Türkiye, Tunus'taki Müslüman Kardeşler'den vazgeçti mi?

Ankara, yeni Temsilciler Meclisi’yle ilişkilere ve iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının gözden geçirilmesine açık olduğunu gösterdi

unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
TT

Türkiye, Tunus'taki Müslüman Kardeşler'den vazgeçti mi?

unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)

Sağir el-Hidri
Tunus'un yeni Meclis Başkanı İbrahim Buderbale ile Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi Çağlar Fahri Çakıralp arasında gerçekleşen görüşme, özellikle Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Kays Said'in önceki Meclis'i feshetme kararını açıkça eleştiren tek ülke olması nedeniyle büyük ses getirdi.
Tunus'un feshedilen Meclisi, Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın (İhvan-ı Müslimin) Türkiye'den yıllarca destek almış Tunus'taki siyasi kolu Nahda Hareketi'nin kontrolündeydi.
Burderbale-Çakıralp görüşmesi, Tunus'taki siyasi çevrelerde, Türkiye'nin 2021 yılında iktidardan düşmesine yol açan siyasi bir gerileme yaşayan ve halkın desteğini kaybeden Nahda Hareketi'ne verdiği destekten vazgeçeceğine dair spekülasyonların ortaya çıkmasına neden oldu.
Büyükelçi Çakıralp, Buderbale ile görüşmesinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un Tunuslu mevkidaşına yazdığı mektubu iletti.
Şentop, mektubunda, Tunus ile Türkiye arasındaki mükemmel ilişkilerden ve onları başta iki parlamento olmak üzere çeşitli alanlarda daha fazla desteklemek ve geliştirmek için aralıksız olarak çalışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

"Başka bir seçeneği yok"
Türkiye, Tunus Cumhurbaşkanı Said'in 2022 yılında çalışmalarını aylarca askıya aldığı önceki Meclis'i feshetme kararını açıkça ve en üst düzeyde kınayan ilk ülke olmasına rağmen Tunus'taki hızlı siyasi gelişmelere ilişkin tutumunda herhangi bir değişiklikten bahsetmedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 yılının nisan ayında yaptığı bir açıklamada, Tunus'ta seçilmiş parlamentonun feshedilmesinin Tunus halkının iradesine bir darbe olduğunu vurgulayarak, "Milletvekilleri hakkında soruşturma başlatılmasını üzüntüyle karşılıyoruz" ifadelerini kullanmıştı. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yorumu, Türkiye'den konuya ilişkin yapılan ilk eleştiri değildi.
TBMM Başkanı Şentop ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AkParti), Cumhurbaşkanı Said'in önceki Meclis'i feshetme kararını kınamıştı.
Bu açıklamaların üzerine Tunus, Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığına çağırarak bu açıklamaları resmen protesto etti.
Tunuslu Milletvekili Fatma el-Mesdi, konuyla ilgili değerlendirmesinde, "Türkiye'nin Tunus devletinin yeni yönelimini kabul etmekten başka seçeneği yok. Tunus artık, tıpkı Müslüman Kardeşleri ‘bir yıkım ve yolsuzluk unsuru' olarak gören diğer ülkeler gibi kanunların her şeyin üzerinde tutulmasına ve suç işleyen herkesin hesap vermesine yönelmiştir" ifadelerini kullandı. 
Independent Arabia'ya konuşan Mesdi, "Türkiye bunu Mısır için kabul ederse Tunus için de kabul eder diye düşünüyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, feshedilen Tunus Temsilciler Meclisi'nin başkanı olan İslamcı çizgideki Nahda Hareketi'nin lideri Raşid Gannuşi ile Tunus'ta Nahda Hareketi ile muhalifleri arasında tartışılan görüşmelerde bulundu.
Cumhurbaşkanı Kays Said, 7 Nisan 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer Türk yetkililerin açıklamalarına üstü kapalı olarak verdiği yanıtta, "Biz bir vilayet değiliz. Belli bir otoriteden ferman beklemiyoruz. Egemenliğimiz, şerefimiz ve gurumuz bütün değerlendirmelerin önündedir" ifadelerini kullandı.

"Erdoğan değişmedi"
Son gelişme, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle Türkiye'de seçimler yaklaşırken Ankara'nın dış politikasında meydana gelen değişikliklerden sonra Nahda Hareketi'ni desteklemekten ve Cumhurbaşkanı Kais Said'in kararlarını eleştirmekten vazgeçecek mi yoksa aynı yaklaşımı sürdürecek mi sorularını gündeme getirdi.
Eski Tunus Dışişleri Bakanı ve diplomat Ahmed Venis, Tunus'ta bir yandan Raşid Gannuşi'nin daha önce Meclis Başkanı sıfatıyla doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi nedeniyle Türkiye ile Nahda Hareketi, diğer yandan Cumhurbaşkanı Kays Said ve destekçileri arasında bir kutuplaşma olduğunu söyledi. 
Özel açıklamalarını sürdüren Venis, şunları söyledi:
“Son görüşme (Burderbale-Çakıralp görüşmesi), Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'nin talebi üzerine gerçekleşti. Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve genel olarak Türkiye, Gannuşi'nin artık Meclis Başkanı olmadığı, Türkiye'nin Tunus'tan uzaklaştığı ve bunun da çıkarlarını tehdit ettiği için değil, Raşid Gannuşi ile zorunlu olarak ilişki kurduğu suçlamalarından kurtulmaya ve ilişkilerin sürdüğünü göstermeye çalışıyorlar.”
Bu gelişmenin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaklaşımındaki bir değişiklikten kaynaklanıp kaynaklanmadığını değerlendiren Venis, "Erdoğan değişmedi, ama ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik krizin baskısı altında değiştirmiş gibi yapıyor. Bu baskı nedeniyle Tunus gibi bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerini geliştirmeye çalışmak zorunda kaldı" yorumunda bulundu.

Karşılıklı çıkarlar
Öte yandan analistler, her iki ülkenin de ciddi bir ekonomik krizin ağırlığı altında ezilmesi ve Tunus'un Uluslararası Para Fonu (IMF) ile arasındaki müzakerelerin durulması çerçevesinde Tunus ve Türkiye arasındaki eski anlaşmazlıkların aşılması için birbirlerine ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar.
Diğer taraftan 14 Mayıs'ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siyasi rakiplerinin kendisini devirmek için amansız mücadelesiyle karşı karşıya kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi dosyalar nedeniyle yıllarca süregelen yabancılaşmanın ardından Türkiye'nin Mısır ve diğer ülkelerle ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor.
Siyasi işlerde uzman Tunuslu gazeteci Ceyhan Alvan, Türkiye'nin Tunus Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesini kınayan ilk ülke olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bunu ‘halkın iradesine indirilen bir darbe' olarak değerlendirdiğini hatırlatarak, Türkiye'nin Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesinin, devrimin ardından on yıl boyunca desteklediği geçiş dönemine ve ülkenin demokratik sürecine zarar vermesinden korktuğu için böyle bir tutum sergilediğini söyledi.
Alvan, Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Türkiye, devrimden sonra ülkeyi yöneten ve halkın önemli bir kesiminde Türkiye ile Tunus'taki siyasal İslamcılar arasındaki ilişkinin gücünden söz ettiren Nahda Hareketi'ni destekledi. Böylece Türkiye, siyasal İslamcıları ve Arap ülkelerindeki devrimleri destekleyen en önemli yabancı taraflardan biri olarak sınıflandırıldı. Ancak nihayetinde, Türkiye'yi ilgilendirenin kendi çıkarlarından başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Tunus Meclis Başkanı ile Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi arasında geçenlerde yapılan görüşme da bunu kanıtladı. Türk Büyükelçinin Meclis Başkanı Buderbale ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin bugün Cumhurbaşkanı Kays Said'in önceki Temsilciler Meclisi'ni feshettiği sıradaki tutumunun aksine Said'in siyasi projesinin ve yeni anayasadan doğan kurumların yanında olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit ediyor. Türkiye, böyle davranarak, mevcut durumla ilgilenen gerçekçi bir diplomasi benimsemeye karar vermiş görünüyor. Türkiye'nin de aralarındaki bulunduğu bazı ülkelerin eylemlerini belirleyen şeyin ideolojik kaygılar değil, pragmatik kaygılar olduğu artık kanıtlandı. Eğer bunun aksi olsaydı, Türkiye siyasal İslamcılara desteğini ve bir önceki Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesi konusunda aynı tavrını sürdürürdü. Türkiye'nin son on yılda Tunus devriminin ardından başlayan demokratik sürece verdiği destek, demokrasi ve özgürlük gibi evrensel değerlere dayalı düşünceler çerçevesinde olmak yerine iktidara gelen birbirini izleyen güçlere verdiği destekten başka bir şey değildi. Bu meşru bir meseledir. Çünkü ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda dış politikalarını ve ilişkilerini belirleme hakkına sahiptir. Aynı durum, özellikle ekonomik krizin etkisini azaltmak için mali kaynakların seferber edilmesi ve IMF ile anlaşmaya bir alternatif bulmak için bugün dış ilişkilerini normalleştirmeye ilgili görünen Tunus için de geçerli.”

Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetinden şüphe yok
Bu gelişme, Tunus muhalefetinin, Cumhurbaşkanı Kays Said üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönemde yaşandı.
Ancak Said, herhangi bir ulusal diyalog başlatmayı hâlâ reddettiğinden muhalefetin girişimleri Cumhurbaşkanı'nı geri adım atmaya zorlamayı başaramadı.
Cumhurbaşkanı Said, son günlerde yerel ve yabancı basında sağlık sorunları yaşadığına dair çıkan haberlerin ardından yaptığı açıklamada, "Halen ulusal diyalogdan bahsedenler var. Temsilciler Meclisi dışında diyalog olmaz, zaten bunun ne anlamı var ki?" ifadelerini kullandı.
Tunus'ta bir yandan ülkenin en büyük sendikası olan Tunus Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (UGTT) ve diğer kurumlar, Cumhurbaşkanı'nı siyasi ve ekonomik konuların ele alınacağı ulusal bir diyaloğa çağıran bir girişim başlatmaya hazırlanırken Nahda Hareketi'nin ana bileşeni olduğu Ulusal Selamet Cephesi, başta Temsilciler Meclisi olmak üzere yeni devlet kurumlarını tanımayı reddetmeye devem ediyor. Ulusal Selamet Cephesi, özellikle seçimlere katılımın çok zayıf olmasının ardından, yeni Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetini sorguluyor.
Milletvekili Fatıma el-Mesdi, "Yeni Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetini ne Türkiye ne de bir başkası sorgulayamaz. Seçimlerde hiç kimse dışlanmadı, katılanlar oldu. Tüm partiler katılıp kazanabilirdi. Çok farklı siyasi çevreler katılım gösterdi. Kazananlar ve kazanamayanlar oldu" değerlendirmesinde bulundu.
Mesdi, şunları söyledi:
“Tunus devletinin ve kurumlarının egemenliği, tüm diplomatik ilişkilerde temel bir noktadır ve her ülke iyi ilişkilere sahip olmak ister. İş birliği ve anlaşmalar yapabilmek için Tunus devlet kurumlarıyla temas halinde olmaları gerekiyor. Kendine saygı duyan her ülkenin Tunus devletinin kurumlarına da saygı göstermesi gerektiğine inanıyorum. Bunun dışında olup bitenler, Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetinin sorgulanması, bazı şahısların boş hayallerinden başka bir şey değildir.”
Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'nin Tunus Meclis Başkanı'nı ziyaretinin, Tunus'un 21 Ağustos 2021'de yeniden gözden geçireceğini duyurduğu, siyasi çevrelerinin iki ülke arasındaki ticaret açığının nedeni olarak gördükleri Ankara ile Tunus arasında imzalanan ticaret anlaşması gibi bazı yeniden gözden geçirme çabalarıyla ilgili olduğu görülüyor.
Tunus ve Türkiye, 2005 yılında, iki ülkenin aralarındaki ilişkileri güçlendirme çabaları çerçevesinde bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar.
Tunus Ticaret Bakanlığı Avrupa ile İşbirliği Direktörü Nebil Arfavi, daha önce yaptığı bir açıklamaya göre Türkiye, anlaşmayla ilgili müzakerelere katılacağını ve anlaşmayı değiştirmeye ve hatta iptal etmeye açık olacağını bildirmişti.
Tunus'un Türkiye ile olan ticaret açığının yaklaşık 890 milyon doları bulduğunu söyleyen Arfavi, Tunus'un Çin ve İtalya'nın ardından en büyük üçüncü ticaret açığının Türkiye ile olduğunu vurgulamıştı.
Arfavi, Tunuslu yetkililerin 2018 yılında Türkiye'den ithal edilen bazı ürünler için gümrük tarifelerini artırdıklarına, ancak bunun kötüleşen ticaret açığının boyutunda somut bir azalmaya yol açmadığına işaret etti.
Milletvekili Mesdi ise Türkiye'nin Tunus Büyükelçisinin ziyaretinin, iki ülke arasındaki anlaşmaların incelenmesi çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi.
25 Temmuz 2021'den sonra Tunus'ta ulusal egemenliği dayatma yönünde yeni bir eğilim olduğunu belirten Mesdi, "TBMM, Ankara ile Tunus arasındaki ekonomik ilişkiyi ve Tunus Temsilciler Meclisi'nin gözden geçireceği bazı anlaşmalar olup olmadığını konuşmak istemiş olabilir" yorumunda bulundu.
Türkiye ile yapılan anlaşmanın Tunus ekonomisine zarar verdiği için gözden geçirilmesi çağrısında bulunan Mesdi, bu anlaşmayı ve diğer ülkelerle yapılan bazı anlaşmaları gözden geçirerek ulusal ekonomisini kurtarmasının Tunus devletinin çıkarına olduğunu vurguladı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.