Irak'ta İran'a bağlı güçlerin söylemlerindeki değişimin arkasında ne var?

‘Direniş’ sloganından ‘devletin prestijini geri kazanma’ sloganına ve bir sonraki hükümet Sadr hareketini zayıflatacak bir platform mu temsil edecek?

Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi
Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi
TT

Irak'ta İran'a bağlı güçlerin söylemlerindeki değişimin arkasında ne var?

Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi
Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi

Ahmed es-Süheyl
Gelecekteki Irak hükümetinin şekli ve politikalarıyla ilgili senaryolar konusundaki tartışmalar devam ediyor. Tartışmaların temelinde önde gelen silahlı milisleri içeren İran yanlısı Koordinasyon Çerçevesi yer alıyor. Her ne kadar ‘Koordinasyon Çerçevesi’ hizmet ve başarı hükümetinden bahsetse de ‘devletin ve kurumlarının itibarını geri kazandırmak’ ifadeleriyle başka bir yol haritasına hazırlanıyor. Bu ifade, özellikle Irak devletinin genel hissiyatıyla ve ABD'nin ülkeyi işgalinden bu yana Irak atmosferinde olumlu bir etkileşime sahip değildir. Herhangi bir prestij kazanmadı ve özellikle Tahran'daki siyasi karar alıcıların etkisi olmak üzere yabancı etki için geniş bir arena haline geldi.
Gözlemciler, bu bağlamın, Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin, milis dosyasını açıkça ön plana çıkarmaya gerek kalmadan devlet araçlarını kullanarak siyasi muhaliflerini ve protesto hareketlerini vurmalarını sağlayan ‘yeni bir metaforu’ temsil ettiğine inanıyor.
Başbakan adayı Muhammed Şiya es-Sudani, görevlendirilmesinin ardından yaptığı ilk konuşmasında, yolsuzlukla mücadele ve devletin prestijini geri kazanma dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi.

Söylem değişti
Gözlemciler, ‘Egemenlik ve Devlet Prestijinin Restorasyonu’ başlığının, ülkedeki İran etkisine karşı çıkan tüm güçleri şeytanlaştırmak için uzun süredir direniş ve kampanya sloganları kullanan ‘dost güçler’ (İran'a sadık milisler ve partilere atıfta bulunan bir terim) için yeni bir yolu temsil ettiğini düşünüyorlar.
Geçtiğimiz üç yıl, ülkedeki diplomatik misyonların ve uluslararası çıkarların bombalanması da dahil olmak üzere, ‘Koordinasyon Çerçevesi’ Örgütü içindeki birçok büyük milis eylemlerine tanık oldu. Bu durum, bu güçler tarafından gündeme getirilen ‘devletin itibarını geri kazanma’ sloganını Irak sokağı için çeşitli soruların konusu haline getiriyor.
Devletin egemenliğini tehdit eden uygulamalar, bu güçleri protestocuların öldürülmesinde yer almakla veya mezhepçi cinayetler yapmakla ve önemli ekonomik kaynakları ele geçirmekle suçlamakla sınırlı kalmıyor. Birçok kez, Bağdat'ın merkezinde silahlı geçit törenleri düzenledi ve hükümetin Yeşil Bölgesi'ni bastı. Ayrıca Eski Başbakan Mustafa el-Kazımi'nin evinin drone ile bombalanması ve geçtiğimiz yıllardaki diğer olaylara karışma suçlamaları söz konusu.
Buna rağmen, Koordinasyon Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin açıklamaları, kanun koyma dosyasının, önceliklerinin başında olacağına işaret ediyor. İslam Yüksek Konseyi Üyesi Ali ed-Difai, "Bu yıl, anayasal kurumları harekete geçirmemiz gerektiğini ve güçlü bir hükümetin devletin prestijini geri kazanması ve hukuka saygıyı duyulması ve hükümetin oluşumunu hızlandırmamız gerektiğini kanıtladı" dedi.

İntikam yolu
Koordinasyon Çerçevesi hükümeti, önümüzdeki dönemde, özellikle Irak sokağındaki gerilim durumuyla birlikte büyük zorluklarla karşı karşıya kalacak. Bu zorluklar, ‘Sadr Bloku’ milletvekillerinin istifası ve Sadr hareketi içindeki büyük öfkenin yanı sıra protesto hareketinden sonra ortaya çıkan partilerin reddedilmesinin ardından geliyor. Bu da ülkede durumun her an yeniden patlak verme ihtimalinin söz konusu olduğunu gösteriyor.
Bu bağlamda, Gallup International'ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Başkanı Munqith Dagher, “Mevcut aşamadaki ‘Koordinasyon Çerçevesi’ adımları ve sloganlarının yorumuna geçmeden önce ideolojik bir temele ya da net bir siyasi programa dayanmadığı bilinmelidir. Aksine, Sadr hareketinin önderliğindeki diğer rakiplerinin iktidarı ele geçirmesini engellemeyi amaçlayan bir seçim toplantısıdır” dedi. Koordinasyon Çerçevesi Güçlerin izledikleri bu siyasi yolun, ‘üçlü ittifakın iktidara gelmesini engellemekten başka devletin yönetimine ilişkin program ve vizyonlarının olmadığını’ gösterdiğine dikkat çekti. Dagher, ‘devletin prestijini geri kazandırmak’ sloganının bu güçler tarafından ‘bir devletin Irak'ta el-Kazımi hükümeti tarafından kaybedildiğini’ söylemek için kullanıldığına işaret etti. Ayrıca bunun Irak sahnesiyle tam bir tezat oluşturduğunu söyledi. “Ortada bir devlet olsaydı, kitleler 2019'da büyük protestolarla sokağa dökülmezdi” dedi.
Dagher'e göre, bu sloganlar ‘Irak'ta 2003'ten bu yana yaşananların sorumluluğundan kaçma girişimleri’ olarak ortaya çıkıyor. Önceki tüm hükümetlerin Koordinasyon Çerçevesi tarafından kurulduğuna işaret eden Dagher, “Hadi el-Amiri, anlaşmanın en önemli sütunlarından biri olduğu için, el-Kazımi hükümeti bile Koordinasyon Çerçevesi’nin onayı ve mutabakatı olmadan ışığı göremezdi” şeklinde konuştu. Irak'taki bir sonraki aşamanın, ‘önümüzdeki dönemde elde edilenleri, çatışmayı siyasi muhaliflerini hedef alarak kanıtlama’ girişimleriyle bir ‘intikam yoluna’ tanık olunacağını düşünen Dagher, “Öte yandan, son dönemde kendileri için çalışan derin devleti güçlendirme çabasıyla çok fazla ivme kaybettikleri için başta güvenlik olmak üzere devletin tüm eklemlerine ajanlarını yerleştirmeye yönelik kararlı girişimler’ ile temsil edilecektir” ifadelerini kullandı.

Yeni bir mücadele
Koordinasyon Çerçevesi Güçleri önümüzdeki dönemde iki yol haritasını ilerletmeye çalışıyor. Bu güçler, ‘devletin prestijini geri kazanmaya’ paralel olarak, Irak'ın içinde bulunduğu dönemde sahip olduğu hizmet, yeniden yapılanma, yatırım ve mali bolluk dosyasından bahsediyor. Görünen o ki, devletin prestijiyle ilgili konuşmanın arkasında, ‘Sudani hükümetinin kabulüne eşlik eden bir propaganda söylemi’ de dahil olmak üzere çeşitli senaryolar var. Ancak Arap Avustralya Araştırmalar Merkezi Başkanı Ahmed el-Yasiri'ye göre, bu, ‘çatışmanın yeni bir bölümüne giriş ve başta Sadr hareketi olmak üzere tüm muhalif güçlere bir uyarı mesajı’ anlamına geliyor. Yasiri, Koordinasyon Çerçevesi Güçler tarafından ortaya atılan sloganı analiz etmeden önce devletin egemenliğini ve prestijini ihlal eden taraflardan bahsetmek gerektiğine dikkat çekti. Koordinasyon Çerçevesi içindeki büyük güçlerin egemenliğin ihlaline özenle katkıda bulunduğunu ve tesadüfen meclis çoğunluğunu elde ettiğini kaydeden Yasiri, bu Güçler’in son seçimlerde kaybetmesinin arkasında birkaç neden olduğunu; en önemlisinin, bu sloganın önünde büyük soruları gündeme getiren ‘Irak egemenliğinin ihlali’ olduğunu sözlerine ekledi.

Tek bir hedef ve yeni bir söylem
Vatanseverlik sloganını atan akımlar karşısında İran'a bağlı güçlerin söylemlerindeki değişim belki de hızlı olmuştur. Yasiri, ‘devlet prestiji’ sloganının benimsenmesinin, milis retoriğinin ‘direniş projesi’ olarak adlandırılandan bu güçler için daha güvenli başka bir alana aktarılmasını temsil ettiğine dikkat çekti. Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin, önceki dönemde dile getirdikleri ‘direniş’ sloganını kullanmanın, özellikle bu hükümete açık ABD desteğiyle, kendileri için büyük bir ikilem oluşturacağının farkında olduklarını da sözlerine ekledi. ‘Aynı görevi yerine getirecek yeni bir söylem’ bulmaya çalıştığını belirtti. Şu anda yaşananların, İran'a bağlı güçlerin ‘devlet adı altında muhalifleri için yeni bir hedef alanı yaratmaya ve onun prestijini empoze etmeye’ çalıştığı bir başlangıcı temsil ettiğini söyledi. Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin ana görevinin ‘Sadr Hareketi’ni saf dışı bırakmak ve lideri Mukteda es-Sadr'ın görevden alınması konusunda çalışmak olduğunun üzerinde duran Yasiri, bunu yapmaya devlet aygıtını kontrol ederek başlayacaklarını, ardından Sadr Hareketinin tecrit ve şeytanlaştırılması süreciyle ilerleyeceğini ve Hareket’in devlete karşı olduğunu gösterme girişiminde bulunacaklarını ifade etti.
Bu senaryonun Koordinasyon Çerçevesi tarafından hayata geçirilmesinin önünde çeşitli engeller bulunuyor. Bunlardan belki de en öne çıkanı 2019’daki ayaklanmanın ardından Irak’ın siyasi durumunda gerçekleşen tarama. Yasiri, Irak arenasındaki çatışmanın ‘milliyetçilik ya da yabancı sadakati’ ikiliğiyle sınırlı hale geldiğine dikkat çekti. Bu, ‘devlet sloganı altında olsalar bile, Iraklıların bu taraflarca yürütülen herhangi bir hedefle özdeşleşme olasılığını’ zorlaştırıyor. Sudani'nin Tahran'ın bir sonraki aşamada Irak'taki mali bolluğu kontrol etmek için nüfuzunu kullanma girişimlerinin ciddiyetini anlaması gerektiği sonucuna varan Yasiri, Koordinasyon Çerçevesi Hükümeti’nin ABD desteğini almış olmasına rağmen, Washington'daki karar vericilerin, bir sonraki hükümete yaptırım uygulanmasına yol açabilecek bu tür bir ihlale izin vermeyeceğini söyledi.

Sükûnet ve çatışmadan kaçınma aşaması
Öte yandan Kulwatha Araştırma Merkezi Başkanı Maryz Youness İran'a sadık güçler tarafından benimsenen bir sonraki aşamanın sloganlarının nispeten farklı bir okumasını sundu. Koordinasyon Çerçevesi’nin bir yandan ‘temkinli bir sakinlik dönemine öncülük etmeye ve çatışmadan kaçınmaya’ çalışacağına, diğer yandan ister Sadr hareketi ister Tişrin (Ekim) güçleri olsun, kendisine karşı çıkan güçlerle dikkat çekmemek, çatışmamak için kemirme politikası izleyerek veya adım adım çeşitli devlet kurumları içindeki varlığını kurumsallaştırmaya çalışacağını düşünüyor. Bu sloganın ‘hiçbir anlamı olmadığı, özellikle son dönemde devleti tehdit edenin İran'a yakın silahlı kuvvetler olduğu ve Koordinasyon Çerçevesi’nin parçası olan partiler ve ekonomik komiteler tarafından birçok yolsuzluk operasyonu gerçekleştirildiği’ dikkate alındığında bu sloganın ‘muhalefet güçlerine karşı kaba kuvvet veya insanların ağzını kapatmak için’ kullanılacağından endişe ettiğini ifade etti.
Onlarca yıl önceki başarısızlığın yükünü Kazimi hükümetine yükleme girişiminin, Koordinasyon Çerçevesi veya İran etkisine muhalefeti simgeleyen her şeyi kötüye kullanmayı amaçlayan bir strateji’ olduğuna dikkat çeken Youness, Kazimi hükümetinin yaptığı bazı hataların, Çerçeve Güçleri tarafından kötüye kullanılan karşılıksız bir hediye olduğunu’ belirtti. Koordinasyon Çerçevesi’nin bu aşamayı, iktidardaki varlıkları ve Parlamento hakimiyeti yoluyla ellerine geçecek olan ülkelerin kaynaklarını kullanarak Sadr veya Tişrin Hareketlerini hedef almak için uygun bir fırsat olarak gördüğü sonucuna vardı. Bu hegemonyanın ‘iki ucu keskin bir kılıç’ olacağını ve bir sonraki aşamada devlet yönetiminin başarısızlığının Koordinasyon Çerçevesi karşıtlarının güçlenmesine yol açabileceğini belirtti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.