Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Mısır dışındaki oluşumları arasındaki anlaşmazlık derinleşiyor mu?

Londra Cephesi, siyasetten uzaklaşma sinyali verirken Değişim Hareketi siyaset sahnesinde kalmakta kararlı. İstanbul Cephesi’nin siyasi çalışmalarla ilgili tutumu bekleniyor

Mısır'daki Müslüman Kardeşler liderlerinin daha önce görülen davaları sırasında mahkeme salonundan bir kare (AFP)
Mısır'daki Müslüman Kardeşler liderlerinin daha önce görülen davaları sırasında mahkeme salonundan bir kare (AFP)
TT

Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Mısır dışındaki oluşumları arasındaki anlaşmazlık derinleşiyor mu?

Mısır'daki Müslüman Kardeşler liderlerinin daha önce görülen davaları sırasında mahkeme salonundan bir kare (AFP)
Mısır'daki Müslüman Kardeşler liderlerinin daha önce görülen davaları sırasında mahkeme salonundan bir kare (AFP)

Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan-ı Müslimin) ‘siyasi faaliyetleri’ Londra Cephesi, İstanbul Cephesi ve Değişim Hareketi gibi Mısır dışındaki oluşumları arasında anlaşmazlığı derinleştirebilecek büyük bir sorun olacak gibi görünüyor. İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığı'na vekaleten atanan İbrahim Munir liderliğindeki Londra Cephesi, siyaseti bırakma sinyali verirken Değişim Hareketi siyasi çalışmaları sürdürmekte kararlı. Öte yandan İhvan’ın eski Genel Sekreteri Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi'nin siyasi çalışmalarını özetleyen bir bildiri yayınlaması bekleniyor. Tüm bunlar, ‘siyasetin içinde yer alma’ konusunda üç taraf arasındaki anlaşmazlıkları körükleyip körüklemeyeceğiyle ilgili soru işaretlerinin ortaya çıkmasına yol açtı.
Londra Cephesi, Mısır'daki iktidar mücadelesinin aşıldığını ve artık iktidar için herhangi bir yarışa girmeyeceğini açıkladığı siyasi bir bildiri yayınlayarak siyasi eylemden uzaklaştı. Bazı siyasi önceliklerin olduğuna işaret edilen bildiride, bunlardan bazılarının mahkumlar dosyasının kapatılması ve toplumsal uzlaşının sağlanması olduğu belirtildi.
Öte yandan Değişim Hareketi, Londra Cephesine karşı güç kazanmak için siyaset yapmaya devam edeceğini doğruladığı başka bir bildiri yayınladı. Bildiride, kendi unsurlarına partizanlık yerine siyasi eylem için bir alan vereceğini ve Müslüman Kardeşler'i bir siyasi baskı grubu haline getireceğini vurguladı.  Tüm seçeneklerin güç ve şiddet kullanımına açık olması da dahil olmak üzere bir takım öncelikler sıralandı.
Radikal örgütler alanında uzman olan Mısırlı araştırmacı Ahmed Zağlul, yaptığı değerlendirmede, “Londra Cephesi'nin siyaset yapmayacağına dair açıklamasının Müslüman Kardeşler içinde bir krize yol açtı. Çünkü İbrahim Münir'in lideri olduğu cephenin muhalifleri Müslümanlar Kardeşler Teşkilatı’nı bir davet ve siyaset grubu olarak görüyorlar” yorumunda bulundu.
Şarku’l Avsat’a konuşan Zağlul, Londra Cephesi’nin siyasetten çekilme iddiasının, ‘İhvan içinde liderliği ele geçirme ve Mısırlı yetkililerle yakınlaşma girişimi olduğunu’ söyledi. Zağlul, siyaset yapılmasının ya da yapılmamasının, özellikle İhvan liderlerinin, gençleri terk ettikten sonra onlar için en önemli şeyin onlara iyi bir yaşam sağlamak olduğunu düşündüklerinden ve mahkumların serbest bırakılması dosyasına ağırlık vermek istemelerinden ötürü Müslüman Kardeşler’in Mısır dışındaki liderleri arasındaki bölünmeyi ve İhvan içindeki çatışmayı artıracağına işaret etti. Müslüman Kardeşlerin liderliği için kavga eden üç cephenin, ileride İhvan’ı yönetebileceklerini vurgulamak için ellerindeki kartları oynamaya çalıştıklarını söyleyen Zağlul, “Londra Cephesi, siyasi eylemden çekilmenin, İhvan’ın içinde bulunduğu mevcut krizden çıkışının çözümü olduğunu vurguluyor. Ancak Değişim Hareketi, İhvan’ın geleceğine dair bir vizyonu olduğuna ve İhvan'a Londra ve İstanbul cephelerinden daha çok liderlik etme hakkına sahip olduğuna inanıyor” ifadelerini kullandı. Zağlul’a göre aslında bu konuda kavga eden üç cephe de İhvan’a liderlik edebilecek kabiliyete sahip değil.
Radikal gruplar ve uluslararası terörizm konusunda uzman olan Mısırlı araştırmacı Munir Edib, Müslüman Kardeşler içinde siyasi çalışmalara devam edip etmeme konusunda yaşanan anlaşmazlığın grup içindeki çatışmayı derinleştireceğine inanıyor. Şarku'l-Avsat'a yaptığı açıklamada, siyasi çalışma meselesinin anlaşmazlıkları artıracak tek faktör olmadığını söyleyen Edib, Değişim Hareketi’nin, İstanbul'daki konferansında Londra Cephesi’nden farklı bir görüş ortaya koyduğunu ve bildirisinde de Mahmud Hüseyin grubu hakkında farklı bir algıyı dile getirdiğini ifade etti.
Edib’e göre İbrahim Munir, Mısırlı yetkililerle ateşkese ulaşıncaya kadar 10 yıl boyunca otoriteye karşı çıkmamanın ve durumdan memnun olmanın daha iyi olduğuna inanıyor. Çünkü Münir, Müslüman Kardeşler’in Mısır'da ve diğer ülkelerdeki yapılanmalarının çökmekte olduğunu görürken, Değişim Hareketi iktidar mücadelesi verilmesi gerektiğini düşünüyor. İstanbul Cephesi ise yeni bir bildiri hazırlamaya çalışıyor. Tüm tarafların kendilerine ait birer vizyonları olduğuna dikkati çeken Edib, buna karşın Müslüman Kardeşler’in artık yeni üyeler çekemediğinin de bir gerçek olduğunu vurguladı.
Değişim Hareketi, İhvan’ın eski Sözcüsü Muhammed Muntasır, Rıza Fehmi, Amr Derrac, Cemil Abdussettar, Amr Hamid ve Ahmed Mevlana tarafından yönetiliyor. Değişim Hareketi, 2016 yılının Ekim ayında öldürülen İhvan'ın silahlı kanadının ve özel komitelerinin kurucusu Muhammed Kemal tarafından kurulmuştu. Kemal’in ardından Muntasir ve grubu Değişim Hareketi’nin başına getirildi. Ancak gözlemcilere göre Değişim Hareketi örgütsel düzeyde, (üstü kapalı olarak) Müslüman Kardeşler’in önde gelen isimlerinden 'Yahya Musa' künyeli Yahya es-Sayed İbrahim tarafından yönetiliyor. İbrahim hakkında Mısır'da gıyabında alınan yargı kararları bulunuyor.
Edib, Londra Cephesi'nin Muhammed Kemal'in ‘şiddet’ uygulayarak örgütün çizgisinden saptığına inandığını ve bu yüzden (Müslüman Kardeşler Rehberlik Konseyi Başkan Vekili olan ve Mısır'da hapiste bulunan) Mahmud İzzet’in Muhammed Kemal'i (Müslüman Kardeşler’i Rehberlik Konseyi yerine yöneten) Yüksek İdari Komite’den dışladı.
Edib’e göre İhvan’ın kurucusu Hasan el-Benna, 1939 yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Beşinci Konferansı sırasında, İhvan’ın başkalarına yararlı olmayacağı yerlerde pratik güç kullanacağını söyledi ve aynı konferans sırasında İhvan’ın 1928'den 1938'e kadar davetçilik yaptıktan sonra siyasete girmesi gerektiğine karar verdiğini açıkladı. Ayrıca silahlı eğitim için özel bir sistem kurma kararı alan Benna, bu konuda kaçamak davranarak askeri kanat adını vermedi.
Edib, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ana kadar Müslüman Kardeşler şiddetle ilişkilendirildi. Muhammed Kemal 2013 yılından sonra şiddet kullanma kararı aldı. O dönem yaşananlar şiddet kullanmaya hakları olduğuna inanmalarını sağladığından İhvan üyesi gençleri buna ikna etmekte zorlanmadı. Müslüman Kardeşler, 2013 yılından önce de sözlü ve davranışsal şiddet kullanmıştı. 2013'ten sonra suça yönelik şiddet kullandı ve buna hazırlıklıydı.”
Mısır, Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak sınıflandırırken, İhvan liderleri ve Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii hakkında, halk protestolarının ardından eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin 3 Temmuz 2013 tarihinde iktidardan uzaklaştırılmasının ardından patlak veren şiddet olaylarına karıştıkları suçlamasıyla idamın yanı sıra müebbet ve ağırlaştırılmış hapis cezası gibi çeşitli hükümler verildi.
Muhammed Kemal'in şiddet adımını incelemek ve Hasan el-Benna düşüncesi üzerine bir tartışma sunmak amacıyla şerii bir komite kurduğuna işaret eden Edib,  Kemal’in önce meşru direniş için içtihat aldığını, ardından kararlılık ve halk direnişinin ön saflarda olduğu niteliksel hareketler başlattığını söyledi. İbrahim Munir ve Mahmud Hüseyin'in şiddet kullanımının zamanlaması konusunda sorun yaşadıklarına işaret eden Edib, bu yüzden Munir ve Hüseyin’in İhvan için siyasi bir intihar olacağından şiddet kullanımının durdurulması çağrısında bulunduklarını belirtti. Uzmanlara göre 2014 yılında başlatılan ve Hasm Hareketi, Liva es-Sevra, Halk Direnişi ve Helvan Tugayları gibi hareketlerle sonuçlanan nitel hareketlerin tümü, İhvan'ın örgütsel durumuna göre hesaplandı. Londra Cephesi'nin Müslüman Kardeşler'in Rehberlik Bürosu'na alternatif daha yüksek bir organ olarak kurulması, Mısır dışındaki Müslüman Kardeşler oluşumları arasındaki anlaşmazlıkları daha da körükledi. Londra Cephesi lideri Münir’in, Türkiye’deki Teşkilat İşleri İdari Ofisi'nin feshedildiğini ve Mahmud Hüseyin ve diğerlerinin görevden alındığını açıklamasının ardından Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi’nin Münir'in görevden alındığına dair birkaç açıklama yapmasıyla artmıştı. Bunun ardından Londra ve İstanbul cepheleri arasındaki kriz, özellikle Londra Cephesi'nin Müslüman Kardeşler Rehberlik Konseyi’ne alternatif olarak ‘daha yüksek bir organ’ oluşturmasından sonra daha da tırmandı. Londra’daki Şura Konseyi, İstanbul Cephesi ile yaşanan anlaşmazlıklar üzerine kuruldu. Çünkü İstanbul Şura Meclisi, Dr. Mustafa Tolba liderliğinde İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığı’nın çalışmalarını yürütmek üzere bir komite oluşturup, Münir'in görevden aldığını duyurmuştu. Ancak Dr. Tolba’yı kabul etmeyen Londra Cephesi, Münir'in meşruiyetinin altını çizmişti.



Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
TT

Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, bugün Lübnan-İsrail müzakereleri sürecine yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Kasım, şimdiye kadar gerçekleştirilen yedi turun herhangi bir sonuç vermediğini savunarak, Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri ve “çerçeve anlaşmasının” içeriğini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduklarını belirterek, bu anlaşmanın kendi ifadeleriyle “hareket ettiğimiz tavan” olduğunu söyledi.

Kasım, Temmuz 2006 Savaşı’nın yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada Lübnan yönetimini de eleştirdi. “Bize müzakerenin yedi turundan tek bir kazanım gösterin” diyen Kasım, yönetimin halkına dönmesi ve başarısızlığını kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Çerçeve anlaşmasına itiraz

Kasım, “Hizbullah”ın mevcut müzakere sürecine itirazının öncelikle doğrudan görüşmelerden kaynaklandığını, bunun yanı sıra önerilen anlaşmanın içeriğine de yönelik olduğunu belirtti.

Kasım, “Anlaşmaya yönelik ilk itirazımız doğrudan müzakerelere; çünkü İsrail’e istediğini peşinen veriyorsunuz. İkinci itirazımız ise anlaşmanın tüm içeriğine” ifadelerini kullandı.

Çerçeve anlaşmasını, ne anlaşma ne de çerçeve; yönetimin imzaladığı İsrail dayatmaları” olarak nitelendiren Kasım, “Bu müzakere yalnızca utanç ve rezillik getirecek” ifadelerini kullandı. Kasım ayrıca, “Düşmanın toplantılar sırasında ve sonrasında artan günlük saldırıları yönetim için yeterli değil mi?” diye sordu.

2024 anlaşmasına bağlılık

Mevcut müzakere sürecini reddeden Kasım, “Hizbullah”ın 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduğunu açıkladı.

Kasım, “2024 yılında varılan anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu ve temel alacağımız tavan olmaya devam ettiğini düşünüyoruz” dedi.

2024’teki çatışmaların sonuçlarından birinin, “düşmanın çekilmesini ve ihlallerin durdurulmasını, buna karşılık silahlı varlığın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesini” öngören anlaşma olduğunu belirten Kasım, İsrail’i “hiçbir maddeye uymamakla” suçladı. Lübnan yönetiminin de 15 ay boyunca “saldırgan düşman yerine direnişi hedef aldığını” öne sürdü.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)

Ordunun denetim mekanizmasına eleştiri

Kasım, Lübnan ordusunun durumuna ve düzenlemelerin uygulanmasını izleyen mekanizmaya da değinerek, ordunun faaliyetlerinin denetime tabi tutulmasını eleştirdi.

“Ordunun İsrail bombardımanına ve baskısına maruz kalmasını ve ardından çalışmalarını denetleyen, gözetim altında tutan bir komitenin önüne çıkarılmasını nasıl kabul ediyorsunuz?” diye konuştu.

Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor

Son çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde savaşın “varoluşsal” olduğunu söyleyen Kasım, “Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor” ifadelerini kullandı.


Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Hamas, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 28 Kasım’da yapılmasına karar verdiği Yasama Meclisi seçimlerine girmek üzere ulusal nitelikte ortak bir liste oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Hareket kaynakları, bazı Filistinli gruplarla görüş ve yaklaşım birliğinin bulunduğunu, bunun bir ya da iki ortak listeyle seçime katılımın önünü açabileceğini belirtti.

Hamas Siyasi Büro Üyesi ve Ulusal İlişkiler Ofisi Başkanı Husam Bedran, çarşamba günü yaptığı açıklamada, hareketin seçimlere ‘mümkün olan en geniş ulusal ittifak’ çerçevesinde katılacağını söyledi. Bedran, çok sayıda Filistinli güçle geniş bir kesimi kapsayan bir seçim bloğu oluşturmak için çalışmalar yürüttüklerini belirterek, bunun Filistin halkının ihtiyaçlarını karşılayan bir tabanı temsil eden Yasama Meclisi’ne ulaşmayı amaçladığını ifade etti.

Hareketin el-Aksa televizyonuna verdiği röportajda konuşan Bedran, Hamas’ın seçimleri ‘Filistinlilerin kendi iç işlerini düzenlemeleri için en uygun ve doğru yol’ olarak gördüğünü söyledi. Bedran, hareketin dışında bir siyasi sistemin yeniden şekillendirilmesine ve yeniden yapılandırılmasına izin vermeyeceklerini vurguladı.

Bedran, Hamas’ın seçimlerin yapılmasını desteklediğini belirterek, Filistinlilerin gerek Yasama Meclisi gerekse Ulusal Konsey seçimlerinde kendi liderlerini ve siyasi programlarını seçme hakkına sahip olduğunu dile getirdi.

Bedran, söz konusu seçimlerin Filistin siyasi yapısında değişim yaratmak ve kendi ifadesiyle ‘ulusal karar alma mekanizmasındaki tekelleşme durumuna’ son vermek için ‘tarihi bir fırsat’ olduğunu savundu. Bedran ayrıca, seçime katılım için siyasi şartlar dayatılmasını veya tarafların belirli bir siyasi programı benimsemeye zorlanmasını reddettiklerini söyledi.

htyjuk
Gazze şehrinin kuzeyindeki Cibaliye’de enkazların arasında gülümseyerek yürüyen Filistinli bir kız, 7 Ağustos 2026 (EPA)

Bedran’ın açıklamaları, Filistin Devlet Başkanı’nın seçim tarihini açıklamasının ardından sessizliğini koruyan Hamas’tan yasama seçimleri kararına ilişkin gelen ilk resmi değerlendirme oldu. Hamas kaynakları o dönemde Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sessiz kalma kararının Filistin içindeki duruma ilişkin görüşleri yakınlaştırmak ve önümüzdeki dönemin politikalarını ve önceliklerini belirlemek amacıyla arabuluculuk yürüten Mısır, Katar ve Türkiye’nin talebi üzerine alındığını belirtmişti.

Söz konusu ülkeler, Filistinli grupları, özellikle de Fetih Hareketi’ni, yeni bir siyasi sistemin oluşturulması da dahil olmak üzere Filistin siyasi yapısının bütünüyle değiştirilmesini hedefleyen bir siyasi sürecin işletilmesi konusunda ikna etmeye yönelik girişimlerde önemli rol oynuyor.

Ancak yürütülen çabalara rağmen, Fetih ile Hamas arasında henüz herhangi bir uzlaşı sağlanamadı veya doğrudan görüşme gerçekleştirilemedi. Fetih, birçok konudaki tutumunda ısrar ederken, Abbas ise seçim yasalarında değişiklik yaparak Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail’i tanıma, şiddeti reddetme ve uluslararası meşruiyet kararlarına bağlılık esasına dayanan programının kabul edilmesi şartıyla seçimlere katılımın önünü açmaya çalışıyor.

Hamas kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin yöneticileri ile İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Cephesi ve Muhammed Dahlan liderliğindeki Demokratik Reform Akımı’nın da aralarında bulunduğu Filistinli gruplar arasında yaklaşan seçimleri ele almak üzere görüşmeler gerçekleştirildiğini belirtti. Diğer gruplarla da toplantılar yapıldığı, bazı toplantılara söz konusu gruplardan bazılarının katıldığı ve görüşmelerin bir bölümünün Kahire’de, diğer bölümünün ise İstanbul’da gerçekleştirildiği kaydedildi.

İki kaynak, söz konusu gruplarla Hamas arasında, seçimlere tek bir liste veya iki liste halinde katılma ihtimali de dahil olmak üzere görüşlerde büyük ölçüde ortaklaşma bulunduğunu ve bunun tüm tarafların herhangi bir siyasi engelle karşılaşmadan seçim sürecine katılmasına imkân sağlayabileceğini söyledi.

Kaynaklardan biri, siyasi hayatın iyileştirilmesi konusunda genel bir Filistin uzlaşısının sağlanmasına yönelik Arap ve İslam ülkelerinden destek bulunduğunu ifade etti.

Fetih Merkez Komitesi de bu hafta seçimler ve Filistin’deki genel durumla ilgili görüşmeler gerçekleştirmişti.


Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
TT

Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar dün Kurdufan ve Mavi Nil cephelerinin yanı sıra başkent Hartum’da da şiddetlendi. HDK, savaşın başlamasından bu yana düzenlediği en büyük sürpriz saldırılardan birini gerçekleştirerek geçen ay kaybettiği stratejik kent ve kasabaları yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Kara çatışmalarına, üst üste ikinci gün yoğun İHA saldırıları eşlik etti. Saldırılarda başkent Hartum ile Kurdufan bölgesinin en büyük kenti el-Ubeyyid hedef alındı; iki kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

HDK, ülkenin güneydoğusunda, Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil bölgesinde stratejik öneme sahip Kurmuk kentinin ordu ve orduyla ittifak halindeki silahlı gruplarla yaşanan çatışmaların ardından kontrol altına alındığını duyurdu.

HDK Sözcüsü el-Fatih Kureyşi yaptığı açıklamada, güçlerinin kenti tamamen kontrol altına aldığını, geri çekilen ordu birliklerini takip ettiğini ve savaş araçları, tanklar ile çok sayıda silah ve mühimmata el koyduğunu belirtti.

HDK ayrıca, güçlerinin Kurmuk kentinde ve 14. Piyade Tümeni’ne bağlı 16. Tugay karargâhında konuşlandığını öne sürdüğü görüntüler yayımladı. Ancak görüntülerin gerçekliği bağımsız olarak doğrulanamadı.

Sudan ordusu, kentin kaybedildiğine ilişkin henüz resmî bir açıklama yapmadı. Kurmuk’taki yerel yönetim ise son üç gündür kentin yoğun stratejik ve kamikaze İHA saldırılarına maruz kaldığını, ayrıca “bölgesel çevreden” geldiğini belirttiği topçu ateşinin düzenlendiğini bildirdi. Yerel makamlar, ordunun saldırılara karşı koymayı ve kenti ve kamu kurumlarını korumayı sürdürdüğünü etti.

Sudan hükümeti ve ordu yanlısı makamlar, Etiyopya’yı HDK’nın saldırılarını kendi topraklarından düzenlemesine izin vermekle suçluyor. Addis Ababa bu suçlamayı daha önce reddetmişti. Ancak yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, sınırın uzunluğu ve kontrolünün zorluğu nedeniyle bölgenin askeri ikmal açısından önemli bir güzergâh haline geldiğini belirtti.

Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.
Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.

Kurmuk saldırısı, HDK ve müttefiki Tesis İttifakı Güçleri’nin, Mavi Nil bölgesinin başkenti Damazin’e yaklaşık 170 kilometre uzaklıktaki Kaysan kentini kontrol altına aldıklarını açıklamasından iki gün sonra gerçekleşti. Yerel makamlar, saldıran güçleri tarlalarında çalışan çiftçileri hedef almakla suçladı ve ordunun saldırıya karşılık verdiğini bildirdi.

Kurdufan cephesi yeniden alevlendi

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Kuzey Kurdufan cephesi de yeniden hareketlendi. HDK, Cebra eş-Şeyh, Bara, Ümmü Kurfa ve el-Ayyara bölgelerine saldırılar düzenleyerek peş peşe yaşadığı askeri kayıpları telafi etmeye ve Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki stratejik yolu yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Bir askeri kaynak, saldırının çok sayıda askeri araçla gerçekleştirildiğini, öncesinde İHA saldırıları düzenlendiğini ve Bara’ya topçu ateşi açıldığını söyledi. Sahadaki kaynaklar söz konusu bölgelerde şiddetli çatışmalar yaşandığını bildirirken, ordu yanlısı platformlar ordunun ve HDK karşıtı Ortak Güç’ün saldırıyı püskürterek saldırgan güçleri geri çekilmeye zorladığını belirtti.

Sudan ordusu, daha sonra HDK’nın Kuzey Kurdufan’daki Cebra eş-Şeyh bölgesine düzenlediği saldırısının püskürtüldüğünü açıkladı. Ordu Sözcüsü Asım Avad, silahlı kuvvetler ile destek güçlerinin 250’den fazla savaş aracından oluşan saldırı gücüne karşı koyduğunu, saldırganlara ağır can ve malzeme kayıpları verdirdiğini ve geri çekilmeye zorlayarak Darfur sınırlarına doğru takip ettiğini söyledi.

Avad, askeri operasyonların HDK’nın kontrolündeki bütün bölgeler geri alınana kadar devam edeceğini ifade etti.

Buna karşılık HDK mensupları, el-Ubeyyid’in batısındaki el-Ayyara kasabasının kontrolünü ele geçirdiklerini öne süren görüntüler yayımladı. Ancak bu iddia da bağımsız olarak doğrulanamadı. HDK ayrıca ordu ile ittifak halindeki Ortak Güç’ün Kuzey Darfur’daki Ambro bölgesine düzenlediği saldırıyı püskürttüğünü açıkladı.

Sudan ordusu temmuz ayının sonunda Cebra eş-Şeyh, Bara ve diğer bazı yerleşimleri geri alarak Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki yolu tekrar açmıştı. Bu ilerleme, Kurdufan ile Darfur arasındaki en önemli ikmal güzergâhlarından biri olan “İhracat Yolu” üzerindeki ordu kontrolünü güçlendirmişti.

Yeni saldırı, Egemenlik Konseyi üyesi ve ordu komutan yardımcısı Orgeneral Yasir el-Atta’nın Ümmü Siyala bölgesine yaptığı ziyaretten saatler sonra gerçekleşti. El-Atta, ordu ve destek güçlerinin HDK’nın kapasitesinin büyük bölümünü imha ettiğini açıklamıştı.

Hartum’da ikinci gün İHA saldırıları

Gerilimin arttığı sırada Hartum da üst üste ikinci gün İHA saldırılarının hedefi oldu. Omdurman, Hartum’un merkezi ve Hartum Bahri’deki görgü tanıkları İHA’lar gördüklerini ve patlama sesleri duyduklarını belirtirken, orduya bağlı hava savunma sistemleri saldıran hedeflere ateş açtı.

Bir askeri kaynak, hava savunma birliklerinin çok sayıda İHA’yı düşürdüğünü söyledi. Görüntülerde bir İHA’nın Bahri kentindeki bir caminin avlusuna düştüğü görüldü.

Çarşamba günü de Hartum ve Atbara dahil olmak üzere ordunun kontrolündeki 5 kent benzer İHA saldırılarının hedefi olmuştu. Bu saldırılar, mayıs ayından beri iki kente yönelik gerçekleştirilen ilk saldırılar olmuştu.

El-Ubeyyid’de ise görgü tanıkları kente 8 İHA’nın saldırdığını ve hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini söyledi. Sudan Doktorlar Ağı, bir İHA’dan kopan şarapnel parçalarının el-Ubeyyid Hastanesi’nin acil servis bölümüne isabet etmesi sonucu 2 kişinin öldüğünü ve bazı kişilerin yaralandığını açıkladı.

El-Ubeyyid, Sudan’ın merkezini Darfur’a bağlayan önemli bir geçiş noktası olması nedeniyle stratejik önem taşıyor. Yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı kentte, yaklaşık 100 bin yerinden edilmiş kişi bulunuyor. İHA saldırıları ve kuşatma girişimleri, kentte elektrik, yakıt, gıda ve su tedarikini de ciddi şekilde aksatıyor.

Nisan 2023’te başlayan savaş, HDK Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hemedti), Kurdufan’da kaybedilen bölgelerin geri alınacağı ve Hartum’a dönülene kadar savaşın sürdürüleceği yönündeki açıklamalarının ardından yeniden büyümeye başladı.

Yardım kuruluşlarında görev yapanların tahminlerine göre çatışmalarda 200 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 12 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Birleşmiş Milletler ise Sudan’daki savaşı dünyadaki en ağır insani kriz olarak nitelendiriyor.