Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgede istikrarı desteklemek için Suudi Arabistan’la birlikte çalışıyoruz

Colonna, İran’ın hamlelerine karşı koymak için Avrupalı ortaklarla iş birliğinin önemini vurguladı.

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)
Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)
TT

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgede istikrarı desteklemek için Suudi Arabistan’la birlikte çalışıyoruz

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)
Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Suudi Arabistan ve BAE’yi kapsayan ilk Körfez bölgesi ziyaretinde Şarku’l-Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. Bölgenin “uzun zamandır artarak süren istikrarsızlıktan mustarip olduğunu’ ve Fransa ile Suudi Arabistan ve Abu Dabi arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin ‘bu gerçekliğe karşılık vermenin bir yolu olarak görülebileceğini’ vurguladı.
Ortadoğu’nun krizlerle boğuştuğunu ifade eden Fransız Bakan, Tahran’ın nükleer ve balistik programları ile insansız hava araçlarına, doğrudan tehditlerine, bölgede ve ötesinde vekillerine başvurduğuna dikkat ekti. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşına katıldığına, içeride vatandaşlarına uyguladığı baskıya ve rehin alma siyasetine işaretle İran’ın istikrarı sarsıcı faaliyetlerle ‘gerilimi artıran bir yol izlediğini’ kaydetti. Colonna, Fransa’nın söz konusu tehditlere karşı durma konusunda kararlı olduğunun, Körfez bölgesindeki ortaklarının güvenliğine yönelik yükümlülüklerine bağlı kalacağının ve bölgesel krizlere çözüm bulmak için Suudi Arabistan’la iş birliğini güçlendireceğinin de altını çizdi.
Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna’ya göre bölge, istikrar kutupları olmaları bakımından Suudi Arabistan ve BAE’ye güvenebilir. Paris de her alanda Riyad ile ilişkileri güçlendirmeyi arzuluyor ve Vizyon 2030’a destek veriyor.
Lübnan dosyası da dahil olmak üzere bölgedeki krizler hakkında değerlendirmelerde bulunan Colonna, Lübnanlıların, iflas etmiş bir rejimin kurbanları olduğunu, Paris’in her şeyden önce kendilerine olan desteği sürdürmeyi ve Lübnan’ın egemenlik ve istikrarını temin eden kurumlara yardım etmeyi hedeflediğini belirtti. Ülkesinin, cumhurbaşkanı seçimini ve kurtuluşa doğru ilk adım olarak normalleşmeyi sağlamak için çalışan bir hükümetin kurulmasını kolaylaştırmak amacıyla siyasi kesime yaptığı çağrısını yineledi.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı neredeyse ikinci yılına girecekken Colonna, Paris’in, egemenliğini savunarak tüm topraklarını yeniden ele geçirmesi için Kiev’in ihtiyaç duyduğu askeri araçların tedarikine dayalı tutumunun ortada olduğunu vurguladı. Paris’in askeri yardım da dahil olmak üzere bu yolda ilerlemeye devam edeceğini söyledi.  Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda başta Körfez meseleleri, İran’ın tepkilere neden olan eylemleri ve Rusya-Ukrayna savaşı olmak üzere gerek bölgesel gerekse uluslararası düzeyde Fransa’nın politikalarına ve attığı adımlara açıklık getirdi:

-Sayın Bakan; Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne gerçekleştirdiğiniz bu ilk ziyarette bölge ve ortaklara yönelik mesajınız nedir?
Ben basit bir mesajla geldim: Dünyanın bu bölgesinde yer alan ülkeler, krizlerle olan mücadelede ve özellikle de uzun zamandır artarak süren istikrarsızlığın bölgenin gerçekliği halini aldığı bu ortamda Fransa’ya güvenebilir. Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere Körfez bölgesindeki ortaklarımızla ilişkileri güçlendirmek, bu gerçekliğe karşı koymanın bir yoludur. Ortak çıkarımız bundadır. Rusya, yaklaşık bir yıl önce Ukrayna’ya saldırmayı ve Avrupa Kıtası’na savaşı geri getirmeyi tercih etti. Onun bu savaşı on binlerce insanın ölümüne ve kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir yıkıma sebep oluyor. Odessa’ya geçen hafta gerçekleştirdiğim ziyarette bu yıkımı kendi gözlerimle gördüm. Bu durumla yüzleşmek ve istikrardan mahrum olan güvenlik, ekonomi, enerji ve gıda gibi tüm alanları istikrara yeniden kavuşturmak yolunda birlikte çalışmamızı gerek. BM sözleşmesinin bu konuda net ve ortak ilkelerine geri dönmeliyiz. Ne diyordu sözleşme; hiçbir ülkenin, komşu bir ülkeyi işgal etme hakkı yoktur. Bu ilke Avrupa, Ortadoğu ve tüm dünya için geçerlidir. Ortadoğu bölgesi de böylesi krizlerle boğuşuyor ve her şeyden önce İran’ın, bölgenin dört bir yanında istikrarı sarsan faaliyetleri ile öncüsü olduğu gerilimle yüzleşiyor. Bazı dikkat çekici noktalar durumu zorlaştıran riskleri artırıyor. İsrail ve Filistin topraklarındaki şiddet eylemlerinin artması, Lübnan’da süregelen siyasi boşluk, Yemen’de istikrarsızlık ve kıyıya herhangi bir ateşkes anlaşmasının vurmadığı fırtınalı hal, hükümetinin yok ettiği ve komşu ülkelerin arzularına yem haline gelen Suriye’de başarısızlık gibi... Bunu bir kez daha söylüyorum ki Fransa, Körfez bölgesindeki ortaklarına ve güvenliklerine destek sözüne vefa göstererek bölgesel krizleri çözmek ve bölgedeki istikrarsızlık yuvalarıyla mücadele etmek için Suudi Arabistan Krallığı ile dayanışmayı artırmaya hazır. Bizim, ne pahasına olursa olsun diyalogu pekiştirmek için tüm enerjimizi seferber etmemiz ve çatışma alanlarını sınırlandırmak amacıyla tüm fırsatları değerlendirmemiz gerekir. Fransa yalnızca bu amaç için uğraşıyor. Ölü Deniz yakınlarında geçtiğimiz aralık ayında düzenlenen İkinci Bağdat Konferansı’nın hedefi de buydu. Bölge ülkeleri arasındaki iş birliği büyük imkânlar barındırıyor. Bu potansiyel, eylemlerle somutlaştırılarak gerçekliğe dönüştürülmeli. Genel olarak herkese, özel olarak ise bölge halklarını çıkarlarına ulaştıracak şekilde bu sıkıntılı bölgede dayanışmayı teşvik etmeliyiz. Bu bölgede başta Suudi Arabistan Krallığı ve BAE gibi istikrar merkezleri mevcut...  Biz fiili olarak Suudi Arabistan’la köklü bir ortaklık başlattık ve bunu ekonomi, enerji ve kültür alanlarında, her bakımdan güçlendirmeyi arzuluyoruz. Fransa, Veliaht Prens’in ortaya koyduğu Vizyon 2030’u destekliyor. Tesislerimiz, üstlendiği ekonomik ve sosyal dönüşüm projelerinde ve enerji alanında öncülük ettiği aşamada Krallığa verdiği desteğini artırmak için çabalıyor. Kültürel iş birliğimize rengini veren özel ivmeyi de takdir ediyoruz. El-Ula bölgesi ve arkeolojik araştırma alanındaki seçkin ortaklığımız, bu istisnai iş birliğinin açık iki örneğidir.
İki ülke arasındaki son üst düzey ziyaretlerle de belirginleştiği üzere BAE ile de benzersiz bir ivmeyle öne çıkan uzun süreli bir ilişki yürütüyoruz. Müttefikimiz ve ortağımız ile olan iş birliğimizi, Fransa’nın bir yıl önce BAE’ye yönelik saldırılara anında ve etkili bir şekilde karşılık verdiği stratejik düzlemin yanı sıra ekonomi, kültür ve sağlık düzleminde de pekiştirmek istiyoruz. Ziyaretim boyunca BAE’ye 2023 sonunda BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 28’inci oturumuna yaptığı ev sahipliğinde içten başarı temennilerimizi vurgulayacak ve Fransa’nın, sonuçlarının ortak hedeflerimize uygun olması beklenen bu etkinliğin başarılı olmasına katkı sağlamaya hazır olduğunu hatırlatacağım. Bu noktada, kısa bir süre önce göreve başlayan yeni Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri ile buluşacağımı da belirtmek isterim. Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi, bölgenin birliği gerçekleştirme ve barışın kurulmasına katkı sağlama çabasıyla anlaşmazlıkların üstesinden gelme gücünü ispatlıyor. Bu, bölgenin karşı karşıya kaldığı sıkıntılı dönemde oldukça önemlidir.

-Gerilimi artırma siyasetinden vazgeçmeyen İran’ın tavrından dolayı hem sizin hem de bölgenin karşısına dikilen pek çok sorun mevcut. Fransa bu çifte gerilime nasıl bakıyor?
Öncelikle sizin de bildiğiniz Ortak Kapsamlı Eylem Planı konusunda bir çıkmazla karşı karşıyayız ve bu durumun tüm sorumluluğu İran’a aittir. İran, aylarca süren müzakerelerin ardından geçen yıl Avrupa Koordinatörü’nün 2015 Anlaşmasına uyumu yeniden sağlamak amacıyla sunduğu metni kabul etme fırsatını değerlendiremedi. Kaldı ki bu sunulabilecek en iyi teklifti. İran, buna paralel olarak yoğun bir endişeye sebep olan ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın çalışmasını engelleyen nükleer gerilimi de sürdürüyor. Biz ve ortaklarımız ise mevcut duruma diplomatik bir çözüm bulmak için inatla çabalıyoruz. İran’a çağrımız, tüm uluslararası taahhütleri ve yükümlülüklerini uygulamasıdır. İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme konusunda kararlıyız. Ancak endişe kaynağımız maalesef nükleer meselesiyle sınırlı değil. Zira İran çevresini tehdit ediyor ve istikrarsızlaştırmak için çaba sarf ediyor. Kendisine komşu ülkelerde doğrudan ve onun çıkarlarını gözeten aracılar yoluyla faaliyet gösteriyor. İstikrarı sarsan bu faaliyetler giderek artıyor. İran füzeleri ve insanız hava araçları (İHA) cephaneliğindeki devasa artışın yanı sıra doğal olarak nükleer dosyasını da içeren tüm dosyalara bakıldığında bu durum açıkça görülüyor. Söz konusu araçları, örneğin Irak’ta fiili olarak kullanması, Rusya ve bölgedeki devlet dışı etkin taraflara göndererek yayması da cabası. İran bu şekilde geniş bir istikrarsızlık yuvası oluşturmaya çalışıyor.
Tekrar ediyorum; buna karşı koymaya kararlıyız ve bununla mücadele yolunda, İran’ın 2231 sayılı BM kararını ihlal ederek gerçekleştirdiği İHA ve füze nakliyatına odaklanmak suretiyle uluslararası ve bölgesel ortaklarımızla güçlü bir şekilde irtibat halindeyiz. Bu bağlamda İran’ın bazı ortak ülkelere yönelik tavrının ekonomi düzleminde ve temel haklar alanındaki feci iç durumundan bağımsız olmadığını vurgulamak ve endişe uyandıran iki temel konuya dikkat çekmek istiyorum:
Bunlardan ilki, İran’ın Rusya’nın Avrupa’daki savaş çabalarına ortaklığıyla ilgili. Biz, İran İHA’larının Rusya’ya taşınması tehdidine karşı koymak için etkin bir şekilde enerji harcıyoruz. Bu güçler, Ukrayna halkını ve şehirlerin altyapısını hedef alan, savaş suçu sayılabilecek saldırıları desteklemek için seferber ediliyor. İran, Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü ve uluslararası hukukla BM Sözleşmesi’ni ihlal eden saldırısında onunla iş birliği yapıyor. AB, kararlı bir tepki göstererek bu hatta dahil olan kuruluşlara ve katılan kişilere çeşitli yaptırımlar uyguladı. 
Bir diğer endişe kaynağı da İran’ın özel olarak Avrupalıları hedef alarak benimsediği ve önemli bir konu olan rehin alma siyaseti. Hükümetlerimize baskı uygulamak amacıyla yürütülen bu keyfi gözaltı siyaseti kabul edilemez. Avrupalı ortaklarımızla, bu devlet rehinelerinin derhal serbest bırakılması için uygun tepkiler koymak üzere birlikte çalışma kararı aldık. Zira onları devlet rehineleri olarak görüyoruz. Bu bizim, bakanlara ve İran Devrim Muhafızları üyeleri de dahil olmak üzere baskıdan sorumlu kişilere çeşitli yaptırım paketleri uygulanması için gösterdiğimiz birliğimizi ve azmimizi ortaya koyuyor.

-Bazı kesimler mevcut durumda Lübnan krizinde bir çıkış görünmediği görüşünde. Cumhurbaşkanı’nın Lübnan’a yardım etmek amacıyla ‘girişimlerde’ bulunacağı sözünü verdiğini göz önüne alırsak bu ülkeye nasıl yardım etmeyi düşünüyorsunuz?
Fransızların büyük çoğunluğunun sevdiği bir ülke olan Lübnan maalesef 31 Ekim’den bu yana benzeri görülmemiş bir krize neden olan cumhurbaşkanlığı boşluğundan mustarip. Bu krizin birçok sebebi var. Ülkede mali sistem çöktü, ekonomisi büyük bir sıkıntı içerisinde, toplumdaki bağlar çözülmeye yüz tuttu ve siyasi durum çıkmaza girdi. Bizim ilk hedefimiz, halka yardımı sürdürmek. Çünkü acı çeken elbette liderler değil, bizzat Lübnan halkıdır. 4 Ağustos 2020’de meydana gelen liman patlamasından bu yana Cumhurbaşkanı’nın da teşvikiyle, oldukça zorluklarla da olsa imkânları seferber ettik ve 100 milyon euro tutarında istisnai bir yardım toplayarak bunu Temmuz 2021'de sağlık, gıda güvenliği ve eğitim alanlarında destek için düzenlenen yardım konferansı sonrasında kendilerine ilettik. Başta Suudi Arabistan Krallığı olmak üzere Körfez bölgesindeki ortaklarımızla, 2022’nin başında ortak bir insani yardım mekanizması oluşturulmasıyla somutlaşan taahhütlerde bulunduk. Bu mekanizma özellikle Lübnan halkına doğrudan fayda sağlayan 28 milyon euro tutarındaki dört projenin finanse edilmesini sağladı. Bunun 12,5 milyon euroluk kısmı Trablus Devlet Hastanesi’nin desteklenmesine tahsis edildi.
Lübnanlıların başı bu başarısız rejimle dertte. Suriyeli ve Filistinli mülteciler de onurlu bir şekilde yaşamalarına fırsat verecek bir desteği hak ediyor. Fransa, Lübnan’ın egemenliğini ve bağımsızlığını garanti eden kurumları destekleme ilkesine her zaman bağlı kaldı. Lübnanlı yetkililerin artık reformları zora sokma ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önünü açacak bir çözümün geliştirilmesini engelleme tavrından acil olarak vazgeçmesi gerekiyor. Kriz, zaten uzun bir zamanı boşa harcadı ve Lübnan imkânlarında kan kaybettiği bir durumla cebelleşiyor. Ekonomisi tükendi, ülke bölgesel ve küresel kargaşanın yansımalarına daha açık hale geldi. Basit bir şekilde çözüm, görüş birliği ile bir cumhurbaşkanı seçmek, ülkenin çıkarlarını gerçekleştirmek için çalışan bir hükümet belirlemek ve Uluslararası Para Fonu’nun müdahalesine izin veren reformları uygulamaktır. Fransa bu konuda herhangi bir çabadan kaçınmıyor. Lübnan’a geçen ekim ayında gerekleştirdiğim ziyarette de bunu ve dosyada bir ilerleme sağlamak amacıyla ABD, AB ve bölgedeki temel ortaklarımızla yakın temas halinde bulunduğumuzu dile getirdim.

-Size dost birçok ülke Esed rejimi ile ilişkilerin normalleştirilmesi adımı atmış olsa da Fransa buna şiddetle karşı çıkıyor. Durumun böyle devam etmesi mümkün mü? Suriye hükümetinden tam olarak talepleriniz neler?
Fransa barbarlığa ve vahşete itiraz ediyor. Engelin sebepleri de Paris, Brüksel ve hatta New York’ta değil, Şam’ın kendisinde. Rejim 2015 yılının sonunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) oybirliğiyle benimsediği 2254 sayılı kararda öne sürülen sürdürülebilir barış esaslarını müzakere etmeye karşı duruşunu inatla sürdürüyor. Fransa, 7 Nisan 2018’de Duma şehrinde düzenlediği kimyasal saldırıdan ötürü geçen hafta yine hüküm giyen bir rejimle ilişkilerini ‘normalleştirmek’ zorunda değil. Hele de bağımsız uzmanların yürüttüğü soruşturmaların tarafsız sonuçlarını yalanlayan ve reddeden bir rejimle. Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü’nün geçtiğimiz 27 Ocak’ta yayınladığı bir rapor, Esed rejiminin sivillere karşı klor gazı kullanmaktan çekinmediğini bir kez daha ispatlıyor. BM ve Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü mekanizmaları tarafsız bir şekilde, Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığını dokuzuncu kez ortaya koydu.  Dolayısıyla rejimin, uluslararası toplumla ve sistematik olarak yıkıma maruz bıraktığı ve bırakmaya devam ettiği halkıyla olan ilişkilerini normalleştirmesi gerekiyor. Suriye rejimi ve müttefiklerinin, bölgedeki istikrarsızlığa önemli bir kaynak teşkil eden uyuşturucu kaçakçılığına gittikçe daha fazla müdahil olduğunu da eklemek istiyorum. Bu yüzden ortak güvenliğimiz için önemli bir mesele olması sebebiyle soruna siyasi bir çözüm bulunmalı. 
Bu sebeple BMGK, Suriye rejiminden, BM’nin gözetiminde kapsayıcı ve güvenilir bir siyasi sürece girmesi gibi basit taleplerde bulunuyor. Bu da mesela Anayasa Komisyonu toplantısına muhalefet etmekten vazgeçmek, keyfi tutuklamalara, inanların ortadan kaybolmasına, fiziksel tehditlerle işkenceye bir son vermek, kayıpların aileleri ile iş birliği içinde akıbetlerini açıklamak ve komşu ülkelerdeki altı milyondan fazla Suriyeli mültecinin gönüllü, onurlu ve güvenli bir şekilde geri dönmesini sağlamak yönünde adımlar atmakla mümkün. Beşşar Esed’in aksine biz, 12 yıldır en ağır sıkıntılara maruz kalan Suriye halkını önemsiyoruz. Fransa, Suriye halkının acil ihtiyaçlarına karşılık vermek için desteğini sürdürüyor. AB ve üye ülkeler, 2011’den bu yana 27,4 milyar doları aşan desteğiyle uluslararası insani yardıma en çok katkı sağlayan yönetimler olmaya devam ediyor. 

-Fransa’nın Cezayir ve Fas ile olan ilişkileri her zaman ‘çetrefilli’ oldu. Cezayir ile ilişkiniz en iyi durumundayken bile Fransa ve Fas arasında bir gerilim olduğunu görüyoruz. Yakın zamanda Rabat’ı ziyaret ettiniz. Bu ziyaretin, Batı Sahra meselesiyle bir bağlantısı var mı? Fas’la olan ilişkilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Fas ve Cezayir, Fransa’nın iki temel ortağı ve dostudur. Cumhurbaşkanı, Fransa’yı her ikisine bağlayan sıkı ilişkileri pekiştirmek istiyor. Nitekim ortak birçok meselemiz var ve bu meseleler adeta ikili ilişkilerimizin atan kalbi konumundaki gençlerimize büyük önem vermemizi de kapsıyor. Fas’ı geçtiğimiz 15-16 Aralık tarihlerinde ziyaret ettim. Bu ziyaret oldukça olumlu geçti ve iki ülke arasındaki epey yakın ilişkinin doğası göz önüne alındığında bazı durumlarda kaçınılması mümkün olmayan zorluklardan uzak olarak, ülkelerimizi birbirine bağlayan istisnai ortaklığın değerini gözler önüne serme fırsatı verdi. Cezayir’le ilişkimizin seviyesini yükselten yeni, umut vadeden ve çok iddialı bir hareketlilik içine girdiğimizi daha önce gördünüz. Özetle; bizim için çok değerli olan, birçok şeyi ve ortak bir arzuyu paylaştığımız bu iki ülke ile geleceğe ve imkânlara kararlılıkla erişeceğimize inanıyorum.

-Televizyonda yaptığını yakın tarihli bir konuşmanızda Ukrayna ile Rusya arasında müzakere zamanının henüz gelmediğini, ‘Ukrayna’nın güç dengesini kendi lehine çevirmesi ve topraklarının bir kısmını geri alabilmesi’ gerektiğini söylediniz. Tutumunuzu daha net bir şekilde açıklar mısınız?
Fransa başından beri belirgin bir tavır aldı. Bizim hedefimiz Ukrayna’ya egemenliğini savunup toprak bütünlüğünü yeniden sağlamasına fırsat veren yolları açmak. Ukrayna’ya bu amacını gerçekleştirmesi için askeri yardım da dahil olmak üzere her alanda desteği sürdüreceğiz. Arap ülkelerinin tutumlarına gelince; bölge ülkelerinin çoğunun 12 Ekim’de kabul edilen ve Rusya’nın Ukrayna topraklarını ‘yasa dışı ilhakını’ kınayan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararına destek vermesi, uluslararası olarak tanınan sınırların silah gücüyle sorgulanmasına yönelik açık itirazı belirginleştiriyor. Ülkelerin ulusal egemenliğine saygı gösterme konusunda yineledikleri taahhüdün de altını çiziyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonucunda bölge ülkelerinin bazılarının uğradığı zararın boyutunun da tamamen farkındayım. Tabii bununla savaşın şiddetlendirdiği gıda güvensizliğini ve bazı ülkelerde toplumsal ve siyasi istikrarı olumsuz etkileyebilecek yansımaları kastediyorum. Bu bağlamda; 2022 yılında Ukrayna’ya sağlanan çok yönlü ve insani desteği takdir ediyor, ülkeleri yardımlarını sürdürmeye çağırıyorum. Olumsuz yansımaları önlemek ve bunların şiddetini hafifletmek için çabaladık. Bu doğrultuda Fransa’nın girişimiyle tarım pazarlarının şeffaflığını korumak, en çok zarar gören zayıf ülkelerle dayanışmayı güçlendirmek ve sürdürülebilir yerel üretime yatırım yapmak amacıyla Küresel Gıda Güvenliği İttifakı’nı ve onun gıda ve tarımda dayanıklılığı artırma göreviyle temsil edilen etkin mekanizmasını kurduk. Buna paralel olarak Arap ülkelerindeki kamuoyunun kısmen, Batı’nın genel imajı denen şeyin bağlılığının ve seferberliğinin konulara göre değişken olduğunu düşündüğünün farkındayım. Konuyu ele almak için bunun doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Zira Ukrayna’daki durum hüküm sürerse, dünyanın başka yerlerindeki diğer saldırgan güçler, hiçbir ceza görmeden komşu ülkelerinin güvenliğine el uzatabileceği sonucunu çıkaracaklar. Nitekim tahran yönetimi Suudi Arabistan ve BAE’deki bölgelere füzeler fırlatan gruplara bilfiil destek verdi. Bu hadiselerde BAE’ye ek askeri araçlar sağlayarak şüpheye yer vermeyen dayanışmamızı ifade ettik. Eylemlerimiz çifte standarda dayalı değildir. Biz yasalar tarafından yönlendiriliyoruz.



Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan’dan iş birliği ve ortaklığı güçlendirme hamlesi

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan’dan iş birliği ve ortaklığı güçlendirme hamlesi

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kahire, Washington ile Tahran arasında şubat sonu başlayan savaşı durdurmaya yönelik mutabakat zaptının şekillenmesinden birkaç gün sonra; Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanlarının katılacağı dörtlü bir toplantıya ev sahipliği yapıyor.

Mısır resmi haber ajansı MENA’nın Perşembe akşamı aktardığı bilgilere göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, Pazar günü Kahire’de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek. Toplantının ardından ortak bir basın toplantısı düzenlenecek.

Şarku'l Avsat’a konuşan eski bir Mısırlı diplomat, zirvenin "bölgesel iş birliğini pekiştirme, ortaklığı derinleştirme ve bölgesel konularda koordinasyonu sağlama" amacını taşıdığını belirtti. Diplomata göre görüşmelerde, bölgede sükuneti kalıcı hale getirme çabalarının sürdürülmesi ve Washington ile Tahran arasında önümüzdeki 60 gün boyunca yürütülecek müzakerelerde ortak bir zemin oluşturulması hedefleniyor.

İran savaşını durduran dörtlü mekanizma

"Dörtlü mekanizma", birkaç gün önce Washington ile Tahran arasında varılan anlaşmada kritik bir rol oynadı. Grubun çalışmaları resmi olarak ilk kez geçtiğimiz Mart ayında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki toplantıyla başlamış, ardından İran’daki savaşı durdurma çabaları kapsamında İslamabad ve Antalya’da iki toplantı daha gerçekleştirilmişti.

Bu kritik zirve, İsviçre hükümetinin Cuma günü yapılması planlanan ABD-İran müzakerelerini, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ziyaretinin iptal edilmesinin ardından süresiz olarak ertelediğini duyurmasından iki gün sonra gerçekleşiyor.

xvfbghy
Mısır Dışişleri Bakanı, Eylül 2025'te Kahire'de İranlı mevkidaşını ağırlarken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Perşembe günü yaptığı açıklamada, bazı çekinceleri olmasına rağmen Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptını onayladığını duyurdu. ABD güçleri de Çarşamba günü iki ülke başkanlarının mutabakatı imzalamasının ardından İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı.

Stratejik dönüşüm ve bölgesel güvenlik arayışı

Mısır Dışişleri Konseyi Üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi, Şarku'l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu dörtlü toplantının Orta Doğu’da derin stratejik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde bölgesel istişareler açısından oldukça önemli bir adım olduğunu vurguladı. Hicazi, özellikle ABD ile İran arasındaki askeri çatışmanın durdurulması, ateşkesin sağlanması, Gazze’deki savaşın sürmesi ve bunun bölgesel güvenlik üzerindeki yansımalarının masada olduğunu ifade etti.

Büyükelçi Hicazi, bölgenin etkin aktörlerinden oluşan bu "İstişari Dörtlü"nün, krizlerin çözümünde, bölge ülkeleri ve küresel güçlerle koordinasyon içinde gerilimi düşürmede etkili bir bölgesel ve uluslararası mekanizma olduğunu kanıtladığını belirtti.

Hicazi’ye göre zirvede; Washington-Tahran anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi, müzakerelerin tamamlanması, Gazze ve Lübnan dosyalarının ele alınarak bölgede sürdürülebilir bir barışın desteklenmesi planlanıyor.

Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi

Toplantının, Dörtlü arasındaki ortaklığı derinleştireceğini belirten Hicazi, gelecekte Ortadoğu’da Güvenlik ve İş Birliği başlığı altında bölgesel veya uluslararası bir konferans düzenlenmesinin önünün açılabileceğini ifade etti. Diğer bölgelerdeki başarılı örneklerden yola çıkılarak;

Bölgesel ilişkileri düzenleyecek bir ilkeler bildgesinin kaleme alınması,

Diyalog ve kurumsal uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının kurulması,

Ekonomik, güvenlik ve insani iş birliğinin geliştirilmesi hedefleniyor.

Yoğun diplomasi trafiği

Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan Cuma günü yapılan açıklamada, Bakan Bedir Abdülati’nin, ABD-İran mutabakatının ardından bölgesel gelişmeleri ele almak üzere Pakistanlı mevkidaşı Muhammed İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdiği bildirildi.

Resmi açıklamaya göre, Mısırlı ve Pakistanlı bakanlar, mutabakat zaptının uygulanmasını sağlamak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten, diplomatik çözümleri teşvik eden kalıcı bir nihai anlaşmaya varmak için önümüzdeki süreçte koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Bakan Abdülati, İranlı mevkidaşı Arakçi ile yaptığı görüşmede ise bu mutabakatın bölge güvenliği ve istikrarı için önemli bir dönüm noktası olmasını, tüm sorunların diyalog yoluyla çözülmesine katkı sağlamasını temenni ettiğini dile getirdi.

Kriz yönetiminden istikrarlı kalkınmaya

Büyükelçi Hicazi, bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri gelecekte yönetecek bölgesel sistemin şekli konusunda, ana bölgesel güçler arasında ciddi bir diyaloğun sürdürülmesinin şart olduğunu vurguladı. Hicazi, bölgenin sürekli tekrarlanan krizleri yönetme mantığından sıyrılarak; güvenlik, iş birliği ve kalkınmaya dayalı istikrarlı bir sisteme geçmesi gerektiğini belirtti.

Mevcut sürecin, Basra Körfezi’nin güvenliği konusunda İran ile karşılıklı anlayış birliğine varılmasını zorunlu kıldığını ifade eden Hicazi; bunun tüm taraflara güvence vereceğini, iyi komşuluk ilişkileri, ortak çıkarlar ve güç kullanmama ilkelerine dayalı normal ilişkilerin temelini atacağını sözlerine ekledi.


Suudi Arabistan'dan bölgesel istikrar için kalıcı barış vurgusu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan'dan bölgesel istikrar için kalıcı barış vurgusu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Pakistan'ın arabuluculuk girişimleriyle ABD ile İran arasında askerî operasyonların sona erdirilmesine yönelik bir anlaşmaya varılmasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti.

Prens Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, bölgenin güvenlik ve istikrarını güçlendirecek kalıcı bir anlaşmaya ulaşılması yönündeki temennisini dile getirdi.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise Suudi Veliaht Prensi'ne, ABD ile İran arasında mutabakat zaptına ulaşılmasını desteklemek amacıyla Krallığın gösterdiği çabalardan dolayı teşekkür etti.

Görüşmede ayrıca Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki ikili ilişkiler ve ortak iş birliğinin geliştirilmesi yolları ele alındı.

Öte yandan Şahbaz Şerif, sosyal medya platformu X'teki resmî hesabından yaptığı açıklamada, telefon görüşmesinin "samimi ve takdir dolu bir atmosferde" gerçekleştiğini belirterek, Prens Muhammed bin Selman'ı "İslamabad'ın tarihi barış anlaşmasının imzalanması" dolayısıyla tebrik ettiğini söyledi.

dfrg
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçen nisan ayında Cidde'de Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'i karşılarken (SPA)

Pakistan Başbakanı, Suudi Veliaht Prensi'nin liderliği ile Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'da güvenlik, istikrar ve barışı destekleme konusundaki kararlı tutumunun, bölgesel krizin aşılmasına yönelik çabalara önemli katkı sağladığını vurguladı.

Şahbaz Şerif açıklamasında, "Önümüzdeki dönemde diyalog ve diplomasinin temel yaklaşım olarak sürdürülmesi gerektiği konusunda mutabık kaldık. Aynı zamanda barış sürecini baltalamayı veya varılan uzlaşmayı engellemeyi amaçlayan girişimlere karşı en üst düzeyde teyakkuzun korunmasının önemini de değerlendirdik. Pakistan-Suudi Arabistan ilişkilerinin ulaştığı seçkin düzeyden duyduğum memnuniyeti dile getirdim. Prens Muhammed bin Selman'ın vizyonu ve liderliği doğrultusunda iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın daha da güçlendirilmesi için birlikte çalışmayı sürdürmeyi sabırsızlıkla bekliyorum" ifadelerini kullandı.


Suudi Arabistan, savunma sanayisinde nitelikli yatırım fırsatlarının önünü açtı

Suudi Arabistan'ın fuardaki pavilyonu, ülkenin savunma sanayisi alanında önde gelen yatırım merkezi konumunu pekiştirdi. (Şarku'l Avsat)
Suudi Arabistan'ın fuardaki pavilyonu, ülkenin savunma sanayisi alanında önde gelen yatırım merkezi konumunu pekiştirdi. (Şarku'l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, savunma sanayisinde nitelikli yatırım fırsatlarının önünü açtı

Suudi Arabistan'ın fuardaki pavilyonu, ülkenin savunma sanayisi alanında önde gelen yatırım merkezi konumunu pekiştirdi. (Şarku'l Avsat)
Suudi Arabistan'ın fuardaki pavilyonu, ülkenin savunma sanayisi alanında önde gelen yatırım merkezi konumunu pekiştirdi. (Şarku'l Avsat)

Suudi Arabistan, Paris'te düzenlenen Eurosatory 2026 Uluslararası Savunma ve Güvenlik Fuarı'nda sunduğu yatırım fırsatları ve yatırımcı dostu düzenleyici ortam sayesinde savunma sanayisinde nitelikli yatırım alanlarının önünü açmayı başardı. Bu kapsamda ülkenin savunma sanayisi daha cazip hale gelirken, yerelleştirme hedeflerini destekleyecek stratejik ortaklıklar kurmak isteyen dünyanın önde gelen şirketlerinin ilgisi de arttı.

15-19 Haziran tarihleri arasında Paris'te gerçekleştirilen fuarda yer alan Suudi Arabistan pavilyonu, ülkenin savunma sanayisinde öncü yatırım merkezi konumunu pekiştirdi. Organizasyonu gerçekleştiren Askeri Sanayiler Genel Otoritesi (GAMI) ile birlikte fuarda 10 kamu ve özel sektör kuruluşu yer aldı.

Katılım, savunma sanayisine yatırım yapmak isteyen dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılara Suudi Arabistan'ın kapılarının açık olduğu mesajını verirken, 2030 yılına kadar askeri harcamaların yüzde 50'den fazlasının yerelleştirilmesine yönelik yürütülen çalışmalar da tanıtıldı.

sdvdfev
Suudi Arabistan'ın fuara katılımı, savunma sanayisine yatırım yapmak isteyen dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılara ülkenin kapılarının açık olduğu mesajını verdi. (Şarku'l Avsat)

Fuar kapsamında GAMI Başkanı Mühendis Ahmed el-Ohali, Fransa Silahlanma Genel Müdürlüğü Genel Komiseri Patrick Baboulex ile dünyanın önde gelen savunma şirketlerinin temsilcileriyle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerde savunma sanayisinde ortak iş birliğinin geliştirilmesi ve bilgi birikiminin paylaşılması ele alındı. Taraflar, sürdürülebilir bir savunma sanayisi oluşturulması, askeri teçhizatın hazırlık seviyesinin yükseltilmesi, kendine yeterliliğin artırılması ve ulusal ekonomiye daha etkin katkı sağlanması konularını değerlendirdi.

Suudi Arabistan'ın fuara katılımı sırasında, savunma sanayisinin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve stratejik ortaklıkların desteklenmesi amacıyla çeşitli anlaşmalar ve mutabakat zabıtları imzalandı. Ayrıca "Savunma Sanayisinde Tedarik Zincirlerinin Geliştirilmesi" başlıklı bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayda, yerli ve yabancı yatırımcılar için cazip bir yatırım ortamı oluşturmanın sektörde çeşitlendirilmiş ve güçlü bir ekonomi inşa edilmesine sağlayacağı katkılar ele alındı.

Suudi Arabistan pavilyonunda kamu kurumları arasındaki koordinasyon çalışmaları, ülkenin sanayi ve hizmet alanındaki kabiliyetleri ile katılımcı Suudi şirketlerin geliştirdiği yenilikçi teknolojiler tanıtıldı. Ayrıca ülkedeki yatırım ortamının sunduğu avantajlar ve savunma sanayisinin kaydettiği hızlı gelişim vurgulandı.

rgthyu76j
Suudi Arabistan pavilyonu, yerelleştirme hedeflerini destekleyecek stratejik ortaklıklara yönelmeleri için dünyanın önde gelen şirketlerinin ilgisini çekmeyi başardı. (Şarku'l Avsat)

Savunma sanayisinin gayrisafi yurt içi hasılaya katkısı 2021 yılında 2,2 milyar riyalden (yaklaşık 587 milyon dolar) 2024 yılında 6,6 milyar riyale (yaklaşık 1 milyar 760 milyon dolar) yükseldi. Aynı dönemde askeri harcamalarda yerlilik oranı da yaklaşık yüzde 25'e ulaşırken, 2030 yılına kadar bu oranın yüzde 50'nin üzerine çıkarılması hedefleniyor.

Askeri Sanayiler Genel Otoritesi, Suudi Arabistan pavilyonunun fuardaki katılımının, ülkenin uluslararası alandaki güvenilir ortak konumunu güçlendirdiğini, küresel savunma şirketleriyle ilişkilerini genişlettiğini ve Suudi şirketlerine yeteneklerini sergileme, küresel pazarlarda büyüme ve yeni fırsatlar keşfetme imkânı sunduğunu belirtti.