Irak'ta İran'a bağlı güçlerin söylemlerindeki değişimin arkasında ne var?

‘Direniş’ sloganından ‘devletin prestijini geri kazanma’ sloganına ve bir sonraki hükümet Sadr hareketini zayıflatacak bir platform mu temsil edecek?

Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi
Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi
TT

Irak'ta İran'a bağlı güçlerin söylemlerindeki değişimin arkasında ne var?

Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi
Muhammed Şiya es-Sudani, yolsuzlukla mücadele dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi

Ahmed es-Süheyl
Gelecekteki Irak hükümetinin şekli ve politikalarıyla ilgili senaryolar konusundaki tartışmalar devam ediyor. Tartışmaların temelinde önde gelen silahlı milisleri içeren İran yanlısı Koordinasyon Çerçevesi yer alıyor. Her ne kadar ‘Koordinasyon Çerçevesi’ hizmet ve başarı hükümetinden bahsetse de ‘devletin ve kurumlarının itibarını geri kazandırmak’ ifadeleriyle başka bir yol haritasına hazırlanıyor. Bu ifade, özellikle Irak devletinin genel hissiyatıyla ve ABD'nin ülkeyi işgalinden bu yana Irak atmosferinde olumlu bir etkileşime sahip değildir. Herhangi bir prestij kazanmadı ve özellikle Tahran'daki siyasi karar alıcıların etkisi olmak üzere yabancı etki için geniş bir arena haline geldi.
Gözlemciler, bu bağlamın, Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin, milis dosyasını açıkça ön plana çıkarmaya gerek kalmadan devlet araçlarını kullanarak siyasi muhaliflerini ve protesto hareketlerini vurmalarını sağlayan ‘yeni bir metaforu’ temsil ettiğine inanıyor.
Başbakan adayı Muhammed Şiya es-Sudani, görevlendirilmesinin ardından yaptığı ilk konuşmasında, yolsuzlukla mücadele ve devletin prestijini geri kazanma dosyasının hükümeti için büyük bir öncelik olacağını söyledi.

Söylem değişti
Gözlemciler, ‘Egemenlik ve Devlet Prestijinin Restorasyonu’ başlığının, ülkedeki İran etkisine karşı çıkan tüm güçleri şeytanlaştırmak için uzun süredir direniş ve kampanya sloganları kullanan ‘dost güçler’ (İran'a sadık milisler ve partilere atıfta bulunan bir terim) için yeni bir yolu temsil ettiğini düşünüyorlar.
Geçtiğimiz üç yıl, ülkedeki diplomatik misyonların ve uluslararası çıkarların bombalanması da dahil olmak üzere, ‘Koordinasyon Çerçevesi’ Örgütü içindeki birçok büyük milis eylemlerine tanık oldu. Bu durum, bu güçler tarafından gündeme getirilen ‘devletin itibarını geri kazanma’ sloganını Irak sokağı için çeşitli soruların konusu haline getiriyor.
Devletin egemenliğini tehdit eden uygulamalar, bu güçleri protestocuların öldürülmesinde yer almakla veya mezhepçi cinayetler yapmakla ve önemli ekonomik kaynakları ele geçirmekle suçlamakla sınırlı kalmıyor. Birçok kez, Bağdat'ın merkezinde silahlı geçit törenleri düzenledi ve hükümetin Yeşil Bölgesi'ni bastı. Ayrıca Eski Başbakan Mustafa el-Kazımi'nin evinin drone ile bombalanması ve geçtiğimiz yıllardaki diğer olaylara karışma suçlamaları söz konusu.
Buna rağmen, Koordinasyon Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin açıklamaları, kanun koyma dosyasının, önceliklerinin başında olacağına işaret ediyor. İslam Yüksek Konseyi Üyesi Ali ed-Difai, "Bu yıl, anayasal kurumları harekete geçirmemiz gerektiğini ve güçlü bir hükümetin devletin prestijini geri kazanması ve hukuka saygıyı duyulması ve hükümetin oluşumunu hızlandırmamız gerektiğini kanıtladı" dedi.

İntikam yolu
Koordinasyon Çerçevesi hükümeti, önümüzdeki dönemde, özellikle Irak sokağındaki gerilim durumuyla birlikte büyük zorluklarla karşı karşıya kalacak. Bu zorluklar, ‘Sadr Bloku’ milletvekillerinin istifası ve Sadr hareketi içindeki büyük öfkenin yanı sıra protesto hareketinden sonra ortaya çıkan partilerin reddedilmesinin ardından geliyor. Bu da ülkede durumun her an yeniden patlak verme ihtimalinin söz konusu olduğunu gösteriyor.
Bu bağlamda, Gallup International'ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Başkanı Munqith Dagher, “Mevcut aşamadaki ‘Koordinasyon Çerçevesi’ adımları ve sloganlarının yorumuna geçmeden önce ideolojik bir temele ya da net bir siyasi programa dayanmadığı bilinmelidir. Aksine, Sadr hareketinin önderliğindeki diğer rakiplerinin iktidarı ele geçirmesini engellemeyi amaçlayan bir seçim toplantısıdır” dedi. Koordinasyon Çerçevesi Güçlerin izledikleri bu siyasi yolun, ‘üçlü ittifakın iktidara gelmesini engellemekten başka devletin yönetimine ilişkin program ve vizyonlarının olmadığını’ gösterdiğine dikkat çekti. Dagher, ‘devletin prestijini geri kazandırmak’ sloganının bu güçler tarafından ‘bir devletin Irak'ta el-Kazımi hükümeti tarafından kaybedildiğini’ söylemek için kullanıldığına işaret etti. Ayrıca bunun Irak sahnesiyle tam bir tezat oluşturduğunu söyledi. “Ortada bir devlet olsaydı, kitleler 2019'da büyük protestolarla sokağa dökülmezdi” dedi.
Dagher'e göre, bu sloganlar ‘Irak'ta 2003'ten bu yana yaşananların sorumluluğundan kaçma girişimleri’ olarak ortaya çıkıyor. Önceki tüm hükümetlerin Koordinasyon Çerçevesi tarafından kurulduğuna işaret eden Dagher, “Hadi el-Amiri, anlaşmanın en önemli sütunlarından biri olduğu için, el-Kazımi hükümeti bile Koordinasyon Çerçevesi’nin onayı ve mutabakatı olmadan ışığı göremezdi” şeklinde konuştu. Irak'taki bir sonraki aşamanın, ‘önümüzdeki dönemde elde edilenleri, çatışmayı siyasi muhaliflerini hedef alarak kanıtlama’ girişimleriyle bir ‘intikam yoluna’ tanık olunacağını düşünen Dagher, “Öte yandan, son dönemde kendileri için çalışan derin devleti güçlendirme çabasıyla çok fazla ivme kaybettikleri için başta güvenlik olmak üzere devletin tüm eklemlerine ajanlarını yerleştirmeye yönelik kararlı girişimler’ ile temsil edilecektir” ifadelerini kullandı.

Yeni bir mücadele
Koordinasyon Çerçevesi Güçleri önümüzdeki dönemde iki yol haritasını ilerletmeye çalışıyor. Bu güçler, ‘devletin prestijini geri kazanmaya’ paralel olarak, Irak'ın içinde bulunduğu dönemde sahip olduğu hizmet, yeniden yapılanma, yatırım ve mali bolluk dosyasından bahsediyor. Görünen o ki, devletin prestijiyle ilgili konuşmanın arkasında, ‘Sudani hükümetinin kabulüne eşlik eden bir propaganda söylemi’ de dahil olmak üzere çeşitli senaryolar var. Ancak Arap Avustralya Araştırmalar Merkezi Başkanı Ahmed el-Yasiri'ye göre, bu, ‘çatışmanın yeni bir bölümüne giriş ve başta Sadr hareketi olmak üzere tüm muhalif güçlere bir uyarı mesajı’ anlamına geliyor. Yasiri, Koordinasyon Çerçevesi Güçler tarafından ortaya atılan sloganı analiz etmeden önce devletin egemenliğini ve prestijini ihlal eden taraflardan bahsetmek gerektiğine dikkat çekti. Koordinasyon Çerçevesi içindeki büyük güçlerin egemenliğin ihlaline özenle katkıda bulunduğunu ve tesadüfen meclis çoğunluğunu elde ettiğini kaydeden Yasiri, bu Güçler’in son seçimlerde kaybetmesinin arkasında birkaç neden olduğunu; en önemlisinin, bu sloganın önünde büyük soruları gündeme getiren ‘Irak egemenliğinin ihlali’ olduğunu sözlerine ekledi.

Tek bir hedef ve yeni bir söylem
Vatanseverlik sloganını atan akımlar karşısında İran'a bağlı güçlerin söylemlerindeki değişim belki de hızlı olmuştur. Yasiri, ‘devlet prestiji’ sloganının benimsenmesinin, milis retoriğinin ‘direniş projesi’ olarak adlandırılandan bu güçler için daha güvenli başka bir alana aktarılmasını temsil ettiğine dikkat çekti. Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin, önceki dönemde dile getirdikleri ‘direniş’ sloganını kullanmanın, özellikle bu hükümete açık ABD desteğiyle, kendileri için büyük bir ikilem oluşturacağının farkında olduklarını da sözlerine ekledi. ‘Aynı görevi yerine getirecek yeni bir söylem’ bulmaya çalıştığını belirtti. Şu anda yaşananların, İran'a bağlı güçlerin ‘devlet adı altında muhalifleri için yeni bir hedef alanı yaratmaya ve onun prestijini empoze etmeye’ çalıştığı bir başlangıcı temsil ettiğini söyledi. Koordinasyon Çerçevesi Güçleri’nin ana görevinin ‘Sadr Hareketi’ni saf dışı bırakmak ve lideri Mukteda es-Sadr'ın görevden alınması konusunda çalışmak olduğunun üzerinde duran Yasiri, bunu yapmaya devlet aygıtını kontrol ederek başlayacaklarını, ardından Sadr Hareketinin tecrit ve şeytanlaştırılması süreciyle ilerleyeceğini ve Hareket’in devlete karşı olduğunu gösterme girişiminde bulunacaklarını ifade etti.
Bu senaryonun Koordinasyon Çerçevesi tarafından hayata geçirilmesinin önünde çeşitli engeller bulunuyor. Bunlardan belki de en öne çıkanı 2019’daki ayaklanmanın ardından Irak’ın siyasi durumunda gerçekleşen tarama. Yasiri, Irak arenasındaki çatışmanın ‘milliyetçilik ya da yabancı sadakati’ ikiliğiyle sınırlı hale geldiğine dikkat çekti. Bu, ‘devlet sloganı altında olsalar bile, Iraklıların bu taraflarca yürütülen herhangi bir hedefle özdeşleşme olasılığını’ zorlaştırıyor. Sudani'nin Tahran'ın bir sonraki aşamada Irak'taki mali bolluğu kontrol etmek için nüfuzunu kullanma girişimlerinin ciddiyetini anlaması gerektiği sonucuna varan Yasiri, Koordinasyon Çerçevesi Hükümeti’nin ABD desteğini almış olmasına rağmen, Washington'daki karar vericilerin, bir sonraki hükümete yaptırım uygulanmasına yol açabilecek bu tür bir ihlale izin vermeyeceğini söyledi.

Sükûnet ve çatışmadan kaçınma aşaması
Öte yandan Kulwatha Araştırma Merkezi Başkanı Maryz Youness İran'a sadık güçler tarafından benimsenen bir sonraki aşamanın sloganlarının nispeten farklı bir okumasını sundu. Koordinasyon Çerçevesi’nin bir yandan ‘temkinli bir sakinlik dönemine öncülük etmeye ve çatışmadan kaçınmaya’ çalışacağına, diğer yandan ister Sadr hareketi ister Tişrin (Ekim) güçleri olsun, kendisine karşı çıkan güçlerle dikkat çekmemek, çatışmamak için kemirme politikası izleyerek veya adım adım çeşitli devlet kurumları içindeki varlığını kurumsallaştırmaya çalışacağını düşünüyor. Bu sloganın ‘hiçbir anlamı olmadığı, özellikle son dönemde devleti tehdit edenin İran'a yakın silahlı kuvvetler olduğu ve Koordinasyon Çerçevesi’nin parçası olan partiler ve ekonomik komiteler tarafından birçok yolsuzluk operasyonu gerçekleştirildiği’ dikkate alındığında bu sloganın ‘muhalefet güçlerine karşı kaba kuvvet veya insanların ağzını kapatmak için’ kullanılacağından endişe ettiğini ifade etti.
Onlarca yıl önceki başarısızlığın yükünü Kazimi hükümetine yükleme girişiminin, Koordinasyon Çerçevesi veya İran etkisine muhalefeti simgeleyen her şeyi kötüye kullanmayı amaçlayan bir strateji’ olduğuna dikkat çeken Youness, Kazimi hükümetinin yaptığı bazı hataların, Çerçeve Güçleri tarafından kötüye kullanılan karşılıksız bir hediye olduğunu’ belirtti. Koordinasyon Çerçevesi’nin bu aşamayı, iktidardaki varlıkları ve Parlamento hakimiyeti yoluyla ellerine geçecek olan ülkelerin kaynaklarını kullanarak Sadr veya Tişrin Hareketlerini hedef almak için uygun bir fırsat olarak gördüğü sonucuna vardı. Bu hegemonyanın ‘iki ucu keskin bir kılıç’ olacağını ve bir sonraki aşamada devlet yönetiminin başarısızlığının Koordinasyon Çerçevesi karşıtlarının güçlenmesine yol açabileceğini belirtti.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.