ABD'nin eski Suriye özel temsilcisi James Jeffrey kaleme aldı: ABD, Suriye meselesinde Türkiye'yle nasıl uzlaşabilir?

AFP
AFP
TT

ABD'nin eski Suriye özel temsilcisi James Jeffrey kaleme aldı: ABD, Suriye meselesinde Türkiye'yle nasıl uzlaşabilir?

AFP
AFP

ABD'nin eski Suriye özel temsilcisi James Jeffrey, Foreign Policy'ye Türkiye'nin olası Suriye operasyonu üzerine yazdı: Washington, geçmişteki üçlü Türkiye-ABD-SDG anlaşmalarına dayanarak masaya gerçek bir teklif koymalı
Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan son kriz (Türkiye'nin, PKK'nın Suriyeli Kürt uzantısı Halk Savunma Birlikleri'ne [YPG] karşı Suriye'de kara harekatı başlatma tehdidi) çalkantılı olduğu kadar kritik de olan ikili ilişkilerde tansiyonu yeniden yükseltti. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından henüz nihai bir karar alınmasa da nerede ve nasıl olacağına bağlı olarak ikili ilişkileri az ya da çok etkileyecek bir kara harekatı başlatması son derece muhtemel.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'yle çatışan çıkarları var. Ukrayna'dan NATO'nun nükleer politikasına ve İran'a kadar onlarca konuda iki ülkenin çıkarları örtüşüyor. Birçok sıkıntıya rağmen Ankara'nın en hayati müttefiki Washington ve Türkiye de ekonomik ve askeri ağırlığıyla stratejik coğrafyası göz önüne alındığında ABD'nin Avrasya'daki kilit ortağı.
Ancak Washington'ın DEAŞ'a karşı ortak çabada YPG'ye verdiği destekle ilgili anlaşmazlıklar 2016'dan bu yana ilişkileri defalarca sarstı (YPG'nin adı 2015'te ABD ordusu tarafından Suriye Demokratik Güçleri, kısaca SDG olarak değiştirilmişti. Bu, SDG'nin ABD'nin terör listesinde yer alan PKK'yla bağlantılarını önemsiz göstermeye yönelik yüzeysel bir çabaydı. Yazar bundan sonra SDG ifadesini kullanacak ancak bu ifade aynı zamanda YPG ve "PKK'nın Suriye kolu" anlamına da geliyor). Bu durum, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın SDG'yi destekleyen ABD güçlerini Suriye'den çekme yönündeki iki kararına (neyse ki ikisi de geri alındı) ve 2016-2019 arasında Türkiye'nin Suriye'ye üç kara harekatına neden oldu.
Türkiye ve ABD'nin Suriye'ye ilişkin genel hedefleri benzer ve iki ülke, BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı uyarınca çatışmaya siyasi bir çözüm bulunmasını desteklemek, Türkiye'deki yaklaşık 4 milyon kayıtlı Suriyeli mülteciyi desteklemek ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın Türkiye'nin desteklediği Suriye'nin İdlib bölgesine yönelik daha fazla ilerlemesine karşı çıkmak da dahil sık sık koordinasyon içinde hareket ediyor. Hatta ABD Eylül 2014'te DEAŞ'ın saldırısına karşı Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırında Kürtlerin çoğunlukta olduğu Kobani'de SDG'yi destekleme kararı aldığında Washington ve Ankara işbirliği yapmıştı.
Nihayetinde bu işbirliği azaldı. İki buçuk yıl boyunca yürürlükte kalan Ankara-PKK ateşkesi 2015'te bozulurken, SDG'nin DEAŞ'a karşı elde ettiği başarıyı temel alan ABD, IŞİD'in Suriye'de Fırat Nehri boyunca kalan topraklarına saldırmak için birincil kara gücü olarak SDG'ye verdiği desteği genişletti. Bu başarılı harekat SDG'nin kontrolündeki alanı etnik Arap bölgelerinin derinliklerine doğru genişleterek sonunda Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 25'ini, birkaç milyonluk nüfusu, Suriye'nin petrolünün çoğunu ve ekilebilir arazisinin büyük kısmını kapsar hale getirdi.
PKK'ya karşı savaşa geri dönen Türkiye, anlaşılır bir şekilde bunu potansiyel bir tehdit olarak görerek ABD'nin SDG'ye verdiği desteği, inandırıcı olmayan bir şekilde "geçici, taktiksel ve işlemsel" diye tanımlayan ABD politikasına karşı daha çok tepki gösterdi. Ve Washington, kurulmasına yardım ettiği mini devlet için bir çözüm kurgulayamadı çünkü muhtemelen öyle bir planı yoktu.
Tüm bunlar Ekim 2019'da, SDG'nin varlığını kısıtlamaya yönelik ABD-Türkiye anlaşmasının bozulmasının ardından, Türkiye'nin bu kez Suriye'nin kuzeydoğusuna, ABD güçlerinin faaliyet gösterdiği bölgeye yakın üçüncü askeri saldırısıyla doruğa ulaştı. Trump yönetimi öfkeli bir tepki vererek üst düzey Türk yetkililere geniş kapsamlı yaptırımlar uyguladı ve Başkan Yardımcısı Mike Pence'i Erdoğan'la ateşkes görüşmeleri yapmak üzere görevlendirdi, o da bu görevi başarıyla tamamladı. Bu doğrultuda, Türkiye ve Suriyeli muhalif müttefikleri kuzeydoğu sınırının 130 kilometrelik bölümünü Suriye'nin yaklaşık 30 kilometre içine kadar işgal etti ve SDG de güçlerini bu bloktan geri çekti.
Bu anlaşma, genellikle hafif topçu ateşi ve hava harekatı dışında, üç yılı aşkın bir süredir yürürlükte. Ancak Erdoğan, SDG'nin Türkiye'ye, kuzeydoğudaki bu bloğun her iki tarafında ve kuzeybatıdaki iki bölgede, Halep yakınlarındaki Tel Rıfat ve Fırat Nehri'nin hemen batısındaki Menbiç'te, bu kadar yakın olmasından hâlâ endişe duyuyor. Erdoğan daha sonra Ekim 2019'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le, ABD birlikleri geri çekildiğinde Menbiç ve kuzeydoğu bölgelerine hareket eden Rus güçlerinin, Pence-Erdoğan anlaşmasının kapsamadığı kuzeydoğu bölgelerinde SDG'yi Türkiye sınırından 30 kilometre geri çekilmeye zorlaması için bir anlaşma müzakere etti. Ancak Pence'in Erdoğan'la yaptığı anlaşmanın aksine SDG'ye hiç danışılmadı ve SDG geri çekilmedi.
Mevcut krizin en yakın nedeni, kasımda İstanbul ve Gaziantep'te Türk sivil hedeflere yönelik düzenlenen ve 9 kişinin ölümüne neden olan iki saldırı ve Ankara'nın bu saldırıları Suriye'de faaliyet gösteren PKK'ya atfetmesi (PKK olayla ilgisi olduğunu reddetti). Erdoğan daha önce de SDG'ye karşı kara harekatı başlatma tehdidinde bulunmuş ancak Washington ve Moskova tarafından caydırılmış olsa da bu kez daha ciddi görünüyor. Bazı gözlemciler bunu, Türkiye'de 2023 ortalarında yapılacak ve anketlerin Erdoğan'ın partisinin çoğunluğu elde edemeyeceğini gösterdiği genel seçimlere bağlıyor ve Erdoğan'ın PKK unsurlarına karşı "gündem değiştirme" eylemine girişerek desteğini artırmaya çalıştığını iddia ediyor.
Belki de böyle ama Erdoğan bunun yerine PKK'yı seçimlerden hemen önce "Bingazi" etkisi yaratarak kendi adaylığını baltalayabilecek saldırılar düzenlemekten vazgeçirmeye çalışıyor olabilir. Suriye konusunda Türkiye-ABD koordinasyonu da geçmişteki kadar üst düzey değil ve Washington'ın Ortadoğu'dan uzaklaşma vurgusu göz önüne alındığında, Türkler sınırlarındaki PKK devletçiğine ne olacağını bilmek istiyor.
Washington, Türkiye'nin Suriye'ye, özellikle de ABD güçleri ve SDG'nin DEAŞ'a karşı operasyon yürüttüğü kuzeydoğuya yönelik yeni bir harekatının, bu terör örgütüyle mücadeleyi ve özellikle de SDG'nin binlerce DEAŞ mahkumunu ve aile üyelerini korumada oynadığı kritik rolü baltalayacağından korkuyor ve bu nedenle Türkiye'ye operasyon düzenlememesi için her zamankinden daha güçlü şekilde baskı yapıyor. Türkler, Washington'ın bu çağrısına kulak asacak gibi görünmüyor çünkü 2018'de Suriye'nin Afrin kentinde SDG'ye karşı başlattıkları harekattan önce de aynı sözleri duymuş ve o zaman bunu görmezden gelmenin uzun vadeli sonuçlarına katlanmamıştı.
Daha genel olarak Ankara, 8 yılın ardından Washington'ın kuzeydoğudaki uzun vadeli niyetlerini hâlâ bilmediği için (kısmen Washington'un BM'nin 2254 sayılı kararını desteklemenin ötesinde kapsamlı bir strateji açıklamaması nedeniyle) hayal kırıklığına uğramış görünüyor.
Türklerin gözünü diktiği iki bölgede (Kobani ve Menbiç) güçleri bulunan ve SDG'nin 2019'da çekilmesini sağlayacağı varsayılan Rusya, SDG lideri Ferhat Abdi Şahin’le (daha çok bilinen adıyla Mazlum Abdi) çekilme konusunu yeniden müzakere ederken pek başarılı olamadı ve Abdi, Washington Post'un sayfaları da dahil olmak üzere birçok mecradan ABD'ye Türk saldırısını durdurması için çağrı yaptı.
Bunu yapmak kesinlikle Washington'ın çıkarına olur. Ruslar SDG'yi geri çekilmeye ikna ederek Türkleri caydırmaya çalıştığını iddia etse de müttefikleri Esad'ın, Türkiye'nin daha fazla Suriye toprağını ele geçirmesini istemediğini bildiğinden, Moskova'nın çatışan çıkarları var. ABD-Türkiye ilişkilerinde bir saldırıdan kaynaklanacak tam bir bozulma ve hatta ABD birliklerinin kaotik kuzeydoğu Suriye'den olası çekilmesi (ABD Dışişleri Bakanlığı çalışanları çoktan geri çekildi), Rusya'nın çıkarına olur. Bunun nedeni, Türkiye'nin Moskova'yı sadece Suriye'de değil Libya'da, Kafkasya'da ve en önemlisi Ukrayna'da çevrelemede oynağı kritil rol: Türkiye, Kiev'e kilit silah sistemleri sağlayıp 1936 Montrö Sözleşmesi'ni kullanarak Karadeniz'e Rus deniz takviyelerini engellemiş ve Rusya’yla Suriye arasındaki Rus askeri uçuşlarını Türkiye üzerinden durdurmuştu. Dolayısıyla Moskova'nın Kobani'ye yönelik bir saldırıya yeşil ışık yakabileceğine dair bazı şüpheler var ki bu da ABD'nin hem Türkiye hem de Kürtlerle ilişkilerini doğrudan etkileyecektir.
Ancak Washington'ın protestoları tek başına Ankara'yı geri adım atmaya zorlamayacak. Aksine, ABD'li yetkililer geçmişteki üçlü Türkiye-ABD-SDG anlaşmalarına dayanarak masaya gerçek bir teklif koyabilir.
Türkiye'nin acil talepleri, SDG güçlerinin Türk topraklarından ve Türkiye'nin kontrol ettiği Suriye bölgelerinden çekilmesi. Ayrıca PKK'nın Suriye'den Türk topraklarına yönelik saldırılarına karşı taahhüt istiyor. Bunun emsalleri de var. 2016'da ABD, dönemin Başkan Yardımcısı Joe Biden da dahil, SDG'nin Menbiç'i ele geçirmesinin ardından Fırat Nehri boyunca çekilmesini sağlamak için Türkiye'ye taahhütte bulunmuştu; ardından Obama yönetiminin bunu gerçekleştirememesi üzerine Trump yönetimi 2018'de SDG'nin Menbiç'ten çekilmesi için yeni bir müzakere yürütmüştü ama SDG'nin uzlaşmazlığı ve ABD içindeki tartışmalar nedeniyle bu ancak kısmen başarılı olmuştu. 2019'da Ankara, Washington ve SDG, kuzeydoğudaki SDG güçlerinin Türkiye sınırından 4 ila 14 kilometre uzağa çekilmesi ve bunun ABD-Türkiye ortak askeri devriyeleri tarafından doğrulanması konusunda resmen anlaştı (Bu anlaşma, Ekim 2019'daki Türk saldırısı ve Pence-Erdoğan anlaşmasıyla fiilen ortadan kalktı). Dahası Washington, SDG'den Suriye'nin kuzeydoğusundan Türkiye'ye saldırmayacağına dair defalarca taahhüt aldı (Türkiye'deki son saldırılar Suriye'nin kuzeydoğusundaki değil, kuzeybatısındaki SDG'den kaynaklanıyor).
İstikrarı bozacak bir Türk saldırısını önlemenin hem ABD hem de SDG için önemi göz önüne alındığında, Washington bu taahhütleri bir şekilde yeniden canlandırmalı. SDG daha önce çeşitli şekillerde yapmayı kabul ettiği gibi Menbiç ve Kobani'den çekilebilir ve Türkiye'nin Menbiç'e ya da kuzeydoğuya karşı harekete geçmeme sözü karşılığında Suriye'nin kuzeydoğusundan Türkiye'ye saldırmama taahhüdünü, Suriye'nin herhangi bir yerinden saldırmama şeklinde genişletebilir. Türkiye yine de Tel Rıfat'a saldırabilir fakat oradaki PKK unsurlarının ABD’yle hiçbir ilgisi olmadığından oraya yapılacak bir saldırı ABD-Türkiye ilişkileri açısından başka yerlere kıyasla çok daha az istikrarsızlaştırıcı olacaktır.
Bu meselelerde Türkiye’yle yapılan benzer girişimler elbette karışık sonuçlar verdi ama riskler hem Türklerle hem de SDG’yle çok üst düzeyde konuşmayı haklı çıkaracak kadar yüksek. Ancak Washington bir Türk saldırısını ertelemeyi başarsa bile Ankara'ya ve askerleri Suriye'de sık sık ateş altında kalan kendi vatandaşlarına bir bütün olarak Suriye için "Tüm bunlar nasıl sona erecek?" sorusuna bir cevap borçlu.
* Halen Wilson Center'ın Ortadoğu masasının başında olan emekli diplomat James Jeffrey, ABD'nin Irak, Türkiye ve Arnavutluk büyükelçisi olarak görev yapmasının yanı sıra bir dönem Suriye özel temsilciliği ile ulusal güvenlik danışmanı yardımcılığı görevlerini üstlendi
 



Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu

Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu
TT

Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu

Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu

Gazze'de yaşayan ve ağır görme bozukluğu bulunan 7 yaşındaki Filistinli çocuk Eyüp Cüneyd'in kırılan gözlüğü nedeniyle gözyaşlarına boğulduğu görüntüler, sosyal medya ve uluslararası basında geniş yankı uyandırdı. Şarku’l Avsat’ın The Guardian'dan aktardığı habere göre söz konusu video Gazze'de görme sorunu yaşayan binlerce çocuğun karşı karşıya olduğu sağlık krizini de gözler önüne serdi.

Videoda, kırılan gözlüğünün parçalarını toplamaya çalışan Eyüp'ün çaresizliği milyonlarca kişiyi etkiledi. Görüntülerin dünya genelinde on milyonlarca kez izlenmesinin ardından Eyüp'e yeni bir gözlük temin edildi. Ancak ailesi, bunun yalnızca geçici bir çözüm olduğunu ve çocuğun acilen ameliyat olması gerektiğini belirtiyor.

Gazze kentindeki liman bölgesine sığınan Eyüp'ün annesi 30 yaşındaki İman Cüneyd, oğlunun görme sorununun iki yaşındayken geçirdiği ve yüksek ateşe neden olan bir hastalığın ardından başladığını söyledi.

Doktorların başlangıçta görme yetisinin yaşla birlikte düzeleceğini ifade ettiğini belirten anne, durumun zamanla kötüleştiğini anlattı. Eyüp'ün ihtiyaç duyduğu yüksek dereceli lenslerin Gazze'de bulunamadığını söyleyen anne, "Tedavi için seyahat etmeye hazırlanıyorduk ancak savaş başladı ve tüm planlar durdu" dedi.

Ailesine göre Eyüp, gözlüğü olmadan neredeyse hiçbir şey göremiyor. Bu nedenle çoğu zaman çadırdan çıkmıyor, diğer çocuklarla oynarken son derece dikkatli davranıyor. Koşması, zıplaması ve serbestçe hareket etmesi doktorlar tarafından sakıncalı görülüyor. Uzmanlar, düşme veya çarpma sonucu göz retinasında daha fazla hasar oluşabileceği konusunda aileyi uyardı.

Eyüp'ün sık sık annesine, "Diğer çocuklar neden benim gibi gözlük takmıyor?", "Neden onlar gibi hareket edemiyorum?" ve "Neden okula gidemiyorum?" gibi sorular yönelttiği belirtiliyor.

Ailenin aktardığına göre olay, nisan ayının sonlarında Eyüp'ün molozlarla kaplı bir yolda yürürken düşmesiyle yaşandı. Yüzüstü yere düşen çocuğun gözlüğü kırıldı. Bunun üzerine Eyüp büyük bir üzüntü yaşayarak gözyaşlarına boğuldu ve gözlüğünün parçalarını toplamaya çalıştı.

Annesi, "Onun için gözlüğü her şey demekti. Gözlükle bile net göremiyor, çoğu zaman nesneleri yüzüne birkaç santimetre yaklaştırmak zorunda kalıyordu. Gözlüksüz ise neredeyse hiç hareket edemiyordu" ifadelerini kullandı.

Aile üyeleri, gözlüğün kırılmasının ardından geçen üç ila dört gün boyunca Eyüp'ün çadırın bir köşesinde hareketsiz kaldığını, yardım almadan yürüyemediğini anlattı. Kendi başına hareket etmeye çalıştığında ise çevresini seçebilmek için yere doğru eğilip gözlerini zemine yaklaştırdığı belirtildi. Yakınları gözlüğü tamir etmeye çalışsa da hasar gören lenslerin onarılamadığı kaydedildi.

Anne İman Cüneyd, videonun çadıra döndükten sonra çekildiğini belirterek, "Sokakta sürekli ağlıyor, gözlüğünün tamir edilmesini istediğini söylüyordu çünkü onsuz hiçbir şey göremiyordu. Videonun yayılmasının ardından bazı bağışçılar yardım etti ve yeni bir gözlük aldık. Ancak bu gözlük de ihtiyaç duyduğu ölçülere tam olarak uygun değil" dedi.

Aile, son günlerde Eyüp'ün psikolojik durumunda kısmi bir iyileşme gözlemlediklerini ifade ediyor. Çocuğun ziyaretçiler ve yardım görevlileriyle daha fazla iletişim kurmaya başladığı, bunun da aileye umut verdiği belirtiliyor.

Öte yandan Gazze'deki sağlık yetkilileri, savaşın göz sağlığı hizmetlerini büyük ölçüde çökerttiğini bildiriyor. İsrail ablukası ve savaşın yol açtığı yıkım nedeniyle binlerce görme engelli veya görme sorunu yaşayan kişinin tedaviye erişemediği belirtiliyor.

Hastanelerde cerrahi mikroskoplar ve katarakt ameliyatlarında kullanılan fako cihazları dahil olmak üzere temel ekipman eksikliği yaşanıyor. Yetkililere göre yalnızca katarakt ameliyatı bekleyen hasta sayısı 2 bin 800'ü aşarken, kornea nakli, glokom ve rekonstrüktif göz ameliyatları dahil toplam bekleyen vaka sayısı 4 binin üzerinde bulunuyor.

İsrail bombardımanının sağlık tesislerinin çevresini hedef alması nedeniyle Gazze kentindeki Devlet Göz Hastanesi de zaman zaman hizmet veremez hale geldi. Burası, Gazze Şeridi'ndeki tek kamu göz sağlığı merkezi olarak faaliyet gösteriyor.

Hastane Müdürü ve kıdemli göz cerrahı Dr. Hüsam Davud, mevcut durumda tıbbi sarf malzemeleri ve cerrahi ekipmanlarda ciddi eksiklik yaşandığını belirterek, "Bugün savaş öncesinde sunduğumuz hizmetlerin yalnızca yaklaşık yüzde 60'ını verebiliyoruz. Bunun temel nedeni, İsrail'in tıbbi ekipman ve cerrahi malzeme girişini engellemesidir" dedi.

Doktorlar ayrıca kalabalık yaşam koşulları, yetersiz sanitasyon hizmetleri ve ilaç eksikliği nedeniyle ağır kornea enfeksiyonlarında ciddi artış yaşandığını, bazı hastaların bu nedenle kalıcı olarak görme yetisini kaybettiğini bildiriyor.

Uzmanlara göre görme sorunu yaşayan çocukların durumu, Gazze'deki daha geniş çaplı insani krizin yalnızca bir parçası. Bölge, nüfusa oranla dünyadaki en yüksek çocuk amputasyon oranlarından birine sahip. On binlerce hasta ve yaralı çocuk acil tedavi beklerken, özel sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyan çok sayıda kişinin Gazze dışına tahliyesi henüz gerçekleştirilemedi.

Gazze Sağlık Bakanlığı'nın son verilerine göre yaklaşık 4 bin çocuk, hayati öneme sahip tıbbi tedaviye ulaşabilmek için acil olarak bölge dışına sevk edilmeyi bekliyor.


 


Suriye Cumhurbaşkanlığı, ziyaretlerle ilgili duyuruların yalnızca "resmi kanallar aracılığıyla" yapılacağını açıkladı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)
TT

Suriye Cumhurbaşkanlığı, ziyaretlerle ilgili duyuruların yalnızca "resmi kanallar aracılığıyla" yapılacağını açıkladı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)

Suriye Cumhurbaşkanlığı Basın ve Enformasyon Müdürlüğü, dün SANA haber ajansına yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed al-Şaraa’nın ziyaretlerine ilişkin duyuruların yalnızca resmî kanallar ve platformlar üzerinden yapıldığını bildirdi.

Müdürlük, tüm medya kuruluşlarını doğru bilgiye ulaşmak için resmî kaynaklara başvurmaya davet ederek, bilgi kirliliğinden kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Açıklama, bazı medya organları ve sosyal medya hesaplarında, Şara’nın haziran ayı ortasında Washington’u ziyaret etmek üzere davet aldığına dair, ismi açıklanmayan diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlerin yayılmasının ardından geldi.

Konuyla ilgili olarak Beyaz Saray’dan bir yetkili, medyada yer alan davet haberlerine ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu görüşme şu an için ajanda içinde yer almıyor” ifadelerini kullandı. Yetkili ayrıca, “Bununla birlikte Başkan Trump ile Başkan Şara arasında güçlü bir ilişki var ve ihtiyaç duyulduğunda sürekli temas halindeler” dedi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre diplomatik bir kaynak, Şara’nın 14 Haziran’da ABD’ye davet edildiğini belirtmişti. İsmi açıklanmayan kaynak, davetin iletildiğini belirtirken, ziyaretin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin netleşmediğini ifade etti.

Öte yandan Syria TV’ye konuşan özel bir kaynak, Cumhurbaşkanı Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine pazar günü Washington’u ziyaret etmeyi planladığını ileri sürdü.


Beyrut, Riyad'ın ithalatı yeniden başlatma kararını memnuniyetle karşıladı

Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)
Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)
TT

Beyrut, Riyad'ın ithalatı yeniden başlatma kararını memnuniyetle karşıladı

Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)
Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)

Lübnan, Suudi Arabistan’ın Lübnan’dan yapılan ithalata yönelik yasağı kaldırma kararını memnuniyetle karşıladı. Şarku’l Avsat’ın SPA’dan aktardığına göre karar, Lübnan hükümetinin devlet kurumlarını yeniden yapılandırmak amacıyla attığı “olumlu adımlar” doğrultusunda ve Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam’ın talebi üzerine alındı.

Cumhurbaşkanı Avn, karara ilişkin yaptığı açıklamada “derin memnuniyet ve takdirini” ifade ederek, bunun “ulusal ekonominin canlanmasına ve Lübnanlı üretici ile ihracatçıların geniş bir kesimine somut destek sağlayacak olumlu bir adım” olduğunu söyledi.

Başbakan Selam da kararın, “Suudi Arabistan’ın Lübnan’a duyduğu güveni, ekonomik ve ticari iş birliğini geliştirmeye yönelik ortak iradeyi yansıttığını” belirtti.

2021 yılından bu yana yürürlükte olan ihracat kısıtlamasının kaldırılması, Lübnan’da hem resmî makamlar hem de kamuoyu tarafından geniş bir memnuniyetle karşılandı. Karar, bazı çevrelerce “Lübnan ekonomisi için tarihi bir gün” olarak nitelendirildi.

Lübnan Tarım Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, söz konusu adımın yalnızca ticari bir karar olmadığını, aynı zamanda ulusal boyut taşıyan bir gelişme olduğunu vurguladı. Bakanlık, kararın tarımsal üretim döngüsünü yeniden canlandıracağını, paketleme, pazarlama ve ihracat zincirlerini harekete geçireceğini ve bunun da binlerce Lübnanlı ile ailelerinin yaşamına doğrudan olumlu yansıyacağını ifade etti.