati dışişleri bakanı, Korgeneral Abdulmecid Sakr savunma bakanı ve Tümgeneral Mahmud Tevfik içişleri bakanı olarak görevlerine devam etti.

Mısır Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, kabine değişikliğini onaylamadan önce Medbuli ile ‘mevcut hükümette değişiklik yapılması’ konusunda istişare etti.

Anayasanın 147. maddesinde, “Cumhurbaşkanı, Başbakan ile istişare ettikten ve Temsilciler Meclisi'nin mevcut üyelerinin salt çoğunluğunun, ancak meclis üyelerinin en az üçte birinin onayıyla bakanlar kurulunda değişiklik yapabilir” deniyor.

Yeni bakanların bugün Cumhurbaşkanı huzurunda anayasal yeminlerini etmeleri bekleniyor.