ABD’deki düşünce kuruluşları Biden’ın Ortadoğu ziyaretini nasıl gördü?

ABD’de tartışmaların öne çıkan konuları arasında, İran'ın nükleer programı ve yayılmacı politikalarının dizginlemesi ve Washington'ın bölgeye dönüşü bulunuyor

Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)
Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)
TT

ABD’deki düşünce kuruluşları Biden’ın Ortadoğu ziyaretini nasıl gördü?

Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)
Biden'ın Ortadoğu turunu ana hedefleri arasında bölgenin ABD politikasında stratejik önemi yer aldı (AFP)

Ahmed Abdulhakim
ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail, Filistin toprakları ve Suudi Arabistan'ı kapsayan ilk Ortadoğu turunun yankıları halen devam ediyor. Başta İran’ın nükleer programı ve bölgesel hırsları, enerji kaynakları ve terörle mücadele olmak üzere çeşitli dosyaları ele almasının yanı sıra ABD ile 9 Arap ülkesini (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) üye ülkeleri ile Mısır, Ürdün ve Irak) bir araya getiren Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nin sonuçları nedeniyle Biden’ın Ortadoğu turuyla ilgili ABD basınındaki ve ABD’deki düşünce kuruluşları arasındaki tartışmalar sürüyor.
İran’ın nükleer programı, Biden'ın Ortadoğu turunun İsrail ayağındaki görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri oldu. Öyle ki İran'a, nükleer programına ve bölgedeki saldırgan tutumlarına karşı açık ve birleşik bir tutum sergilerken, güce başvurma tehdidinde bulunan Washington ile Tel Aviv arasında stratejik ortaklık için imzalanan ‘Kudüs Bildirgesi’ metninde de kendini gösteren sert tutumlar ve açıklamalara da yansıdı. Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi sonunda yayınlanan nihai bildiride, Ortadoğu'da güvenliğin sağlanması için gerekli tüm adımların atılmasının önemi vurguladı. Zirveye katılan ülkelerin bir kez daha bölgedeki krizlere yönelik barışçıl çözümleri desteklediklerini ifade ettikleri nihai bildiride, ülkelerin bireysel olarak verdikleri sözler doğrultusunda karbon emisyonlarını azaltmayı ve sıfır karbon emisyonunu hedefleyen teknolojilere ve projelere yatırımlar yapılmasını teşvik etmenin yanında enerji piyasalarının güvenliği ve istikrarını sağlamanın önemini vurguladılar.

İran dosyası
İran dosyası, İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinde haftalardır devam eden tökezleme ve belirsizliğin yanı sıra Tahran ile Washington arasında ‘dolaylı’ olarak yapılan son görüşmeler olan Doha görüşmelerinin, taraflar arasındaki uçurumu daraltma ve anlaşmazlıkları çözmedeki başarısızlığı çerçevesinde, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a karşı yaptıkları sert açıklamaları ve İran'ın buna aynı tonda karşılık vermesi sonrası Biden'ın Ortadoğu'ya yaptığı ilk ziyaret turunu takip eden ABD’li düşünce kuruluşlarının dikkatini çekti.
Washington ile Tahran arasındaki gerilimin yalnızca İran'ın büyük güçlerle müzakereleri açısından değil, Paris'in de birkaç gün önce teyit ettiği gibi İran nükleer anlaşmayı canlandırmak için fırsat penceresinin kapanmasına sadece birkaç hafta kalması İran'ın nükleer programındaki ilerlemesiyle ilgili endişe uyandırıyor.
ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley’in geçtiğimiz hafta, Tahran'ın uranyum zenginleştirme konusunda endişe verici bir ilerleme kaydettiğini söylediği ve son müzakere turu sırasında nükleer anlaşma ile ilgili olmayan ek taleplerde bulunduğunu iddia ettiği açıklamaları, durumu daha da hassaslaştırdı.
Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü Askeri ve Güvenlik Çalışmaları Programı Direktörü Michael Eisenstadt, kaleme aldığı bir analizde, Başkan Biden’ın Ortadoğu ziyaretinin ana gündem maddeleri arasında yer alan İran dosyasının, özellikle Washington ve müttefiklerinin İran'ın istikrarı bozan bölgesel eylemleriyle ilgili ortak endişelerini yansıttığını yazdı. Eisenstadt makalesinde, Washington'ın hedeflerinin, bölgedeki müttefikleri ve ortakları arasındaki ‘tartışmasız güvenlik sağlayıcı ve ana koordinatör’ rolüne geri dönme arzusuna dayandığını öne sürdü.
000_32EK6WY.jpg
ABD Başkanı Joe Biden, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi'nde konuşurken (AFP)
Eisenstadt, İran dosyasının, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik yeni politikasının bir parçası olmakla kalmayıp bölgede önemli ve baskın bir aktör olarak rolünü yeniden kazanmasını sağlayacak ana itici güç olduğunu belirtti. Tahran'ın çelişkili mesajlar gönderdiğine dikkati çeken Eisenstadt’a göre İran, son altı ay içinde vekillerinin, Irak ve Suriye'deki ABD konumlarını hedef alan eylemlerini değişen oranlarda da olsa kademeli olarak azaltırken bir yandan da nükleer programını geliştirmeye, Suriye'deki askeri varlığını güçlendirmeye ve Irak’taki vekillerinin ülkede huzursuzluğu körükleyen çabaları sürerken Lübnan’da Hizbullah'ın hassas füze projesini desteklemeye devam ediyor.
Eisenstadt, analizini şöyle sürdürdü:
“Görünen o ki, İran ve vekillerinin faaliyetleri, çeşitli ve çoğu zaman belirsiz olan faktörler nedeniyle iniş ve çıkışlar yaşıyor. Şu an bu faaliyetlerde tanık olunan gerileme, nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin uzadığı dönemde Washington ile yaşanan sürtüşmeyi azaltmak, nükleer programı ilerletmek ve İran'a karşı sert tepkilerin arttığı Irak'ta eski imajını geri kazandırmak gibi çeşitli nedenlerle ilişkilendiriliyor. İran, ABD'nin uyarılarını geçici olarak dikkate alarak nükleer programını, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nü ve endüstriyel altyapısını hedef alan gizli operasyonlarının artması karşısında İsrail'e yönelik misilleme çabalarını yoğunlaştırsa da aşırı güç kullanmaktan kaçındı.”

“Tehdit etmek savaştan kaçınmaktır”
ABD'nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi ve Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü danışmanı Dennis Ross, ABD merkezli Foreign Affairs dergisinde yayınlanan makalesinde, ‘Tahran'ın korkularını körüklemenin savaştan kaçınmanın tek yolu olabileceğini’ yazdı.
Ross, makalesinde, “Biden yönetimi, Tahran'ın nükleer silah için gerekli oranda zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmasını engellemeyi ve uranyum zenginleştirme süresini neredeyse sıfıra indirmeyi amaçlayan çekici olmayan seçenekler listesinden seçim yapmaktan kaçınmayı ve İran’ın nükleer programında ilerlemesini durdurmayı gerçekten istiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Buna karşın İran için en güçlü güdünün yaptırımları hafifletmek ve dondurulan hesaplarındaki milyarlarca dolara erişim sağlamak olduğunu söyleyen Ross, “İranlılar, Biden yönetiminin 2015 tarihli nükleer anlaşmayı canlandırmakla ne kadar ilgilendiğinin farkındalar.  Ancak Washington'daki Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında Tahran'ın nükleer silah elde etmesini sağlayacak eşiği geçmesini önlemenin en iyi yolu konusunda bir anlaşmazlık yaşanıyor” dedi.
Ross’a göre İran'ın bölgedeki yıkıcı politikalarına ve nükleer programını geliştirmesine karşı Washington’ın ve onun Ortadoğu’daki müttefiklerinin, siyasi, diplomatik, ekonomik, istihbarat, siber ve askeri araçlara dayanan uyumlu bir caydırıcılık stratejisi hazırlamaları gerekiyor. Washington’ın tutumunun sadece özelde değil, kamuoyunda da netleştirmesi gerekeceğini vurgulayan Ross, “Washington ayrıca İran'ı bilgilendirmeli ve uluslararası toplumun, onun nükleer silah elde etme yolunda herhangi bir adımını tespit etmesi halinde tüm uygun araçlarla yanıt vereceğini beklemesini söylemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
İran ile dünya güçleri arasında, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmak amacıyla Viyana'da 11 ay boyunca yapılan müzakereler geçtiğimiz Mart ayında İran'ın ABD’den DMO’yu  yabancı terör örgütleri listesinden çıkarması konusundaki ısrarı nedeniyle çıkmaza girdi.
Tahran ve Washington, mevcut çıkmazı aşmak ve görüş ayrılıklarını azaltmak amacıyla geçtiğimiz ay Katar'da dolaylı görüşmeler gerçekleştirdiyse de görüşmeler herhangi bir ilerleme sağlanamadan sona erdi. ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesinin aktardığı Beyaz Saray'dan üst düzey bir yetkilinin açıklamasına göre ABD ile İran arasında Doha'da gerçekleşen dolaylı görüşmelerin ardından nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma şansı azaldı.
NYT, Doha’daki dolaylı görüşmelerden bu yana Tahran'ın ABD'nin nükleer anlaşmayı canlandırma taahhüdünün neleri kapsadığını sorgulamaya başladığını bildirdi.  Washington ise Tahran'ın görüşmelerde nükleer programı dışında kalan ek taleplerde bulunduğunu açıkladı.

ABD’nin bölgedeki gücünü yeniden kazanması
Başkan Biden'ın Ortadoğu turu sırasında yaptığı çeşitli açıklamalara göre bu turun başlıca hedefleri arasında Ortadoğu’nun ABD politikasındaki stratejik önemini vurgulamak ve ABD’nin uluslararası rakiplerinin (Rusya ve Çin) ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurmalarına izin vermemek yer alıyor.
ABD Başkanı, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, ülkesinin ‘Ortadoğu'yu terk etmeyeceğini’ vurgulayarak, “Çin, Rusya ya da İran'ın dolduracağı bir boşluk bırakmayacağız” şeklinde konuştu. Biden, “Tüm bunları tek bir cümleyle özetleyerek bitirmeme izin verin; ABD hepinizle ortak bir şekilde bölgede olumlu bir gelecek inşa etmeye kararlı ve buradan ayrılmayacak” ifadelerini kullandı. Fakat gözlemciler Washington'ın bunu yapıp yapamayacağını sorguladılar.
000_32EH3RB.jpg
ABD Başkanı Joe Biden ve Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman (AFP)
ABD merkezli Brookings Enstitüsü Ortadoğu Politikası Merkezi Direktörü Natan Sachs, “Başkan Biden’ın Ortadoğu turu bir takım riskler içerebilir. Ancak iyi ve uygun şekilde yürütülürse bu tur, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik politikasının olgunlaşmasına katkıda bulunabilir. Başka bir deyişle bu tur, ABD'nin Ortadoğu'daki rolünü yeniden kazanmasına yönelik uzun süren sürecine son verecek noktayı tanımlamaya yardımcı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Bu son noktanın, Washington'ın Ortadoğu’daki tüm meselelerden sorumlu olduğu fikrini reddeden bir yaklaşıma dayandığını söyleyen Sachs, ziyaretin amacının enerji tedarik dosyasından daha fazlası olduğu düşünüldüğünde Washington'a Washington’ın ihtiyaç duyduğundan daha fazla ihtiyaç duyan bir bölgede halen sahip olduğu gerçek nüfuzunu da göz ardı etmedi.
Ortadoğu’nun ABD için büyük önem taşıdığını belirten Sachs, “Bu yüzden Washington'ın bölgedeki müttefikleriyle karşılıklı çıkar ve değerlere saygı temelinde Ortadoğu ülkeleri ile daha iyi bir ilişki kurması önemli” dedi.
ABD Başkanı Joe Biden, ziyareti öncesinde Washington Post’ta yayınlanan “Neden Suudi Arabistan'a gidiyorum?” başlıklı bir makale kaleme aldı. Makalesinde, bu ziyaretin hayati öneme sahip bir zamanda gerçekleşeceğini yazan Biden, ziyaretinin ‘yeni ve daha umut verici bir sayfa açmayı ve ABD’nin önemli çıkarlarında ilerletme kaydetmeyi hedeflediğini’ söyledi. Başkan Biden, “Ortadoğu'nun birçok yönden daha güvenli ve uyumlu olması ABD’nin çıkarınadır. Ortadoğu’daki deniz yolları uluslararası ticaret ve bağlı olduğumuz tedarik zincirleri için büyük önem taşıyor. Ortadoğu’daki enerji kaynakları ise Rusya’nın Ukrayna'ya başlattığı savaşın etkisini azaltmak için hayati önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Biden ayrıca bölge, çatışmayla parçalanmak yerine diplomasi ve iş birliği yoluyla sorunlarını aştığında, içindeki terör ve savaş potansiyelinin de azalacağını belirtti.
Fakat NYT’ye göre Biden, ziyareti sırasında karşısında, ABD eski Başkanı Barack Obama’nın yardımcısı olarak gittiği 2016 yılındaki son ziyaretinden ‘farklı bir Ortadoğu’ buldu. NYT, Biden'ın 6 yıl önceki son resmi ziyaretinden bu yana bölgede çeşitli ittifakların kurulduğunu, bir takım önceliklerin belirlendiğini ve ABD ile ilişkilerin önemli ölçüde değiştiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habre göre Biden'ın 6 yıl önce İsrail'e gerçekleştirdiği son ziyareti sırasında Tel Aviv'in sadece iki Arap ülkesiyle (Mısır ve Ürdün) diplomatik ilişkileri olduğunu hatırlayan gazete, şimdi, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump yönetiminin arabuluculuğunda Bahreyn, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile barış anlaşmalarının imzalanmasının ardından İsrail’in Ortadoğu'nun diplomatik ekosisteminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirtti. Gazete, İsrail'in Arap ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmenin ve İran tehditlerine karşı mücadelede aralarındaki ortaklıkları güçlendirmenin mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında olduğuna dikkati çekti.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.