Geleceğin Tarihi: Modernite ve gelenekle buluşan sanatlar

‘Misk Art Institute,Riyad'da yaratıcı vizyona sahip 17 sanatçıyı bir araya getiren bir sergi düzenleniyor.

Sanatçı Hamra Abbas ve ‘Dağ’ adlı eseri.
Sanatçı Hamra Abbas ve ‘Dağ’ adlı eseri.
TT

Geleceğin Tarihi: Modernite ve gelenekle buluşan sanatlar

Sanatçı Hamra Abbas ve ‘Dağ’ adlı eseri.
Sanatçı Hamra Abbas ve ‘Dağ’ adlı eseri.

Kültürel gelenekler ile yanayan gerçeklik arasındaki bağlantılar, sorularla dolu uçsuz bucaksız bir dünya gibi görünüyor. Bu durum dünya çapında 17 sanatçıya, konuya dair vizyonlarını ‘Geleceğin Tarihi’ sergisinde somutlaştırmaları için ilham verdi. Haziran ortasına kadar devam edecek olan sergi şu an Veliaht Prens Muhammed bin Selman Vakfı’na (Misk) bağlı ‘Misk Art Institute’ (Misk Sanat Enstitüsü) tarafından Riyad'daki Prens Faysal b. Fahd Salonu’nda düzenleniyor.
Günümüze dair anlayışımızı inovasyona ve gelişmeye yönlendirmede çağdaş sanatın rolünü somutlaştıran sergide, bir grup Suudi ve uluslararası sanatçı yer alıyor. Bu sanatçıların isimleri şöyle sıralanıyor:
 Ahmed Mater, Maha Malluh, Nasır el-Salim, Dana Avartani, Sare İbrahim, Pacita Abad, Hamra Abbas, Abraham Cruzvillegas, Derek Fordjour, Tarık el- Gussin, Joana Hadjithomas, Halil Joreige, Lotus Laurie Kang, Sofya el Maria, Ornaghi & Prestinari ve Varda Shabbir.


Sanatçı Maha Malluh’un ‘Düşüncenin Gıdası’ adlı eserinde 156 adet tencere kapağı kullanıldı. (Şarku’l Avsat)

Serginin küratörlüğünü yapmak için geçtiğimiz yıl boyunca Wassan Al-Khudhairi ve Cecilia Ruggeri bilrikte çalıştılar. Birbirleriyle konuştular ve sergiye dair tartışmaları sanatçılarla sanal ortamda ve yüz yüze gerçekleştirdiler. Cecilia Ruggeri konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
 “Enstitü her yıl belirli bir konuyu araştırır ve bu konudaki çıktılarını sunar. 2021'de kimliğin bağlamlarını keşfettik ve 2022'de nostaljiyi daha derinden araştırdık. Bu yıl da geleneklere değiniyor ve onun ötesine geçiyoruz. Değişim hızının, toplumların büyümesinin, insanların ve bireysel kimliklerin evriminin etkisini bilmek istedik, bu yüzden aklımıza bazı sorular geldi: Modernite geleneği nasıl etkiledi? Gelenek nasıl yaşam tarzımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi? Geleneği ilerlemeye ve gelecekteki gelişmeye giden bir yol olarak görebilir miyiz?”

Gelenek Kavramı
Küratör Wassan Al-Khudhairi, geleneklerle ilgilenen sanat sergisine dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Dürüst olmak gerekirse Misk Sanat Enstitüsü'nün gelenek konusunu seçmesine şaşırmadım. Çünkü kültür ve sanattaki hızlı gelişimin yanı sıra Suudi toplumunun yaşadığı tüm değişimlerle birlikte gelenekler, toplumların korumaya yönelebilecekleri ve aynı zamanda karşı koyabilecekleri bir şey haline geliyor. Taklit geniş bir kelime ve farklı anlamları var. Olumlu çağrışımları olabilir ve aynı zamanda olumsuz fikirler de taşıyabilir. Başlangıçta gelenekler üzerine bir sergi yapmak istemedim ama ‘Geleceğin Tarihi’ üzerine yaptığımız tartışmalardan sonra bunun çok ilginç olacağına ikna oldum. Özellikle Riyad ve Cidde'deki birçok sanatçıyla konuştuktan sonra gelenek fikrini karmaşıklaştırmanın ilginç olacağını düşündüm. ‘Gelenek’, genellikle geçmişten gelen bir şeye gönderme yapar. Ancak tam tersine o, sürekli olarak değişir ve gelişir.”


Küratör Cecilia Ruggeri

İnovasyon Perspektifi
Cecilia Ruggeri, bu sergiyle ilgili aklına gelen ilk sanatçıların kim olduğu sorusuna şu yanıtı verdi:
“Geleneği, inovasyon perspektifinden düşündüğümde, aklıma hemen Ornaghi & Prestinari'nin (Letargica-2018,) eseri geldi. Bu, gelenek ve yeniliğin yan yana gelmesinin açık bir örneği ve anlam zenginliği olan bir eser. Eser, yarı saydam taştan oyulmuş, bir kanepeye yaslanmış bir kafadan oluşuyor. Önünde, ışığı yüzünde parlayarak yapay bir hale oluşturan bir tablet var. Figür, bir uyuşukluk anında yakalanmış gibi görünüyor, ardından bir uyanış gelebilen bir uyku.Tablet ise parlak, maddi olmayan bir dünyaya bir ayna veya geçit görevi görüyor.”


Küratör Wassan Al-Khudhairi.

Ruggeri, açıklamalarına şöyle devam etti:
“Sergideki sanatçıların çoğu, çeşitli kültürel eserleri, sözlü hikayeleri ve atalarının mirasıyla iletişim kurma yollarını birleştirme yönündeki süregelen bir akımı/hareketi temsil ediyor ve somutlaştırıyor. Pasita Abad, Hamra Abbas, Abraham Cruzvillegas ve Lotus Laurie Kang'ın hepsi yaşamlarında ve iş hayatlarında karşılaştıkları sanat yapma hikayelerini ve uygulamalarını araştırarak kültürel köklerine bakıyor.”

Maddi Kültür
Cecilia, serginin temsil ettiği maddi kültüre bakış açısını şöyle detaylandırdı:
“Maddi kültür, geleneğin yeniden düşünülmesinin merkezi bir yönü oldu. Bunun nedeni, insanın cansız nesnelerle olan ilişkisini somutlaştırması ve bu, sanatçı Hamra Abbas, Maha Malluh, Derek Fordjour, Ahmed Mater ve Tarık el- Gussin’in işlerinde belirgin. Çünkü bu sanatçılar kültürel cansız nesnelerin çağdaş üretim yöntemleriyle olan ilişkisini benimserler ve bunları yeni bir üslupla sergide sunuyorlar.”


Sanatçı Dana Avartani’nin ‘Aşk benim kanunum... ve aşk benim inancım’ adlı eseri.
Cecilia, sanatçı Maha el Malluh’un ‘Düşüncenin Gıdası’ serisinde geleneksel Suudi sofra takımlarını seçmesinde bunun açıkça görüldüğüne dikkat çekiyor. Ayrıca sanatçının, çalışmalarını bugün gördüğümüz cansız nesneler aracılığıyla insancıllaştırmak için maddi kültürü kullanmasının da bu durumun bir göstergesi olduğuna işaret ediyor. Sanatçı Ahmed Mater, Suudi kültür dünyasının arabalar ve beton binalar gibi Batı etkileriyle doymadan önceki halini inceliyor ve bu dünyayı ahşap bir slayt projektörü aracılığıyla sunuyor.
Sanatçı Nasır el-Salim’in ‘Sigara İçilmez’ adlı çalışması. (Şarku’l Avsat)

Başka bir açıdan, sanatçı Hamra Abbas, yerli Pakistan kültürünün yalnızca bir özelliğini seçti. O da ‘K2 Dağları’. Abbas, konunun çağdaş bir izleyici için ne anlama geldiğini yeniden hayal ederek kendini yeniden keşfetti. Derek Fordjour da benzer biçimde, canlı görüntüsü sergide somutlaşan akrilik boya gibi çağdaş araçlarla geleneksel Afro-Amerikan kültürünün unsurlarını ifade ediyor. Bu da kültürün geleceğe doğru ilerlediğini hayal etmenin bir yolu olan geleneksel bir yürüyüş niteliğinde.

Geleneği korumak
Wassan Al-Khudhairi açıklamasında ‘kendini inşa etme’ kavramına dikkat çekti:
“Abraham Cruzvillegas'ın çalışmasında bunun açıkça temsil edildiğini görüyorum. O, sanatını icra ederken, 2016 manifestosunda açıklığa kavuşturduğu ‘kendini inşa etme’ kavramını kullanıyor. Bu, bir yerde bulunan veya atılan yerel malzemeleri kullanarak nesneler yapmayı ifade eden doğaçlama bir kavram. Dolayısıyla bu kendini inşa etme yönteminin bir sonucu olarak eserlerinde, çağdaş dünya perspektifinden insanların etkileri görülür.”
Khudhairi, sanatçılarla sohbetleri sırasında geleneklerin sadece geçmişin bir sunumu olmadığını, aynı zamanda bugünü anlamanın ve geleceğe doğru hareket etmenin bir yolu olduğunu fark ettiklerini vurguladğı açıklamasına şöyle devam etti:
“Sanatçı Varda Shabbir’in eseri, geleneklerin aynı hızda ilerlemediğini yansıtıyor. O, kültürel gelenek ve uygulamaların nesilden nesile aktarılma aşamalarını gösteriyor.”

Dilin rolü
Gelenekleri yenilikçi kılmada dilin ve yazının rolü açık. Sergi tarafından seçilen birçok sanatçı bu uygulamaların önemini fark ediyor. Bu farkındalığa sahip sanatçılar arasında Dana Avartani, Joana Hadjithomas, Halil Joreige ve Nasır el-Salim yer alıyor. Cecilia Ruggeri açıklamasında, “Sanatçılar Nasır el-Salim ve Dana Avartani, geçmişle bugünü birbirine bağlamak için eski geometrik ve kaligrafik uygulamaları kullanıyorlar” dedi.
Ruggeri konuya dair şunları söyledi:
“Sanatçılar, çağdaş görsel çalışmalarına doku, şiir ve yazıyı da dahil ediyorlar. Joanna ve Halil, eserlerinde (Waiting for the Barbarians- 2019) yazılı tarihi sorguluyorlar. 1898'de yazılmış geleneksel bir şiiri çağdaş sahneler ve film teknikleriyle karşılaştırıyorlar.”
‘Geleceğin Tarihi’ sergisindeki fikirlerin bolluğuna rağmen bu fikirler bugün, dünyayı etkileyen değişimleri anlamaya yönelik sanat eserleri ile sanatçıların fikirleri ve algıları arasında gerçek bir diyalog yaratma yeteneklerinde birleşiyor. Bu da geleceği sanatsal bir bakış açısıyla keşfeden yenilikçi ve derin bir düzenleyerek bugüne ve geleceğe dair yaratıcı vizyonlar sunuyor.



Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Suudi Veliaht Prensi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığı telefon görüşmesi sırasında iki ülke arasındaki ikili ilişkiler gözden geçirilirken, bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.


Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
TT

Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)

İzzeddin Ebu Ayşe

İsrail, Gazze Şeridi'nde kimliği belirsiz saldırganlar tarafından Halk Güçleri olarak bilinen silahlı milis grubunun lideri Yaser Ebu Şebab'ın öldürüldüğünü duyurur duymaz, grubun birçok üyesi onlara af kapısını açan Gazze hükümetine teslim olmaya başladı.

İsrail'in Hamas’a karşı mücadele etmek için Gazze Şeridi'nde kurulmasını denetlediği silahlı bir milis grubun lideri olan Ebu Şebab, aralık ayı başında öldürüldü. Ölümü, grubunun üyeleri arasında iç anlaşmazlıklara yol açtı.

Af ve diğer girişimler

Gazze'de Hamas yönetimindeki İçişleri Bakanlığı bu durumdan yararlanarak, silahlı milis gruplar ile iş birliği yapanlara “af kapısını” açtı ve onlara af sözü verdi. Bu durum, Filistinli ailelerin ve aşiretlerin, Tel Aviv'in yönlendirmesiyle Gazze sakinlerine karşı suçlar işleyen çetelere katılan evlatlarına verdikleri desteklerini geri çekmeleriyle aynı zamana denk geldi. Hamas’a bağlı güvenlik güçleri de silahlı grupların üyelerine karşı çeşitli operasyonlar düzenledi.

sd
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan, Husam el-Astal'ın Hamas'ı tehdit ettiği bir görüntü (sosyal medya)

Tüm bu faktörler, silahlı milis grupların bir dizi üyesinin Gazze hükümetine teslim olmasına katkıda bulundu. Peki bu, İsrail ordusu tarafından korunan Gazze'deki çetelerin dağılmasını hızlandıracak mı? Mevcut bilgilere göre, İsrail destekli bir çetenin 60 üyesi, Gazze'deki güvenlik güçlerine gönüllü olarak teslim oldu ve güvenlik güçleri davalarını yasal çerçevede işleme koydu. Bu haber İsrail Yayın Kurumu tarafından da doğrulandı.

Teslim olma eylemi, aranan kişilerin ailelerinin doğrudan teması ve aşiret liderlerinin açık desteğiyle gönüllü olarak gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, davalarını ele almak ve yargılama süreçlerini kolaylaştırmak için çalışacağına dair söz verdi.

Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Siyasi analistler, Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından, yerel çeteleri savaşta alternatif araçlar olarak kullanmaya dayanan İsrail projesinde önemli bir değişimin yaşandığına inanıyor.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Müdürü İsmail es-Sevabite, “Bu suç çetelerinin başarısızlığına katkıda bulunan faktörler her geçen gün artıyor ve İsrail'in hedeflerini gerçekleştirmekte başarılı olamayacaklar. Bu çeteler, sadece güvenlik güçleriyle değil, Filistin toplumunun tüm kesimleriyle çatışmaya giriyor. Bu da zamanla dağılan bu çetelerin zayıflamasına yol açtı. Güvenlik güçleri, teslim olan tüm üyelerle sorumlu bir şekilde ve hukuka uygun olarak ilgileniyor” dedi.

Aşiret denetimi

Gazze Şeridi'ndeki Yüksek Aşiret Komitesi Başkanı Hüsnü el-Muğni, “Halk Güçleri” grubuna mensup yaklaşık 60 silahlı kişinin Hamas'a teslim olduğunu belirtti. Teslim olma süreci, Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından birkaç aşamada gerçekleşti. Muğni, “Yüksek Aşiret Komitesi bu sürecin organizasyonunu denetledi, onlara af sağladı ve güvenliklerini garanti altına aldı. İsrail, sabıkalı bir grup kişiyi kullanarak onlara kabile veya aşiret temelli bir görünüm kazandırmaya çalıştı, ancak bu başarısız oldu” diye ekledi.

Muğni, “Aşiretler, bu çetelere katılanların tümünün aileleriyle iletişime geçti ve halklarına dönmek isteyenlere yardım teklif etti. Aileleri ve aşiretleri aracılığıyla birçoğunu geri getirmeyi başardılar” diye açıkladı.

Liderliğin ardından çöküş

Siyasi araştırmacı İlham Kreys, “Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesi bu çeteler için bir iç sarsıntı oluşturdu, ancak bu mutlaka tam bir dağılmanın başlangıcı anlamına gelmez. Bununla birlikte, bu, yapılarının kırılganlığının açık bir göstergesi çünkü doğaları gereği bir ideoloji veya gerçek bir örgütlenmeden yoksun gruplardır” diye ekliyor. “Bu çeteler kilit figürlere dayanır, bu nedenle ağırlık merkezini oluşturan liderin öldürülmesi içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açar. Birleşik bir vizyonun yokluğu da buna katkıda bulunurken, liderlik yapısının zayıflığı içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açarak bağların hızla çözülmesine neden olur.”

Kreys, “milislerin saflarındaki hızlanan çöküş, İsrail'in vekalet savaşlarına oynadığı bahsin sınırlarını ortaya koyuyor ve Filistin toplumunda sosyal bir temel veya destekleyici bir ortam oluşturmada yapısal bir başarısızlığı gösteriyor” diye açıklıyor. “Ebu Şebab'ın öldürülmesi, güvenlik ortamını yeniden şekillendiren ve sahada yeni bir gerçeklik yaratan, bu milislerin saflarında psikolojik bir çöküşe yol açan ve birçok üyesinin teslim olmasına neden olan çok önemli bir an oldu. Teslim olanların sayısının artması bekleniyor” diye ekliyor.

Kreys, “Ebu Şabab'ın öldürülmesine yönelik halkın tepkisi, bu gruplara yönelik toplumsal desteğin eksikliğini yansıtıyor. Bu durum da silahlı grup üyelerinin birçoğunun, genel ortamın kendilerine herhangi bir koruma sağlamayacağını fark ettikten sonra teslim olmalarına yol açtı” diye açıklıyor.

Silahlı gruplar güçlerini koruduklarını vurguluyorlar

Buna karşılık, “Halk Silahlı Gücü” Gassan el-Dahini'yi yeni lideri olarak atadığını duyurdu. Dahini, Hamas'a karşı grubunun mücadelesine devam edeceğine söz vererek, “Hamas'tan korkmuyorum. Halk ve özgür kimseler adına, onlarla savaşıyorum, evlatlarını tutukluyorum ve teçhizatlarına el koyuyorum. Liderinin ölümüne rağmen grup halen aktif. Yokluğu acı verici, ancak terörle mücadeleyi durdurmayacak” dedi.

Han Yunus'taki bir diğer silahlı grubun lideri Hussam el-Astal da Yaser Ebu Şebab'ın mezarı başında Dahini ile birlikte bir videoda göründü. Hamas'ı tehdit ederek, “Yaser Ebu Şebab'ın mezarından Hamas'a ve yandaşlarına mesajımızı gönderiyoruz: Mücadeleye devam edeceğiz ve Yaser'in ölümü bizi zayıflatmadı, aksine gücümüzü ve birliğimizi artırdı. Devam edeceğiz ve Hamas'ın sonu gelecek” dedi.

İsrail Ordusu Sözcüsü Nadav Şoşani ise, “Hamas'ın sözde İçişleri Bakanlığı, kendisine karşı çıkmaya cesaret eden her Gazzeliye işkence uyguluyor, infaz ediyor ve zorla kaybettiriyor. Tel Aviv, daha iyi bir gelecek isteyen ve Hamas'ın zulmünü reddeden Gazellilerle birlikte çalışacak. Uzun zamandır Hamas'ın baskıcı pençesinden kurtulmak isteyen birçok Filistinli var” dedi. Şoşani, “Hamas karşıtı grupların başarısız olduğu iddiaları, gerçekliği yeniden yazmaya çalışan çökmekte olan bir hareketin son çırpınışlarından ibarettir” diye de ekledi.


Suudi ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 4,8 büyüdü... Petrol dışı faaliyetler büyümenin yüzde 50'sini oluşturuyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
TT

Suudi ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 4,8 büyüdü... Petrol dışı faaliyetler büyümenin yüzde 50'sini oluşturuyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)

Suudi Arabistan ekonomisi, 2025’in üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 4,8’lik reel büyüme kaydetti. Bu büyüme, ülkenin olumlu ekonomik performansının devam ettiğini gösterirken, petrol dışı faaliyetlerin ana itici güç olduğu gözlendi. Mevsimsel olarak düzeltilmiş reel gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) ise bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,4 arttı.

Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu’nun (GASTAT) nihai verilerine göre, yıllık büyüme oranı, ekim ayında açıklanan ön tahminlerdeki yüzde 5’lik seviyenin biraz altında kaldı. Buna rağmen 2025’in en hızlı büyümesi olarak kayda geçti.

Yıllık toplam büyümeye en büyük katkıyı, 2,4 puan ile petrol dışı faaliyetler sağladı; bu oran, toplam yüzde 4,8’lik büyümenin yüzde 50’sini oluşturuyor. Petrol faaliyetlerinin katkısı ise 2 puan oldu. GASTAT, petrol dışı faaliyetler için büyüme tahminini yüzde 4,5’ten yüzde 4,3’e düşürürken, petrol faaliyetleri büyüme tahminini ise yüzde 8,2’den yüzde 8,3’e yükseltti.

Büyümede, ağustos sonunda OPEC+ ittifakının gönüllü üretim kesintilerinin sona ermesinin ardından petrol üretimindeki kademeli artışın etkisi oldu. Suudi Arabistan, eylül ayından itibaren günlük 547 bin varil artışla üretimini yükseltti ve kasım ayında buna ek olarak günlük 137 bin varil artış gerçekleştirdi.

Bunun yanı sıra, kamu faaliyetleri ve ürünler üzerinden alınan net vergiler de büyümeye her biri 0,2 puanlık sınırlı katkı sağladı.

Mevsimsel düzeltmelerle (çeyreklik bazda) bakıldığında, petrol ve petrol dışı faaliyetler sırasıyla büyümeye 0,8 ve 0,3 puanlık katkı sağladı.

Faaliyet türlerine göre performansa bakıldığında, tüm ekonomik faaliyetler yıllık bazda pozitif büyüme kaydetti. Üçüncü çeyrekte en hızlı büyüyen sektör, yıllık yüzde 11,9 ve çeyreklik yüzde 3,9 artışla petrol rafinajı oldu. Bunu, ham petrol ve doğalgaz faaliyetleri izledi; bu sektörler yıllık yüzde 7,3, çeyreklik yüzde 3,2 büyüme gösterdi. Elektrik, gaz ve su faaliyetleri ise yıllık yüzde 6,4, çeyreklik yüzde 1 oranında büyüme kaydetti.

Harcamaların bileşenlerine gelince, yıllık ve çeyreklik karşılaştırmalarda farklılıklar gözlendi. Özel nihai tüketim harcamaları yıllık yüzde 2,6 artarken, çeyreklik bazda yüzde 0,6 geriledi. Buna karşın, devletin nihai tüketim harcamaları yıllık yüzde 3,1 düşerken, çeyreklik bazda yüzde 1,4 arttı.

Toplam sabit sermaye oluşumu yıllık bazda yüzde 0,7 azaldı; ancak çeyreklik bazda güçlü bir artışla yüzde 6,2 yükseldi. Bu durum, üçüncü çeyrekte yatırım harcamalarının bir önceki çeyreğe kıyasla arttığını gösteriyor.

Dış ticarette ise performans, ihracattaki güçlü artışla desteklendi. İhracat yıllık yüzde 18,4, çeyreklik yüzde 7,5 yükseldi ve Suudi ürünlerine yönelik dış talebin güçlü olduğunu ortaya koydu. İthalat ise yıllık yüzde 4,3 artarken, çeyreklik bazda yüzde 1,2 azaldı.