Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil, Şarku’l Avsat’a konuştu: İklim adaleti arayışındayız

COP27’nin sıçrama yaptığını belirten Kamil, denizleri kirlilikten kurtarma planlarına dikkat ekti.

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
TT

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil, Şarku’l Avsat’a konuştu: İklim adaleti arayışındayız

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil

Mısır’da düzenlenen COP27 zirvesinin oturum aralarında Akdeniz’in kuzeyinden ve güneyinden 42 ülkeyi ortaklık çerçevesinde bir araya getiren ‘Akdeniz için Birlik’ kuruluşu konferansına yoğun bir katılım sağlandı.
Şarku’l Avsat, gerek konferansın koridorlarında, gerek oturumlarda gerekse çok sayıda uluslararası yetkiliyle düzenlenen toplantılarda son derece aktif görünen Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil ile bir araya geldi. Kuruluşun en son başarılarından biri olarak öncelikle çevre projeleri ve iklim sorunlarının ele alınmasıyla ilgilenen ‘Mavi Akdeniz Ortaklığı’ girişimine ilişkin bilgiler veren Kamil, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda COP27’nin katkılarından bölgesel ve uluslararası düzeyde iklim konusunda merak edilen konulara kadar birçok soruyu cevapladı:

-‘Mavi Akdeniz Ortaklığı’nda temsil edilen, birliğin son projelerinden bahseder misiniz?
Bu girişim, Akdeniz için Birlik’in faaliyetlerinde niteliksel bir sıçramayı temsil ediyor. Çünkü Avrupa- Akdeniz bölgesindeki en büyük iki finansman kuruluşu olan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (AİKB) ve Avrupa Yatırım Bankası (AYB) başta olmak üzere birkaç ortağa öneri sunma girişiminde bulunduk. Girişimin amacı, mavi ekonomi ile ilgili projelere, yani Akdeniz kıyılarını çevreleyen ekonomik faaliyetlerle ilgili her şeye yatırım yapmak için 1,3 milyar euroya ulaşabilecek bir hibe ve yumuşak kredi hacmini harekete geçirmektir. Ayrıca Akdeniz’e kıyısı olan bazı şehirlerde katı maddelerin kanalizasyona atılması, Akdeniz kıyısındaki turizm sektörünün daha sürdürülebilir ve çevre standartlarına daha uyumlu hale getirilmesi, aşırı avlanma ve balıkçılık düzenlemesi gibi sorunlarla ilgilenilmesi, özellikle dünya ticaret hacminin yüzde 30’u Akdeniz’i kapsarken Akdeniz’de geçiş yapan ve faaliyet gösteren yük filolarında kullanılmış yakıt sorunuyla ilgilenilmesi hedefleniyor. Aslında Akdeniz, dünyanın herhangi bir bölgesine kıyasla tüm bölge olarak iklim değişikliği olgusundan etkileniyor oluşunun yanı sıra şu anda dünyanın en kirli denizidir. AİKB ve AYB ile Akdeniz için Birlik kapsamında faaliyete başladığımızda, iyi bir hazırlık sergileyen Almanya, Fransa, İspanya ve İsveç de dahil ‘iklim finansmanı ve yatırım’ açısından bu girişime katılmayı kabul eden birkaç ülke ile görüştük. Avrupa Birliği de (AB) girişimi tam olarak destekledi.

-Şu ana kadar gerçek anlamda bir hareketlilik var mı?
Bu girişimden ilk yararlananlar Akdeniz’deki dört ülke, Mısır, Fas, Tunus ve Ürdün’dür. Bu mekanizmayı kurmak için geçen salı günü ülkeler, kuruluşlar, bankalar, bölgesel ve uluslararası finans kuruluşları olarak ortak isteğimizi duyurmuştuk. Önümüzdeki birkaç ay içinde, organizasyon yapısını ve yönetimini kurma üzerinde çalışacağız. Aynı şekilde Mayıs ayının son haftasında veya gelecek yıl Haziran ayının ilk haftasında Barselona’da mevcut fon miktarını duyurmak için, ayrıca diğer ülke ve kuruluşları daha fazla hibe finansmanı, yatırım finansmanı ve yumuşak kredi sağlamaya teşvik etmek, yararlanıcı ülkeler tarafından sunulan projeleri değerlendirmek arzusuyla bir konferans düzenleyeceğiz. Burada olumlu bir etki yaratmak için yalnızca Akdeniz çevresinde olmamak üzere bu girişimi sahada nerede ve nasıl uygulamaya başlayacağımızı, ekonomik aktivite ve Akdeniz havzasında sürdürülebilir büyüme yaratma meselelerini de ele alacağız.

-COP27’de önceki zirvelerden farklı olarak neler görüyorsunuz?
Önceki zirve, sonuçları ‘bardağın yarısı dolu’ olarak tanımlanan, yani diğer bardağın yarısı boş olan bir zirveydi. Bana göre COP27 konferansının Mısır başkanlığı, ‘Hırstan Uygulamaya’ sloganını seçerken ve uygulama unsuruna odaklanırken çok rasyoneldi. Konferansın açılışı öncesinde, sabahın dördüne kadar süren ve (‘kayıp ve zararlar’ başlığının da eklenmesi için) Mısır’ın bu zirvenin başkanlığını üstlendiği açılış oturumuna kadar ertelenen zorlu müzakerelerin ardından zirve çok mutlu bir haberle başladı. ‘Kayıp ve zararlar’ maddesi, büyük sanayi ülkelerinin dahil etmeyi reddettiği bir maddedir. Çünkü üzerlerindeki mali yükümlülüklerin tartışılmasını gerektirecek. Bu ilkeyi, Mısır diplomasisi, güney ülkeleri ve yükselen ekonomiler için bir zafer olarak görüyorum. Önümüzdeki günler, büyük sanayileşmiş ülkelerin, Paris Konferansı’ndan bu yana mali taahhütlerle ilgili olarak defalarca taahhüt ettikleri şeylere ne ölçüde bağlı olduklarını gösterecek. Yılda yaklaşık 100 milyar dolardan bahsediyoruz. Ancak bugün dünyanın karşı karşıya olduğu çevre ve iklim sorunlarının ölçeği, bu miktarın birçok katını gerektirebilir.
İklim değişikliğinin gelecekteki etkilerinden bahsetmiyoruz. Bugün özellikle Akdeniz’de gelecekte daha da şiddetlenecek olan bu etkilerin bir parçasını yaşıyoruz. Bu yaz bölge, Cezayir ve diğer ülkelerdeki birçok bölge vatandaşının hayatına mal olan benzeri görülmemiş sayıda yangına tanık oldu. Ortadoğu ve Kuzey Afrika hariç Güney Avrupa’daki tüm bölgeler, tarihlerinde ilk kez kuraklık bölgeleri olarak ilan edildi. Avrupa ülkelerinde 45 derece gibi benzeri görülmemiş bir sıcaklığa tanık olduk. Peki, ya Güney Akdeniz’de? Burada küresel ısınmayı durdurmak için gerekli ve yeterli önlemleri almazsak yüzde 20 oranında azalması muhtemel yetersiz su kaynaklarından bahsediyoruz.

-Zararın boyutu nedir?
Bölge bugün büyük bir acı çekiyor. Akdeniz’in tuzluluğunun verimli tarım arazilerine sızdığı alanlardan bahsediyoruz. Bu, Mısır da dahil birçok ülkede meydana geliyor. Mısır, iklim sorunuyla ilgili bir film aracılığıyla, özellikle İskenderiye şehrinin halini ve onu korumak için ülke bütçesinden çok büyük meblağlar harcandığını gösterdi. Bu noktada sorulması gereken soru şu; İskenderiye’nin bu haline ve Mısır’ın onu korumak için büyük miktarda para harcamasına kim neden oldu? Sanayi devriminin başlangıcından bu yana geçen 150 yıl boyunca Mısır’ın sanayi alanındaki politikaları mı yoksa büyük ekonomiler mi? Bu noktada ‘iklim adaletinden’ başlayabiliriz. İklim adleti arayışındayız. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma politikalarına ve gelişmiş sanayi toplumlarına doğru ilerlerken ekonomilerini yükseltme çabalarına kendilerini adamaları çağrısı yapıyor. Bu, Mısır ve Fas gibi birçok gelişmekte olan ülkede uygulanıyor. Hindistan ve Brezilya, bu ülkelerden sürdürülebilir bir ekonomik model taahhüt etmelerini talep ediyor. Peki, neden? Peki ya adalet? Bu modeli takip etmediniz ve aslında hasara neden oldunuz. Şimdi de ‘ekonomik aktiviteyi daha sürdürülebilir ve çevreye daha az zararlı olacak şekilde’ yeniden formüle etme konusunda finansal bir katkı sunmadan büyüme hızını yavaşlatmamızı talep ediyorsunuz.

-Geçtiğimiz günlerde tanık olduklarınızdan hareketle, zirvenin taahhütleri yerine getirmek için gerçek sonuçlar üreteceğini düşünüyor musunuz?
Umut verici gördüğüm üç düzey var. İlk olarak bu zirve, ülke grupları arasında bölgesel düzeyde, örneğin Mısır’ın dünyanın en büyük rüzgargülü çiftliğini inşa edeceğine dair benzeri görülmemiş anlaşmalara ve anlayışlara tanık oldu. Ayrıca yeşil hidrojen alanındaki büyük anlaşmaların yanı sıra Suudi Arabistan, dünyanın en ıssız bölgesinde tarım yapmayı amaçlayan yeşil girişimleri ortaya koydu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır’ın ve diğer ülkelerin hamleleri, Ortadoğu’yu bir ekonomik büyüme deposu haline getirecektir. İkinci düzey, bazı ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirdiklerini açıkladıklarına dair bazı göstergelerle ilgilidir. Taahhütlerin yerine getirilmesine bağlı kalındığı için bu düzey, aynı zamanda bir umut kaynağıdır. Üçüncü düzey çerçevesinde, daha çevreci ve iklim açısından daha güvenli bir dünyaya doğru ilerlemek için gerçek bir arzumuz var. Şu anki aşamadaki ana zorluğun, özel sektörün şımartmasına izin veren koşulların ve finansal ortamın nasıl sağlanacağıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Çünkü milyarlara ihtiyaç duyma aşamasında değiliz. Daha ziyade trilyonlarca dolara ihtiyaç duyma aşamasındayız. Bu, devlet finansmanı ile elde edilemez. Özel sektör, bir bütün olarak dünya genelinde ortak olmalıdır.

-Rusya-Ukrayna savaşının birlik ülkeleri üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avrupa- Akdeniz ülkeleri, Avrupa’da enerji kaynakları açısından, Kuzey Afrika ülkelerinde ise güneydeki gıda fiyatlarındaki eşi görülmemiş artışla mücadele açısından Rusya- Ukrayna savaşından en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldı. Ortadoğu’da da bir sorun var. Bu, çaba eksikliği veya sürdürülebilirlik eksikliği değil, su kıtlığıdır. İki bölge, savaş nedeniyle benzeri görülmemiş enflasyon dalgalarından ve üretim zincirlerine yansımasından etkilendi. Elbette bu savaşın bölge üzerinde net bir olumsuz etkisi oldu. Ama bu etki, çevre ve iklim alanlarında gördüğümüz ortaklıklar ve inisiyatiflerle bölgenin ortak hareket etmeye devam etmesini engellemiyor. Bölgedeki tüm ülkeler, ‘enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, Avrupa ülkeleri açısından Doğu Akdeniz ve Körfez gazına olan bağımlılığın artması, Güney Akdeniz’deki gıda kaynaklarının çeşitlendirilmesi’ gibi, krizi aşmak için şu veya bu şekilde tek tek ve toplu olarak çabalıyor.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.