ABD Kongresi, ‘Esed'in Captagon kaçakçılığına’ karşı koymak için bir yasa çıkardı

Suriyeli muhalifler, 24 Mayıs'ta Halep kırsalındaki Marea kasabasında ele geçirilen "Captagon" hapları da dahil olmak üzere çok sayıda uyuşturucuyu sergiledi (AFP)
Suriyeli muhalifler, 24 Mayıs'ta Halep kırsalındaki Marea kasabasında ele geçirilen "Captagon" hapları da dahil olmak üzere çok sayıda uyuşturucuyu sergiledi (AFP)
TT

ABD Kongresi, ‘Esed'in Captagon kaçakçılığına’ karşı koymak için bir yasa çıkardı

Suriyeli muhalifler, 24 Mayıs'ta Halep kırsalındaki Marea kasabasında ele geçirilen "Captagon" hapları da dahil olmak üzere çok sayıda uyuşturucuyu sergiledi (AFP)
Suriyeli muhalifler, 24 Mayıs'ta Halep kırsalındaki Marea kasabasında ele geçirilen "Captagon" hapları da dahil olmak üzere çok sayıda uyuşturucuyu sergiledi (AFP)

ABD Kongresi, uyuşturucu üretimini ve kaçakçılığını durdurma ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimiyle bağlantılı ağları dağıtma stratejisini ortaya koyan bir yasa tasarısını onayladı. Milletvekilleri, Perşembe gecesi Senato tarafından onaylanan tasarıya 83 senatör destek verirken 11 senatör karşı çıktı ve tasarı, 2023 Savunma Bakanlığı bütçesine entegre edildi.
Demokratlar ve Cumhuriyetçiler tarafından senatoya getirilen yasa tasarıda Esed rejimiyle bağlantılı Captagon kaçakçılığının sınır ötesi bir tehdit oluşturduğunu belirtiliyor. Tasarı, Başkan Joe Biden yönetimini “Suriye rejiminin kaçakçılık ağlarını ortadan kaldıracak” bir strateji geliştirmeye ve uygulamaya çağırıyor.”
Tasarıyı geçen yılın Aralık ayında meclise getiren Cumhuriyetçi Temsilci French Hill şunları söyledi: “Suriye'deki Esed rejimi, kendi halkına karşı savaş suçları işlemenin yanı sıra bir uyuşturucu devleti haline geldi. Uyuşturucu kaçakçılığının merkezi şu anda Esed rejimi tarafından kontrol edilen bir bölgede. Captagon, Avrupa'ya ulaştı ve bize ulaşması an meselesi. Uyuşturucu kaçakçılığını azaltmak ve onu Suriye halkına hizmet eden bir kurumlar sistemi ile değiştirmek için ortaklarımızla birlikte çalışmazsak, o zaman Esed, uluslararası alanda tanınan ‘toplu katil’ unvanına, ‘uyuşturucu kralı’ unvanını ekleyecektir.”
Washington'daki Newlines Politika ve Araştırma Merkezi'nde siyasi araştırmacı olan Caroline Rose, tasarıyı onaylamanın önemi hakkında Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmede bulundu: “Esed rejiminin Captagon ticaretiyle bağlantısını ve bunun Orta Doğu'daki insan güvenliği üzerindeki zararlı etkisini ele almak için önemli ve gerekli bir ilk adım. Artık yasa kabul edildiğine göre, ABD kurumlarının Captagon kaçakçılığını izlemek için birlikte koordine olması ve elde ettikleri bilgileri Captagon'un ihraç edildiği ülkelerle koordinasyon sağlamak için kullanması önemli olacak."
 
Yasa tasarısının detayları
Tasarı, onayından itibaren 180 günü aşmayan bir süre içinde gözden geçirilmesi için gerekli stratejinin Kongre'ye sunulmasını talep ediyor. Tasarı ayrıca stratejinin, kaçakçılık operasyonları sırasında büyük miktarlarda Captagon alan bölge ülkelerinden müttefiklere destek sağlanmasını da şart koşuyor. Milletvekilleri, yönetimi, Suriye rejimiyle bağlantılı uyuşturucu ağlarını hedef almak için “Sezar yaptırımları” da dahil olmak üzere yaptırım rejimini etkili bir şekilde kullanmaya çağırıyor. Tasarı, rejimin yasadışı uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantısını vurgulamak için bir kamu kampanyası ve Captagon sevkiyatı alan ülkelerin kaçakçılık operasyonlarını durdurma yeteneklerinin değerlendirilmesini de içeriyor.
Kanun koyucular stratejinin aşağıdaki maddeleri içermesini istiyor:
> Kaçakçılık operasyonları sırasında büyük miktarlarda Captagon alan bölge ülkelerinden müttefiklere destek sağlamak.
> Suriye rejimiyle bağlantılı uyuşturucu ağlarını hedef almak için Sezar yaptırımları da dahil olmak üzere yaptırım rejimini etkili bir şekilde kullanmak.
> Büyük miktarda Captagon sevkiyatı alan ülkeleri listelemek.
>Captagon sevkiyatı alan ülkelerin kaçakçılık operasyonlarını durdurma kapasitelerini değerlendirmek.
> Captagon sevkiyatı alan ülkelere, kaçakçılık operasyonlarıyla başa çıkma kapasitelerini artırmaları için yardım ve eğitim programları sağlamak.

Beyaz Saray'a baskı
Kongre, Biden yönetimine yazdığı bir dizi mektupla Captagon sorununu ele alması için Beyaz Saray üzerindeki baskısını artırmıştı. Kongre'deki iki Dış İlişkiler Komitesi'ndeki iki kıdemli Cumhuriyetçiler, Beyaz Saray'ı Kongre'ye Captagon kaçakçılığında Suriye Başkanının rolünü gösteren ayrıntılı bir rapor sunmaya çağırdı. Senatör Jim Risch ve Temsilci Mike McCaul, Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'e yazdıkları bir mektupta: “Captagon'un sınırlarından geçişiyle giderek daha fazla tehdit edilen Ürdün, Suriye sınırlarında uyuşturucu tacirleriyle tehlikeli çatışmalar yaşıyor. Suudi Arabistan da Suriye Captagon akınına maruz kaldı ve bununla yüzleşme çabalarını artırmak için güvenlik kaynaklarını artırdı” ifadelerini kullandılar.
Bir grup Demokrat ve Cumhuriyetçi Senatör de ABD yönetimini Suriye'yi uyuşturucu üreten veya "uyuşturucu geçişini kolaylaştıran" ülkeler listesine dahil etmeye çağırdı. Milletvekilleri Blinken'e yazdıkları bir mektupta, Dışişleri Bakanlığı'nı, Suriye rejiminin uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı alanındaki faaliyetlerine ilişkin bir değerlendirme yapmaya çağırdı. Cumhuriyetçi Senatör Roger Marshall, Cumhuriyetçi Temsilci French Hill ve Demokrat Partili Brendan Boyle tarafından imzalanan mektupta: “Suriye'deki Esed rejimi korkunç insan hakları ihlallerine ve halka karşı işlenen savaş suçlarına ilave olarak ayrıca uyuşturucu devletine dönüştü.” ifadeleri yer aldı.
Mektupta Captagon üretimi ve ticaretinin "Esed için gerekli bir cankurtaran ipi oluşturduğu, yerel toplulukları felç ettiği, aileleri tehdit ettiği ve bölgedeki İran destekli grupları finanse ettiği" de belirtildi. Senatörler, ABD hükümetini "Suriye'de şu anda gerçekleşen ticari uyuşturucu üretimi seviyesini" baltalamak için elinden gelen her şeyi yapmaya çağırdı. Vekiller, harekete geçmemenin, Esed'ın "uyuşturucu devletinin" bölgede "sabit bir faktöre" dönüşmesine olanak sağlayacağını düşünüyorlar.



Hizbullah, Lübnan'ın güneyindeki kanlı çatışmalarda 3 İsrail tankının imha edildiğini açıkladı

İsrail askeri araçları İsrail-Lübnan sınırına yakın bölgelerde devriye geziyor (Reuters)
İsrail askeri araçları İsrail-Lübnan sınırına yakın bölgelerde devriye geziyor (Reuters)
TT

Hizbullah, Lübnan'ın güneyindeki kanlı çatışmalarda 3 İsrail tankının imha edildiğini açıkladı

İsrail askeri araçları İsrail-Lübnan sınırına yakın bölgelerde devriye geziyor (Reuters)
İsrail askeri araçları İsrail-Lübnan sınırına yakın bölgelerde devriye geziyor (Reuters)

Hizbullah, bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki şiddetli çatışmalarda İsrail’e ait üç tankı imha ettiğini duyurdu. Açıklama, İsrail’in günün erken saatlerinde güney bölgelerine düzenlediği ve Lübnan basınına göre üç kişinin ölümüne yol açan hava saldırılarının ardından geldi.

İsrail askeri araçları Lübnan sınırında (EPA)İsrail askeri araçları Lübnan sınırında (EPA)

Hizbullah’ın açıklamasına göre, İsrail ordusuna ait bir zırhlı birlik ve bir piyade birliği, Nebatiye kentine hâkim stratejik Ali Tahir tepesi yönünde ilerlemeye çalışırken hedef alındı. Grup, üç Merkava tankının güdümlü füzelerle vurularak imha edildiğini bildirdi.

Açıklamada ayrıca çatışmaların devam ettiği ifade edildi.

Son günlerde ABD-İran arasında varılan mutabakatın ardından güney Lübnan’daki çatışmaların şiddeti azalsa da tamamen sona ermedi. Bu durum, bazı bölgelerde kısmi sivil dönüşlere imkân tanırken, Nebatiye çevresindeki bazı yerleşimlerin hâlâ topçu atışları ve hava saldırılarına maruz kaldığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan resmi ajansı NNA’dan aktardığı habere göre İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) dün Kefr Tebnit beldesinde bir aracı hedef alması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti. Ölenlerden birinin Gabon’dan dönen bir gurbetçi, diğerinin ise motosiklet yarışlarında dünya şampiyonu olduğu ifade edildi.

Aynı gün Zebdin beldesine düzenlenen başka bir İHA saldırısında da bir gencin öldüğü bildirildi. Böylece mutabakatın açıklanmasından bu yana ölü sayısının 8’e yükseldi.

Kudüs'teki İsrailliler, Lübnan'ın güneyinde insansız hava aracı saldırısı sonucu hayatını kaybeden bir askerin tabutunu taşıyor (AP)Kudüs'teki İsrailliler, Lübnan'ın güneyinde insansız hava aracı saldırısı sonucu hayatını kaybeden bir askerin tabutunu taşıyor (AP)

İsrail ordusu ise Güney Lübnan’da bir askerinin öldüğünü, 7 askerinin ise çatışmalarda yaralandığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, UNIFIL’in bölgede yoğun çatışma yaşandığını ve karşılıklı ateş açıldığını bildirdiğini söyledi. Açıklamaya göre dün toplam 143 mühimmat kullanımı tespit edildi; bunların 119’u İsrail ordusuna, geri kalanı Hizbullah’a atfedildi. Bir gün önce ise 364 mühimmat kaydedildi.

 Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah bayrağının dalgalandığı bölgede, İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar (EPA)Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah bayrağının dalgalandığı bölgede, İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar (EPA)

Hizbullah, dün akşam yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin Kefr Tebnit ve Ali Tahir çevresine ilerleme girişimlerine karşı çatışmaların sürdüğünü duyurdu.

Grup, son dört gündür İsrail’in çeşitli eksenlerden ilerleme girişimlerini püskürttüğünü ve bu girişimlere füze ve İHA’larla karşılık verdiğini belirtti.

İsrail ordusu ise bölgeyi “güvenlik bölgesi” olarak tanımlayan ve Lübnan topraklarının yaklaşık 10 kilometre derinliğine uzanan bir harita yayımladı. Ordu, bu bölgede “tehditleri ortadan kaldırmak ve kuzey İsrail’deki sivilleri korumak” amacıyla konuşlandığını açıkladı.

ABD ve İran arasında imzalanan mutabakatın bütün cephelerde “derhal ve kalıcı ateşkes” öngördüğü bildirilirken, Hizbullah lideri Naim Kasım bu anlaşmayı İran için “büyük bir zafer” olarak nitelendirdi.

Hizbullah Meclis Grubu Başkanı Muhammed Raad ise İsrail’in Lübnan’daki hedeflerine ulaşamadığını savunarak, dolaylı müzakere çağrısında bulundu.

Lübnan Cumhurbaşkanlığı, 23 Haziran’da yapılacak görüşmeler öncesinde müzakere heyetine ateşkes ve İsrail’in çekilmesi gibi hedefler konusunda talimat verildiğini açıkladı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre 2 Mart’tan bu yana ülkede 3 bin 900’den fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail tarafında ise aynı tarihten bu yana 31 asker ve bir sivilin öldüğü bildirildi.


Faris en-Nur'dan Şarku'l Avsat'a: Savaşa hayır diyenlerle aynı saflardayım

Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)
Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)
TT

Faris en-Nur'dan Şarku'l Avsat'a: Savaşa hayır diyenlerle aynı saflardayım

Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)
Hamideti'nin eski siyasi danışmanı Faris en-Nur. (Arşiv - Dolaşımdaki fotoğraf)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) lideri Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) hükümetinden istifa eden üst düzey isim Faris en-Nur, Sudan'ın ülkede devam eden savaşı sona erdirme yolunda hâlâ gerçek bir fırsata sahip olduğunu söyledi. En-Nur, bu değerlendirmesini, insani ateşkes sağlanması, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ve Sudan krizinin temel nedenlerini ele alacak kapsamlı bir siyasi sürecin başlatılması amacıyla yürütülen uluslararası girişimlerin giderek güçlenmesine dayandırdı.

En-Nur, "Kuruluş" (Ta'sis) İttifakı Başkanlık Konseyi üyeliğinde bulundu. Ayrıca merkezi Nyala kentinde bulunan paralel hükümet tarafından Hartum Valisi olarak atanmıştı. Uzun yıllar Hamideti'nin danışmanlığını yapan En-Nur, 2023 yılında Cidde'de gerçekleştirilen müzakerelerde Hızlı Destek Kuvvetleri heyetinin önde gelen üyeleri arasında yer aldı.

En-Nur, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada uluslararası girişimlere olumlu baktığını ve çatışmaların durdurulmasını, Sudan halkının çektiği acıların sona erdirilmesini hedefleyen tüm çabaları desteklediğini belirtti.

En-Nur "Bugün savaşın durdurulmasını isteyen güçlerle aynı saftayım. Bunun tüm Sudanlı tarafların etrafında birleşmesi gereken en öncelikli ulusal mesele olduğuna inanıyorum." dedi.

En-Nur, Körfez ülkelerinin kriz yönetimindeki deneyiminden yararlanılması ve "köklü Körfez bilgelğinin" örnek alınması çağrısında bulundu. Özellikle Suudi Arabistan'ın son dönemde sergilediği tutumun Körfez ülkelerinin birlik ve dayanışmasını yansıttığını ifade etti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile yaptığı telefon görüşmesini örnek gösteren En-Nur, görüşmede İran'ın saldırılarının kınanması ve Suudi Arabistan'ın BAE'nin güvenliği ve istikrarını savunmak için tüm imkânlarını seferber etmeye hazır olduğunu vurgulamasının, Körfez ülkeleri arasındaki güçlü bağları ve ortak kader anlayışını ortaya koyduğunu söyledi.

En-Nur, Sudan'ın bugün benzer bir dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirterek şunları söyledi:

"Sudan olarak böylesi tutumlara ne kadar ihtiyaç duyduğumuz ortada. Bu kardeşlik ruhunun sürmesini ve köklü Körfez bilgelğinin Sudan'da barışın sağlanmasına destek olmasını, farklı taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını azaltmasını ve halkımızın acılarını sona erdirecek barışçıl çözümleri desteklemesini temenni ediyoruz. Böylece kalkınma, istikrar ve devletin yeniden inşasının önü açılabilir."

En-Nur, Körfez ülkeleriyle birlikte Sudan krizinin çözümüne katkı sağlayacak yeni bir yaklaşım geliştirmeyi arzuladığını da açıkladı. Barış sürecini kapsamlı bir kalkınma ve yeniden imar programının izlemesi gerektiğini belirten En-Nur, bunu Sudan'ın savaşta yıkılan altyapısını, kurumlarını ve kamu hizmetlerini yeniden ayağa kaldıracak "Körfez destekli bir Marshall Planı"na benzetti.

Bugün benim duruşum: Savaşa hayır

En-Nur, mevcut tutumunun tamamen barıştan yana olduğunu ve savaşın sürmesini reddettiğini vurgulayarak, bunun insani ve ekonomik kriz nedeniyle büyük acılar yaşayan Sudan halkının çoğunluğunun beklentisini yansıttığını ifade etti.

"Bugün benim duruşum çok açık: Savaşa hayır. Bu, güvenlik ve istikrar isteyen bütün Sudanlıların tercihidir." diyen En-Nur, şöyle devam etti:

"Ayrıca hiç kimseyi dışlamayan kapsamlı bir siyasi çözümden yanayım ki gelecekte savaşın nedenleri yeniden ortaya çıkmasın. Biz yalnızca belirtileri tedavi edip hastalığı olduğu gibi bırakmak istemiyoruz. Sudan krizinin gerçek kök nedenlerini ve onunla bağlantılı tüm meseleleri kapsayan bütüncül çözümler istiyoruz."

Sivil yönetimi destekliyoruz

En-Nur, savaşı durdurmak ve kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşmak için samimi şekilde çalışan tüm Sudanlı siyasi ve sivil aktörleri desteklediğini söyledi. Ayrıca mevcut kutuplaşmaları aşabilecek geniş tabanlı bir sivil cephe oluşturulmasını amaçlayan bütün ulusal girişimlerin yanında olduğunu belirtti.

"İster Sumud hareketi, ister Demokratik Blok ya da diğer siyasi ve sivil oluşumlar olsun, tüm sivil güçlerin savaşı durdurmayı ve barışı savunmayı amaçlayan geniş bir cephe oluşturması önemlidir. Sudan'ın bugün ülke çıkarlarını dar siyasi hesapların önünde tutan samimi güçlere ihtiyacı var. Aynı şekilde ülkenin geleceğini planlayacak ve Sudan halkı için daha iyi bir gelecek hazırlayacak sivil bir yönetime de ihtiyaç duyuyor." dedi.

Faris en-Nur daha önce de Şarku'l Avsat aracılığıyla, Hızlı Destek Kuvvetleri ve ona destek veren siyasi ittifak bünyesindeki tüm görevlerinden istifa ettiğini açıklamıştı. Kararını, siyasi tıkanıklığın derinleşmesi, savaşın sürmesi ve bunun milyonlarca Sudanlı üzerinde yarattığı ağır insani sonuçlarla gerekçelendirmişti.

En-Nur, bu adımı Sudan'daki tüm siyasi, sivil ve toplumsal kesimleri kapsayacak geniş kapsamlı bir ulusal diyaloğun önünü açmak amacıyla attığını belirtti. Böylece ülkenin içinde bulunduğu krizi derinleştiren askeri ve siyasi kutuplaşmanın aşılabileceğini ifade etti.

Son olarak, bu girişimin amacının Sudan'da kapsamlı bir ulusal uzlaşının sağlanmasına katkıda bulunmak, mevcut krizi sona erdirmek ve ulusal uzlaşıya, kalıcı barışa, devlet kurumlarının yeniden inşasına ve Sudan halkının güvenlik, istikrar ile kalkınma beklentilerinin karşılanmasına dayalı yeni bir dönemin önünü açmak olduğunu söyledi.


Hamas, uzlaşı görüntüsü vermek ve dış tavsiyelere uymak için yeni liderini seçmek istiyor

İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)
İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)
TT

Hamas, uzlaşı görüntüsü vermek ve dış tavsiyelere uymak için yeni liderini seçmek istiyor

İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)
İsrail'in perşembe günü Gazze kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin cenaze töreni sırasında iki Filistinli kadın gözyaşları içinde ağıt yakıyor. (AFP)

Gazze'de ateşkes anlaşmasına ilişkin müzakereler ve İsrail'in ateşkesi ihlal ettiği yönündeki iddialar sürerken, Hamas'ın siyasi büro başkanlığı için yeni bir isim seçme konusundaki ısrarı dikkat çekiyor. Özellikle geçen mayıs ayında yapılan ilk seçim turunda, hareketin liderlik konseyi üyesi Halil el-Hayye ile Hamas'ın yurt dışı sorumlusu Halid Meşal arasında kazananın belirlenememesi bu süreci daha da önemli hale getirdi.

Hamas kaynakları, Şarku'l Avsat gazetesine yaptıkları açıklamada, seçim sürecinin hızlandırılmasının arkasında "hareket içinde uzlaşı görüntüsü vermek" ve "Hamas'a yakın dış çevrelerden gelen tavsiyelere yanıt vermek" gibi çeşitli nedenlerin bulunduğunu belirtti.

Yürürlükteki iç tüzüğe göre seçilecek yeni başkanın görev süresi gelecek yılın başına kadar devam edecek. Gerekli görülmesi halinde bu süre uzatılabilecek ve bu sayede hareket içinde kapsamlı seçimler tamamlanıncaya kadar Hamas'ın bir lideri bulunacak.

vfrbgfrb
Hamas liderleri (sağdan sola): Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye (üçü de suikast sonucu öldürüldü), Halid Meşal ve Halil el-Hayye. (Arşiv - Hamas'a bağlı medya)

Yurt dışındaki Hamas yönetiminden üst düzey bir kaynak, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, siyasi büro başkanının seçilmesinin "hareket içinde istikrarın sağlanması açısından gerekli" olduğunu söyledi.

Kaynak, "Aslında hareketin liderlik konseyinin bir sonraki seçimlere kadar yönetimi sürdürmesi planlanıyordu. Ancak çeşitli gelişmeler başkanlık seçiminin öne çekilmesini gerekli kıldı." dedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Bu gelişmeler arasında iç ve dış karar alma süreçlerinin sağlıklı yürütülmesi, hareketi yakından takip eden dış çevrelere ve tabana Hamas'ın kritik bu dönemde hareketi yönetebilecek bir liderliğe sahip olduğunu göstermek de yer alıyor" ifadelerini kullandı.

Yetkili ayrıca, "Harekete yakın birçok dış çevre, Hamas'ı yöneten belirgin bir lider görmek istiyor ve bunun genel siyasi düzeyde önemli olduğu yönünde tavsiyelerde bulundu" dedi. Ancak bu çevrelerin kimler olduğu konusunda bilgi vermedi.

Kritik kararlar bekleniyor

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas'ın yönetimi, Şura Konseyi Başkanı Muhammed Derviş'in başkanlığındaki liderlik konseyi tarafından yürütülüyor. Konseyde Gazze, Batı Şeria ve yurt dışı teşkilatlarının liderleri ile hareketin genel sekreteri de yer alıyor.

Gazze dışında yaşayan başka bir Hamaslı kaynakta şu ifadeleri kullandı: "Muhammed Derviş, boş bulunan siyasi büro başkanlığı makamının doldurulması için seçim sürecinin yeniden başlatılmasını destekledi. Kendisi ise yeniden Şura Konseyi Başkanlığı görevine dönecek. Derviş'i seçimlerin yapılmasını desteklemeye yönelten nedenler arasında kişisel gerekçelerin yanı sıra hareketin iç ve dış işleyişine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor” dedi.

sdvfvb
Hamas Liderlik Konseyi üyeleri (sağdan sola): Muhammed Derviş, Nizar Avadallah ve Halil el-Hayye, Şubat 2025'te İran'ın merhum dini lideri Ali Hamaney ile gerçekleştirdikleri görüşmede. (Hamaney'in internet sitesi / AFP)

Şarku'l Avsat'ın, ateşkes müzakerelerinin Hamas'ın silahlarının geleceği gibi hassas konulara geldiği bir dönemde Derviş'in kritik kararların sorumluluğunu üstlenmek istememiş olabileceği yönündeki sorusuna ise kaynak şu yanıtı verdi:

"Böylesine kritik kararlar tek bir kişi tarafından alınmaz. Siyasi büro başkanı olsa bile nihai kararlar siyasi büro ve farklı yürütme organlarının ortak mutabakatıyla verilir."

Üst düzey Hamas yetkilisi de "Önemli ve belirleyici kararların sorumluluğunu herkes birlikte taşır; bunlar siyasi büro başkanının tek başına aldığı kararlar değildir." dedi.

Bununla birlikte, "Bu tür kritik süreçlerde hareket liderinin tutumunun önemli olduğunu" vurgulayan yetkili, "Tüm kararlar istişare ve oylama yoluyla, çoğunluğun kabul veya reddi doğrultusunda alınır. Filistin topraklarında ve yurt dışında mevcut güvenlik koşullarına rağmen şura mekanizması işlemeye devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Yeni siyasi büro başkanının seçimi, Hamas liderlerinin hem Filistin topraklarında hem de yurt dışında ciddi güvenlik baskısıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleştiriliyor. Gazze'de Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın komutanlarına yönelik suikastların sürmesi, Batı Şeria'da ise hareket mensuplarına yönelik gözaltı ve takip operasyonları devam ediyor.

Askeri kanat seçimlerin yapılmasını destekledi

Gazze'deki Hamas'tan üç ayrı kaynak, siyasi büro başkanının seçilmesinin mevcut dönemde önemli bir adım olduğunu ve bu sürecin Gazze'deki siyasi liderlik ile Kassam Tugayları tarafından, Kassam komutanları İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde'nin öldürülmesinden önce de desteklendiğini söyledi.

Kaynaklardan biri, "El-Haddad, mevcut şartlarda hareketin başında güçlü bir lider bulunmasının gerekli olduğuna inanıyordu. Kassam komutanları da bu görüşü destekledi. Kendisi son seçim turuna da katılmıştı" dedi.

Gazze'de Kassam komutanlarını hedef alan suikastlar nedeniyle seçim süreci kısa süreliğine durduruldu, ardından yeniden başlatıldı.

Kaynaklardan biri, "Suikastlar ve Gazze'deki güvenlik koşulları nedeniyle süreç ertelendi. Bunun amacı Kassam'ın iç yapılanmasını yeniden düzenlemek ve seçimler yeniden başladığında askeri kanat ile Gazze'deki siyasi liderliğin güvenli biçimde sürece katılımını sağlamaktı" ifadelerini kullandı.

Üç kaynak da, hareketin genel başkanının seçilmesinin Gazze, Batı Şeria ve yurt dışındaki bölgesel liderlere kendi bölgelerine ilişkin kararları daha bağımsız biçimde alma imkânı sağlayacağını belirtti.

Kaynaklara göre bu durum, örgüt içindeki yapılanmanın yeniden düzenlenmesine katkıda bulunacak. Çünkü seçimi kazanan isim (Halil el-Hayye veya Halid Meşal) nedeniyle Gazze ya da yurt dışı teşkilatının başına yeni bir yönetici getirilecek.