Hint sinemasının, Selman Rüşdi romanları üzerindeki büyük etkisi

Selman Rüşdi’nin ‘Geceyarısı Çocukları’ kitabı beyaz perdeye uyarlanırken ilk hocası Satyajit Ray oldu

Gece Yarısı Çocukları filminden bir sahne (Medya servisi)
Gece Yarısı Çocukları filminden bir sahne (Medya servisi)
TT

Hint sinemasının, Selman Rüşdi romanları üzerindeki büyük etkisi

Gece Yarısı Çocukları filminden bir sahne (Medya servisi)
Gece Yarısı Çocukları filminden bir sahne (Medya servisi)

Hovik Habashian
Selman Rüşdi, ‘Şeytan Ayetleri’ adlı romanı yazdığı için hakkında İmam Humeyni tarafından ölüm fetvası verilmesinin üzerinden 32 yıl geçtikten sonra New York'ta radikal görüşlü genç bir adamın bıçaklı suikast girişimine uğradı. Olay, tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Hem Arap hem de yabancı basın kuruluşları, içinde bulunduğu durum nedeniyle 1990’lı yılların başında uluslararası bir mesele ve aynı zamanda Batı'da ifade özgürlüğünün bir sembolü haline gelen Hint asıllı İngiliz yazar Selman Rüşdi fenomenine büyük bir ilgi gösterdi. Aynı zamanda İslam dünyasında, İslam dininin kutsallarına saldırdığı için hesap vermesini isteyen birçok ses yükseldi. Son birkaç günde birçok kişi onun eserlerini yeniden okumaya ve yeni gelişmeler çerçevesinde onun düşüncesini incelemeye çalıştı. Çünkü 11 Eylül 2001 saldırıları öncesindeki dünya ve sonrasındaki dünya artık aynı değil ve birçok yazar hiç vakit kaybetmeden dindar kesimi kışkırtan yönleri, bazen Batı'ya egemen olan siyasi bir bakış açısıyla değerlendirdi.
Öncelikle tartışmalı herhangi bir edebi eserin önünde sonunda sinemaya aktarıldığı unutulmamalı. Hollywood'daki senaryo yazarları ve yapımcılar, Şeytan Ayetleri gibi romanların haklarını satın almak için büyük paralar ödemeye her zaman hazırlar. Ancak, Şeytan Ayetleri romanı belki de yangına benzin dökmek gibi olacağından ekrana hiç aktarılmadı. Film yapımcıları, yönetmen Martin Scorsese tarafından ünlü Nikos Kazancakis romanından beyaz perdeye uyarlanan ‘The Last Temptation of Christ’ (Günaha Son Çağrı) filmi sinemalarda vizyona girdiği gün radikal Katolikler tarafından başlarına gelenleri hâlen unutamıyorlar. Büyük olasılıkla her iki romanın da yazarın bazı inançlarına dayanarak hayal gücünü serbest bıraktığı, saf hayal gücü sanatına ait olduğunu bilerek bu deneyimi tekrar etmekten kaçınıyorlar.
202006251258344295355.jpeg
Arapçaya da çevrilen Gece Yarısı Çocukları kitabının kapağı (Et-Tekvin Yayın Evi)
Yazar Kazansakis'in romanı boyunca İsa'dan bahsettiği, tarihsel olarak gerçekleşmemiş olayları hayal ettiği biliniyor. Kazansakis, kitabında özetle günümüzün en acil konularından biri olan göçmenlerin sık sık yaşadıkları, uzaklaştığı kendi kültürü ile entegre olmak istediği yeni ülkenin kültür arasında kaybolan ve bu denklemden doğan zorlukların kökünden sökülmesi gerektiğini vurgulamasına rağmen, hiç kimse bu romanı filme almaya cesaret edemedi. Oysa tiyatro daha cesurdu. Berlin'de bir tiyatro 2008 yılında Selman Rüşdi’nin romanından uyarlanan (dört saatlik) bir oyun sergiledi. O dönem Alman basını böyle bir eseri sahneye taşıma cesareti gösterdiği için onu ‘en cesur tiyatro’ olarak nitelendirdi. Oyun, polis nezaretinde ve güvenlik görevlilerinin koruması altında olaysız sergilendi.

Selman Rüşdi'nin kaleme aldığı ‘Gece Yarısı Çocukları’
Selman Rüşdi tarafından kaleme alınan ‘Gece Yarısı Çocukları’ gişede büyük başarı yakaladı. Hint asıllı Kanadalı yönetmen Dipa Mehta, bundan on yıl önce Rüşdi'nin romanlarının en ünlüsü olan, 1981 yılında basılan ve İngiltere’de iki kez Man Booker Ödülü olmak üzere birçok ödül kazanan Gece Yarısı Çocukları kitabını beyaz perdeye aktardı.
BBC, 90’lı yıllarda kitabı beş bölümlük bir dizi halinde ekranlara uyarlamak istedi, ancak filmin çekileceği Sri Lanka'da Müslümanların baskıları nedeniyle proje iptal oldu. Gece Yarısı Çocukları’nın sinemalarda gösterilmesindeki bu gecikme, Rüşdi hakkında verilen ölüm fetvası da dahil olmak üzere çeşitli nedenlere dayanıyordu. Birçok kişi Rüşdi’ye ve eserleri ile ilgili herhangi bir projeye yaklaşmaktan korktu. İşin ilginç yanı yazar, romanın tüm haklarını yönetmen Mehta'ya, sembolik bir bedelle bir dolara verdi. Bu bir tür hediyeydi. Çünkü Mehta, başkalarının cesaret edemediğini yapmaya cesaret etmişti.
Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığını ilan ettiği gün, yani 15 Ağustos 1947'de iki çocuk doğar. Ancak yanlışlıkla karıştırılırlar. Biri zengin olan ailesi yerine orta halli bir aileye, diğeri orta halli aile yerine zengin aileye verilir. Filmi kısaca böyle özetleyebiliriz. Film, İngiliz sömürgecilerin Hindistan’dan ayrılmasından sonra ülkenin büyük dönüşümler geçirdiği bir dönemde, Hindistan'ın yaklaşık altmış yıllık gergin tarihine ışık tutuyor. Tüm bunlar, tıpkı yazar gibi, Batı'daki Hint diasporasında yaşayan bir yönetmenin gözünden sinemaya aktarılıyor. Filmin süresi 140 dakika olduğundan senaryo, romandaki farklılığın ardında gizlenen büyülü gerçekçilik korurken, romanın tüm olaylarının özümsenebilmesi amacıyla bazı kısaltmalar yapıldı.
3.jpg
Rüşdi’nin uluslararası üne sahip en önemli filmi olarak görülen Satyajit Ray imzalı ‘Pather Panchali’ (Yol Türküsü) filminden bir sahne (Medya servisi)
Rüşdi ise boş boş durmamış, filmin yapımına katılmıştır. Hatta bu başarıya gönülden katıldığı bile söylenebilir. Sadece romanının uyarlanmasına yeşil ışık yakan bir yazar olmak istemeyen Rüşdi, bu yüzden senaryoyu da kaleme aldı ve prodüksiyonu üstlendi. Rüşdi bir röportajda, kitabın kendisi için çok önemli olduğunu, ona her zaman olmayı hayal ettiği yazar olabileceğine dair güven verdiğini söyledi. Bu yüzden eğer film başarısız olursa, başarısızlığın başkasının değil kendi hatası olmasını istediğini vurguladı. Rüşdi, sadece senaryoyu yazmakla kalmadı, onu böyle bir rol oynamak için doğru kişi olarak gören yönetmenin isteği üzerine filmde duyduğumuz anlatıcıya da ses verdi. Romanın bir başka uyarlamasının, bu kez Netflix tarafından çekilen bir dizi olarak yayınlanması bekleniyordu. Fakat şirket 2019 yılı sonlarında, belirsiz nedenlerle bu projeden vazgeçti.

Sinema tutkusu
ray-1200.jpg
Hint sinemasının öncü isimlerinden Satyajt Ray ve Rüşdi’nin ilk hocasıydı (El-Cinema)
ABD’li yönetmen Stanley Kubrick'e çok benzeyen Rüşdi, sinemadan her zaman büyük bir sevgi ve özenle bahsederek, dünyaya bir daha gelse muhtemelen omzunda kamera olacağı izlenimi veriyor. Rüşdi’nin sinemaya olan bu sevgisi ve ilgisi, Satyajit Ray'nin en büyük çalışması olarak nitelendirdiği ‘Pather Panchali’ (Yol Türküsü) 1955 yapımı filmi hakkında tatlı tatlı konuştuğunu duyduğumuzda film biraz daha mistik bir havaya bürünüyor.
Rüşdi, The Strategist dergisi için yazdığı bir makalede bu film olmadan yaşayamayacağını söylüyor ve şunları ekliyor:
“İnsanlar ‘Citizen Kane’ (Yurttaş Kane) filminin şimdiye kadar yapılmış en iyi film olduğunu söylediklerinde onlara Pather Panchali’nin en iyisi olduğunu söylüyorum. Bu, fakir bir Bengal köyündeki bir çocuk ile onun kız kardeşi ve ebeveynleri hakkında güzel bir romandan uyarlanan Ray'in üçlemesinin ilk filmi. Filmin konusu bu olsa da muazzam bir lirizm var.”
Dr. Florian C J Stadtler, Rüşdi ve Hint sineması arasındaki bağlantıda araştırmaya değer ilginç bir nokta buldu.  Bu nokta, aynı zamanda araştırmacı Stantler’in, Rüşdi’nin romanlarını ve romanlarında kullandığı üslubu popüler Hint sineması bağlamında ve yazarın bağımsızlık sonrası Hindistan hakkındaki argümanlarını şekillendirmedeki rolünü analiz ettiği ve birkaç yıl önce yayınlanan kitabının da adı olan ‘Fiction, Film, and Indian Popular’ (Kurgu, Film ve Popüler Hint Sineması) idi. Kitabında, popüler Hint sinemasının farklı türlerine de değinen Stantler, Rüşdi'nin yazılarının epik, efsane, trajedi ve komediyi nasıl bir araya getirdiğini araştırdı ve bunları beyaz perdeye aktarılan senaryolarla ilişkilendirdi. Yazarın romanlarında bu sinemayı melezlik estetiğini ve Hindistan’ın küresel bağlamda tanımlanmış hale geldiği kültürün özel algısını ifade etmek için nasıl kullandığını okuyucularına aktardı.

Sinemada küçük roller
Rüşdi ile sinema arasındaki ilişkiden bahsederken, onun birkaç filmde bazı küçük rollerde göründüğünü hatırlayalım. Rüşdi, 1992 yılında, hakkındaki ölüm fetvasının yayınlanmasından kısa bir süre sonra İngiliz yönetmen Kenneth Branagh’ın ‘Peter's Friends’ (Peter ve Arkadaşları) filminde Şeytan Ayetleri kitabını imzalayan yazar olarak küçük bir rolle göründü. Film, hafta sonları yaşadıkları eski güzel günleri hatırlamak için buluşan altı üniversite arkadaşından bahsediyor. Rüşdi, üstlendiği bu kısacık rolle, başrolünü oynamadığı bir filmde sinema kahramanı oldu. Jan Mohammad adlı Pakistanlı bir yönetmen, 1990 yılında Rüşdi’yi kötü adam olarak resmeden ‘International Guerillas’ adlı bir film yaptı. Filmdeki iyi adamlar ise Şeytan Ayetleri kitabı nedeniyle yazara yönelik protestolar sırasında polis tarafından öldürülen kız kardeşlerinin intikamını almak isteyen ve öldürmek amacıyla Rüşdi’yi arayan üç Pakistanlı kardeş. Rüşdi filmde, İslam'ı yok etmeye yönelik uluslararası bir komploya öncülük eden sadist ve kana susamış bir suçlu ve İsrailli bir generalin koruması altında Filipinler'de saklanan biri olarak gösteriliyor. Britanya Film Sınıflandırma Kurulu (British Board of Film Classification/ BBFC) Rüşdi’nin güvenliği açısından filmin yayınlanmasına izin vermedi. Ancak Rüşdi, kendisini engellemeye yönelik eylem çıkarlarına aykırı olsa bile ne olursa olsun sansüre karşı olduğunu söyleyerek buna itiraz etti.
Rüşdi, ünlü Kanadalı yönetmen David Cronenberg’e verdiği röportajda, filmlere takıntılı olduğunu ve defalarca senaryo yazmaya çalıştığını fakat bir senaryoya başladığında birkaç sayfa sonra bunun romana dönüştüğünü itiraf etti. Sinemanın kendisi üzerindeki etkisinin edebiyattan daha ağır bastığını gizlemeyen Rüşdi, Cronenberg kendisinden farklı olarak, ‘yazmanın sinemanın üzerinde bir sanat olduğunu’ belirtip her zaman bir yazar olmak istediğini söylediğinde ona, ‘bu hiyerarşinin gülünç olduğunu’ söyledi.



Oscarlı yönetmenden BAFTA rekoru: 11 adaylıkla tarihe geçti

36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)
36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)
TT

Oscarlı yönetmenden BAFTA rekoru: 11 adaylıkla tarihe geçti

36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)
36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)

İki Oscarlı sinemacı Chloé Zhao'dan bu yılki ödül sezonunda bir rekor geldi: Hamnet, BAFTA tarihinde bir kadın yönetmenin imzasını taşıyan filmler arasında en fazla adaylık alan yapım oldu.

Duyuru, dün (27 Ocak) 2026 BAFTA Film Ödülleri adaylarının tamamının açıklanmasıyla netleşti. Listeye Paul Thomas Anderson imzalı Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another) damga vurdu: Film, toplam 14 adaylıkla rakiplerinin az farkla önüne geçti. 

Ryan Coogler'ın Amerikan Güneyi'nde geçen vampir filmi Günahkarlar (Sinners) ise 13 adaylıkla onu izledi. Korku filmi kısa süre önce Akademi tarihinin en fazla adaylık alan yapımı olarak da öne çıkmıştı.

Ancak spot ışıkları, Nomadland'le de tanınan 43 yaşındaki yönetmen Zhao'daydı. Britanya Akademisi, Londra'da 22 Şubat'ta düzenlenecek tören öncesinde adaylarını açıklarken, yapımcılığını Sam Mendes ve Steven Spielberg'ün üstlendiği Shakespeare dünyasından beslenen drama Hamnet'i 11 adaylığa layık gördü. Bu sayı, BAFTA tarihinde bir kadın sinemacı için bugüne kadarki en yüksek adaylık anlamına geliyor.

Maggie O'Farrell'ın 2020 tarihli, aynı adlı romanından uyarlanan Hamnet; En İyi Film ve En İyi Britanya Filmi kategorilerinin yanı sıra Zhao'ya En İyi Yönetmen adaylığı da getirdi. 

Senaryoyu birlikte kaleme alan Zhao ve O'Farrell ise En İyi Uyarlama Senaryo dalında aday gösterildi. Yapımcılar Liza Marshall ve Pippa Harris de adaylar arasında yer aldı.

Filmde Agnes ve William Shakespeare'i canlandıran İrlandalı ikili Jessie Buckley'yle Paul Mescal, sırasıyla En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorilerinde adaylık aldı. 

Film, oğullarını kaybetmelerinin ardından yasla farklı biçimlerde yüzleşen iki karakterin parçalanan dünyasını konu alıyor. 

Emily Watson, Shakespeare'in annesi rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aday gösterilirken, Max Richter de En İyi Özgün Müzik kategorisinde adaylar arasına girdi. Hamnet ayrıca kostüm tasarımı, makyaj ve saç ile prodüksiyon tasarımı dallarında da adaylıklar elde etti.

2026 BAFTA Film Ödülleri, sektör eşitliği açısından da dikkat çekiyor: Tüm kategoriler genelinde aday gösterilen filmlerin yüzde 25'i kadın yönetmenlerin imzasını taşıyor. Öne çıkan diğer yapımlar arasında Lynne Ramsay'nin Geber Aşkım'ı (Die My Love), Kathryn Bigelow'un A House of Dynamite'ı ve Mary Bronstein imzalı Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim (If I Had Legs I'd Kick You) bulunuyor.

BAFTA film komitesi başkanı Emily Stillman, adayların açıklanmasının ardından Hollywood Reporter'a yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: 

Sinemacılıktaki o cesaret ve insan bağlarının önemi... Sanki neredeyse tüm adaylıklarda ortaklaşan bir damar gibi.

Kazananlar, 22 Şubat Pazar günü düzenlenecek törenle duyurulacak.

BAFTA adaylarının tamamına BAFTA'nın internet sitesi üzerinden ulaşılabiliyor. Öne çıkan adaylar ise şöyle sıralanıyor:

En İyi Film
Hamnet
Muhteşem Marty (Marty Supreme)
Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another)
Manevi Değer (Affeksjonsverdi)
Günahkarlar (Sinners)

En İyi Yönetmen
Yorgos Lanthimos (Bugonia)
Chloé Zhao (Hamnet)
Josh Safdie (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Paul Thomas Anderson (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Joachim Trier (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Ryan Coogler (Günahkarlar / Sinners)

En İyi Kadın Oyuncu
Jessie Buckley (Hamnet)
Rose Byrne (Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim / If I Had Legs I'd Kick You)
Kate Hudson (Kalpten Söylenen Bir Şarkı / Song Sung Blue)
Chase Infiniti (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Renate Reinsve (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Emma Stone (Bugonia)

En İyi Erkek Oyuncu
Robert Aramayo (I Swear)
Timothée Chalamet (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Leonardo DiCaprio (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Ethan Hawke (Mavi Ay / Blue Moon)
Michael B. Jordan (Günahkarlar / Sinners)
Jesse Plemons (Bugonia)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Odessa A'zion (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Inga Ibsdotter Lilleaas (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Wunmi Mosaku (Günahkarlar / Sinners)
Carey Mulligan (The Ballad of Wallis Island)
Teyana Taylor (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Emily Watson (Hamnet)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Benicio Del Toro (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Jacob Elordi (Frankenstein)
Paul Mescal (Hamnet)
Peter Mullan (I Swear)
Sean Penn (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Stellan Skarsgård (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)

En İyi Özgün Senaryo
Kirk Jones (I Swear)
Ronald Bronstein, Josh Safdie (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Kleber Mendonça Filho (Gizli Ajan / O Agente Secreto)
Eskil Vogt, Joachim Trier (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Ryan Coogler (Günahkalar / Sinners)

En İyi Uyarlama Senaryo
Tom Basden, Tim Key (The Ballad of Wallis Island)
Will Tracy (Bugonia)
Chloe Zhao, Maggie O'Farrell (Hamnet)
Paul Thomas Anderson (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Harry Lighton (Pillion)

En İyi Britanya Filmi
28 Yıl Sonra / 28 Years Later
The Ballad of Wallis Island
Bridget Jones: Onun İçin Çıldırıyor (Bridget Jones: Mad About the Boy)
Geber Aşkım (Die My Love)
H is for Hawk
Hamnet
I Swear
Mr Burton
Pillion
Steve

İngilizce Olmayan Bir Dilde En İyi Film
Görünmez Kaza (Yek tasadef sadeh)
Gizli Ajan (O Agente Secreto)
Manevi Değer (Affeksjonsverdi)
Sırat (Sirât)
Hind Rajab'ın Sesi (Sawt Hind Rajab)

En İyi Belgesel
2000 Meters To Andriivka
Apocalypse In The Tropics
Cover-Up
Mr Nobody Against Putin
Mükemmel Komşu (The Perfect Neighbor)

En İyi Animasyon
Elio
Little Amelie
Zootropolis 2

En İyi İlk Film
The Ceremony
Babamın Gölgesi (My Father's Shadow)
Pillion
A Want in Her
Wasteman

Independent Türkçe, Daily Mail, Hollywood Reporter


Kayıp çocuklar, tekinsiz kasabalar: Stranger Things'in boşluğunu dolduracak 10 yapım

Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
TT

Kayıp çocuklar, tekinsiz kasabalar: Stranger Things'in boşluğunu dolduracak 10 yapım

Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)

Stranger Things'i izlerken en çok neye tutunuyorduk? Bir kasabanın içindeki çatlağa, çocukların omuzladığı büyük bir sırra ve "her şey normalmiş gibi" yaşamaya devam etmeye çalışan sakinlerin kolektif suskunluğuna. Artık Stranger Things defteri kapandığı için Hawkins'in bıraktığı boşluk sadece bir "dizi finali" değil bir dönemin sonu gibi geliyor. Çünkü bu dizi, kayıp çocukların açtığı kapıdan girip karanlık laboratuvarları ve dostluğun dünyayı kurtaran halini aynı potada eritmişti.

Biz de bu listeyi tam bu duyguların peşinden giderek kurduk. Benzer "tekinsiz kasaba" damarını Dark'ın buz gibi zaman düğümlerinde, Haven'ın sisli lanetlerinde ve It: Welcome to Derry'nin gündeliğe sızan korkusunda aramak kaçınılmaz.

Bu haftaki listemizdeki bazı diziler, içe gömülü öfkeyi süper güce çeviren ergenlik karanlığını merkeze alıyor; bazılarıysa "numaralanmış" çocukluk travmalarını kozmik bir felakete bağlayıp Stranger Things'de sevdiğimiz ekip ruhunu kara mizahla büyütüyor. Kimileri ailece izlenebilecek bir ürperti arayanlara güvenli bir eğlence treni sunarken, bir tanesiyse aynı hissi animasyonun sınırsız hayal gücüyle parlatıyor.

Kısacası Demogorgonlar ya da Vecna artık yok diye macera bitmiyor: Bu liste, Stranger Things'in bıraktığı izi farklı tonlarda takip etmek isteyenler için...

Esrarengiz Kasaba (Gravity Falls / 2012-2016)

Esrarengiz Kasaba, Disney'in animasyon kanadından gelip "küçük kasaba tuhaflığı"nı doğaüstü bir bulmacaya dönüştüren, kısa ama yoğun bir macera. Yaz tatili için büyük amcaları Huysuz Stan'in yanına gönderilen ikizler Dipper ve Mabel, gizem temalı turistik dükkanda çalışırken kasabanın her köşesinde tuhaflıkların beliriverdiğini fark ediyor. Hikaye, hafta hafta ilerleyen esrarengiz olayların altında yatan daha büyük karanlığı da adım adım ortaya çıkarıyor; özellikle rüya iblisi Bill Cipher, tehdit hissini sürekli diri tutuyor. 

Stranger Things'le benzerliği tam da bu dengede: Korku ve macerayı aynı potada eritiyor, alternatif boyutlar ve komplo kırıntılarıyla merakı canlı tutuyor, üstelik Stephen King'in eserlerini hatırlatan nostaljik bir tonda ilerliyor. İki yapım da çocukların "kimse inanmaz" denilen bir gerçekle tek başlarına boğuşmasını, akıllı mizah ve kalpten gelen bir sıcaklıkla harmanlıyor. 

vfgthy
Toplam 41 bölümden oluşan iki Emmy ödüllü Esrarengiz Kasaba, her yaşa hitap etmesiyle animasyon dünyasında birçok seyirci açısından özel bir noktada konumlanıyor (Disney+)

Esrarengiz Kasaba'nın farkı, karanlığı daha masalsı ve yaratıcı bir görsellikle anlatması; bu yüzden hem kolay izleniyor hem de alt metinleriyle şaşırtıyor. Ayrıca finalini uzatmadan, planlı bir biçimde bağlaması büyük avantaj; kısa sürede tatmin edici bir hikaye izliyorsunuz. Stranger Things'i sevdiyseniz Esrarengiz Kasaba'ya da ısınabilirsiniz çünkü aynı cesaretle kasaba sırlarını kurcalayan çocukları, daha kompakt, zekice şifrelenmiş ve bağımlılık yaratan bir animasyon formunda sunuyor.

Huysuz Stan'i dizinin yaratıcısı Alex Hirsch'ün seslendirdiğini de not düşelim.

IMDb: 8,9
Nereden izlenir: Disney+

Dark (2017 - 2020)

Dark, Almanya'nın küçük ve "fazla sakin" görünen kasabası Winden'da ormanda kaybolan bir çocuğun ardından, herkesin sakladığı sırları tek tek yüzeye çıkaran bir gizemle başlıyor. Kasabanın kıyısındaki eski nükleer santral ve insanları 1986'ya savuran bir mağara, hikayeyi daha ilk bölümden bilimkurgu tarafına çekip ürpertici atmosfere kilitliyor. 4 aile çevresinde örülen anlatı, üç farklı zaman dilimini birbirine düğümleyerek kayıp vakasının aslında kuşaklar boyu süren bir bilmecenin kapısı olduğunu gösteriyor. 

sdvfgthy
2017'de sessizce başlayan Dark, üç sezon sonunda televizyon tarihinin en karmaşık ve en incelikli yapbozlardan birine dönüştü (Netflix)

Dark'ın en büyük gücü, ters köşeleri sadece izleyicisini şok etmek için değil, karakterlerin geçmişiyle bugünü aynı anda yeniden yazmak için kullanmasında; her yeni bilgi, bildiğinizi sandığınız düzeni bozuyor. Üstelik bunu acele etmeden, gerilimi yavaş yavaş yükselten bir tempoyla yapıyor. İzledikçe kasabanın tarihi kadar karakterlerin karanlığı da derinleşiyor. 

Stranger Things'i sevdiyseniz, burada da kayıp çocuk ekseni, küçük kasaba paranoyası, tekinsiz mekanlar ve 1980'ler dokusu tanıdık gelecek. Sadece Dark daha ağır, daha varoluşçu ve daha "soğuk" bir tonla ilerliyor; Alman yapımı olmasının mesafeli atmosferi diziye siniyor. İki dizi de merakı diri tutan bir bulmacaya yaslanıyor ama Dark, cevapları kolay vermeyip izleyiciyi detaylara dikkat etmeye davet ederek daha tatmin edici bir çözülme hissi yaratıyor. 

Kısacası Stranger Things'in boşluğunu Hawkins'ten çıkıp bir başka kasabanın sırlarıyla doldurmak istiyorsanız, Dark hem aynı heyecanı sunuyor hem de bu heyecanı daha katmanlı bir zaman yolculuğu ve aile trajedisiyle genişletiyor.

IMDb: 8,7
Nereden izlenir: Netflix

It: Welcome to Derry (2025 - )

Stephen King'in O (It) evreninde geçen It: Welcome to Derry, Pennywise'ın kökenine uzanan bir hikaye anlatırken, kasabanın "normal" görünen yüzünün altındaki çürümeyi de yavaş yavaş açığa çıkarıyor. Dizi, 1980'ler yerine 1962'deki Derry'ye giderek nostaljiyi daha geriye sarıyor. Kasabanın atmosferi, korkuyu tek seferlik bir dehşet anı gibi değil, Derry'deki gündelik hayatın içine karışmış, konuşulmayan bir tedirginlik halinde hissettiriyor.

rtgbtr
Korku edebiyatının efsane ismi Stephen King, 1986'da yayımlanan kült romanındaki "ara bölümlerden" esinlenen It: Welcome to Derry için "muazzam" yorumunu yapıyor (HBO Max) 

Kayıp çocuklar, tekinsiz mekanlar ve kasabanın üstüne çöken görünmez tehdit, Stranger Things'in ilk sezonlarındaki "adı konmamış felaket" tedirginliğini hemen yakalıyor. Hatta Stranger Things'le Dark'ı birbirine bağlayan o "küçük kasabadaki sırların kuşaktan kuşağa taşınması" fikri, Welcome to Derry'de daha da doğaüstü ve daha acımasız bir biçimde karşımıza çıkıyor.

Pennywise, Vecna'ya rakip olabilecek kadar ikonik bir kötülükle sahnenin merkezine yerleşirken, dizi dehşeti sadece yaratıkla değil, kolektif korku ve suskunlukla da kuruyor. Sezonun sonlarına doğru gelen sarsıcı ama duygusal bir kırılma, "Korku dizisi bu kadar kalbe dokunabilir mi?" dedirten bir etki yaratmayı da başarıyor.

Stranger Things sevenler için Welcome to Derry'yi cazip kılan şey, hem çocuk kadronun varlığı hem de kasaba sırlarıyla örülü korku örgüsünün yarattığı "bir bölüm daha" hissi.

IMDb: 8,0
Nereden izlenir: HBO Max

American Horror Story: 1984 (2019)

American Horror Story: 1984, adından da anlaşılacağı gibi sizi tek hamlede 1980'ler nostaljisine ışınlayan "American Horror Story usulü" bir slasher eğlencesi. Hikaye Camp Redwood adlı yaz kampında geçiyor. Geçmişteki cinayetlerin gölgesi daha ilk dakikadan yeniden çökerken bol kanlı ve yeni bir döngünün başlayacağı hissi kendini belli ediyor. Derin bir mitoloji ya da Stranger Things kadar katmanlı karakterler beklemeyin; bu sezonun asıl derdi, 13. Cuma (Friday the 13th) gibi 1980'lerin yaz kampı slasher'larına saygı duruşunda bulunmak: Neon estetik, synth tınıları, pop kültür göndermeleri ve bilinçli bir abartı. 

xvgrt
Ryan Murphy ve Brad Falchuk tarafından yaratılan American Horror Story'nin 9. sezonunda Emma Roberts, yeni arkadaşları yüzünden cehennem gibi bir yaz geçirmek zorunda kalan masum ve saf Brooke Thompson rolünde (FX)

Stranger Things'le ortak damarı da burada yakalıyor; dönem atmosferini müzik ve görsel dille öne çıkarıp, eğlenceli gerilimi nostaljiyle harmanlayan bir iş. Üstelik avcı-kurban dinamiğini ve kamp içi paranoyayı hızla kurduğu için tek oturuşta akıp giden, "fazla düşünme, kendini akışa bırak" türü bir seyirlik. Stranger Things'in 1980'ler lezzetini, kara mizahı ve retro korku referanslarını sevdiyseniz American Horror Story: 1984 sizi memnun edecektir. Bir de açılışı sakın atlamayın; bol synth'li müziği ve retro jenerik, bu sezonun niyetini daha ilk saniyede ele veriyor.

IMDb: 7,9
Nereden izlenir: Disney+

The Umbrella Academy (2019 - 2024)

The Umbrella Academy, tıpkı Stranger Things gibi "iyi niyetli bir aile" maskesi takmış bir otorite figürünün gölgesinde büyüyen çocukların hikayesi. Sör Reginald Hargreeves, 7 süper güçlü çocuğu yetiştirip onları birer projeye çeviriyor. Yıllar sonra birbirinden kopmuş kardeşler, babalarının ölümüyle yeniden bir araya geliyor ve geçmişlerindeki karanlık gerçeğin izini sürerken dünyayı kurtarmaya da mecbur kalıyor. Dizi 4 sezon boyunca zaman yolculuğu ve paralel boyutlarla 1963'e geri gidiyor, geleceğe sıçrıyor, başka gerçekliklere kayıyor. Her bir kardeşin numarayla anılması Stranger Things'deki Eleven'la aynı damarı yakalarken, bu "etiket" meselesinin kimlik üzerindeki yarasını da görünür kılıyor. 

fvrg
The Umbrella Academy, Gerard Way tarafından yazılan ve Gabriel Bá tarafından çizilen aynı adlı çizgi roman serisine dayanıyor (Netflix)

Stranger Things sevenlerin en hızlı bağ kuracağı karakter ise büyük ihtimalle Beş: Çocuk bedeninde sıkışmış, yetişkin aklıyla konuşan, sivri dilli ve komik bir zaman yolcusu. Aiden Gallagher'ın performansı, 50'lerine gelmiş bir adamın yorgunluğunu ve alaycılığını 13 yaş bedenine yerleştirerek dizinin yakıtı haline getiriyor. İki diziyi yakınlaştıran şey sadece güçler ya da boyutlar değil; hükümet deneyleri, kozmik tehdit hissi ve travmayla baş etme teması da aynı ölçüde belirleyici. Özetle The Umbrella Academy, Stranger Things'in korku ağırlığını süper kahraman enerjisi ve kara mizahla değiştiriyor ama o tanıdık "dünya yine yıkılacak, biz de aile olmayı yeniden öğreneceğiz" duygusunu aynen koruyor.

IMDb: 7,8
Nereden izlenir: Netflix

I Am Not Okay With This (2020)

I Am Not Okay With This, babasının ölümünün ardından telekinetik güçler geliştirdiğini fark eden 17 yaşındaki Sydney Novak'ın ergenlik öfkesini, yasını ve kimlik arayışını tek bir patlama noktasında buluşturan kısa ama etkili bir Netflix dizisi. Küçük bir kasabada annesi ve kız kardeşiyle yaşayan Sydney, hem evde bitmeyen gerilimle boğuşuyor hem de okulda dostluklar, kırılganlıklar ve uyanan duygular arasında yönünü bulmaya çalışıyor. Dizinin en iyi yanı, süper gücü bir "kahramanlık süsü" olarak değil, bastırılan duyguların dışarı taşmasına benzetmesi: Sydney'nin öfkesi arttıkça dünya da çatırdıyor. 

csdvfbthy
The End of the F***ing World'ün ardındaki Charles Forsman'ın yarattığı I Am Not Okay With This evreni, hem asi hem kırılgan hem de mizah duygusu güçlü bir gençlik hikayesi sunuyordu (Netflix)

Stranger Things'le ortak damarı burada yakalıyor; ikisi de sıradışı güçleri büyüme sancısıyla birleştirip küçük kasaba gündeliğinin içine sızan bir tekinsizlik hissi kuruyor. Ayrıca gizli yetenek, içe dönük yalnızlık ve "duygularını kontrol edemezsen her şey kontrolden çıkar" fikri, Eleven'ın hikayesine bağlanan izleyiciye fazlasıyla tanıdık gelecek. Stephen King'in O uyarlamalarıyla tanınan Sophia Lillis'in Sydney performansı, alaycı mizahla kırılganlığı aynı anda taşıdığı için diziyi tek sezonluk bir gençlik melodramı olmaktan çıkarıp gerçek bir karakter hikayesine dönüştürüyor. Tonu daha küçük ölçekli ve daha kişisel; laboratuvar komplolarından çok evin içindeki sessiz çatışmalar, okul koridorlarındaki bakışlar ve biriken acı öne çıkıyor. Bu yüzden Stranger Things sevenler için iyi bir tamamlayıcı; "özel güç, ergenlik ve karanlık sır" kokusunu daha yoğun, daha duygusal ve daha hızlı akan bir paket içinde veriyor. Üstelik tek sezonla bitmiş olması (acı da olsa) tek oturuşta izlemeyi kolaylaştırıyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix

Haven (2010 – 2015)

Stephen King'in Colorado Kid romanından esinlenen Haven, "küçük kasabada tuhaflık eksik olmaz" hissini baştan sona diri tutan, gizemi yavaş yavaş büyüten bir doğaüstü drama. Dizide FBI ajanı Audrey Parker, Maine'deki Haven'a sıradan görünen vakayla geliyor ama kasabanın geçmişinden taşan, durmadan tekrarlayan açıklanamaz felaketler onu hızla içine çekiyor. İlk bakışta "haftanın vakası" şeklinde akan yapı, Audrey'nin kasabayla sandığından çok daha kişisel bir bağının olduğunu fark etmesiyle büyük bir gizeme evriliyor. 

dfgthy
ER'la da tanınan Amerikalı aktris Emily Rose, Haven'da kurnaz ve kendinden emin FBI ajanı Audrey Parker rolünde (Syfy)

Haven kimlik, hafıza ve kader duygusunu da kasabanın sisli atmosferine yediriyor. Stranger Things'le benzerliği, tam da bu kasaba ölçeğinde kurduğu paranoya ve normal hayatların içine sızan olağanüstü olaylar duygusunda yatıyor. Her köşede bir sır var ve her sır da daha büyük bir komplonun kapısını aralıyor. Elbette Haven daha yetişkin bir tonda ilerliyor ve polisiyeye daha yakın biçimde haftanın vakası formatına yaslanıyor ama Baş Aşağı Dünya'nın verdiği merak ve ürpertiyi, kasabanın geçmişi üzerinden yakalıyor. Stranger Things'i sevdiyseniz Haven'ı da izlemelisiniz çünkü bağımlılık yapan "ipuçlarını biriktir, büyük resmi gör" yapısını, Stephen King damarlı bir kasaba mitolojisi ve uzun soluklu bir gizemle yeniden kuruyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Goosebumps (2023 - 2025)

Goosebumps, Stranger Things'in bıraktığı ailece izlenebilir dizi boşluğunu doldurabilecek en güvenli adreslerden biri; hem ebeveynlere hem de genç yetişkinlere aynı anda hitap eden bir korku-macera harmanı. Antoloji mantığıyla ilerleyen yapısı sayesinde her sezonda yeni bir hikaye ve yeni bir kadro izliyoruz.

dbfrts
Bir dönem Türkiye televizyonlarında da gösterilen 1990'lı yılların popüler korku dizisi Goosebumps'ın yeni versiyonu, iki sezonun ardından rafa kaldırıldı (Disney+)

Hikayenin merkezinde, 1994'te terk edilmiş bir kaleyi keşfederken kaybolan 4 gence uzanan gizem var. Günümüzde yaşananların geçmişteki bu kayıpla bağlantılı olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Stranger Things'le benzerliği de tam burada belirginleşiyor; iki dizi de küçük bir kasabada geçmişte kalmış bir sır üzerinden büyüyen doğaüstü tehdidi, genç karakterlerin gözünden anlatıyor. Üstelik eski R.L. Stine kitapları ve 1990'lardaki diziye göz kırpan nostalji, Hawkins'in retro cazibesini sevenlere tanıdık bir tat veriyor. 

Friends yıldızı David Schwimmer'ın baba rolü, hikayeye hem güvenilir bir yetişkin perspektifi hem de "evin büyükleri de bu işin parçası" hissi katıyor. Ton olarak Stranger Things kadar karanlık ve büyük değil; daha çok hızlı akan, bölüm bölüm yeni canavarlar ve maceralarla ilerleyen, ailece tüketmesi kolay bir korku eğlencesi.

IMDb: 6,7
Nereden izlenir: Disney+

The Midnight Club (2022)

The Midnight Club, Mike Flanagan'ın Netflix'teki en az konuşulan işlerinden biri olsa da en az Gece Yarısı Ayini (Midnight Mass) kadar güçlü bir "korku ve duygu" bileşimi kuruyor. Christopher Pike'ın genç yetişkin romanından uyarlanan dizi, ölümcül hastalıklarla mücadele eden 8 gencin kaldığı Brightcliffe adlı bakımevinde geçiyor. Aynı zamanda bakımevinin yöneticisi olan gizemli doktorun varlığı (Elm Sokağı Kabusu /A Nightmare on Elm Street yıldızı Heather Langenkamp canlandırıyor) hikayeye daimi bir tedirginlik katıyor. 

kıolp
The Midnight Club, tek bir bölümündeki 21 ürkütücü sahneyle Guinness Dünya Rekoru kırmıştı (Netflix)

Gençler her gece gizlice buluşup korku hikayeleri anlatıyor; hem hayatta kalma isteğini hem de korkunun diliyle birbirlerine tutunmayı öğreniyorlar. Asıl mevzu ise aralarındaki anlaşma: İçlerinden kim önce ölürse öte taraftan bir işaret gönderecek. Bu noktadan sonra dizi, bir yandan Black Mirror benzeri antoloji hikayeleriyle farklı tonlar denerken, diğer yandan ağır bir gençlik dramını kişisel sırlar ve kayıpla yüzleşme üzerinden derinleştiriyor. 

Stranger Things'le benzerliği, genç bir ekibin kimsenin tam adını koyamadığı doğaüstü bir tehdidi birlikte çözmeye çalışmasında ve dönem hissini (bu kez 1990'lar) özellikle öne çıkarmasında yatıyor. Üstelik Flanagan'ın işi, korkuyu sadece izleyicisini ürkütmek için değil, yas, suçluluk ve umut gibi duyguları görünür kılmak için kullanıyor; bu da diziyi beklenmedik biçimde dokunaklı yapıyor. Evet, tek sezonda acımasızca iptal edildiği için bazı sorular havada kalıyor ama finali yine de tatmin edici ve Stranger Things'in bıraktığı boşluğu daha duygusal bir tonda da olsa doldurabilir.

IMDb: 6,5
Nereden izlenir: Netflix

Korku Sokağı (Fear Street)

Evet, Korku Sokağı dizi değil ama ilk üç filmi (1994–1978–1666) ve geçen yıl seriye eklenen 4. halka Mezuniyet Balosu'yla (Prom Queen) neredeyse mini dizi gibi akan bir evren kuruyor. R.L. Stine uyarlaması olan hikaye, Shadyside adlı kasabanın üstü örtülmüş cinayetlerle dolu geçmişini araştıran bir grup gencin bir mezarı kurcalamasıyla tetikleniyor. 

dfrgth
Tıpkı Stranger Things gibi Korku Sokağı filmleri de retro atmosferini kullanarak izleyiciyi farklı zaman dilimlerine taşıyor (Netflix)

Tonu Stranger Things'den daha sert: Kanlı sahneler ve slasher referansları belirgin, yani "gençlik işi" görünse de çocuklara göre değil. Yine de ikisini aynı damarda buluşturan şey çok net: Dışarıdan sıradan görünen bir küçük kasaba, içeride karanlık bir sır, genç karakterlerin omuzlarına yüklenen "Biz çözmezsek kimse çözmez" hissi. Asıl ayrım kötülüğün doğasında ortaya çıkıyor; Stranger Things daha çok bilimkurgu ve canavarlara yaslanırken Korku Sokağı, lanet ve cadı mitolojisi üzerinden daha doğaüstü bir korku kuruyor. Ayrıca zaman çizelgesiyle oynama biçimi de farklı: Stranger Things'in 1980'ler nostaljisine karşılık Korku Sokağı önce 1990’lar ve 1970'lere gidip sonra 1666'ya sıçrayarak kötülüğün kökünü daha geriden yakalıyor. 2025 yapımı Mezuniyet Balosu ise 1988'de geçiyor ve burada Stranger Things'e bir adım daha yaklaşıyor. Korku Sokağı filmleri, Stranger Things'e benzer nostalji, genç kahramanlar ve kasabanın sırları enerjisini daha kanlı, daha hızlı ve parçaları finale doğru kilitlenen bir yapboz gibi, arka arkaya tüketilebilen bir dizi tadında veriyor.

Nereden izlenir: Netflix

Independent Türkçe


Müjdeyi Altın Küre zaferinin ardından verdi: Rekortmen komedi dönüyor

Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen, The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen, The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
TT

Müjdeyi Altın Küre zaferinin ardından verdi: Rekortmen komedi dönüyor

Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen, The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen, The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)

Müzikal/Komedi Dalında En İyi Dizi kategorisinde Altın Küre kazanmasının hemen ardından The Studio, gelecek hafta yeniden setlere dönüyor. 

Dizinin yıldızı ve yürütücü yapımcısı Seth Rogen, dün (11 Ocak) törenden sonra kuliste basın mensuplarına yaptığı açıklamada çekimlere kısa süre içinde başlayacaklarını söyledi.

Dizinin ilk sezonunun 8. bölümü Altın Küre gecesinde geçtiği için, Beverly Hilton'daki gerçek törende birden fazla ödül almak Rogen ve ekip için "gerçeküstü" bir deneyime dönüştü. Rogen, ikinci sezonun Altın Küre'ye yeniden "uğrayabileceğini" de ima ederek, törende yaşanan bazı anların yeni sezondaki olaylara ilham verebileceğini belirtti.

"Yanımıza gelip 'Beni diziye koy' diyorlar"

"Bir hafta içinde çekimlere başlıyoruz" diyen Rogen, "Hem bugün hem de bu etkinliğe giden yolda yaşanan birkaç şeyi doğrudan diziye koyduk. İzleyince muhtemelen hangileri olduğunu anlayacaksınız" ifadelerini kullandı.

43 yaşındaki Rogen bunun, törende yanına gelip ikinci sezonda konuk oyuncu olarak yer almak isteyen isimleri de kapsayabileceğini söyledi: 

Bir sürü kişi resmen yanımıza gelip 'Beni dizine koy. Ne istersen yaparım. Kadrajdan geçeyim yeter!' diyor. Çok tatlı bir şey bu!

The Studio, En İyi Dizi heykelciğinin yanı sıra Rogen'a Komedi Dizisinde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü de getirdi. 

Rogen, sahnede ödülünü alırken "Bu çok tuhaf! Biz bunu yapıyormuş gibi yaptık. Şimdi gerçekten oluyor!" dedi. "Sanırım bu ödülü gerçekten tutabilmemin tek yolu, kendime sahte bir tane verecek bir dizi yaratmaktı" diye de espri yaptı.

Altın Küre zaferi, dizinin geçen yıl eylülde düzenlenen Emmy Ödülleri'nde de büyük başarı elde etmesinin ardından geldi. The Studio, Emmy tarihinde komedi dalında bir rekora imza atarak 13 ödül kazanmıştı. Rogen ayrıca, tek bir gecede en çok Emmy kazanan kişi rekoruna da ortak olmuştu.

Yayın tarihi şimdilik belirsiz

The Studio'nun ikinci sezonunun Apple TV'de ne zaman yayına gireceği hâlâ belirsiz. Dizinin ilk sezonu Mart-Mayıs 2025'te yayımlanmıştı.

Dizinin oyuncu kadrosunda Seth Rogen'ın yanı sıra Catherine O'Hara, Kathryn Hahn, Ike Barinholtz ve Chase Sui Wonders yer alıyor. 

Televizyon ve sinema olmak üzere iki kategoride verilen ödüllerin sahipleri şöyle listelendi:

Sinema
Drama Dalında En İyi Film: Hamnet 

En İyi Yönetmen: Paul Thomas Anderson – Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another)

Müzikal/Komedi Dalında En İyi Film: Savaş Üstüne Savaş 

En İyi Yabancı Film: Gizli Ajan (O Agente Secreto)

En İyi Animasyon: K-Pop İblis Avcıları (KPop Demon Hunters)

En İyi Senaryo: Paul Thomas Anderson – Savaş Üstüne Savaş

En İyi Orijinal Şarkı: Golden – K-Pop İblis Avcıları

En İyi Orijinal Film Müziği: Ludwig Göransson – Günahkarlar (Sinners)

Müzikal/Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Rose Byrne – Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim (If I Had Legs I'd Kick You) 

Müzikal/Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Timothée Chalamet – Muhteşem Marty (Marty Supreme)

Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Jessie Buckley – Hamnet 

Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Wagner Moura – Gizli Ajan

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Teyana Taylor – Savaş Üstüne Savaş

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Stellan Skarsgård / Manevi Değer (Affeksjonsverdi)

Televizyon
En İyi Televizyon Draması: The Pitt

En İyi Mini Dizi/Televizyon Filmi: Adolescence 

Müzikal/Komedi Dalında En İyi Televizyon Dizisi: The Studio

Müzikal/Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Jean Smart – Hacks 

Müzikal/Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Seth Rogen – The Studio

Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Rhea Seehorn – Pluribus

Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Noah Wyle – The Pitt

Mini Dizi/Televizyon Filminde En İyi Kadın Oyuncu: Michelle Williams – Dying for Sex

Mini Dizi/Televizyon Filminde En İyi Erkek Oyuncu: Stephen Graham – Adolescence

Mini Dizi/Televizyon Filminde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Erin Doherty – Adolescence

Mini Dizi/Televizyon Filminde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Owen Cooper – Adolescence

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter