ABD İHA'sının Karadeniz'de düşürülmesi, Rusya ile arasındaki gerilime nasıl yansıyacak?

Diplomatik anlaşmazlığa, yanlış hesaplamalara ve gerilimin tırmanmasına karşı uyarılar yapılırken itidalli bir hava hakim

Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters
Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters
TT

ABD İHA'sının Karadeniz'de düşürülmesi, Rusya ile arasındaki gerilime nasıl yansıyacak?

Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters
Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters

Tarık eş-Şami
Moskova ile Washington, bundan bir yılı aşkın bir süre önce Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açmasından bu yana ilk kez doğrudan karşı karşıya geldi.
Rus jetleri, ABD Hava Kuvvetlerine bağlı MQ-9 istihbarat, gözlem ve keşif insansız hava aracını (İHA) düşürdü.
ABD, İHA'sının düşürülmesine verdiği tepkide, diplomatik anlaşmazlığa ve gerilimin tırmanmasına yol açacak yanlış hesaplara karşı uyarıda bulunmakla yetinerek sakin kalmayı tercih etti.
Öyleyse Rus jetleri neden İHA'nın uçuş rotasına yakıt boşalttı?
Rus jetiyle İHA kasıtlı olarak mı yoksa kazara mı çarpıştı?  
ABD'liler, Ukrayna'daki şiddetli savaşın ortasında yaşanan bu gelişmeyi nasıl gördü?
Dün Rusya ait bir Su-27 tipi jet, ABD'ye ait bir İHA ile Kırım yakınlarında, Karadeniz üzerinde çarpıştı. Çarpıma sonucunda İHA düştü.  
Her ne kadar Washington, Moskova ile aralarındaki gerilimi alevlendirebilecek ve Ukrayna'daki savaşın sınırlarını genişletebilecek olaylardan ve Kiev'i istihbarat bilgileri ve 30 milyar dolardan fazla askeri yardım ve teçhizatla desteklemesi nedeniyle Rusya ile çatışmadan kaçınsa da bu olay, ABD ve Rusya'nın bir askeri çatışma bölgesinin kıyılarında çalışmaya yakınlığının yansıttığı zorlukların ve tehlikelerin büyüklüğünü ortaya koydu. 

Birbiriyle çelişen iki hikaye
Ancak ABD'nin ve Rusya'nın yaşananlarla ilgili anlatıları arasındaki fark, gerçekte ne olduğunun bilinmesini zorlaştırırken iki taraf arasındaki mücadeleyi ve meydan okumayı da ortadan kaldırmadı.
ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) yapılan açıklamaya göre Romanya'dan havalanan MQ-9 Reaper gözlem ve keşif İHA'sı ile Rusya'ya ait iki Su-27 savaş uçağı, uluslararası hava sahasında 30 dakika boyunca birbirlerine yakın bir şekilde uçtuktan sonra Rus jetlerinden biri İHA'ya yaklaşarak rotasına yakıt boşaltıp geri çekildi.
Ardından ikinci jet de aynı şeyi yapmaya çalıştı fakat ABD İHA'sıyla çarpıştı. Bunun üzerine ABD Kuvvetleri, MQ-9'u Karadeniz'de uluslararası sulara düşürmek zorunda kaldı.
Rusya Savunma Bakanlığı ise Rus jetlerine yönelik suçlamalar reddedilerek olaya alternatif bir açıklama getirdi.
Açıklamada, İHA'nın Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonları ile ilgili olarak hava sahasında uçan uçaklara verdiği talimatın aksine kimlik sinyalizasyon cihazı kapalıyken Kırım yakınlarında uçtuğu ve Rusya sınırına doğru ilerlediği belirtildi.
Açıklamaya göre Rusya Hava Kuvvetleri, İHA'nın kimliğini teşhis etmek için savaş uçaklarını atağa geçirdikten sonra ABD İHA'sı sert bir manevra yaptı. Bu da İHA'nın denize düşmesine neden oldu.

Olay tesadüf değil
Pentagon yetkilileri, Rus savaş pilotlarının İHA'nın pervanesine kasıtlı olarak vurmadıklarını çünkü böyle bir hareketin hem İHA'nın hem de Rus jeti Su-27'nin kolayca düşmesine yol açabilecek riskli bir hamle olacağını belirttiler.
Ancak İHA'dan çok daha hızlı olan Rus savaş jetlerinin pervaneli MQ-9'un etrafında defalarca dönmesi nedeniyle ABD İHA'sına yapılan saldırının tesadüf olmadığını açıkça vurguladılar.
Rus jetlerinin, İHA'nın kameralarının görüşünü kapatmak ve sensörlerine zarar vermek amacıyla rotasına yakıt boşaltmaları, açıkça İHA'ya zarar verme niyetinde olduklarının bir işareti olarak görüldü.
Bu da ABD'nin bölgedeki askeri operasyonlarından sorumlu olan ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı'ndan (EUCOM) yapılan açıklamada belirttiği gibi Rus jetlerinin "profesyonel olmayan bir şekilde önleme yaptıklarını" gösteriyor.
EUCOM'un açıklamasında, Su-27 uçaklarından birinin çarpışmadan önce "düşüncesizce, çevreye zarar vererek, profesyonellik dışı bir şekilde uçtuğu" belirtildi.
Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, İHA'nın olayı videoya kaydettiğini ve Rusya'nın Pentagon tarafından "provokatif" olarak nitelendirilen eylemlerinin kanıtı olarak gizliliğin kaldırılıp kamuoyuna sunulmasının planlandığını açıkladı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby ise Rusya'nın son müdahalesinin, ABD İHA'larından birinin düşmesine neden olması bakımından emsalsiz olduğunu vurgulayarak olayla ilgili endişelerini dile getirdi.

Diplomatik tartışma
Fakat Amerikan gazetesi Politico'ya göre çarpışma, Ukrayna'daki savaş nedeniyle ABD ile Rusya arasında halihazırda var olan gerilimi daha da tırmandırdı.
ABD'li yetkililere göre ABD Dışişleri Bakanlığı, Rusya'nın Washington Büyükelçisi Anatoly Antonov'u Rusya'nın Karadeniz'de ABD İHA'sının düşürülmesiyle sonuçlanan güvensiz ve profesyonel olmayan operasyonlarını görüşmek üzere bakanlığa çağırdı.
ABD'nin Moskova Büyükelçisi Lynn Tracy ise Rusya Dışişleri Bakanlığı'na giderek endişelerini dile getirdi.
Beyaz Saray, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın Başkan Joe Biden'a bu konuda bilgi verdiğini duyurdu.
Ancak Rusya'nın resmi haber ajanslarına göre Büyükelçi Antonov, Rusya'nın olayı bir provokasyon olarak gördüğünü açıkça belirtirken ABD'li yetkililerin olayla ilgili endişelerini dinledi.
Aynı ajanslar, birtakım anlaşmazlıklar nedeniyle iki tarafın da birbirine nota verdiklerini aktarırken Rus büyükelçinin, Moskova'nın Washington ile bir çatışma peşinde olmadığını vurguladığını ve ABD'li diplomatların kendisiyle görüşmesini yapıcı olarak nitelendirdiğini bildirdiler.
Büyükelçi Antonov, CNN'e yaptığı açıklamada ise Rusya ile ABD arasında istenmeyen sürtüşmelerin ya da kazaların yaşanabileceği bir durumun ortaya çıktığını vurguladı.

Kazanın nedenleri
Ancak askeri yetkililer, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Rusya'nın tekrar eden hava tacizleri çerçevesinde daha ihtiyatlı olma eğilimindeyken, ABD'li bazı Temsilciler Meclisi üyeleri ve diplomatlar olayın nedenlerine dair açıklamalar yapmakta gecikmediler.
ABD'nin Mississippi Senatörü ve Silahlı Kuvvetler Komitesi Üyesi Cumhuriyetçi Roger Wicker, yaptığı açıklamada, "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu olayların ABD'yi Ukrayna'ya verdiği destekten uzaklaştırmasından başka bir şey istemiyor" ifadelerini kullandı.
Senatör Wicker, Putin'i sözlerle ya da gerilimi azaltmayla yatıştırmamaya çalışmak yerine Rusya'ya güçle karşılık verilmesini istedi.
ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer ise olayı, istenmeyen bir gerilime neden olmadan önce bu tür davranışların sona erdirilmesini isteyen Putin'in başka bir 'düşüncesizliği' olarak nitelendirdi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby'nin, ABD'nin uluslararası hava sahasında ve Karadeniz dahil olmak üzere uluslararası sularda uçmaktan çekinmeyeceğinin altını çizmesine rağmen, Diplomatlar, olayın Karadeniz'in önemini ve orta ve uzun vadede Karadeniz'e yönelik bir yaklaşıma gerek duyulduğunu bir kez daha gösterdiğine dikkati çektiler.

Olayın askeri yorumu
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, ABD'nin Rusya'nın ABD İHA'sını düşürmesinin ardındaki amacı bilecek durumda olmadığını söylerken ABD'li yetkililer, İHA'nın kasıtlı olarak düşürüldüğüne dair net bir işaret görmediler.
ABD Hava Kuvvetlerinden bir yetkili, War Zone adlı siteye yaptığı açıklamada, "ABD İHA'sına kasıtlı olarak müdahale ettiğini, fakat çarpışmanın nedeninin yalnızca beceriksizlik olduğunu" söyledi.
ABD'li bazı yetkililere göre ise ABD ya da NATO, olayın gözetleme ve keşif İHA'larını taciz etmeye yönelik bir eğilimin başlangıcı olduğuna dair herhangi bir işaret görmediler.
Askeri alanda uzman olan War Zone sitesine konuşan, MQ-9 Reaper'ın faaliyetlerini ve performansını yakından takip eden bazı kaynaklar, güçteki değişikliklerin İHA'nın bir anda yavaşlamasına yol açabileceğini söylediler.
Su-27 ile MQ-9 Reaper'in birbirinden farklı araçlar olduğu göz önüne alınırsa MQ-9 Reaper'ı taciz etmeye çalışan iki Rus Su-27 jetinin birinin güç değişikliğinden birkaç dakika sonra MQ-9 Reaper'a çarpabileceğinin altını çizdiler.
İHA'yı uzaktan kontrol eden MQ-9 Reaper pilotlarının, İHA'nın etrafındaki duruma ilişkin farkındalıklarının son derece sınırlı olduğunu belirten kaynaklar, bunun da İHA'ya çok yakın uçan bir Rus uçağına yakalanma riskini artırdığını vurguladılar.
War Zone internet sitesi, Rusya geçmişte ABD'ye ait keşif uçaklarını ve gemilerini kasıtlı olarak taciz ederken, Rus pilotların tek taraflı kararlarla tehlikeli manevralar gerçekleştirdiği ve diplomatların devreye girmesini gerektiren başka olayların da olduğunu aktardı. 

Daha önce yaşanan tehlikeli kazalar
ABD'li üst düzey yetkililer, aylardır Karadeniz'de iletişim hatasından kaynaklı bu tür kazaların yahut daha büyük bir sorunların yaşanmasından endişe duyuyorlardı.
Rusya, geçen ekim ayında, Karadeniz üzerinde uçan İngiltere'ye ait bir gözlem ve keşif İHA'sının yakınlarından geçen bir füze ateşledi.
Rus jetleri, Karadeniz'in yanı sıra Baltık Denizi'nden Alaska kıyılarına kadar Batı ülkelerine ve Rusya'ya ait uçakların yan yana uçtuğu diğer bölgelerde ABD'ye ve diğer ülkelere ait uçakları sık sık engelliyor. 
Ancak ABD'li yetkililer, bu engellemelerin çoğunun profesyonelce yapılmasına rağmen, Rus jetlerinin son on yılda birkaç kez düşmanlarını sindirmeyi amaçlayan eylemlerinde ABD'ye ve müttefiklerine ait uçaklara tehlike oluşturacak kadar yakın uçtuklarını düşünüyor.
Rus jetleri, 2020 yılında Karadeniz üzerinde uçan bir B-52 bombardıman uçağının önünden, burnunun 100 fit (30 metre) yakınından geçerek türbülansa neden oldu.
Rus jetleri ayrıca Karadeniz'deki tatbikatlar sırasında ABD Donanmasına ait savaş gemilerinin üzerinden uçtu.
Rus savaş uçakları, büyük bir tatbikat gerçekleştiren USS Donald Cook (DDG 75) destroyerinin üzerinden geçtiler.
Hem havada hem de denizde askeri müdahalelerin büyük bir kısmı rutin olarak yapılıyor. Pasifik'te, özellikle Kuzey'de Rus savaş uçaklarıyla birkaç tatbikat yapılmıştır.
Pentagon'a göre geçtiğimiz ay ABD savaş uçakları, Alaska açıklarında uluslararası hava sahasında Rusya'ya ait iki Tu-95 bombardıman uçağını önlerken hava 12 dakika yan yana uçtular.
Ayrıca Rus jetleri, Pasifik Okyanusu'nda ABD Donanması'na ait gemilerin üzerinde uçarak benzer hamlelerde bulundu.
Fakat bazı istisnalar dışında örneğin Rusya ordusunun Devlet Başkanı Beşşar Esed'i desteklediği Suriye'nin doğusunda ABD'ye ait bir savaş uçağıyla yaşanan sürtüşme dahil olmak üzere çoğu durumda önlemeler güvenli ve profesyonel olarak yapılıyor.

Beklenmedik asabi bir hamle
Rus pilotların MQ-9 Reaper'a çok mu yaklaştığı yoksa İHA olduğunu bildikleri ve böylece ABD'li pilotlar ya da mürettebatı için bir tehlike oluşmadığı için mi rotasına yakıt döktüğü henüz tam olarak bilinmiyor.
Zira pilotu ve mürettebatı olan bir uçağın kasıtlı olarak düşürülmesi, savaş eylemi olarak kabul ediliyor.
Böyle bir eylem, pilotun ve mürettebatın ölümüne ya da yaralanmasına neden olabilir.
Ancak Karadeniz hem uçaklar hem de gemiler için sınırlı bir ortam olduğundan barış ve savaş zamanlarında risk oluşturabiliyor.
Bu son olay, Ukrayna'daki savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma ihtimaline ilişkin endişeler devam ederken yaşandı.
Özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin başta olmak üzere Rus yetkililerin, Ukrayna'ya askeri yardım ve diğer alanlarda verilen destekler konusunda ABD'ye, diğer NATO üyelerine ve Ukrayna'yı destekleyen başka ülkelere karşı zaman zaman üstü kapalı olarak misilleme tehditlerinde bulunduğundan, bazı yanlış maceralara kapılmanın ve yanlış hesaplar yapmanın ciddi felaketlere neden olabileceği biliniyor.

MQ-9 istihbarat, gözlem ve keşif İHA'sı hakkında
MQ-9 Reaper, ABD Hava Kuvvetleri envanterinde önemli bir yere sahip. İstihbarat toplama, gözetleme, keşif ve saldırı için kullanılan MQ-9'un silahlı ve silahsız modelleri bulunuyor.  
Üreticisi General Atomics Aeronautical Systems'e göre saatte 275 mil hıza ulaşabilen MQ-9, 36 fit (11 metre) uzunluğunda, 12 fit (4 metre) yüksekliğinde, 4 bin 900 pound (2 bin 200 kilogram) ağırlığındadır. 50 bin fitlik (15 kilometre) irtifada uçabilen MQ-9, yaklaşık bin 400 deniz mili (2 bin 500 kilometre) menzile sahip. Bazı modelleri 34 saate kadar havada kalabiliyor. 
MQ-9, karadaki bir pilot ekibi ve sensör operatörleri tarafından uzaktan kontrol ediliyor. Pilot kalkışı, rotayı ve inişi, sensör operatörleri ise kameraları ve gözetim ekipmanlarını kontrol ediyor.
MQ-9, bomba atabilir ve füze fırlatabilir. Yavaş uçması ve yeterli silah donanımına sahip olmaması nedeniyle nispeten kolayca hedef alınabilir.
MQ-9 Reaper, ABD Hava Kuvvetleri tarafından 2018 yılına kadar kullanılan MQ-1 Predator model İHA'nın en yeni ve en büyük ve daha hızlı bir versiyonudur. Daha iyi sensörlere sahiptir ve daha fazla cephane taşıyabilir.
En son versiyon için 32 milyon dolar ödeyen ABD Hava Kuvvetlerinin aktardığı bilgilere göre bir MQ-9, AGM-114 Hellfire füzeleri ve diğer gelişmiş mühimmatlar dahil sekiz adede kadar lazer güdümlü füze taşıyabiliyor.
ABD, MQ-9'u Afganistan, Irak ve Suriye'de kullandı. Ancak sivillerin öldürüldüğü saldırılarda kullanılması birçok eleştiriye yol açarken MQ-9'un kullanılmasından yana olanlar, hedefleri doğru bir şekilde vurmasından ötürü dezavantajlarının görmezden gelinebileceğini savunuyorlar.



ABD’deki seçim sandıkları, Wall Street için yeni hesaplar açıyor

New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
TT

ABD’deki seçim sandıkları, Wall Street için yeni hesaplar açıyor

New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)

Wall Street’in gözü salı günü yapılacak ABD seçimlerine çevrilirken; piyasalar yapay zekâ yatırımları ve faiz oranlarının seyriyle birlikte siyasi hesaplaşmalara odaklandı. Kongre ara seçimleri, Washington’daki güç dengesinin ötesinde; devlet harcamaları eğilimleri, teknoloji şirketlerine yönelik denetimler ile dolar ve ABD Hazine tahvillerini etkileyebilecek potansiyel sonuçlar barındırıyor.

Söz konusu kritik süreç, yapay zekâ alanındaki devasa yatırımların finansal getirilerine dair belirsizliklerin ABD hisse senetleri üzerinde baskı yarattığı bir döneme denk geldi. Veri merkezleri ve bilgi işlem kapasitelerini genişletme maliyetine ilişkin yatırımcı endişelerini gidermeyen bilanço sonuçlarının ardından teknoloji hisselerinde düşüş yaşanmıştı. Diğer yandan yatırımcılar, ekonominin gücüne ve yeniden faiz artışı ihtimallerine dair yeni sinyaller aramak amacıyla Apple, AMD ve Palantir’in de aralarında bulunduğu büyük şirketlerin finansal sonuçları ile aylık istihdam raporunu yakından takip ediyor.a

fvgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Florida’daki Mar-a-Lago kulübünde düzenlenen Cadılar Bayramı partisi sırasında basın mensuplarıyla tokalaştı. (AFP)

Piyasalardaki siyasi hesaplar, Senato mücadelesi ucu açık kalmakla birlikte, Demokratların Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü Cumhuriyetçilerden alma ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Yatırımcılar, Kongre’deki güç dengesinin değişmesinin; enerji maliyetleri ve çevreye etkileri nedeniyle yerel tepkilere yol açan veri merkezi projelerine yönelik incelemeleri artırabileceğini, ayrıca teknoloji şirketleri, bankalar ve kripto para firmaları üzerindeki denetimlerin sıkılaşabileceğini öngörüyor.

Olası etkiler yalnızca teknoloji hisseleriyle sınırlı kalmıyor. Demokratların Kongre’nin her iki kanadında da zafer kazanması; gerek hükümetin finansmanı ve borç limiti müzakerelerinde siyasi tıkanıklık riskini artırarak gerekse yapay zekâ sektörüne ilişkin halihazırda yıpranmış olan piyasa algısını etkileyerek dolar üzerinde baskı oluşturabilir.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre ING Dış Borsa Stratejisti Francesco Pesole, Demokratların kapsamlı bir zafer kazanmasının hükümetin kapanma riski, borç limiti müzakerelerindeki kilitlenmeler ve yapay zekâya yönelik olumsuz algının derinleşmesi gibi nedenlerle dolar üzerinde sınırlı bir baskı yaratabileceğini ifade etti.

Hisse senedi piyasasına ilişkin değerlendirmede bulunan Cherry Lane Investments Kurucu Ortağı Rick Meckler ise Demokratların açık ara zaferinin yapay zekâ, teknoloji sektörü ve genel olarak tüm piyasa açısından olumsuz bir faktör olarak algılanabileceğini belirtti. Bu endişelerin temelinde, veri merkezlerinin elektrik tüketimi, enerji maliyetleri ve çevresel etkilerine dair tırmanan tartışmalar ışığında genişleme planlarının daha sıkı bir incelemeye tabi tutulma ihtimali yatıyor.

xcdfvgthy
ABD Senatosu Demokrat adayı James Talarico’nun Houston’daki seçim mitinginin yakınında, el yapımı bir karavan örtüsü (EPA)

Seçimler, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekaya yönelik artan harcamalarını bu yatırımları haklı çıkaracak finansal getirilere dönüştürme yeteneğinin sorgulandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Veri merkezlerine en çok yatırım yapan şirketlerden Alphabet ve Amazon’un açıkladığı sonuçlar, bu genişlemenin finansmanı ve ekonomik verimliliği konusundaki soru işaretlerini artırırken, bilanço verilerini duyuran Intel’in hisseleri cuma günü yaklaşık yüzde 29 oranında değer kaybetti.

Teknoloji ve yapay zekâ hisselerindeki zayıflığın etkisiyle S&P 500 endeksi cuma günkü seansta yüzde 1,8 gerilerken, Nasdaq bileşik endeksi yüzde 2,9 oranında düştü. Empower Baş Yatırım Stratejisti Marta Norton, piyasanın yapay zekâya ilişkin süregelen ve belki de tırmanan endişeler nedeniyle dalgalı bir seyir izlediğini belirterek, yatırımcıların son bilanço sonuçlarını sindirmeye çalıştığını vurguladı.

Şirket sonuçlarıyla dolu bir hafta

Seçimlerle eş zamanlı olarak devam eden üçüncü çeyrek bilanço sezonu, şimdiye kadar güçlü bir kâr performansına işaret etti. LSEG I/B/E/S verilerine göre, S&P 500 endeksindeki şirketlerin yarısından fazlasının sonuçlarını açıklamasıyla birlikte, çeyreklik kâr artışının yüzde 31,6 seviyesinde gerçekleştiği kaydedildi.

Ancak yüksek kâr artışı, yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayamayan şirketleri cezalandırmasının önüne geçemedi. Caterpillar hisseleri, veri merkezlerinde kullanılan güç ekipmanlarına yönelik güçlü talebe rağmen yıllık satış büyümesi beklentisini sabit tutması üzerine perşembe günü yüzde 9 değer kaybetti.

rgtbnty
New York Borsası’nda konuşan iki yatırımcı (EPA)

Franklin Templeton Enstitüsü Baş Piyasa Stratejisti Chris Galipeau, kâr beklentisi çıtasının son derece yüksek olduğunu ve bu beklentileri karşılayamayan ya da aşamayan şirketlerin hisse senetlerinde baskı gördüğünü belirtti.

Apple’ın bugün bilançosunu açıklaması beklenirken; yatırımcılar yapay zekâ harcamalarının yönüne ilişkin ek göstergeler sunacak AMD, Qualcomm ve Palantir’in sonuçlarını da yakından takip ediyor. Önümüzdeki hafta bilanço açıklayacak şirketler arasında McDonald’s, Amgen ve ConocoPhillips’in yanı sıra S&P 500 endeksinde yer alan 100’den fazla şirket bulunuyor.

İş piyasası, faiz artışı beklentileriyle karşı karşıya

Makroekonomi tarafında ise ABD Ekim ayı istihdam raporu, para politikası beklentileri açısından kritik bir test niteliği taşıyor. FED son toplantısında faiz oranlarını sabit tutarken, piyasalar aralık ayında yeni bir faiz artışı olasılığını fiyatlamaya devam ediyor.

LSEG verilerine göre piyasalar, 9 Aralık’taki toplantıda 25 baz puanlık bir faiz artışı ihtimalini yüzde 76 olarak fiyatlarken, önümüzdeki 12 aylık süreçte en az iki faiz artışı daha öngörüyor. Wall Street Journal’ın haberine göre, bu beklentilerin belirgin şekilde değişmesi için istihdam verilerinin beklenenden çok daha zayıf gelmesi gerekiyor.

Finans kuruluşları, işsizlik oranının sabit kalmasıyla birlikte istihdamda mütevazı bir büyüme bekliyor. LBBW analistleri, zayıf istihdam artışı beklentilerine rağmen Aralık ayında 25 baz puanlık bir faiz artışının hâlen yüksek bir olasılık olduğunu ifade etti.

dcvfgbh
New York Borsası’ndaki iki yatırımcı (Reuters)

Aylık rapor öncesinde yatırımcılar; salı günü açıklanacak eylül ayı açık iş sayısı (JOLTS), çarşamba günkü ADP özel sektör istihdam raporu ve perşembe günkü haftalık işsizlik maaşı başvuruları verilerini takip edecek. Ayrıca ekim ayına ilişkin imalat ve hizmet PMI verileri ile kasım ayına ait Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi öncü verileri de açıklanacak.

Perşembe günü açıklanan veriler uyarınca ABD ekonomisi, tüketici harcamalarının gücü ve şirketlerin yapay zekâya yönelik artan yatırımlarının etkisiyle üçüncü çeyrekte son bir yılın en hızlı büyüme performansını kaydetti. FED de son toplantısında ekonomik performansa ilişkin değerlendirmesini yukarı yönlü revize etti. Ancak istihdam artışı bu tablodaki zayıf halka olmayı sürdürüyor. Manulife John Hancock Investments Yatırım Stratejisi Eş Başkanı Matthew Miskin, güçlü istihdam artışının eksikliğini, sağlam ekonomik büyüme söylemindeki kayıp halka olarak nitelendirdi.

Diğer sektörler, teknoloji sektöründeki kayıpları telafi ediyor

Teknoloji hisseleri üzerindeki baskının aksine, diğer sektörler ekim ayı boyunca daha güçlü bir performans sergiledi. Enerji ve finans sektörleri güçlü aylık kazançlar kaydederken, kamu hizmetleri ve sağlık gibi savunma odaklı sektörlerde de yükseliş görüldü. S&P 500 endeksi, yılbaşından bu yana yüzde 10’un üzerindeki kazancını korumaya devam etti.

Galipeau, piyasa performansının artık yalnızca dev teknoloji hisselerine bağımlı olmadığına işaret ederek, piyasa genişliğinin genel olarak tahmin edilenden daha yaygın olduğunu belirtti.

Seçim sonuçları, bilanço sezonu ve istihdam verilerinin eşliğinde yatırımcılar çok boyutlu bir testle karşı karşıya kalacak. Seçimler Washington’daki denetim ve mali politikaların şeklini belirleme potansiyeli taşırken, şirket sonuçları yapay zekâ hamlesinin yapılan harcamaları ne ölçüde haklı çıkarabildiğini gösterecek; iş gücü piyasası verileri ise FED’in bir sonraki hamlesine ilişkin yeni sinyaller sunacak.


FED, ABD’deki ara seçimler öncesinde faizleri sabit tuttu

Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)
Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)
TT

FED, ABD’deki ara seçimler öncesinde faizleri sabit tuttu

Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)
Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)

ABD Merkez Bankası (FED), 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerine bir haftadan az süre kala, bugün (Çarşamba) politika faizini yüzde 3,75-4 aralığında sabit tuttu. Yaşam maliyetleri, seçim kampanyalarının öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor.

Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), toplantının ardından yayımladığı açıklamada, ekonomik faaliyetin güçlü bir hızla genişlediğini, yurt içi harcamaların dirençli seyrettiğini, verimlilik artışının güçlü, sermaye yatırımlarının ise sağlam olduğunu belirtti. Açıklamada, istihdam artışının iş gücündeki büyümeyle uyumlu olduğu ve işsizlik oranında kayda değer bir değişiklik yaşanmadığı ifade edildi.

Buna karşılık komite, enflasyonun yüksek seyrini koruduğuna dikkat çekti. Daha fazla verinin, enflasyonu zamanında yüzde 2’lik hedefe döndürmek için uygun para politikası duruşunun belirlenmesine yardımcı olacağı vurgulandı. FED, fiyat istikrarını sağlama konusundaki kararlılığını da yineledi.

Faizleri sabit tutma kararı, enerji fiyatlarındaki artış, gümrük tarifeleri ve yapay zekâ yatırımlarından kaynaklanan talep nedeniyle enflasyonist baskıların sürdüğü bir dönemde alındı. Bu durum, para politikası yapıcılarını enflasyonu kontrol altına almak ile ekonomik faaliyetin istikrarını korumak arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor.

Faizlerin sabit tutulması kararı, komite üyelerinden 10’unun desteğini alırken iki üye karşı oy kullandı. Lisa Cook ve Beth Hammack, politika faizinin hedef aralığının 25 baz puan artırılmasını tercih etti.

ABD’de ailelerin yüksek yaşam maliyetleriyle mücadele etmeyi sürdürmesi nedeniyle fiyatlardaki gelişmeler, yaklaşan seçimler öncesinde daha da önem kazandı.

Piyasalar, FED yetkililerinin temkinli davranarak enflasyonun seyrini değerlendirmeyi tercih ettiklerine yönelik açıklamalarının ardından faizlerin sabit tutulmasını bekliyordu. FED, eylül ayında faizi 25 baz puan artırarak mevcut aralığa yükseltmişti. Bu artış, üç yılın ardından yapılan ilk faiz artırımı olmuştu.

Demokrat Parti, ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin elindeki Kongrenin her iki kanadında da kontrolü ele geçirmeyi hedefliyor. Olası bir güç değişimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın görev süresinin son iki yılında siyasi gündemini hayata geçirme kapasitesini etkileyebilir.

Ekonomik büyüme genel olarak istikrarlı seyrini korusa da özellikle düşük gelirli kesimler başta olmak üzere birçok Amerikalı ailenin yüksek fiyatlardan etkilenmeye devam etmesi, yaşam maliyetlerini seçim kampanyalarının başlıca konularından biri haline getirdi.

Enflasyon hâlâ hedefin oldukça üzerinde

Faizlerin sabit tutulması kararı, enflasyon göstergelerinin fiyat artışlarını hedeflenen seviyeye döndürmenin zor olacağına işaret ettiği bir dönemde alındı. ABD’de tüketici fiyatları endeksi eylül ayında yıllık yüzde 3,7 yükselerek analistlerin beklentilerini aştı ve mayısta kaydedilen son üç yılın en yüksek seviyesine yeniden yaklaştı.

FED, uzun vadeli enflasyon hedefini, enflasyonu ölçmek için esas aldığı kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi üzerinden yüzde 2 olarak belirliyor.

İlk tahminler, manşet PCE endeksinin yanı sıra bazı oynak fiyat kalemlerini dışarıda bırakan göstergelerin de eylülde yükseldiğine işaret ediyor. Yıllık enflasyonun yüzde 3 veya üzerinde kalmayı sürdürdüğü, son aylarda fiyat artışlarını düşürme konusunda ise sınırlı ilerleme kaydedildiği değerlendiriliyor.

Eylül ayına ilişkin kişisel tüketim harcamaları verilerinin, FED’in faiz kararını açıklamasından bir gün sonra, perşembe günü yayımlanması bekleniyor.

Endeksin bileşenlerine ilişkin ilk tahminler de fiyat baskılarının sürdüğüne işaret ediyor. Bu verilerin, resmî rakamlar açıklanmadan önce FED yetkililerine enflasyonun seyri hakkında ek bilgi sağlaması bekleniyor.

xascdvfbg
FED Başkanı, Para Politikası Kurulu’nun faiz kararının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Enflasyonist baskıların başlıca nedenleri arasında, ABD’nin şubat ayının sonlarında İran’a yönelik başlattığı savaşın ardından enerji fiyatlarında yaşanan artış ve Trump yönetiminin uygulamaya koyduğu gümrük tarifelerinin devam eden etkileri bulunuyor.

Bunun yanı sıra yapay zekâ yatırımlarından kaynaklanan güçlü talep ve tüketici harcamaları da fiyatların yüksek seyretmesine katkıda bulunan unsurlar arasında yer alıyor.

Piyasalar yeni faiz artışlarının zamanlamasını izliyor

Mevcut toplantıda faizlerin sabit tutulmasının beklenmesiyle birlikte piyasaların odağı, önümüzdeki aylarda yapılabilecek faiz artışlarının büyüklüğüne ve zamanlamasına çevrildi.

Ekonomistler ve yatırımcılar, enflasyonun yüksek seyrini sürdürmesi ve fiyat artışlarının daha geniş bir alana yayılması halinde FED’in ekim ayında geçici olarak duraklamayı tercih etse bile yeniden faiz artışına gidebileceğini düşünüyor.

TS Lombard şirketinin makroekonomi genel müdürü Dario Perkins, artık sorunun yalnızca FED’in faizleri yeniden artırıp artırmayacağı olmadığını, ilerleyen dönemde kaç faiz artışı yapılabileceğinin de önem kazandığını söyledi.

Trump’ın baskısı

Ekim ayındaki toplantı, Trump ile FED arasındaki gerilimin sürdüğü bir dönemde gerçekleştirildi. ABD Başkanı, geçen yıl yeniden göreve gelmesinden bu yana faizlerin düşürülmesi talebiyle merkez bankası üzerindeki baskıyı artırdı. Bu durum, kurumun bağımsızlığına ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi.

Trump yönetiminin baskıları arasında, FED’in eski Başkanı Jerome Powell hakkında hukuki süreç başlatılması ve Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook’un görevden alınmaya çalışılması da yer aldı.

Powell hakkındaki soruşturma daha önce düşürülmüştü. Bu gelişme, Warsh’ın FED yönetim kuruluna atanmasının Senato tarafından onaylanmasına yönelik sürecin ilerlemesinin önünü açtı. Ancak Beyaz Saray, Yüksek Mahkemenin Cook’u görevden uzaklaştırmaya yönelik önceki girişimi engellemesine rağmen, söz konusu girişimlerini yeniden gündeme getirdi.

Enflasyonist baskıların devam ettiği bu ortamda Warsh, FED’in para politikası rotasını belirlemedeki bağımsızlığını korurken enflasyonu yüzde 2’lik hedefe döndürme zorluğuyla karşı karşıya bulunuyor.

Faizlerin sabit tutulması, karar alıcılara fiyatların seyrini değerlendirmek için ek zaman kazandırsa da önümüzdeki dönemde açıklanacak ekonomik veriler ve enerji fiyatları, FED’in yeni kararlarını belirleyecek başlıca unsurlar arasında yer alacak. Bu süreçte yaşam maliyetleri, ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde ekonomik tartışmaların merkezinde kalmayı sürdürecek.


Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?