ABD İHA'sının Karadeniz'de düşürülmesi, Rusya ile arasındaki gerilime nasıl yansıyacak?

Diplomatik anlaşmazlığa, yanlış hesaplamalara ve gerilimin tırmanmasına karşı uyarılar yapılırken itidalli bir hava hakim

Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters
Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters
TT

ABD İHA'sının Karadeniz'de düşürülmesi, Rusya ile arasındaki gerilime nasıl yansıyacak?

Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters
Estonya'daki Amari Hava Üssü'nde görüntülenen ABD yapımı bir İHA olan MQ-9 Reaper / Fotoğraf: Reuters

Tarık eş-Şami
Moskova ile Washington, bundan bir yılı aşkın bir süre önce Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açmasından bu yana ilk kez doğrudan karşı karşıya geldi.
Rus jetleri, ABD Hava Kuvvetlerine bağlı MQ-9 istihbarat, gözlem ve keşif insansız hava aracını (İHA) düşürdü.
ABD, İHA'sının düşürülmesine verdiği tepkide, diplomatik anlaşmazlığa ve gerilimin tırmanmasına yol açacak yanlış hesaplara karşı uyarıda bulunmakla yetinerek sakin kalmayı tercih etti.
Öyleyse Rus jetleri neden İHA'nın uçuş rotasına yakıt boşalttı?
Rus jetiyle İHA kasıtlı olarak mı yoksa kazara mı çarpıştı?  
ABD'liler, Ukrayna'daki şiddetli savaşın ortasında yaşanan bu gelişmeyi nasıl gördü?
Dün Rusya ait bir Su-27 tipi jet, ABD'ye ait bir İHA ile Kırım yakınlarında, Karadeniz üzerinde çarpıştı. Çarpıma sonucunda İHA düştü.  
Her ne kadar Washington, Moskova ile aralarındaki gerilimi alevlendirebilecek ve Ukrayna'daki savaşın sınırlarını genişletebilecek olaylardan ve Kiev'i istihbarat bilgileri ve 30 milyar dolardan fazla askeri yardım ve teçhizatla desteklemesi nedeniyle Rusya ile çatışmadan kaçınsa da bu olay, ABD ve Rusya'nın bir askeri çatışma bölgesinin kıyılarında çalışmaya yakınlığının yansıttığı zorlukların ve tehlikelerin büyüklüğünü ortaya koydu. 

Birbiriyle çelişen iki hikaye
Ancak ABD'nin ve Rusya'nın yaşananlarla ilgili anlatıları arasındaki fark, gerçekte ne olduğunun bilinmesini zorlaştırırken iki taraf arasındaki mücadeleyi ve meydan okumayı da ortadan kaldırmadı.
ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) yapılan açıklamaya göre Romanya'dan havalanan MQ-9 Reaper gözlem ve keşif İHA'sı ile Rusya'ya ait iki Su-27 savaş uçağı, uluslararası hava sahasında 30 dakika boyunca birbirlerine yakın bir şekilde uçtuktan sonra Rus jetlerinden biri İHA'ya yaklaşarak rotasına yakıt boşaltıp geri çekildi.
Ardından ikinci jet de aynı şeyi yapmaya çalıştı fakat ABD İHA'sıyla çarpıştı. Bunun üzerine ABD Kuvvetleri, MQ-9'u Karadeniz'de uluslararası sulara düşürmek zorunda kaldı.
Rusya Savunma Bakanlığı ise Rus jetlerine yönelik suçlamalar reddedilerek olaya alternatif bir açıklama getirdi.
Açıklamada, İHA'nın Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonları ile ilgili olarak hava sahasında uçan uçaklara verdiği talimatın aksine kimlik sinyalizasyon cihazı kapalıyken Kırım yakınlarında uçtuğu ve Rusya sınırına doğru ilerlediği belirtildi.
Açıklamaya göre Rusya Hava Kuvvetleri, İHA'nın kimliğini teşhis etmek için savaş uçaklarını atağa geçirdikten sonra ABD İHA'sı sert bir manevra yaptı. Bu da İHA'nın denize düşmesine neden oldu.

Olay tesadüf değil
Pentagon yetkilileri, Rus savaş pilotlarının İHA'nın pervanesine kasıtlı olarak vurmadıklarını çünkü böyle bir hareketin hem İHA'nın hem de Rus jeti Su-27'nin kolayca düşmesine yol açabilecek riskli bir hamle olacağını belirttiler.
Ancak İHA'dan çok daha hızlı olan Rus savaş jetlerinin pervaneli MQ-9'un etrafında defalarca dönmesi nedeniyle ABD İHA'sına yapılan saldırının tesadüf olmadığını açıkça vurguladılar.
Rus jetlerinin, İHA'nın kameralarının görüşünü kapatmak ve sensörlerine zarar vermek amacıyla rotasına yakıt boşaltmaları, açıkça İHA'ya zarar verme niyetinde olduklarının bir işareti olarak görüldü.
Bu da ABD'nin bölgedeki askeri operasyonlarından sorumlu olan ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı'ndan (EUCOM) yapılan açıklamada belirttiği gibi Rus jetlerinin "profesyonel olmayan bir şekilde önleme yaptıklarını" gösteriyor.
EUCOM'un açıklamasında, Su-27 uçaklarından birinin çarpışmadan önce "düşüncesizce, çevreye zarar vererek, profesyonellik dışı bir şekilde uçtuğu" belirtildi.
Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, İHA'nın olayı videoya kaydettiğini ve Rusya'nın Pentagon tarafından "provokatif" olarak nitelendirilen eylemlerinin kanıtı olarak gizliliğin kaldırılıp kamuoyuna sunulmasının planlandığını açıkladı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby ise Rusya'nın son müdahalesinin, ABD İHA'larından birinin düşmesine neden olması bakımından emsalsiz olduğunu vurgulayarak olayla ilgili endişelerini dile getirdi.

Diplomatik tartışma
Fakat Amerikan gazetesi Politico'ya göre çarpışma, Ukrayna'daki savaş nedeniyle ABD ile Rusya arasında halihazırda var olan gerilimi daha da tırmandırdı.
ABD'li yetkililere göre ABD Dışişleri Bakanlığı, Rusya'nın Washington Büyükelçisi Anatoly Antonov'u Rusya'nın Karadeniz'de ABD İHA'sının düşürülmesiyle sonuçlanan güvensiz ve profesyonel olmayan operasyonlarını görüşmek üzere bakanlığa çağırdı.
ABD'nin Moskova Büyükelçisi Lynn Tracy ise Rusya Dışişleri Bakanlığı'na giderek endişelerini dile getirdi.
Beyaz Saray, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın Başkan Joe Biden'a bu konuda bilgi verdiğini duyurdu.
Ancak Rusya'nın resmi haber ajanslarına göre Büyükelçi Antonov, Rusya'nın olayı bir provokasyon olarak gördüğünü açıkça belirtirken ABD'li yetkililerin olayla ilgili endişelerini dinledi.
Aynı ajanslar, birtakım anlaşmazlıklar nedeniyle iki tarafın da birbirine nota verdiklerini aktarırken Rus büyükelçinin, Moskova'nın Washington ile bir çatışma peşinde olmadığını vurguladığını ve ABD'li diplomatların kendisiyle görüşmesini yapıcı olarak nitelendirdiğini bildirdiler.
Büyükelçi Antonov, CNN'e yaptığı açıklamada ise Rusya ile ABD arasında istenmeyen sürtüşmelerin ya da kazaların yaşanabileceği bir durumun ortaya çıktığını vurguladı.

Kazanın nedenleri
Ancak askeri yetkililer, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Rusya'nın tekrar eden hava tacizleri çerçevesinde daha ihtiyatlı olma eğilimindeyken, ABD'li bazı Temsilciler Meclisi üyeleri ve diplomatlar olayın nedenlerine dair açıklamalar yapmakta gecikmediler.
ABD'nin Mississippi Senatörü ve Silahlı Kuvvetler Komitesi Üyesi Cumhuriyetçi Roger Wicker, yaptığı açıklamada, "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu olayların ABD'yi Ukrayna'ya verdiği destekten uzaklaştırmasından başka bir şey istemiyor" ifadelerini kullandı.
Senatör Wicker, Putin'i sözlerle ya da gerilimi azaltmayla yatıştırmamaya çalışmak yerine Rusya'ya güçle karşılık verilmesini istedi.
ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer ise olayı, istenmeyen bir gerilime neden olmadan önce bu tür davranışların sona erdirilmesini isteyen Putin'in başka bir 'düşüncesizliği' olarak nitelendirdi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby'nin, ABD'nin uluslararası hava sahasında ve Karadeniz dahil olmak üzere uluslararası sularda uçmaktan çekinmeyeceğinin altını çizmesine rağmen, Diplomatlar, olayın Karadeniz'in önemini ve orta ve uzun vadede Karadeniz'e yönelik bir yaklaşıma gerek duyulduğunu bir kez daha gösterdiğine dikkati çektiler.

Olayın askeri yorumu
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, ABD'nin Rusya'nın ABD İHA'sını düşürmesinin ardındaki amacı bilecek durumda olmadığını söylerken ABD'li yetkililer, İHA'nın kasıtlı olarak düşürüldüğüne dair net bir işaret görmediler.
ABD Hava Kuvvetlerinden bir yetkili, War Zone adlı siteye yaptığı açıklamada, "ABD İHA'sına kasıtlı olarak müdahale ettiğini, fakat çarpışmanın nedeninin yalnızca beceriksizlik olduğunu" söyledi.
ABD'li bazı yetkililere göre ise ABD ya da NATO, olayın gözetleme ve keşif İHA'larını taciz etmeye yönelik bir eğilimin başlangıcı olduğuna dair herhangi bir işaret görmediler.
Askeri alanda uzman olan War Zone sitesine konuşan, MQ-9 Reaper'ın faaliyetlerini ve performansını yakından takip eden bazı kaynaklar, güçteki değişikliklerin İHA'nın bir anda yavaşlamasına yol açabileceğini söylediler.
Su-27 ile MQ-9 Reaper'in birbirinden farklı araçlar olduğu göz önüne alınırsa MQ-9 Reaper'ı taciz etmeye çalışan iki Rus Su-27 jetinin birinin güç değişikliğinden birkaç dakika sonra MQ-9 Reaper'a çarpabileceğinin altını çizdiler.
İHA'yı uzaktan kontrol eden MQ-9 Reaper pilotlarının, İHA'nın etrafındaki duruma ilişkin farkındalıklarının son derece sınırlı olduğunu belirten kaynaklar, bunun da İHA'ya çok yakın uçan bir Rus uçağına yakalanma riskini artırdığını vurguladılar.
War Zone internet sitesi, Rusya geçmişte ABD'ye ait keşif uçaklarını ve gemilerini kasıtlı olarak taciz ederken, Rus pilotların tek taraflı kararlarla tehlikeli manevralar gerçekleştirdiği ve diplomatların devreye girmesini gerektiren başka olayların da olduğunu aktardı. 

Daha önce yaşanan tehlikeli kazalar
ABD'li üst düzey yetkililer, aylardır Karadeniz'de iletişim hatasından kaynaklı bu tür kazaların yahut daha büyük bir sorunların yaşanmasından endişe duyuyorlardı.
Rusya, geçen ekim ayında, Karadeniz üzerinde uçan İngiltere'ye ait bir gözlem ve keşif İHA'sının yakınlarından geçen bir füze ateşledi.
Rus jetleri, Karadeniz'in yanı sıra Baltık Denizi'nden Alaska kıyılarına kadar Batı ülkelerine ve Rusya'ya ait uçakların yan yana uçtuğu diğer bölgelerde ABD'ye ve diğer ülkelere ait uçakları sık sık engelliyor. 
Ancak ABD'li yetkililer, bu engellemelerin çoğunun profesyonelce yapılmasına rağmen, Rus jetlerinin son on yılda birkaç kez düşmanlarını sindirmeyi amaçlayan eylemlerinde ABD'ye ve müttefiklerine ait uçaklara tehlike oluşturacak kadar yakın uçtuklarını düşünüyor.
Rus jetleri, 2020 yılında Karadeniz üzerinde uçan bir B-52 bombardıman uçağının önünden, burnunun 100 fit (30 metre) yakınından geçerek türbülansa neden oldu.
Rus jetleri ayrıca Karadeniz'deki tatbikatlar sırasında ABD Donanmasına ait savaş gemilerinin üzerinden uçtu.
Rus savaş uçakları, büyük bir tatbikat gerçekleştiren USS Donald Cook (DDG 75) destroyerinin üzerinden geçtiler.
Hem havada hem de denizde askeri müdahalelerin büyük bir kısmı rutin olarak yapılıyor. Pasifik'te, özellikle Kuzey'de Rus savaş uçaklarıyla birkaç tatbikat yapılmıştır.
Pentagon'a göre geçtiğimiz ay ABD savaş uçakları, Alaska açıklarında uluslararası hava sahasında Rusya'ya ait iki Tu-95 bombardıman uçağını önlerken hava 12 dakika yan yana uçtular.
Ayrıca Rus jetleri, Pasifik Okyanusu'nda ABD Donanması'na ait gemilerin üzerinde uçarak benzer hamlelerde bulundu.
Fakat bazı istisnalar dışında örneğin Rusya ordusunun Devlet Başkanı Beşşar Esed'i desteklediği Suriye'nin doğusunda ABD'ye ait bir savaş uçağıyla yaşanan sürtüşme dahil olmak üzere çoğu durumda önlemeler güvenli ve profesyonel olarak yapılıyor.

Beklenmedik asabi bir hamle
Rus pilotların MQ-9 Reaper'a çok mu yaklaştığı yoksa İHA olduğunu bildikleri ve böylece ABD'li pilotlar ya da mürettebatı için bir tehlike oluşmadığı için mi rotasına yakıt döktüğü henüz tam olarak bilinmiyor.
Zira pilotu ve mürettebatı olan bir uçağın kasıtlı olarak düşürülmesi, savaş eylemi olarak kabul ediliyor.
Böyle bir eylem, pilotun ve mürettebatın ölümüne ya da yaralanmasına neden olabilir.
Ancak Karadeniz hem uçaklar hem de gemiler için sınırlı bir ortam olduğundan barış ve savaş zamanlarında risk oluşturabiliyor.
Bu son olay, Ukrayna'daki savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma ihtimaline ilişkin endişeler devam ederken yaşandı.
Özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin başta olmak üzere Rus yetkililerin, Ukrayna'ya askeri yardım ve diğer alanlarda verilen destekler konusunda ABD'ye, diğer NATO üyelerine ve Ukrayna'yı destekleyen başka ülkelere karşı zaman zaman üstü kapalı olarak misilleme tehditlerinde bulunduğundan, bazı yanlış maceralara kapılmanın ve yanlış hesaplar yapmanın ciddi felaketlere neden olabileceği biliniyor.

MQ-9 istihbarat, gözlem ve keşif İHA'sı hakkında
MQ-9 Reaper, ABD Hava Kuvvetleri envanterinde önemli bir yere sahip. İstihbarat toplama, gözetleme, keşif ve saldırı için kullanılan MQ-9'un silahlı ve silahsız modelleri bulunuyor.  
Üreticisi General Atomics Aeronautical Systems'e göre saatte 275 mil hıza ulaşabilen MQ-9, 36 fit (11 metre) uzunluğunda, 12 fit (4 metre) yüksekliğinde, 4 bin 900 pound (2 bin 200 kilogram) ağırlığındadır. 50 bin fitlik (15 kilometre) irtifada uçabilen MQ-9, yaklaşık bin 400 deniz mili (2 bin 500 kilometre) menzile sahip. Bazı modelleri 34 saate kadar havada kalabiliyor. 
MQ-9, karadaki bir pilot ekibi ve sensör operatörleri tarafından uzaktan kontrol ediliyor. Pilot kalkışı, rotayı ve inişi, sensör operatörleri ise kameraları ve gözetim ekipmanlarını kontrol ediyor.
MQ-9, bomba atabilir ve füze fırlatabilir. Yavaş uçması ve yeterli silah donanımına sahip olmaması nedeniyle nispeten kolayca hedef alınabilir.
MQ-9 Reaper, ABD Hava Kuvvetleri tarafından 2018 yılına kadar kullanılan MQ-1 Predator model İHA'nın en yeni ve en büyük ve daha hızlı bir versiyonudur. Daha iyi sensörlere sahiptir ve daha fazla cephane taşıyabilir.
En son versiyon için 32 milyon dolar ödeyen ABD Hava Kuvvetlerinin aktardığı bilgilere göre bir MQ-9, AGM-114 Hellfire füzeleri ve diğer gelişmiş mühimmatlar dahil sekiz adede kadar lazer güdümlü füze taşıyabiliyor.
ABD, MQ-9'u Afganistan, Irak ve Suriye'de kullandı. Ancak sivillerin öldürüldüğü saldırılarda kullanılması birçok eleştiriye yol açarken MQ-9'un kullanılmasından yana olanlar, hedefleri doğru bir şekilde vurmasından ötürü dezavantajlarının görmezden gelinebileceğini savunuyorlar.



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.