Doğal afetler ve siyasi tartışmalar

Dünya felaketlerle karşı karşıya ve yaklaşan tehlikeleri gerçekleşmeden önce tahmin etmeli ve izlemeliyiz.

Deprem felaketi karşısında anlaşmazlıklar patlak verdi. Tüm dünya Suriye ve Türkiye'deki mağdurların yardımına koştu. (AFP)
Deprem felaketi karşısında anlaşmazlıklar patlak verdi. Tüm dünya Suriye ve Türkiye'deki mağdurların yardımına koştu. (AFP)
TT

Doğal afetler ve siyasi tartışmalar

Deprem felaketi karşısında anlaşmazlıklar patlak verdi. Tüm dünya Suriye ve Türkiye'deki mağdurların yardımına koştu. (AFP)
Deprem felaketi karşısında anlaşmazlıklar patlak verdi. Tüm dünya Suriye ve Türkiye'deki mağdurların yardımına koştu. (AFP)

Mustafa el-Feki
Ortadoğu ve Arap bölgesi zaman zaman yüzeye çıkan, ardından bulutların aniden dağıldığı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsemelerin ve selamlamaların sürdüğü anlaşmazlıkları yakından tanıyor. Bu, bölge ülkelerinin derinliklerindeki bağların, tüm anlaşmazlıklardan ve krizlerden daha güçlü olduğunu gösterir.
Bunu başta Türkiye'nin güneydoğusu ve Suriye'nin kuzeybatısını korkunç bir depremin vurduğu 6 Şubat'tan itibaren başlayan hüzünlü günleri izlerken söylüyorum. Binlerce ölü ve on binlerce yaralı ile kayıplar çok büyük oldu. Felaket karşısında anlaşmazlıklar ortadan kalkmış, Araplar ve Arap olmayanlar, zorluklar ve musibetler karşısında ihtilafların ve çekişmelerin ortadan kalkması gerektiğine inanarak Suriye ve Türkiye'deki kardeşlerin yardımına koştular. Hatta bazı devlet başkanları, tüm anlaşmazlıkları, zorlukları ve koşulları görmezden gelip olağanın dışına çıkarak, afetten etkilenen iki ülkenin liderleriyle telefon görüşmeleri yaptı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Suriye rejim lideri Beşşar Esed ile telefon görüşmeleri gerçekleştirerek taziyede bulunması bunun net örneğidir. Çünkü bu felaket ve doğanın korkunç gazabı karşısında tüm anlaşmazlıklar geri planda kaldı. Bu, bence bölge semalarında görünen Arap ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklarla ilgili birtakım gözlemleri ispatlıyor. Halbuki işin gerçeği tamamen aksini gösteriyor. Özellikle facianın çok soğuk ve sağanak yağışlı bir havada meydana gelmesi ve on binlerce kişinin evlerini terk ederek boş yerlere ve arazilere sığınması nedeniyle gizli ulusal duygular ve ortak dini sempati ön plana çıktı. Nitekim Halep eş-Şahba'daki manastırlardan biri, dinleri, milliyetleri veya ırkları ne olursa olsun buraya sığınan çok sayıda kişiyi kabul etti. Herkes aynı şekilde ölümle karşı karşıya. Dahası o manastırda yaşayanlar herkese yemek verip çocuklara özel ilgi gösteriyor. Yürek burkan sahneler yaşanıyor. Kurtarma görevlilerinden birinin iki yaşında bir kız çocuğunu kucakladığını ve halen hayatta olduğundan emin olmak için eliyle yüzünü ovuşturduğunu gördüm. Kız çocuğu ona hayatını kurtardığını anlamış gibi mutlulukla baktı. Bir başka sahnede ailesinin yaşadıkları evin enkazı altında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Kurtarma görevlisi, depremin kurbanı olan annesinden göbek bağını kesmeye çalıştı. Anne babasını ve kardeşlerini kaybeden bu kız bebeği kurtarıldı. Allah’tan başka kimsesi yok...
Bunlar, yaşamla ölüm arasındaki ince çizginin derinleştiği korkunç anlardır. Bu son deprem, uzmanların bölgedeki deprem kuşağı içinde olduğunu söyledikleri bir bölgede meydana geldi. Ancak bu, şok edici sürpriz unsurunun varlığını ortadan kaldırmaz. Şam topraklarındaki rejime bağlı olanlar ile muhalif unsurlar arasındaki çatışma sonucunda Şam’daki el-Fayha’dan Halep’teki eş-Şehba’ya Suriye ve bazı Türkiye bölgelerinin çok sayıda sakininin yerlerini terk etmek zorunda kaldığını da göz önünde bulundurmak gerek. Hepimiz, pek çok ülkenin tamamen insani nedenlerle siyasi hedeflerden veya acil çıkarlardan uzaklaşarak yardım sağlamaya koştuğuna tanık olduk. Şimdi bazı noktaları dikkat çekmek istiyorum:
Birincisi, hayat tamamen bir imtihandır. Mutlu anlar yaşanmasına rağmen bu mutluluk garanti değildir. Bireyler ve aileler, hayattaki en mutlu zamanlardan en mutsuz anlara geçebilir. Muaviye bin Ebu Süfyan, “Mutlulukla dolu hiçbir ev yoktur ki imtihanla da dolmasın” demiştir. Allah rahmet eylesin, babam; “Dünya seni alkışlamaya başladıysa, bundan korkmaya başla” derdi. Ancak Suriye'deki ve Türkiye'deki kardeşlerimizin içinde bulundukları durumun acı tarafı, aslında mutlu ve güvenli günlerde değillerdi. Deprem herkes onu dinlesin, silahlarını bıraksın, savaşı sonlandırsın ve savaşmaktan kaçınsın diye sanki ilahi bir mesaj gibi çatışma bölgelerini vurdu. Bu nedenle yaşamın doğru tanımının, yaşayanların ittifakı olduğuna inanıyorum. Örneğin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), İkinci Dünya Savaşı'nın galiplerinin ittifakıysa, o zaman hayat,onu terk edenlerin karşısında yaşayanların ittifakıdır.
İkincisi, Allah’ın sağlık ve zenginliği bir kişiye bahşedip sonra başkalarına yoksulluk, sefalet ve hastalık vermesi karşısında insan adaletin bunun neresinde olduğunu sorguluyor. Burada adalet, yaşayanların anlayamadığı izafi bir mefhumdur. Adalet, gayret sahibi dediğimiz kişilere mahsustur. Yani yeryüzünde tevazu ile yürüyenlere ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) ‘Selam!’ deyip geçenlere… Affetmeyi ve bağışlamayı bilir ve bağışlama ve hoşgörünün anlamını idrak ederler. Hepimizin memnuniyetle ve kabulle karşıladığı bu milli duygunun, Arap dünyamızın diğer bölgelerinde uygulananla aynı olmaması ve özen ve gözetimin kesinlikle diğer birçok şeyden daha önemli olması beni üzüyor.
Üçüncüsü, bu tür felaketler bize hayatın garanti olmadığını çünkü çağları yöneten genel yasanın sırrını yalnızca Allah'ın bildiğini öğretir. Bu nedenle ruhlar bedenlere hapsedilmiştir. En fazla 12 yaşında bir çocukken, ünlü bir Sufi kutbunun bizi ziyaret ettiğini ve o gün bazı yetişkinlerin beni ziyarete gelen konuğa karşılama konuşması yapmam için görevlendirdiğini hatırlıyorum. Ben de ona, "Biz inanıyoruz ki, belli bir dine iman, mü'mini derecelerle yükseltir ve onu ümitsizlikten, korkudan emin kılar" dedim. O kadar küçük yaşta nasıl böyle sözler sarf ettiğime hayret ediyorum. Bu nedenle 1992'de Mısır'ı vuran ve çok sayıda can alan deprem meydana geldiğinde imanın inananları acı ve umutsuzluktan koruyabileceğini hissettim. Bu nedenle bazı yardım kuruluşlarının insani nedenlerle değil de siyasi mantıkla öncelik vermeyi seçmesi beni çok üzdü. Varlığın felsefesini ve hayatın doğasını anlayanlar çok iyi bilirler ki hayatta kalmak ve ölmek ilahi hikmetin birer parçasıdır, ki biz bunu idrak edemiyoruz.
“Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruh rabbimin emrindendir ve size pek az bilgi verilmiştir.” (İsra/85)
Dördüncüsü, Arap-Arap anlaşmazlıkları genellikle yüzeyseldir ve sağlam nedenlere dayanmamaktadır. Bu nedenle, özellikle zor anlarda Arapları birleştiren kapsamlı duygu akımına dayanamaz. Bizler damarlarımızda dolaşan kanın ortak kan olduğunun bilincindeyiz. Tüm insanlık, yaşam denizinde kader birliğine sahip olan herkesi bir araya getiren bir gemide yol alıyor. Kendilerinden uzakta meydana gelen deprem haberini alan insanların paniğe kapıldığını gördüm. Ancak bunun, kardeşlerin, babaların ve annelerin zor anlarda ölümle tokalaşması ve her yerde yaşayanlardan yardım beklemesi anlamına geldiğinin farkındaydılar.
Beşincisi, afetler insanlar arasında siyasi yönelimleri veya entelektüel bağları nedeniyle ayrım yapmaz. Dolayısıyla mesele, bir grup olmadan diğer bir gruba gitmeyen ve bir kişiyi diğerinden ayırmayan genel bir sorun haline gelir. Ölüm karşısında herkes eşittir. Ölümden ibret almayanın ibret alacağı başka bir şey yoktur.
Mevcut ve kalıcı yardım mekanizmaları olması gerektiğini söylemek istiyorum. Her ülkedeki Araplar ve Türkler, Arap olmayanlar ve Yahudiler de dahil olmak üzere bir bütün olarak bölge halkı, hayatımızın birliğinin ortak olduğunu ve aynı şekilde felaketlerle karşı karşıya olduğumuzun farkına varmalı. Doğal felaketler, eskisinden daha yüksek oranlarda mümkün hale geldiğinden, bir sonrakini gerçekleşmeden önce tahmin etmemiz ve tehlikeyi bize gelmeden önce izlememiz gerekiyor. İklim değişikliğine depremler, sağanak yağışlar ve seller gibi diğer fenomenlerdeki bir değişiklik eşlik ediyor. Bu nedenle anlaşmazlıkları bir kenara bırakalım ve insanın güvenliği, hayatta kalması ve sağlığı hakkında düşünelim. Sürprizlere karşı siyasi olarak hazır olmadığımız için kendimizi suçluyorsak iklim değişikliğine karşı hazırlıklı olunmasını talep ediyoruz. Araçları, fikirleri ve emelleriyle çağın ruhunu yaşayan bir ulusu dört gözle beklediğimizden, muzdarip olduğumuz tek şey insanların öfkesi değil, aynı zamanda doğanın da öfkesidir.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan çevrildi



Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.


Türki Al eş-Şeyh: Riyad Sezonu 2026’da Etnospor’a ev sahipliği yapacak, 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacak

Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
TT

Türki Al eş-Şeyh: Riyad Sezonu 2026’da Etnospor’a ev sahipliği yapacak, 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacak

Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)

Genel Eğlence Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Danışman Türki Al eş-Şeyh, Riyad Sezonu’nun geleneksel sporların yer aldığı Etnospor Festivali’nin 2026 edisyonuna ev sahipliği yapacağını açıkladı. Kasım ayında başkent Riyad’da düzenlenmesi planlanan festivalin ardından Riyad Sezonu, 2027 yılında İstanbul’da düzenlenecek festival edisyonuna da sponsor olacak. İstanbul’daki organizasyonun Mayıs 2027’de gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Açıklama, Al eş-Şeyh ile Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan’ın katılımıyla perşembe günü İstanbul’da düzenlenen imza töreninde yapıldı. Törende Riyad’ın 2026 edisyonuna ev sahipliği yapmasına ve Riyad Sezonu’nun İstanbul’da düzenlenecek bir sonraki edisyona sponsor olmasına ilişkin anlaşmalar imzalandı.

Al eş-Şeyh, Etnospor Festivali’nin gelecek kasım ayında Riyad’da düzenlenecek edisyonunun izleyiciler için “büyük bir sürpriz” barındıracağını açıkladı. Al eş-Şeyh ayrıca gelecek yıl Bilal Erdoğan ve Dünya Etnospor Konfederasyonu ile işbirliğinin sürdürüleceğini ve Riyad Sezonu’nun 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacağını belirtti.

Genel Eğlence Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı, anlaşmanın önümüzdeki dönemde daha fazla işbirliğinin önünü açacağını ifade etti. Al eş-Şeyh, kısa sürede elde edilen sonuçlardan duyduğu memnuniyeti dile getirirken ortaklığın başarıya ulaşmasına katkı sağlayan çalışmaları övdü.

Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenlenen festival, dünyanın çeşitli ülkelerinden katılımcıları geleneksel spor dallarına ilişkin farklı müsabaka ve deneyimlerde buluşturuyor. Uluslararası organizasyon, farklı yaş gruplarından geniş bir izleyici kitlesini kendine çekiyor.

Etnospor kapsamında çeşitli halkların kültürlerinde tarihsel köklere sahip geleneksel spor ve uygulamalar yer alıyor. Geleneksel okçuluk, binicilik sporları, güreş ve atlı sporların yanı sıra zamanla uluslararası etkinlik ve şampiyonalara dönüşen farklı müsabakalar da festival programında bulunuyor.

Bu spor dalları, son yıllarda uluslararası katılımla çeşitli Etnospor etkinliklerine ev sahipliği yapan Türkiye’de geniş bir ilgi görüyor. Riyad’da düzenlenecek 2026 edisyonu, Riyad Sezonu’nun ev sahipliği yaptığı uluslararası etkinlikler listesine yeni bir organizasyon eklerken Riyad Sezonu’nun 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olması da etkinliğin Suudi Arabistan dışındaki varlığını genişletmesini sağlayacak.


Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum: Erdoğan son kez aday olacak seçim 16 Nisan 2028'de olabilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan 2028'de yapılacak seçimlerde yeni bir dönem için aday olacak (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan 2028'de yapılacak seçimlerde yeni bir dönem için aday olacak (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum: Erdoğan son kez aday olacak seçim 16 Nisan 2028'de olabilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan 2028'de yapılacak seçimlerde yeni bir dönem için aday olacak (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Nisan 2028'de yapılacak seçimlerde yeni bir dönem için aday olacak (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 16 Nisan 2028’de yapılabileceğini söyledi

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili ve Cumhurbaşkanı'nın başdanışmanı Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden aday olacağını ve cumhurbaşkanlığı ile milletvekili seçimlerinin normal takvimi olan 7 Mayıs 2028 olan tarihinin aynı yılın 16 Nisan'ına çekilebileceğini ifade etti.

Türkiye Basın Federasyonu'nca düzenlenen Anadolu Sohbetleri programında gündeme dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı'nın başdanışmanı Mehmet Uçum,  “Mecliste 600 milletvekilinin 360'ının, yani milletvekillerinin beşte üç çoğunluğunun seçimlerin yenilenmesi yönünde karar vermesi halinde seçimler 16 Nisan 2028'de yapılabilir” dedi.

 Yeni dönem için adaylık

Uçum, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2018'de uygulanmaya başlanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kapsamında son kez cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacağını söyledi.

Uçum'un açıklaması, “erken seçim” yapılmasından ziyade “seçimlerin yenilenmesine” işaret ediyor. Buna göre Erdoğan, cumhurbaşkanı ve Meclisin beş yıllık görev süresi dolmadan önce, 360 milletvekilinin imzasıyla seçimlerin yenilenmesini talep edebiliyor.

dfgthy
Erdoğan’ın başdanışmanı ve Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum (X hesabı)

Seçimlerin yenilenmesi, Erdoğan'ın anayasal olarak iki dönemle sınırlı olan cumhurbaşkanlığı adaylığı hakkını tüketmesi nedeniyle yeniden aday olabilmesinin iki yolundan biri olarak değerlendiriliyor. Diğer yol ise anayasa değişikliği yapılması veya yeni bir anayasa hazırlanması ve bunun Mecliste üçte iki çoğunlukla, yani 600 milletvekilinden 400'ünün oyuyla kabul edilmesi ya da halkoyuna sunulması.

Ancak Cumhur İttifakı'nı oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) bu çoğunluğa sahip olmaması ve iktidar partisinin kamuoyu yoklamalarında gerileyen desteği dikkate alındığında, yeni anayasa değişikliklerinin halk tarafından kabul edilmemesine ilişkin ihtimallerin de bulunduğu belirtiliyor.

Uçum, daha önce 25 Haziran'da X hesabından yayımladığı açıklamada da seçim tarihini 16 Nisan 2028 olarak işaret etmiş ve “erken seçim” ifadesinin kullanılmasına karşı çıkarak “seçimlerin yenilenmesi” senaryosundan söz etmişti.

frgthy
Erdoğan, 14 Eylül'de Türkiye'nin kuzeyindeki Samsun'da gençlerle bir araya geldi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu tarih, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş için yapılan anayasa referandumunun gerçekleştirildiği tarih olması nedeniyle sembolik önem taşıyor. Söz konusu sistem, 2018'de yapılan erken seçimlerin ardından uygulanmaya başlanmış ve Erdoğan seçimi kazanmıştı.

Gerçekte Erdoğan üç cumhurbaşkanlığı dönemi geçirdi. Bunlardan ilki 2014'te, parlamenter sistem döneminde başladı. O dönemde cumhurbaşkanlarının tek bir yedi yıllık dönem için seçilmesi ve siyasi partileriyle ilişkilerini kesmeleri öngörülüyordu.

Erdoğan, anayasa değişikliği ve 2018'de seçimlerin yapılması nedeniyle bu dönemi tamamlamadı. Böylece 2018 ve 2023'te olmak üzere iki dönem için aday olma hakkı elde etti. Eğer 360 milletvekilinin onayıyla seçimlerin yenilenmesine karar verilirse bu, Erdoğan'ın Mayıs 2028'e kadar sürmesi öngörülen mevcut ikinci dönemini tamamlamamış olması anlamına gelecek ve yeni bir dönem için adaylığının önünü açacak.

En uygun senaryo

Gözlemciler, seçimlerin normal tarihinden üç hafta önce yapılmasını öngören “seçimlerin yenilenmesi” senaryosunun, Erdoğan'ın mevcut görev süresinin uzun bir bölümünün kaybedilmesini önlemek amacıyla seçildiğini belirtiyor.

Bu değerlendirmelere göre Erdoğan, kabul edilmeme endişesi veya yeniden aday olmasına imkân verecek kadar zaman kalmaması nedeniyle yeni anayasanın gündeme getirilmesini ertelemeyi tercih etti.

Cumhur İttifakı'nın 360 milletvekiline sahip olmamasına rağmen muhalefet ve bazı gözlemciler, PKK'nın feshedilmesi ve silah bırakmasını öngören “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin çerçeve yasanın kabul edilmesi sırasında ortaya çıkan siyasi ivmeye güvenildiğini belirtiyor.

gthyjukı
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanı'nın talebi üzerine 360 milletvekilinin onay vermesi şartıyla seçimleri yenileyebilir (TBMM'nin X hesabı)

Bu kapsamda, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nden (DEM Parti) ya da muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP), yaşanan bölünmenin ardından destek verecek milletvekillerinin çıkabileceği ifade ediliyor. CHP'de eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararıyla geçici olarak yeniden genel başkanlık görevine dönmesi ve partide 44 milletvekilinin Özgür Özel'in CHP'den geçici olarak uzaklaştırılmasının ardından kurduğu “yeni partiye” geçmemiş olması da bu senaryonun unsurları arasında gösteriliyor.

Yoğun mesaj trafiği

Son günlerde seçimlerin öne çekilmesi ve Erdoğan'ın yeniden adaylığına işaret eden mesajlar artarken, bunun “erken seçim” olarak nitelendirilmemesine özellikle dikkat çekiliyor.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Cumhurbaşkanımızın siyasi tarzını bilenler için, bir sonraki seçime hazırlandığımızı söylediğinde bunun erken seçimle hiçbir ilgisi olmadığı açıktır” dedi.

6yjı7
Erdoğan, 14 Ağustos'ta AK Parti'nin kuruluşunun 25. yıl dönümü kutlamalarında konuşurken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, 14 Ağustos'ta AK Parti'nin kuruluşunun 25. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada bir sonraki seçimlerde aday olmaya hazır olduğunu ortaya koydu. Erdoğan, partisinin 2071 yılına kadar uzanan gelecek planları hazırladığını söyledi.

72 yaşındaki Erdoğan, siyasi hayatında 50 yılı geride bıraktığını belirterek, “Hayatta olduğum sürece Türkiye'ye hizmet etmeyi sürdüreceğim” dedi. Erdoğan şöyle konuştu:

“Ben Tayyip Erdoğan'ım. Siyasette 50 yılı tamamladım. Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye'ye hizmet etmek için mücadele edeceğim. Aziz milletimin duası ve desteğiyle bu ülke için sevgiyle çalışmayı sürdüreceğim. Bu bedende ruh olduğu müddetçe bu sevda sönmeyecek.”

dfgthy
Bahçeli, Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanlığına aday olması konusunda ısrarcı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan'ın en yakın müttefiki olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de çarşamba günü yaptığı açıklamada yeniden adaylık konusuna ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Cumhurbaşkanı üç adımın ikisini tamamladı. 2018 ve 2023 seçimlerini kazanmasının ardından önünde sadece üçüncü ve son aşamayı tamamlamak kaldı. İnşallah üçüncü zaferi de tamamlanacaktır.”