Venetia Porter’ın Arap ve İslam sanatıyla geçen 33 yılı

British Museum'da düzenlenen "Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk" sergisinde yer alan sanatçı Ahmed Mater'in "Manyetizma" adlı çalışması (Şarku’l Avsat)
British Museum'da düzenlenen "Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk" sergisinde yer alan sanatçı Ahmed Mater'in "Manyetizma" adlı çalışması (Şarku’l Avsat)
TT

Venetia Porter’ın Arap ve İslam sanatıyla geçen 33 yılı

British Museum'da düzenlenen "Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk" sergisinde yer alan sanatçı Ahmed Mater'in "Manyetizma" adlı çalışması (Şarku’l Avsat)
British Museum'da düzenlenen "Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk" sergisinde yer alan sanatçı Ahmed Mater'in "Manyetizma" adlı çalışması (Şarku’l Avsat)

“Ayrılmak zor” British Museum İslâmî Eserler Küratörü Dr. Venetia Porter, emekli olarak çalışma hayatındaki bir dönemin sona ermes ve Çağdaş Arap sanatıyla yeni bir aşamaya hazırlanmak adına müzedeki işinden ayrılma vesilesiyle röportaja başladı.

-Buhari İslâm Sanatları Salonu'ndaki en sevdiği yerde, Suudi sanatçı Ahmed Angavi'nin yapımında ustalaştığı ahşap bir perdenin altında güzel yapılmış bir koltukta oturuyoruz.  Burada geçtiği en önemli yerler, sergiler ve isimleri hatırlıyor. Ona soruyorum: Şu anda neyi geliştiriyorsunuz?
Gözleriyle etrafa bakıyor ve gururla şunu söylüyor:
“Ziyaretçilerin bu salona gelip farklı parçaların önünde yavaşladıklarını gördüğümde mutlu oluyorum. Ancak aynı zamanda da üzüntü hissediyorum. Burada 33 yıl çalışmaktan sonra ayrılmak zor. Bütün hayatım buradaydı.

Ahmed Angavi'nin tasarımları, British Museum'daki (Ortadoğu) İslam sanatı salonlarında önemli bir yeri kaplıyor (Şarku’l Avsat)
Ancak en sevdiğim konu olan Sanatçı Defterleri konulu bir sergiyle ayrılıyorum. Harika insanlar sayesinde bir çok eserin Müze koleksiyonuna dahil edilmesi sürecini yönettim. 1 Ocak’ta ne hissedeceğimi bilmiyorum?” dedi.

-British Museum ile yolculuğunuzdaki ilk önemli projeyi hatırlıyor musunuz?
Porter: “Çok farklı şeyler var. 1989'da burada çalışmaya başladığımdan beri meslektaşlarım eski İslam sanat galerilerinin kurulması için çalışıyor. Heyecan vericiydi, hala öyle. O dönem el yordamıyla adım atmaya başlıyordum. Madeni Para Dairesi ve ayrıca Doğu Sanatı Bölümü'nde çalışıyordum. Uzun bir süre seramik, çanak ve çömlek hakkında çok şey öğrendim”

-Çömlekçiliğe olan sevginizden bahsettiğiniz başlangıçlarınızla ilgili bir makale okuduğumu hatırlıyorum
“Bil fiil üniversitede İslami Seramik Sanatları okudum, akıl hocam ve öncü James Allen'ın bana öğrettiği şekilde oldu. Parçalara dokunarak öğrenebilirsiniz, kırık parçalara dokunarak öğrendiğinizi unutmazsınız. Bence bisiklete binmek gibi, asla sürüş becerisini unutmuyorsunuz. Dokunarak parçaların nerede yapıldığını her zaman anlayabilirsiniz”

Sanatçı Nasır es-Salim’in 2014'te Medine'de düzenlenen “Harfler ve Tezhipler” sergisindeki bir çalışması (Şarku’l Avsat)
2006 yılında döndüğü müze hayatındaki ilk önemli durak: “Bence yaptığım en büyük proje 2006'daki ‘Sanattaki kelime’ sergisiydi. Sergi, müzenin başlattığı satın alma sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu parçaları 2006'da ücretsiz bir şekilde halka açık sergiye koymanın amacını anlamadım. Mayıs ayıydı ve Lübnan iç savaşına denk geliyordu. Gösterideki eserlerin çoğu doğası gereği politikti. Lübnan ve Irak'tan sanatçıların eserlerinde ortaya çıktı”
“Sergide metin ve kelime fikrini sanatta kullandım. Hat sanatı üzerine değil, daha ziyade sanatçıların metin kullanımı üzerine geleneksel bir sergiydi. Eserlerden bazıları doğası gereği klasik ve Arap hat sanatıyla ilgiliydi. Ayrıca sanatçı Nja Mahdaoui’nin eseri gibi hat eserleri de vardı. Ancak serginin sonunda Azzavi gibi Iraklı ve Lübnanlı Muhammed Ravas gibi siyasetle ilgili eserlerde vardı. İşte o an, bu eserlerin günümüz durumlarıyla konuşabileceğini fark ettim. Sergi, müzede bu tür çalışmaların önemi konusunda bir tür farkındalık yarattı. Bu, 2009 yılında Modern ve Çağdaş Ortadoğu Sanatı eserlerini edinme girişimi (CaMMEA) oluşumuna yol açtı. Bununla birlikte, satın alma sürecinin farklı yönlere yayılması ve dallanmasının yanı sıra kendi gerçekliklerinden ve zamanlarından söz eden eserler elde edilmesi için destek veren çok cömert insanlar geldi”

Venetia Porter, British Museum'da "Hac... İslam'ın Kalbine Yolculuk" sergisinin hazırlıkları sırasında (Şarku’l Avsat)

Hac Sergisi: İslam’ın Kalbine Yolculuk

-Porter’ın kariyeri 2012 yılında Hac… İslam’ın Kalbine Yolculuk” sergisiyle önemli bir yere taşınıyor. Bunu sergilerin düzenlenme şeklini değiştiren önemli bir sergi olarak tanımlıyor ve bunu birden fazla nedene bağlıyor

“Öncelikle önemi ve ayrıca İslam dini fikri ile ilgili olması, tüm Müslümanlara hitap eden bir sergi sunmakla alakalı. Katıldıklarında kendilerini rahat ve tanıdık hissetmeleri için gösterinin gayrimüslimlerle iletişim kurması da önemliydi. Klasik işlerle çağdaş işlerin harmanlanmasının önemini sergi sayesinde anladım”
‘Hac: İslam’ın Kalbine Yolculuk’ sergisinde Suudi sanatçı Ahmed Mater'in “manyetizma” eserinde temsil edilen, zamanları aşan ve anlamın kalbine dokunan bir eserin içeriğini somutlaştıran temel bir eser vardı. Meşhur sergi hakkında konuşan Porter, “Başından beri iki temel parçaya ihtiyacım olduğunu biliyordum. İlki Fransız Milli Kütüphanesinden (Makamat el-Hariri), diğeri ise Ahmed Mater'in (manyetizma) eseriydi. Bu iki parçanın varlığını sağlarsam bundan sonra her şeyin kolay olacağına emindim. Şanslıydım ki, Fransız kütüphanesi çok cömertti ve elyazmasının ödünç alınmasına izin verdi”

Sanatçı Farah Behbehani'nin 2014'te Medine'de düzenlenen “Harfler ve Tezhipler” sergisinde yer alan bir çalışması (Şarku’l Avsat)

-Londra'daki Hac sergisine katılanlar için, sergi salonlarına ve müzedeki Büyük salonunun arasına dağılmış bir dizi çağdaş sanat eseri olması şaşırtıcı. Porter, İngiliz sanatçı İdris Han’ın istisnai bir çalışmasını büyük salona yerleştirdi. Klasik ve antik sanatı çağdaş sanatla harmanlamak onun için önemli bir deneyimdi: “Çağdaş sanatı dahil etmekten çok gurur duydum. Gelenlere uzun bir tarihi bağlam yaşatmak istedim. Hac için de duygusal bir durum ve değişiklik yaratmak istedim. Burada müze uzmanlarından birinden yardım istedim, o da Hac yaptı, birlikte çalıştık. Sergiyi kütüphaneye bağlı okuma odasında yaptığımız için şanslıydık ve ziyaretçi sergilere ulaşmadan önce gösterinin başında Telbiye yayınlayarak özel bir durum oluşturabildik. Hacıların sesinden Telbiye okunan loş bir koridor vardı. Ziyaretçilerin Telbiye'yi duyduklarında tenlerinin nasıl titrediğini, Kâbe’nin perdesini görmek için dışarı çıktıklarını ve ardından müzeden nadide bir Kur’an'ın ilk nüshasını anlatan yorumlarını duymak ilginçti”
“Gösterinin amaçlarından biri de İngiltere'deki çeşitli Müslüman topluluklarla iletişim kurmaktı. “Müslüman topluluklardan gelen ziyaretçilerin gösteriyle nasıl etkileşime gireceğini bilmiyorduk, meslektaşım birçoğuyla iletişim halindeydi. İngiltere'den hac ziyaretinde bulunan Müslümanların yaşadıklarını ve duygularını aktardıkları ses kayıtlarıyla gösteriye Müslüman topluluklara dair güncel bir boyut katabildik. Bu ses kayıtları mükemmel ötesiydi, buna ek olarak ziyaretçilerin gözlemlerini kaydetmeleri için kitaplar koyduğumdan emin oldum. Daha önce hiç yapmadığımız bir şekilde sürekli kitap koyduk”,
“Sergi izleyici olan etkileşimle müzenin en popüler sergilerinden biri haline geldi. “İnsanlar sergiyi çok beğendi ve bence farklı bir izleyici kitlesi çekti. Çünkü Salita isimli küçük bir kızın günlüğü gibi onların günlük hayatlarına dokunan parçaları gösterdik. Salita’nın annesi benimle iletişime geçerek kızının annesiyle Hac yaparken günlük tuttuğunu söyledi. Bana onu sergiye eklemek isteyip istemediğimi sordu ve ben de hemen kabul ettim. Sergide Makamet el Hariri’nin Hicaz yazısıyla yazdığı eski el yazması bir Kuran’ı Kerim nüshası, Kabe’nin eski bir örtüsü, Ahmed Mater tarafından kaleme alınmış eserler ve Hacıların kutsal yerlerden satın aldığı seccade, zemzem matarası, tesbih gibi bazı parçalardan oluşan müstakil parçalar yer aldı. Bence insanlar bu kombinasyonu beğendi”

Antik müze koleksiyonundaki çağdaş eserler

-Sizde böyle bir kültür yapısında çağdaş eserler ortaya koyan bir insan görüyorum. Bu müzede tartışılan bir konu muydu, zorluklar yaşandı mı?
“Özellikle ‘Sanattaki Kelime’ serginden sonra heyecan geldi, bu kombinasyon geniş bir kabul gördü. Hac: İslam’ın Kalbine Yolculuk sergisinde de bunu yaptık. Buhari İslam Eserleri Salonu'nu kurarken güçlü bir şekilde, sergi salonunun sonunda çağdaş eserler eklemek için boşluk bırakmaya özen gösterdik. Ayrıca ana teşhir dolaplarında çağdaş ve antikayı harmanlayabildik. Salonun temel tasarımının çağdaş ve antik karışımı olmasına da özen gösterdik. İşin garibi bu hamleye yetkilileri ikna etmemize gerek kalmadı”

-Fikir alıp uygulayacak birine mi ihtiyacınız var mı?
“Evet, bunun için yer olduğundan eminim. İmkanımız var, olağanüstü bir parça seçimimiz var. Ayrıca önemli olan mekanın çağdaş bir dokunuş içerecek şekilde inşa edilmiş olması. Yenilenen mekanlarda bunu yapamazsınız, mesela eski İslâmî sanat salonlarında yapamıyorduk. Ama burada çağdaş sanatı sunmak doğal görünüyor. Burada esas olan, bu çalışmaları bir konuyu tartışmak için kullanabilmemiz… Bunu eserlerle yapabilirsiniz, bizim her sergide yaptığımız bu, halka gösterdiğiniz eserler var. Ama onu birlikte organize etme şeklimiz ve bununla anlattığı hikayeler neler”

-Bu salonu inşa etmekten ve içinde tarih olan çağdaş dünya hissinden bahsediyorsunuz, mekanı yakınımızda hissediyoruz, Suudi ressam Ahmed Angavi'nin yaptığı pencereler de bu unsurlardan biri. Salonun tasarımının özüne tanıtılma şekli, sergilerde temsil edilen asırlık tarihi gözden kaçıran çağdaş dokunuşlar.
“Aynen öyle. Müze ekibi ile tasarımcılar arasında güzel bir işbirliği oldu. Esasen, parçaları yaratıcı bir şekilde göstermek zorunda olan tasarımcılara fikirler, hikayeler ve parçalar sunan dört küratörüz. Ancak kolay değildi. Örneğin, bir dolap için 50 parça önerebilirim ancak tasarımcı bunu hemen reddedebiliyor. Sayıyı 30’a indirmemizi istiyor. Serginin başarılı olmasının sebebi bu. Tasarım güzel, vitrinler de öyle. Sonuç olarak fuar koordinatörü yalnız çalışmıyor. Parçaları görebiliriz ancak parçaların boşluğa ve diğer parçalara nasıl uyduğunu tam olarak bilemeyiz. Buhari Vakfı bunu desteklediği için şanslıyız. Buhari'nin salonlarının müzenin diğer salonlarından farklı olması beni özellikle mutlu ediyor, çünkü ziyaretçiler buralara akın ediyor. Belki de farklı parçaları bir araya getirdiğimiz için. Diğer müzeleri gezdiğimizde genellikle 1850'de duran İslam sanatı adını taşıyan bir bölümle karşılaşıyoruz ve bu nedenle ziyaretçi resmin geri kalanını, sürekliliğini alamıyor”

-İslam dünyasının sanatlarındaki sürekli anlatıya dair konuşması beni meraklandıran önemli bir noktayı gündeme getiriyor. İslam sanatı kavramının değişim ve yeniden tanımlanma sürecinden geçtiğini söyleyebilir miyiz?
“Çok zor. Keşke o isim olmasaydı, çünkü bu sanatla yaşıyoruz, bu terimleri her zaman kullanmamaya çalışıyoruz. Demek istediğim şu ki, bu salonda İslam dünyasından bahsediyoruz ve bu çerçevede farklı aşamalarımız ve hareketlerimiz var. Çağdaş döneme geldiğimizde kafa karıştırıcı olduğunu düşünüyorum, çağdaş İslam sanatı terimini kullanmıyorum. Sanatçının ülkesinden bahsetmeyi tercih ediyorum, Sudanlı, Filistinli, Mısırlı vs…. Ayrıca Ortadoğu tabirini de sevmiyorum, çünkü oryantalizm dalgasını ifade eden bir tabir bence”

Porter Beyrut doğumlu ve Arapçaya aşık
Konularını büyük bir aşkla işleyen Porter, son sergisi “Ressamın Defterleri” ile ilgili bir kitap hazırladığını söylüyor ve gülüyor: “Bence bu benim görevim, bu işlere takıntılı oldum. Yazacak çok şey olduğunu hissediyorum, şiirler çok yaratıcı”

-Şiire yaptığı gönderme sebebiyle ona Arapça okuyor musun?
“Evet ama yavaş yavaş. Arapça okuyordum, Beyrut’ta okudum e gençken konuşuyordum. Beyrut’ta doğdum dadım Suriyeliydi. Benimle her zaman Arapça konuşurdu, çok şanslıydım. On yaşımdayken dadımdan alınana kadar İngilizce, Fransızca ve Arapça olmak üzere üç dil konuşarak büyüdüm. Daha sonra İngiltere’de yatılı bir okula gönderildim. Annemle Fransızca, babamla İngilizce, dadımla Arapça konuştum. O kadar iyiydim ki üniversitede okumuştum, maalesef şimdi o kadar akıcı değilim. Suudi Arabistan'a yaptığım ziyaretler beni tekrar oraya götürdü. Orada giderek daha fazla Arapça konuşuyorum. Emekliliğimden sonra hazırladığım projelerden biri de daha fazla Arapça okumak. İngilizce çevirisi olan birçok Arapça şiir okudum ama Arapça okumak istiyorum. Mahmud Derviş ve Ali Ahmed Said Eşber’i orijinalinden okumak istiyorum”

-Arap sanatına olan sevginiz yetiştirilme tarzınızdan mı kaynaklanıyor?
“Tabiki. Hayatımın ilk 10 yılını bölgede geçirdiğim ve dedemler de orada yaşadığı için mutlaka ziyaret ediyordum. Çağdaş sanat teması beni oraya geri getirdi, çemberi tamamlamış gibi hissediyorum. Moda tasarımcısı olan annem aynı zamanda Lübnan'da ressamdı. Arif er-Rayes, Abboud, Gerghesian, Fatih Muderris ve diğerleri gibi tüm bu sanatçıları tanıyordu. Dili seviyorum ve Arap dünyasını gezmeyi seviyorum. İnsanları, yemeği ve Arapça konuşan insanları duymayı seviyorum”

Suudi Arabistan'daki sergiler
“Arap dili ve seyahat hakkında konuşmak bizi otomatik olarak 2012 yılında  Suudi Arabistan'da Medine'de “Harfler ve Tezhipler” sergisine ve bu yılın başında Cidde'de yaptığım sergiye götürüyor”. Harfler ve Tezhip sergisini eşsiz bir etkinlik olarak anlatıyor, serginin düzenlendiği zamanı ve Meridien Medina Oteli'ndeki spor kulübü merkezindeki ikametgahını hatırlayarak, “Olağanüstü bir sergiydi. Şehir otelindeki o salonu bir sergiye dönüştürmek bile inanılmazdı”
“Cidde'de düzenlenen 21.39 etkinliği kapsamındaki ‘Mekanlar’ sergisi de özellikle pandemi döneminde düzenlendiği için ön plana çıktı.” Mekanlar sergisi, özellikle koronavirüs döneminde benim için önemli. İlk defa doğrudan sanatçıları görevlendiriyorum ve onlarla konuşup tartışmalar yapıyorum. British Museum'da durum farklıydı. Genellikle koleksiyonlardan ödünç alınıyor ve sergi buna göre planlanıyor. Serginin daha sonra Dahran'daki Ithra Center'da sergilenmek üzere taşınması da güzeldi. Heyecan vericiydi. Sergiye güçlü bir dokunuş vermesi için Şarkiyye bölgesinden sanatçı Abdurrahman es Süleyman’la çalıştık. Şarkiyye’nin sanatını öne çıkarırken yeni mekanlara uymak adına sergisinin tasarımını da değiştirdik. Sanki birden fazla sergi varmış gibi oldu”

Suudi sanatı mercek altında

-Sizi Suudi sanatına geri götüreceğim. Suudi Arabistan'da Ahmed Mater ve Ahmed Angavi gibi bazı sanatçılara ışık tutmada rolünüz var, bize bundan bahseder misiniz?
“Gerçekten heyecan vericiydi. Ahmed Mater'in tablosunu ilk kez (Edge of Arabia) girişiminin kurucularından sanat uzmanı Stephen Stapleton aracılığıyla gördüm. Sanırım bu eseri görecek kadar şanslıydım ve hemen satın alıp British Museum koleksiyonuna koyduk. Doğrudan patronumun ikna edilmesine gerek yoktu, işi çok beğendim, harikaydı. Sanatçının eseri tıbbi çağrışımları taşıyor ve resmin merkezinde Kabe vardı, sadece güzelliği ile değil, arkasındaki fikirlerle duyularıma da haki olan harika bir eser. Mater, doktorluğu nasıl sanatıyla harmanladı. Mater ve Stapleton aracılığıyla Maha Al-Mallouh, Menal ed-Dowayan, Eymen Yousry ve diğerleri gibi harika sanatçılar hakkında çok şey öğrendim”

-Porter'ın sanatçı Ahmed Angavi'nin çalışmalarına duyduğu coşku, eserini Buhari İslam Sanatları Galerisi'nde bulunduğu British Museum'a taşıdı.
“British Museum'daki Buhari Salonu'nun yapımında çalışırken pencereler için farklı bir tasarım düşündük. O sırada 21.39 sergisine katılmak için Cidde'deydim, Ahmed Angavi de Cidde'nin el Beled bölgesinde ahşap oyması eserleriyle kişisel sergi düzenliyordu. Kendi kendime bağırdım buldum diye. Bu nedenle Ahmed Angavi, British Museum'daki Buhari Salonu'ndaki pencereler için ahşap paravanlar yapmamız için bizi görevlendirdi. Ahmed'in çizimleri orijinal boyutunda toplantımıza getirdiğini ve onları toplantı masasına yaydığını hatırlıyorum, herkes yaptığı iş karşısında etkilenmişti. Angavi'nin çalışmalarında özel bir şey var, sanatıyla kendi damgasını taşıyan işleri, burada etrafımızdaki pencereler için farklı ve çağdaş tasarımlarla sunmuş, her şey saf bir zevkle”



Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
TT

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki stratejik demiryolu koridoru projesine ilişkin maliyet, yatırım ihtiyaçları ve finansman modelini belirlemeye yönelik detaylı çalışmaların, teknik heyetler tarafından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’a özel bir mülakat veren Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü siyasi iradenin, bu tarihi projenin önündeki tüm mali ve operasyonel engellerin aşılmasında temel itici gücü oluşturduğunu vurguladı. Uraloğlu, hattın hasar gören 400 kilometrelik kısmının rehabilitasyonu için Ürdün ve Suriye ile net mutabakatların sağlandığına dikkat çekerek, bu projenin Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimler karşısında Körfez ve dünya tedarik zincirini güvence altına alacak güvenli, jeopolitik bir alternatif olacağını ifade etti.

Söz konusu projenin Körfez ile Avrupa arasında, diğer ulaşım koridorlarını destekleyen ve bölgesel entegrasyonu güçlendiren yeni ve benzersiz bir ticari omurga oluşturma potansiyeline sahip olduğunu belirten Uraloğlu, stratejik hedefin sadece belirli ülkelere erişim sağlamak olmadığını, tüm Avrupa kıtasını kapsayacak entegre ve sürdürülebilir bir ulaşım ağı kurmayı amaçladıklarını kaydetti.

Uraloğlu, 9 Haziran’da Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir ile demiryolları ve lojistik hizmetlerini kapsayan bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Sınır geçişlerinin ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırılması

Pasaport işlemleri ve sınır geçişlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu aşamada önceliklerinin fiziksel altyapıyı oluşturmak ve eksik bağlantıları tamamlamak olduğunu ifade etti. Bu hatta yönelik uzun vadeli vizyonlarının sadece yük taşımacılığı ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda yolcu taşımacılığını da kapsadığını belirten Uraloğlu, bu doğrultuda sınır geçiş işlemlerinin kendileri için büyük önem taşıdığını vurguladı.

vfebthy
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Güvenli, hızlı ve etkin bir sistem kurmayı hedeflediklerini dile getiren Uraloğlu, bu amaçla bazı yeni ve somut düzenlemeleri hayata geçirdiklerini aktardı. Uraloğlu, sürücü vize sürelerinin 15 günden bir yıla çıkarılması ve işlemlerin daha hızlı tamamlanması için gerekli belgelerin yeniden düzenlenmesi gibi adımlar attıklarını kaydetti. Pasaport işlemlerini ve sınır kapılarındaki süreçleri hızla iyileştirmek için çalıştıklarını ifade eden Uraloğlu, bu hattın yük taşımacılığının ötesine geçerek insanları birbirine yakınlaştırma, kültürel ve sosyal etkileşimi artırma misyonu taşıdığını sözlerine ekledi.

Uraloğlu, projenin nihai uygulama modelinin ve katılımcı şirketlerin, yürütülen teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından tamamen netleşeceğini belirtti. Türkiye’nin ulaştırma alanında dünyanın en güçlü mühendislik ve müteahhitlik kapasitesine sahip ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Uraloğlu, her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde Türk şirketlerinin bu kıtalararası projede önemli ve öncü bir rol oynayacağını vurguladı.

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hattı

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hatlarının detaylarına ilişkin konuşan Uraloğlu, teknik çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürüldüğü bir aşamada olunduğunu belirtti. Teknik ekiplerin saha incelemelerine devam ettiğini aktaran Uraloğlu, yenileme yapılacak bölümlerin, tamamen yeniden inşa edilecek kısımların ve her bir sektör için gerekli yatırım miktarının belirlenmekte olduğunu ifade etti. Şu anki temel hedeflerinin hat güzergahı boyunca tam ihtiyaçları ve gerekli teknik çalışmaları netleştirmek olduğunu dile getiren Uraloğlu, işlerin planlandığı gibi gitmesi halinde yıl sonuna kadar maliyetler, yatırım ihtiyaçları ve finansmana yönelik daha net bir çerçevenin ortaya çıkacağını, ardından ilgili ülkelerle doğrudan ortak yatırım programı ve detaylı uygulama planı üzerinde çalışmaya başlayacaklarını kaydetti.

Projenin öngörülen finansman hacmi ve mali karşılanma mekanizması hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Uraloğlu, bu aşamada toplam maliyete ilişkin kesin bir rakam telaffuz etmek için henüz erken olduğunu söyledi. Öncelikle yapılması gerekenin, sahadaki gerçeklere dayalı olarak gerekli yatırımları tam olarak belirlemek olduğunu ifade eden Uraloğlu, teknik çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte mali tablonun daha net ve kesin bir şekilde ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.

Liderlik iradesi ve esnek finansman alternatifleri

Uraloğlu sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Bununla birlikte, burada finansmandan bile önce en önemli unsur, siyasi iradenin mevcudiyetidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, bu tarihi projeyi hayata geçirmek için güçlü ve kararlı bir irade ortaya koymuşlardır. Bu durum bizim için en önemli unsuru ve temel itici gücü temsil etmektedir.”

Aynı bağlamda açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, “Siyasi irade ve ortak vizyon sağlandıktan sonra finansman modelleri büyük bir esneklikle geliştirilebilir. Devletlerin kamu kaynakları, uluslararası finans kuruluşlarından destek alınması veya farklı yatırım modellerinin benimsenmesinin yanı sıra kamu-özel sektör ortaklığı finansman seçenekleri de değerlendirilebilir. Bu nedenle şu anki en yüksek önceliğimiz, teknik çalışmaları tamamlamak ve net, onaylanmış bir mühendislik projesi sunmaktır. Nihai finansman modeli, bu aşamadan sonra ilgili ülkeler arasında yapılacak ortak değerlendirmeler ve anlaşmalar doğrultusunda belirlenecektir” ifadelerini kullandı.

Ulaşım, stratejik bir güvenlik unsurudur

Jeopolitik boyutlara ilişkin değerlendirmesinde bulunurken son yıllarda yaşanan pandemi, bölgesel çatışmalar ve küresel krizlerin net bir gerçeği ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, ulaştırma koridorlarının sadece ekonomik ve ticari araçlar olmadığını, aynı zamanda son derece hassas stratejik güvenlik unsurları olduğunu ifade etti. Uraloğlu, bu nedenle ülkeler arasındaki iş birliğinde bağlanabilirliğin temel ve kalıcı bir odak noktası haline geldiğini vurgulayarak, küresel ticaretin sürdürülebilirliğinin, enerji arz güvenliğinin ve tedarik zincirlerinin istikrarının tamamen güçlü ve korunaklı ulaşım ağlarına bağlı olduğunu kaydetti.

Açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasındaki benzersiz stratejik konumu sayesinde bölgesel ve küresel ticaret ağlarında merkezi ve hayati bir konumda yer aldığını belirtti. Suudi Arabistan’ın ise Körfez bölgesinde ve dünyada en önemli, en güçlü ekonomik güçlerden biri olduğunu ifade eden Uraloğlu, iki ülke arasında ulaştırma sektöründe yapılacak iş birliğinin sadece Ankara ile Riyad arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda Körfez’den Avrupa’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın ticari ve lojistik yapısının gelişmesine de etkin bir katkı sağlayacağını vurguladı.

sdcdsc
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Uraloğlu, son dönemde Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin büyük bir ivme kazandığını ve gözle görülür bir gelişme kaydettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İki Kutsal Caminin Hizmetkarı Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü iradenin iki ülke arasındaki iş birliğini daha geniş ve kapsamlı stratejik temellere oturttuğunu ifade eden Uraloğlu, bu durumun sadece geleneksel ticaret ve yatırım alanlarında değil; ulaştırma, lojistik, enerji ve kıtalararası bağlantı gibi geleceği şekillendirecek hayati alanlarda da somutlaşan ortak bir vizyon yarattığına dikkat çekti.

Teknolojik ve dijital ortaklık

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bağlamda, özellikle demiryolu sektöründe son derece vaat edici fırsatlar görüyoruz. Yakın zamanda Riyad’da imzaladığımız mutabakat zabıtları ile demiryolu sektöründe teknik iş birliği, lojistik hizmetlerin geliştirilmesi, modern ulaşım teknolojileri, dijitalleşme, bakım ve işletme faaliyetleri, emniyet ve güvenlik uygulamalarının yanı sıra karşılıklı eğitim faaliyetleri de dahil olmak üzere birçok alanda ortak ve kapsamlı bir iş birliği zemini oluşturduk. İş birliğimiz sadece yük taşımacılığı ile sınırlı kalmayıp yolcu taşımacılığını, turizm hareketliliğini, dini ziyaretleri ve halklarımız arasındaki insani etkileşimin artırılmasını da kapsıyor.”

Açıklamalarına devam eden Uraloğlu, “Biz sadece bugünün mevcut ihtiyaçlarını karşılamayı değil, geleceğin kapsamlı ulaşım sistemlerini inşa etmeyi planlıyoruz. Tam da bu nedenle, Körfez bölgesini Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak yeni demiryolu hatları kurmak için çalışıyoruz. Şu anda Suudi Arabistan’dan başlayan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşan ve ardından tamamen Avrupa demiryolu ağına entegre olacak bir güzergâh üzerinde teknik çalışmalar yürütüyoruz. Bu hat tamamlanıp faaliyete geçtiğinde, Körfez bölgesinden Avrupa’ya daha hızlı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir şekilde yük taşımak mümkün olacak” dedi.

Riyad’da imzalanan iki mutabakat zaptının geleneksel teknik iş birliğinin ötesine geçerek lojistik ve dijital derinliğe ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, günümüz ulaştırma sektöründeki rekabetin sadece fiziksel altyapıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda dijital altyapıyı, akıllı lojistik sistemlerini, veri yönetimini ve sınır geçiş işlemlerinin hızlandırılmasını da kapsadığını belirtti. Uraloğlu, “İki ülke arasındaki stratejik iş birliğini sadece demiryolu rayları döşemek veya tren işletmekten ibaret görmüyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye ve Ürdün ile bölgesel uzlaşma

Demiryolu bağlantısı konusunda Suriye ve Ürdün taraflarıyla varılan mutabakatın niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu projenin sadece Türkiye ve Suudi Arabistan ile sınırlı kalmayıp coğrafi güzergâh üzerinde yer alan diğer ülkeleri de merkezine alan geniş kapsamlı bir bölgesel entegrasyon projesi olduğunu ifade etti. Uraloğlu, temel hedeflerinin Körfez bölgesinden başlayarak Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanan ve oradan Avrupa’ya bağlanan kesintisiz bir demiryolu koridoru oluşturmak olduğunu belirterek, bu stratejik çerçevede koridorun geliştirilmesi ve canlandırılması konusunda hem Suriye hem de Ürdün ile net mutabakatlara varıldığını açıkladı.

Suudi Arabistan tarafında şu anda Ürdün sınırına kadar uzanan gelişmiş ve güçlü bir demiryolu altyapısının mevcut olduğunu aktaran Uraloğlu, Türkiye tarafında ise demiryolu ağının sınır hattındaki Gaziantep, Kilis ve İslahiye bölgelerine yüksek etkinlikle ulaştığını kaydetti. Bu doğrultuda, Suriye ve Ürdün kısımlarındaki bağlantının kurulması ve rehabilite edilmesinin projenin en acil ve ana eksenlerinden birini oluşturduğunu belirten Uraloğlu, yapılan ilk değerlendirmelere göre Suriye ve Ürdün’den geçen yaklaşık 400 kilometrelik bir bölümde yenileme, rehabilitasyon ve yeni yatırımlara ciddi ihtiyaç duyulduğunu, bazı kesimlerde mevcut hatların iyileştirilmesinin yeterli olacağını, bazı kesimlerde ise tamamen yeni inşaatların gerekeceğini ifade etti.

Şu anki önceliklerinin hattın mevcut fiili durumunu belirlemek, teknik ihtiyaçlarını ve mali yatırım gereksinimlerini tam bir hassasiyetle tespit ederek yıl sonuna kadar net bir çerçeve ortaya koymak olduğunu dile getiren Uraloğlu, bu hayati projeyi sadece ulaştırma sektörüne yapılan soyut bir yatırım olarak görmediklerini, bölge ülkelerini birbirine daha güçlü ve sağlam bağlarla bağlayan, ticaret, lojistik ve kapsamlı bölgesel ekonomik hareketlilik alanlarında olağanüstü kazanımlar ve geri dönüşler sağlayacak stratejik ve egemen bir girişim olarak değerlendirdiklerini sözlerine ekledi.

Jeopolitik alternatifler

Uraloğlu’na göre bölgesel çatışmalar, Körfez bölgesindeki hızlı gelişmeler ve Hürmüz Boğazı çevresinde süregelen gerilimler, mevcut geleneksel ulaşım koridorlarının ne kadar kırılgan olduğunu dünyaya net bir şekilde gösterdi ve sürdürülebilir alternatiflerin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Bu kapsamlı anlayıştan yola çıkarak Türkiye’nin uluslararası bağlantıları güçlendirmek adına büyük stratejik projeler geliştirdiğini belirten Uraloğlu, Orta Koridor’un Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret akışları için güvenilir ve etkin bir alternatif sunduğunu, Kalkınma Yolu Projesi’nin ise Arap Körfezi’ni Irak üzerinden doğrudan Avrupa’ya bağlayan yeni bir lojistik altyapı oluşturmayı hedeflediğini kaydetti.

Suudi Arabistan-Türkiye demiryolu projesini bu kapsamlı lojistik vizyonun temel tamamlayıcı unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Uraloğlu, bu hattın Körfez bölgesinden Avrupa’ya giden sevkiyatlar için çoklu ve esnek seçenekler sunacağını, böylece tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak küresel ticaret hareketini olası kriz ve aksamalara karşı koruyacağını, özellikle demiryolu taşımacılığının daha hızlı, daha ekonomik ve daha sürdürülebilir bir lojistik yapı garanti ettiğini vurguladı.

Projenin kıtasal ve uluslararası boyutlarına dikkat çeken Uraloğlu, bu eksenin Orta Koridor ve Kalkınma Yolu ile birlikte ele alındığında, Avrupa’dan Körfez’e, Ortadoğu’dan Asya’nın derinliklerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uluslararası ticaretin yapısını kökten etkileme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Uraloğlu, birbirini dışlayan değil, aksine tamamlayan entegre ve bağlantılı koridorlar aracılığıyla küresel ticaret hareketini daha güvenli ve kesintisiz hale getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin altyapı hazırlığına değinen Uraloğlu, Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı gibi stratejik projeler sayesinde Asya ile Avrupa’yı doğrudan birbirine bağlayan kesintisiz bir demiryolu hattı kurmayı başardıklarını aktardı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçmesi planlanan yeni demiryolu hattı ve şu anda yapımı devam eden Halkalı-Kapıkule Yüksek Hızlı Tren projesi gibi yeni yatırımların, Türkiye’nin Avrupa kıtasıyla tam entegrasyonunu benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıyacağını vurguladı.

Ülke genelinde 4 bin kilometreden fazla yeni demiryolu hattı inşa edildiğini ve kıtalararası koridorların kapasitesinin artırıldığını açıklayan Uraloğlu, bu adımların Türkiye’nin merkezi bir çekim merkezi ve stratejik bir kesişim noktası olma konumunu pekiştirdiğini belirtti. Uraloğlu, bölgesel bağlantının tamamlanması ve eksik hatların rehabilitasyonunun ardından, Suudi Arabistan’dan hareket eden bir yük treninin Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’daki birçok varış noktasına ve başkente doğrudan ve sorunsuz bir şekilde ulaşabileceğini ifade etti.

Entegrasyonun boyutları ve Avrupa’nın kazanımları

Ağın kapsamının genişletilmesiyle ilgili olarak Uraloğlu, projenin ilk aşamada Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Suriye arasında şekillendiğini, ancak ikili görüşmeler ve tartışmaların gelecek dönemlerde hattın Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Umman gibi diğer Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi olasılığını içerdiğini açıkladı.

Avrupa tarafı açısından jeoekonomik getirilere değinen Uraloğlu, Avrupa için en belirgin kazancın Arap Körfezi bölgesiyle daha doğrudan ve güvenli bir lojistik bağ kurulması olduğunu belirtti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin; enerji, petrokimya ve çeşitli endüstriyel ürünler sektörlerinde Eski Kıta’nın en önemli stratejik ortakları arasında yer alması ve iki taraf arasındaki devasa karşılıklı yatırım hacmi nedeniyle bu hattın, karşılıklı ticari akışları daha düzenli ve daha yüksek bir kesinlikle öngörülebilir kılacağını ifade etti.

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa, son dönemde yaşanan art arda krizler nedeniyle tedarik zincirlerini kısaltmaya, daha güvenli, çeşitlendirilmiş ve bağımsız hale getirmeye ciddi şekilde odaklanmış durumda. Tam da bu noktada bu stratejik koridor, Avrupalıların lojistik seçeneklerini zenginleştiren yenilikçi bir rota olarak öne çıkıyor. Buradaki rekabet meselesi sadece mali maliyetle sınırlı olmayıp, esas olarak zaman hızı, sürekli erişim kolaylığı ve varış zamanının tam olarak öngörülebilirliği unsurlarını kapsıyor.”

Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği mülakatın sonunda Uraloğlu, lojistik maliyetler üzerindeki kesin etkilerin ve detaylı rakamların ancak hattın nihai teknik ve mühendislik yapısının belirlenmesi ve hat üzerinden geçmesi beklenen fiili taşımacılık hacimlerinin tespit edilmesinden sonra netleşeceğini açıkladı. Demiryolu taşımacılığının diğer yöntemlere kıyasla sağladığı büyük ve belirgin ölçek ekonomisi ile sınır kapılarında sunulacak prosedür ve gümrük kolaylıkları göz önüne alındığında, projenin hem bölge ülkeleri hem de Avrupa için muazzam ekonomik ve kalkınma faydaları ile geri dönüşler sağlayacağına tam anlamıyla güvendiklerini belirten Uraloğlu, hattın uzun vadede uluslararası ticaret hareketini güçlendirmeye, yatırımları teşvik etmeye ve kapsamlı bölgesel ekonomik entegrasyonu derinleştirmeye güçlü bir şekilde katkıda bulunan bir dönüm noktası olacağını ifade etti.


Trump’ın başdanışmanı Boulos Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da askeri çözüm yok

Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
TT

Trump’ın başdanışmanı Boulos Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da askeri çözüm yok

Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos, Sudan’daki sahadaki karmaşık tabloya rağmen Washington’ın gerilimi düşürme sürecinin başarı şansına hâlâ inandığını belirterek, yıllardır süren çatışmada “askeri bir çözüm olmadığını” söyledi. Boulos, çatışan taraflara yönelik dış mali ve askeri desteğin durdurulmasının önemini vurguladı.

Boulos, Şarku’l Avsat’a verdiği özel demeçte Sudan’daki gelişmelerin yanı sıra bölgesel dosyalar ve Etiyopya’nın Hedasi (Rönesans) Barajı anlaşmazlığına da değinerek, “Gerilimin azaltılması ve kalıcı bir çözüme ulaşılması için uygulanabilir bir yol var. Bu süreç, tarafların kendilerine sunulan insani ateşkesi ön koşulsuz kabul etmesiyle başlıyor” dedi.

Sudan’daki tüm tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ifade eden Boulos, “Düşmanlıkların sona erdirilmesi, insani yardımların tam, güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılması gerekiyor. İnsani yardımlar konusunda hiçbir ön koşul veya siyasallaştırma olmamalı” diye konuştu.

Gerçek bir ateşkes ilerlemesinin neden geciktiğine ilişkin soruya ise Boulos, “Sorumluluk Hem Hızlı Destek Kuvvetleri’nin hem de Sudan ordusunun omuzlarında. Tarafların insani ateşkese ulaşması ve buna bağlı kalması, vahşetin sona ermesi ve Sudan halkının yaşadığı büyük acıların hafifletilmesi için gerekli” yanıtını verdi.

Boulos, Suudi Arabistan, Mısır, ABD ve BAE’den oluşan dörtlü grubun müzakere edilmiş bir çözüm ve uygulanabilir bir siyasi yol konusunda hemfikir olduğunu belirterek, “Herkes Sudan’daki bu vahşetin sona ermesini ve istikrarın sağlanmasını istiyor. Çünkü sürdürülebilir bir askeri çözüm yok” ifadelerini kullandı.

dscfdebfd
Boulos’un, geçtiğimiz Nisan ayının ortasında Berlin’de Sudan’daki insani krizi ele almak üzere düzenlenen konferansa katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)

ABD’li yetkili ayrıca, çatışan taraflara sağlanan dış mali ve askeri desteğin kesilmesinin önemini yineleyerek, “Hem Hızlı Destek Kuvvetleri hem de Sudan ordusu çatışmaları durdurmalı, insani yardımların ülkenin tüm bölgelerine engelsiz ulaşmasına izin vermeli, sivilleri korumalı ve kapsayıcı bir diyaloga dayalı kalıcı müzakere edilmiş barış için adım atmalı” dedi.

Hedasi Barajı

Boulos, 20 Nisan’da Kahire’ye giderek Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü. Görüşmede Etiyopya’nın Hedasi Barajı krizi de ele alındı.

Boulos, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın Ocak 2026’da ABD’nin Mısır ile Etiyopya arasında Hedasi Barajı konusunda “sorumlu ve nihai bir çözüme ulaşılması” için yeniden arabuluculuğa hazır olduğunu dile getirdiğini söyledi.

ervfrbvf
Mısır Cumhurbaşkanı’nın, geçtiğimiz 20 Nisan’da Trump’ın kıdemli danışmanı ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında (Boulos’un X hesabı üzerinden)

ABD’nin Nil Nehri konusunda tüm tarafların ihtiyaçlarını dikkate alan diplomatik bir çözümü desteklediğini belirten Boulos, “Kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bunun müzakere edilmesi ve sonuçlandırılması için destek vermeye hazırız” dedi.

Mısır, 2024 yılında Etiyopya ile yıllardır süren Hedasi Barajı müzakerelerini, Kahire’nin açıklamasına göre “Etiyopya tarafında siyasi irade eksikliği” nedeniyle durdurmuştu. Addis Ababa ise barajın “kalkınma amacı taşıdığını ve aşağı kıyıdaş ülkelere zarar vermeyi hedeflemediğini” savunuyor.

Doğu Kongo krizi

Sudan ve Etiyopya dosyalarının yanı sıra üçüncü yılına giren Doğu Kongo’daki gerilim de gündemde yer aldı. Washington bölgede tansiyonu düşürmek için önemli bir rol oynuyor.

Boulos, “Şiddetli çatışmayı sona erdirme imkânı var” diyerek, Trump’ın Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında “tarihi bir barış anlaşması” imzalandığını açıkladığını hatırlattı.

“Bu anlaşma, 30 yıldır süren inanılmaz derecede şiddetli çatışmayı sona erdirecek bir barış yolu sunuyor. Hiçbir şey kolay değil” diyen Boulos, Katar’ın ABD ve diğer taraflarla birlikte çatışmanın sona erdirilmesinde oynadığı role teşekkür ettiklerini ifade etti.

Afrika Birliği, Togo ve İsviçre’nin de müzakereleri destekleme konusunda önemli roller üstlendiğini belirten Boulos, ABD’nin Doğu Kongo’daki devam eden şiddetten büyük endişe duyduğunu ve bölgesel ortaklarla ateşkesi güçlendirmek için yakın çalıştığını söyledi.

Boulos, “Ruanda’nın M23 hareketine verdiği desteği sona erdirmesi ve Washington anlaşmaları uyarınca Doğu Kongo’dan çekilmesi gerekiyor” dedi.

Diplomatik çabaların sürdüğünü belirten ABD’li yetkili, “Tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için elimizdeki tüm araçları kullanmayı sürdüreceğiz. Devam eden diplomatik görüşmelere ilişkin başka yorumumuz yok” ifadelerini kullandı.

İran savaşı

Trump’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Boulos, İran’a yönelik sert eleştirilerde bulunarak Washington’ın tutumunda geri adım olmadığını, özellikle de İran’ın nükleer silah edinmesine karşı olduklarını vurguladı.

Boulos, “İran, dünyada devlet düzeyinde terörizmin bir numaralı destekçisidir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Taliban, El Kaide ve diğer terör ağlarını destekliyor” dedi.

İran Devrim Muhafızları’nın ABD ve Avrupa Birliği dâhil birçok ülke tarafından yabancı terör örgütü olarak sınıflandırıldığını belirten Boulos, İran rejimindeki bazı isimlerin de terörist olarak tanımlandığını söyledi.

ABD’nin Tahran konusundaki pozisyonunun değişmediğini ifade eden Boulos, “Amerikan tutumu açık ve nettir: İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin verilemez” diye konuştu.

Şubat ayının sonunda İsrail ve ABD, İran’a karşı savaş başlatmış, ardından Washington 8 Nisan’da yürürlüğe giren bir ateşkes ilan etmişti. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen süreç, dünya ekonomilerini etkileyen çatışmanın tamamen sona erdirilmesini hedefliyor.


İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
TT

İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)

Roma’da gökyüzü, Ortadoğu’daki gerilimin ritmini andırır şekilde sürekli değişiyordu; güneş bir anda bulutların ardına çekiliyor, ardından sert bir yağmurla şehri kaplıyordu. Aynı gün içinde bile yön değiştiren ABD ve İran açıklamalarıyla bu hava arasında dikkat çekici bir paralellik oluşuyordu.

Bu dalgalı süreç eşliğinde İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği kapsamlı röportajda, Avrupa Birliği’nin deniz operasyonlarını ve seyrüsefer güvenliğini genişletmesini sağlayacak şekilde Aspides Avrupa misyonunun kapsamının Hürmüz Boğazı’nı da içerecek biçimde genişletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Crosetto ayrıca, Asya’nın boğazın hayati önemi nedeniyle daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Bakan Crosetto, Suudi Arabistan’ın “kışkırtıcı” olarak nitelendirdiği İran saldırılarına karşı tutumunu “son derece ciddi ve önemli” olarak değerlendirdi. Riyad’ın savaşın tırmanmasını engellemeye çalıştığını, kendini savunurken provokasyonlara yanıt vermekten kaçındığını ve bugün savaşın sona ermiş olabileceği yönündeki koşulların oluşmasına katkı sağladığını söyledi.

Crosetto ayrıca Roma ile Riyad arasındaki savunma sanayii ilişkilerinin hızla derinleştiğini belirterek, İtalya’nın yalnızca satış yapan bir ülke olmadığını, ortak üretim ve geliştirmeye dayalı stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini ifade etti. Bu yaklaşımın Suudi Arabistan’ın “Vizyon 2030” hedefleriyle uyumlu olduğunu ifade etti.

dfvfdv
Guido Crosetto, ülkesinin son savaş sırasında füze ve insansız hava araçlarına karşı kullanılan sistemler de dâhil olmak üzere savunma kabiliyetleri gönderdiğini açıkladı. (Şarku’l Avsat)

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişe ücret uygulaması fikrini kesin bir dille reddeden Crosetto, “İran’ın Hürmüz Boğazı’na herhangi bir ücret ya da kısıtlama getirmesi kesinlikle kabul edilemez. Bu boğaz serbest bir geçiş yolu olarak kalmalıdır” dedi.

Suudi Arabistan ve Körfez’in İran saldırılarına yaklaşımı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın İran saldırılarına karşı tutumunu övgüyle değerlendirerek, Riyad’ın çatışmanın tırmanmasını önlemeye çalıştığını, kendini savunmakla yetindiğini ve Körfez’de normalleşme koşullarının oluşmasına katkı sunduğunu söyledi.

“Barış, savunma ve caydırıcılık üzerine inşa edilir”

Crosetto’ya göre Körfez ülkeleri bu savaştan önemli bir ders çıkardı: Barışın yalnızca savunma ve caydırıcılık temelinde mümkün olduğu. İran’ın saldırıları, bu ülkelerin herhangi bir saldırganlık göstermemiş olmasına rağmen gerçekleşti.

Bakan, enerji tesisleri ve su arıtma tesislerinin hedef alınmasının beklenmedik olduğunu, bu durumun Körfez ülkelerine hem sivil hem askeri altyapıyı koruma ihtiyacını gösterdiğini belirtti.

İtalya’nın rolü

Crosetto, İtalya’nın Körfez ülkelerine savunma desteği sağladığını, hava savunma sistemleri ve insansız hava araçlarına karşı teknolojiler gönderdiğini, bunun satış değil “yardım” niteliğinde olduğunu ifade etti.

Savunma ilişkilerinde hızlı büyüme

İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin hızla geliştiğini belirten Crosetto, yakın zamanda uydu alanında anlaşma imzalandığını, hava savunma, deniz ve havacılık alanlarında müzakerelerin sürdüğünü söyledi.

“Farklı türde bir ortaklık”

Crosetto, İtalya’nın Suudi Arabistan ile yalnızca ticari değil, ortak geliştirme ve teknoloji transferine dayalı stratejik bir ortaklık kurmak istediğini vurguladı. Bu yaklaşımın “Vizyon 2030” ile uyumlu olduğunu belirtti.

Avrupa’da caydırıcılığın yeniden şekillenmesi

Bakan, son savaşın Avrupa’daki caydırıcılık anlayışını değiştirdiğini, savunmanın ülkeler arasında ne kadar entegre olursa o kadar güçlü hale geldiğini söyledi. NATO’ya güvenin sürdüğünü ancak Avrupa’nın daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

İran’da fiili yönetim Devrim Muhafızları’nda

Crosetto, İran ile ilişkilerin sınırlı olduğunu belirterek, ülkede fiili gücün Devrim Muhafızları’nda olduğunu ve bunun diplomatik diyaloğu zorlaştırdığını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş vurgusu

İran’ın boğazı kontrol ederek savaş aracı haline getirmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Crosetto, benzer uygulamaların başka boğazlara da yayılabileceği uyarısında bulundu.

NATO’nun geleceği

Crosetto, NATO’nun uzun vadede varlığını sürdüreceğini ve hem Avrupa hem ABD için değerli bir yapı olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı için yeni güvenlik modeli

Bakan, “Aspides” misyonunun Hürmüz Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilmesinin tartışıldığını, ancak bunun yalnızca Avrupa değil, Asya ülkelerinin de sorumluluk üstleneceği daha geniş bir uluslararası yapıyı gerektirdiğini söyledi.

İran’ın füze kapasitesi ve küresel tehdit

Crosetto, İran’ın nükleer ve uzun menzilli füze kapasitesinin yalnızca İsrail için değil, Avrupa şehirleri için de tehdit oluşturduğunu belirtti.

İnsansız hava araçları savaşın doğasını değiştiriyor

Bakan, Ukrayna ve Körfez savaşlarının modern savaşların doğasını değiştirdiğini, özellikle insansız hava araçlarının ve yapay zekâ destekli sistemlerin savaş alanında belirleyici hale geldiğini ifade etti.