Türkiye, Tunus'taki Müslüman Kardeşler'den vazgeçti mi?

Ankara, yeni Temsilciler Meclisi’yle ilişkilere ve iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının gözden geçirilmesine açık olduğunu gösterdi

unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
TT

Türkiye, Tunus'taki Müslüman Kardeşler'den vazgeçti mi?

unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)
unus Cumhurbaşkanı Kays Said, başkent Tunus’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı (EPA)

Sağir el-Hidri
Tunus'un yeni Meclis Başkanı İbrahim Buderbale ile Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi Çağlar Fahri Çakıralp arasında gerçekleşen görüşme, özellikle Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Kays Said'in önceki Meclis'i feshetme kararını açıkça eleştiren tek ülke olması nedeniyle büyük ses getirdi.
Tunus'un feshedilen Meclisi, Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın (İhvan-ı Müslimin) Türkiye'den yıllarca destek almış Tunus'taki siyasi kolu Nahda Hareketi'nin kontrolündeydi.
Burderbale-Çakıralp görüşmesi, Tunus'taki siyasi çevrelerde, Türkiye'nin 2021 yılında iktidardan düşmesine yol açan siyasi bir gerileme yaşayan ve halkın desteğini kaybeden Nahda Hareketi'ne verdiği destekten vazgeçeceğine dair spekülasyonların ortaya çıkmasına neden oldu.
Büyükelçi Çakıralp, Buderbale ile görüşmesinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un Tunuslu mevkidaşına yazdığı mektubu iletti.
Şentop, mektubunda, Tunus ile Türkiye arasındaki mükemmel ilişkilerden ve onları başta iki parlamento olmak üzere çeşitli alanlarda daha fazla desteklemek ve geliştirmek için aralıksız olarak çalışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

"Başka bir seçeneği yok"
Türkiye, Tunus Cumhurbaşkanı Said'in 2022 yılında çalışmalarını aylarca askıya aldığı önceki Meclis'i feshetme kararını açıkça ve en üst düzeyde kınayan ilk ülke olmasına rağmen Tunus'taki hızlı siyasi gelişmelere ilişkin tutumunda herhangi bir değişiklikten bahsetmedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 yılının nisan ayında yaptığı bir açıklamada, Tunus'ta seçilmiş parlamentonun feshedilmesinin Tunus halkının iradesine bir darbe olduğunu vurgulayarak, "Milletvekilleri hakkında soruşturma başlatılmasını üzüntüyle karşılıyoruz" ifadelerini kullanmıştı. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yorumu, Türkiye'den konuya ilişkin yapılan ilk eleştiri değildi.
TBMM Başkanı Şentop ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AkParti), Cumhurbaşkanı Said'in önceki Meclis'i feshetme kararını kınamıştı.
Bu açıklamaların üzerine Tunus, Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığına çağırarak bu açıklamaları resmen protesto etti.
Tunuslu Milletvekili Fatma el-Mesdi, konuyla ilgili değerlendirmesinde, "Türkiye'nin Tunus devletinin yeni yönelimini kabul etmekten başka seçeneği yok. Tunus artık, tıpkı Müslüman Kardeşleri ‘bir yıkım ve yolsuzluk unsuru' olarak gören diğer ülkeler gibi kanunların her şeyin üzerinde tutulmasına ve suç işleyen herkesin hesap vermesine yönelmiştir" ifadelerini kullandı. 
Independent Arabia'ya konuşan Mesdi, "Türkiye bunu Mısır için kabul ederse Tunus için de kabul eder diye düşünüyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, feshedilen Tunus Temsilciler Meclisi'nin başkanı olan İslamcı çizgideki Nahda Hareketi'nin lideri Raşid Gannuşi ile Tunus'ta Nahda Hareketi ile muhalifleri arasında tartışılan görüşmelerde bulundu.
Cumhurbaşkanı Kays Said, 7 Nisan 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer Türk yetkililerin açıklamalarına üstü kapalı olarak verdiği yanıtta, "Biz bir vilayet değiliz. Belli bir otoriteden ferman beklemiyoruz. Egemenliğimiz, şerefimiz ve gurumuz bütün değerlendirmelerin önündedir" ifadelerini kullandı.

"Erdoğan değişmedi"
Son gelişme, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle Türkiye'de seçimler yaklaşırken Ankara'nın dış politikasında meydana gelen değişikliklerden sonra Nahda Hareketi'ni desteklemekten ve Cumhurbaşkanı Kais Said'in kararlarını eleştirmekten vazgeçecek mi yoksa aynı yaklaşımı sürdürecek mi sorularını gündeme getirdi.
Eski Tunus Dışişleri Bakanı ve diplomat Ahmed Venis, Tunus'ta bir yandan Raşid Gannuşi'nin daha önce Meclis Başkanı sıfatıyla doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi nedeniyle Türkiye ile Nahda Hareketi, diğer yandan Cumhurbaşkanı Kays Said ve destekçileri arasında bir kutuplaşma olduğunu söyledi. 
Özel açıklamalarını sürdüren Venis, şunları söyledi:
“Son görüşme (Burderbale-Çakıralp görüşmesi), Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'nin talebi üzerine gerçekleşti. Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve genel olarak Türkiye, Gannuşi'nin artık Meclis Başkanı olmadığı, Türkiye'nin Tunus'tan uzaklaştığı ve bunun da çıkarlarını tehdit ettiği için değil, Raşid Gannuşi ile zorunlu olarak ilişki kurduğu suçlamalarından kurtulmaya ve ilişkilerin sürdüğünü göstermeye çalışıyorlar.”
Bu gelişmenin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaklaşımındaki bir değişiklikten kaynaklanıp kaynaklanmadığını değerlendiren Venis, "Erdoğan değişmedi, ama ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik krizin baskısı altında değiştirmiş gibi yapıyor. Bu baskı nedeniyle Tunus gibi bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerini geliştirmeye çalışmak zorunda kaldı" yorumunda bulundu.

Karşılıklı çıkarlar
Öte yandan analistler, her iki ülkenin de ciddi bir ekonomik krizin ağırlığı altında ezilmesi ve Tunus'un Uluslararası Para Fonu (IMF) ile arasındaki müzakerelerin durulması çerçevesinde Tunus ve Türkiye arasındaki eski anlaşmazlıkların aşılması için birbirlerine ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar.
Diğer taraftan 14 Mayıs'ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siyasi rakiplerinin kendisini devirmek için amansız mücadelesiyle karşı karşıya kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi dosyalar nedeniyle yıllarca süregelen yabancılaşmanın ardından Türkiye'nin Mısır ve diğer ülkelerle ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor.
Siyasi işlerde uzman Tunuslu gazeteci Ceyhan Alvan, Türkiye'nin Tunus Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesini kınayan ilk ülke olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bunu ‘halkın iradesine indirilen bir darbe' olarak değerlendirdiğini hatırlatarak, Türkiye'nin Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesinin, devrimin ardından on yıl boyunca desteklediği geçiş dönemine ve ülkenin demokratik sürecine zarar vermesinden korktuğu için böyle bir tutum sergilediğini söyledi.
Alvan, Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Türkiye, devrimden sonra ülkeyi yöneten ve halkın önemli bir kesiminde Türkiye ile Tunus'taki siyasal İslamcılar arasındaki ilişkinin gücünden söz ettiren Nahda Hareketi'ni destekledi. Böylece Türkiye, siyasal İslamcıları ve Arap ülkelerindeki devrimleri destekleyen en önemli yabancı taraflardan biri olarak sınıflandırıldı. Ancak nihayetinde, Türkiye'yi ilgilendirenin kendi çıkarlarından başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Tunus Meclis Başkanı ile Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi arasında geçenlerde yapılan görüşme da bunu kanıtladı. Türk Büyükelçinin Meclis Başkanı Buderbale ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin bugün Cumhurbaşkanı Kays Said'in önceki Temsilciler Meclisi'ni feshettiği sıradaki tutumunun aksine Said'in siyasi projesinin ve yeni anayasadan doğan kurumların yanında olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit ediyor. Türkiye, böyle davranarak, mevcut durumla ilgilenen gerçekçi bir diplomasi benimsemeye karar vermiş görünüyor. Türkiye'nin de aralarındaki bulunduğu bazı ülkelerin eylemlerini belirleyen şeyin ideolojik kaygılar değil, pragmatik kaygılar olduğu artık kanıtlandı. Eğer bunun aksi olsaydı, Türkiye siyasal İslamcılara desteğini ve bir önceki Temsilciler Meclisi'nin feshedilmesi konusunda aynı tavrını sürdürürdü. Türkiye'nin son on yılda Tunus devriminin ardından başlayan demokratik sürece verdiği destek, demokrasi ve özgürlük gibi evrensel değerlere dayalı düşünceler çerçevesinde olmak yerine iktidara gelen birbirini izleyen güçlere verdiği destekten başka bir şey değildi. Bu meşru bir meseledir. Çünkü ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda dış politikalarını ve ilişkilerini belirleme hakkına sahiptir. Aynı durum, özellikle ekonomik krizin etkisini azaltmak için mali kaynakların seferber edilmesi ve IMF ile anlaşmaya bir alternatif bulmak için bugün dış ilişkilerini normalleştirmeye ilgili görünen Tunus için de geçerli.”

Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetinden şüphe yok
Bu gelişme, Tunus muhalefetinin, Cumhurbaşkanı Kays Said üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönemde yaşandı.
Ancak Said, herhangi bir ulusal diyalog başlatmayı hâlâ reddettiğinden muhalefetin girişimleri Cumhurbaşkanı'nı geri adım atmaya zorlamayı başaramadı.
Cumhurbaşkanı Said, son günlerde yerel ve yabancı basında sağlık sorunları yaşadığına dair çıkan haberlerin ardından yaptığı açıklamada, "Halen ulusal diyalogdan bahsedenler var. Temsilciler Meclisi dışında diyalog olmaz, zaten bunun ne anlamı var ki?" ifadelerini kullandı.
Tunus'ta bir yandan ülkenin en büyük sendikası olan Tunus Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (UGTT) ve diğer kurumlar, Cumhurbaşkanı'nı siyasi ve ekonomik konuların ele alınacağı ulusal bir diyaloğa çağıran bir girişim başlatmaya hazırlanırken Nahda Hareketi'nin ana bileşeni olduğu Ulusal Selamet Cephesi, başta Temsilciler Meclisi olmak üzere yeni devlet kurumlarını tanımayı reddetmeye devem ediyor. Ulusal Selamet Cephesi, özellikle seçimlere katılımın çok zayıf olmasının ardından, yeni Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetini sorguluyor.
Milletvekili Fatıma el-Mesdi, "Yeni Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetini ne Türkiye ne de bir başkası sorgulayamaz. Seçimlerde hiç kimse dışlanmadı, katılanlar oldu. Tüm partiler katılıp kazanabilirdi. Çok farklı siyasi çevreler katılım gösterdi. Kazananlar ve kazanamayanlar oldu" değerlendirmesinde bulundu.
Mesdi, şunları söyledi:
“Tunus devletinin ve kurumlarının egemenliği, tüm diplomatik ilişkilerde temel bir noktadır ve her ülke iyi ilişkilere sahip olmak ister. İş birliği ve anlaşmalar yapabilmek için Tunus devlet kurumlarıyla temas halinde olmaları gerekiyor. Kendine saygı duyan her ülkenin Tunus devletinin kurumlarına da saygı göstermesi gerektiğine inanıyorum. Bunun dışında olup bitenler, Temsilciler Meclisi'nin meşruiyetinin sorgulanması, bazı şahısların boş hayallerinden başka bir şey değildir.”
Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi'nin Tunus Meclis Başkanı'nı ziyaretinin, Tunus'un 21 Ağustos 2021'de yeniden gözden geçireceğini duyurduğu, siyasi çevrelerinin iki ülke arasındaki ticaret açığının nedeni olarak gördükleri Ankara ile Tunus arasında imzalanan ticaret anlaşması gibi bazı yeniden gözden geçirme çabalarıyla ilgili olduğu görülüyor.
Tunus ve Türkiye, 2005 yılında, iki ülkenin aralarındaki ilişkileri güçlendirme çabaları çerçevesinde bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar.
Tunus Ticaret Bakanlığı Avrupa ile İşbirliği Direktörü Nebil Arfavi, daha önce yaptığı bir açıklamaya göre Türkiye, anlaşmayla ilgili müzakerelere katılacağını ve anlaşmayı değiştirmeye ve hatta iptal etmeye açık olacağını bildirmişti.
Tunus'un Türkiye ile olan ticaret açığının yaklaşık 890 milyon doları bulduğunu söyleyen Arfavi, Tunus'un Çin ve İtalya'nın ardından en büyük üçüncü ticaret açığının Türkiye ile olduğunu vurgulamıştı.
Arfavi, Tunuslu yetkililerin 2018 yılında Türkiye'den ithal edilen bazı ürünler için gümrük tarifelerini artırdıklarına, ancak bunun kötüleşen ticaret açığının boyutunda somut bir azalmaya yol açmadığına işaret etti.
Milletvekili Mesdi ise Türkiye'nin Tunus Büyükelçisinin ziyaretinin, iki ülke arasındaki anlaşmaların incelenmesi çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi.
25 Temmuz 2021'den sonra Tunus'ta ulusal egemenliği dayatma yönünde yeni bir eğilim olduğunu belirten Mesdi, "TBMM, Ankara ile Tunus arasındaki ekonomik ilişkiyi ve Tunus Temsilciler Meclisi'nin gözden geçireceği bazı anlaşmalar olup olmadığını konuşmak istemiş olabilir" yorumunda bulundu.
Türkiye ile yapılan anlaşmanın Tunus ekonomisine zarar verdiği için gözden geçirilmesi çağrısında bulunan Mesdi, bu anlaşmayı ve diğer ülkelerle yapılan bazı anlaşmaları gözden geçirerek ulusal ekonomisini kurtarmasının Tunus devletinin çıkarına olduğunu vurguladı.



Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Fırat Nehri’ndeki su seviyesinin yükselmesi ve bunun yol açtığı taşkınların gölgesinde Deyrizor’da

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)
TT

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Fırat Nehri’ndeki su seviyesinin yükselmesi ve bunun yol açtığı taşkınların gölgesinde Deyrizor’da

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (Reuters)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed al-Sharaa, cuma günü bakanlardan oluşan bir heyet eşliğinde Deyrizor vilayetine geldi. Resmi Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya göre ziyaretin amacı, Fırat Nehri’ndeki su seviyesinin yükselmesi ve bunun yol açtığı taşkınlar nedeniyle vilayetteki durumu ve insani ihtiyaçları yerinde incelemek.

Suriye Devlet Başkanı’nın daha önce, babası Hüseyin eş-Şara’nın yaptığı açıklamaların sosyal medyada büyük tepki çekmesinin ardından Deyrizor halkından özür dilemişti.

Hüseyin eş-Şara, Asharq News tarafından hazırlanan “Syria Cast” adlı podcast programında konuşurken, 1963 darbesinden sonra “sınıfsal yapının” Suriye toplum dokusu üzerindeki etkisine değinmişti. Kentlilerin kırsal kesim insanlarına karşı “üstten bakan” yaklaşımından ve kırsal kesimin şehir halkına yönelik “öfkesinden” söz eden eş-Şara, siyasi ve kültürel bilinç düzeyleri arasında fark bulunduğunu da savunmuştu.

Söz konusu konuşmanın bazı bölümleri sosyal medyada geniş şekilde dolaşıma girdi. Özellikle Deyrizor halkına yönelik “aşağılayıcı” olarak değerlendirilen ifadeler tepki çekti ve vilayet sakinleri, Hüseyin eş-Şara’dan özür talep etmek amacıyla protesto gösterisi düzenledi.

Bunun ardından Hüseyin eş-Şara, Facebook hesabından bir açıklama yayımlayarak sözlerinin “bağlamından koparıldığını” belirtti. Açıklamasında, konuşmasının kırsal kesimin geçmişte maruz kaldığı “dışlayıcı politikalar” nedeniyle köyler ile şehirler arasındaki uçurumu ele aldığını, Deyrizor halkını hedef alma amacı taşımadığını söyledi.

efrgthy
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Ayrıca vilayet halkıyla güçlü ilişkileri bulunduğunu ifade eden eş-Şara, röportajdan “gerekçesiz hakaret” olarak değerlendirilen bölümün çıkarılmasını daha sonra talep ettiğini belirtti. Konuşmasının o dönemde kırsal ve şehir kökenli kişilerin yönetime gelmesiyle ilgili olduğunu kaydetti.

Daha sonra Ahmed eş-Şara, Deyrizor Valisi ve vilayetin önde gelen isimleriyle telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Deyrizor halkının tüm Suriyeliler nezdinde büyük bir yere sahip olduğunu söyleyen Şara, “Deyrizorlular bizim dostlarımız, dayanağımız ve başımızın tacıdır” ifadelerini kullandı.

Şara ayrıca, vilayet halkına yönelik hakaretlerin “önce kendisini yaraladığını, sonra Deyrizor halkını incittiğini” söyledi. Haklarının korunacağını vurgulayan Suriye lideri, “Deyrizor halkının tarihi ve ulusal duruşları sözlerden önce gelir ve onların lehine tanıklık eder” dedi.

Yaşananların “muhtemelen bir dil sürçmesi ya da bazı ifadelerin bağlamından koparılması sonucu” meydana geldiğini ifade eden Şara, babası adına vilayet halkından özür dilediğini ve “Deyrizor’un kırsal ve şehir kesimindeki halka duyulan sevginin derinliğini” vurguladı.

Telefon görüşmesi sırasında vilayetten bir kişi, Suriye Devlet Başkanı’nı Deyrizor’u ziyaret etmeye davet ederek halkın onu karşılamak için “sabırsızlandığını” söyledi. Şara ise valiyle en kısa sürede ziyaret düzenlenmesine ilişkin hazırlıkları görüştüğünü belirtti.

Suriye Devlet Başkanı ayrıca vilayeti desteklemek amacıyla hazırlanan kalkınma projeleri paketinden söz etti. Bu projeler arasında hastaneler, köprüler ve ekonomiyi canlandırmayı hedefleyen yatırımlar bulunuyor. Şara, Deyrizor’un önümüzdeki dönemde “Suriye’nin en önemli ekonomik merkezlerinden biri” hâline gelmesini umut ettiğini dile getirdi.

Suriye’de sosyal medya platformlarında ise konu geniş tartışmalara yol açtı. Bazıları Devlet Başkanı’nın babasının açıklamalarını “kabul edilemez bir hakaret” olarak değerlendirirken, bazıları da söz konusu ifadeleri geçmişteki toplumsal gerçekliğin ve birçok toplumda bulunan geleneklerin bir tasviri olarak yorumladı. Bununla birlikte eleştiriler, konuşma sırasında bazı ifadelerin uygun şekilde seçilmemiş olması ve açıklamaların “doğaçlama” bir üslupla yapılmış olması üzerinde yoğunlaştı.


Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor

Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor
TT

Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor

Hamas’tan arabuluculara mesaj: İsrail ihlalleri müzakereleri sabote ediyor

Şarku’l Avsat, Gazze Şeridi’nde yürürlükte bulunan ateşkes anlaşmasına ilişkin olarak Hamas Hareketi’nin kısa süre önce arabuluculara gönderdiği belgeye ulaştı. İsrail’in artan ihlalleri nedeniyle, 10 Ekim 2025’te anlaşmanın yürürlüğe girmesinden bu yana 930’dan fazla Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, perşembe akşamı Hamas liderleriyle kısa süre önce görüşen bölgesel bir diplomata dayandırdığı haberinde, Hamas’ın silahsızlanmayı kabul etmeyeceğini, ABD’nin İsrail’in Gazze Şeridi’nde büyük çaplı askeri operasyonlar düzenlemesini engelleyeceğine inandığını aktardı. Haberde ayrıca hareketin güç kazandığı, özgüvenini artırdığı ve özellikle İsrail güçlerinin çekilmesinin ardından Gazze üzerindeki kontrolünü pekiştirdiği belirtildi.

Ancak Hamas’tan üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu haberlerin tamamen gerçeği yansıtmadığını söyledi. Kaynak, İsrail’in ihlalleri ve siyasi tıkanıklık konusundaki hareketin tutumuna ilişkin olarak arabuluculara yakın zamanda bir belge gönderildiğini ifade etti. Hamas yetkilisi, özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin arabulucuların son önerilerine ve “Barış Konseyi”nin Gazze’deki yüksek temsilcisi Nikolay Mladenov aracılığıyla sunduğu yol haritasına karşı olumsuz tavır aldığını belirtti.

Kaynak ayrıca Hamas’ın son dönemde bölgede diplomatlarla herhangi bir görüşme yapmadığını, yalnızca müzakere turları çerçevesinde Mladenov ile ABD yönetimi ve “Barış Konseyi”ni temsil eden bazı isimlerin katıldığı toplantıların gerçekleştirildiğini söyledi.

fdvbfb
Birleşmiş Milletler Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov'un New York'taki Güvenlik Konseyi önünde yaptığı konuşmanın arşiv fotoğrafı (Birleşmiş Milletler)

Aynı kaynak, Kurban Bayramı öncesinde yapılması planlanan müzakere turunun bayram tatili sonrasına ertelendiğini açıkladı. Yeni turun tarihi henüz netleşmezken, Hamas liderliğinden bir heyetin gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından önümüzdeki günlerde Mısır’ın davetiyle Kahire’ye gitmeye hazırlandığı belirtildi.

Kaynak, son dönemde öldürme operasyonlarının tırmandırılması ve sivillerin hedef alınmasının sürmesine karşı protesto mesajları iletildiğini, bunun dışında yeni bir gelişme yaşanmadığını ifade etti.

Hamas, söz konusu belgeyi Mısır’daki arabuluculara gönderirken bir nüshasını da Katar ve Türkiye’ye iletti. Bu ülkeler aracılığıyla belge, “Barış Konseyi” ve ABD yönetimi dâhil başka taraflara da aktarıldı.

Mesajın içeriği

Belgenin 20 Mayıs tarihli giriş bölümünde, son müzakere turlarında Kahire ve İstanbul’da arabulucuların tarafların görüşlerini yakınlaştırmak için gösterdiği çabalara değinildi ve bu girişimlerin taraflar arasındaki farkları azaltmayı başardığı ifade edildi.

Belgede, İsrail’in saldırıları genişletmesi, suikastlar düzenlemesi ve Filistinlileri, müzakere heyetini, ailelerini ve müzakere süreciyle bağlantılı kişileri hedef almasının olumsuz bir atmosfer yarattığı, bunun da müzakerelerin doğal seyrinde ilerletilmesine yönelik arabulucu çabalarını sekteye uğrattığı belirtildi.

sd
Netanyahu, 9 Ocak 2026'da Kudüs'te Mladenov ile el sıkışıyor (EPA)

Hamas belgesi ayrıca Nikolay Mladenov’un kısa süre önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı bilgilendirmeyi eleştirerek, açıklamaların yanıltıcı içerikler taşıdığını ve müzakere sürecinin tıkanmasından Hamas’ı sorumlu tuttuğunu kaydetti. Belgede, hareketin Şarm eş-Şeyh Anlaşması’ndaki tüm maddelere tam bağlılık gösterdiği, buna karşın anlaşmayı engelleyen ve arabulucuların çabalarını sabote eden tarafın İsrail olduğu savunuldu.

Belgede Hamas ve Filistinli grupların müzakere sürecine ve bunun önemine bağlı olduğu vurgulanırken, mevcut tıkanıklığı aşacak fikirler geliştirmek için ciddi çaba gösterildiği ifade edildi. Ayrıca arabulucularla iş birliğinin artırılmasının gerekli olduğu belirtildi.

Hamas, arabuluculardan İsrail’e günlük ihlallerini durdurması için baskı yapılmasını talep etti ve bu ihlallerin gerekli görevlerin yerine getirilmesini engellediğini kaydetti.

Belgede, arabuluculara sunulacak uygun bir formül üzerinde istişareler sürerken İsrail’in Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın komutanı İzzeddin el-Haddad’a yönelik bir suikast düzenlediği belirtildi. Bunun iletişim ve istişare sürecini aksattığı ifade edildi.

Hamas, istişarelerin tamamlanmasının ardından önümüzdeki günlerde arabulucularla yeniden temas kurarak müzakere sürecinin devamı için uygun bir formül bulunmasını umduğunu dile getirdi.

“Şarku’l Avsat”, bir aydan uzun süre önce “yol haritası” olarak tanımlanan önerinin tüm ayrıntılarını yayımlamıştı. Söz konusu plan, birinci aşamanın geri kalan maddelerinin tamamlanmasını ve eş zamanlı olarak ikinci aşama maddeleri üzerinde müzakerelerin yürütülmesini hedefliyordu.

Ancak Hamas ve İsrail’in öne sürdüğü şartlar yol haritasının uygulanmasını engelledi. Taraflar arabulucular üzerinden karşılıklı yanıtlar verirken, görüşlerin yakınlaştırılması için çeşitli girişimler yapıldı ve daha sonra belli ölçüde ilerleme sağlandı. Buna rağmen Netanyahu hükümetinin, herhangi bir adım atmadan önce Gazze’nin silahsızlandırılmasına ilişkin imzalı bir belge talep etmesi anlaşmada ilerlemeyi yeniden durdurdu. Ayrıca hükümetin, görevlerini üstlenmesi için Gazze Yönetim Komitesi’nin bölgeye girişine de izin vermediği belirtildi.


Hizbullah hükümeti düşürmek ile kontrolü kaybetmek arasında: Yeni bir siyasi denklemle karşı karşıya

Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hizbullah hükümeti düşürmek ile kontrolü kaybetmek arasında: Yeni bir siyasi denklemle karşı karşıya

Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan hükümeti, Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplandı. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

1992 yılında siyasi hayata girmesinden bu yana Hizbullah, yıllar içinde sınırlı etkisi olan bir parlamento aktöründen Lübnan’daki yönetim denkleminde temel taraflardan birine dönüştü. Önce yasama faaliyetlerine katılan örgüt, hükümetlere ise doğrudan ancak 2005 yılında, eski Başbakan Refik Hariri’nin suikasta uğraması ve Suriye ordusunun Lübnan’dan çekilmesinin ardından girdi.

O tarihten itibaren Hizbullah, ardı ardına kurulan hükümetler üzerinde kontrol ve nüfuz kurmaya çalıştı; bazılarını işlevsiz hale getirdi, bazılarını ise düşürdü. Bunu da “engelleyici üçte birlik blok” kavramını ve karar alma süreçlerinde uzlaşı zorunluluğunu gündeme getirerek yaptı. Ayrıca kendisi ve müttefiki Emel Hareketi, Şii bakanlık kotasının tamamını kontrol ederek bunu hükümetleri düşürmek ya da çalışmalarını engellemek için bir koz olarak kullandı.

Bu nedenle, Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım’ın “Halkın sokaklara çıkıp hükümeti ve Amerikan-İsrail projesini düşürme hakkı vardır” yönündeki açıklaması, örgütün hükümet kurma ve düşürme süreçlerindeki performansını yakından takip edenler açısından şaşırtıcı görülmüyor. Benzer şekilde Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi ve eski Bakan Mahmud Kamati’nin, “Cumhurbaşkanı veya hükümet çoğunluğu bu dönemde direnişi hedef almak istiyorsa bilsin ki onlar gelip geçici bir taraftır; biz ise bu ülkeye kök salmış durumdayız” sözleri de dikkat çekiyor.

Hükümetleri kuşatma süreci

Hizbullah’ın hükümeti düşürme amacıyla ilk kuşatma girişimi 2006 yılına dayanıyor. Örgüt ve Emel Hareketi, Refik Hariri suikastı zanlılarını yargılamak için uluslararası mahkeme kurulmasına yönelik oylamayı protesto ederek Fuad Sinyora hükümetindeki bakanlarını çekmişti.

“Şii ikilisi” ile Özgür Yurtsever Hareketi, hükümetin “meşru temsil niteliğini taşımadığı” gerekçesiyle Beyrut merkezinde uzun süreli oturma eylemi düzenledi. Ancak hükümet çalışmalarını sürdürdü. Ta ki Mayıs 2008’de Hizbullah’ın, hükümetin kendi iletişim ağına ilişkin aldığı kararlara karşı Beyrut ve Lübnan Dağı’nın bazı bölgelerinde askeri harekete girişmesine kadar.

dfergrfg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım

Bu gelişmeler, Lübnanlı tarafların Katar’da bir araya gelmesine yol açtı ve ortaya “Doha Anlaşması” olarak bilinen mutabakat çıktı. Hizbullah bu anlaşmayla “engelleyici üçte birlik blok” hakkını elde etti. Bu da kendisi ve müttefiklerinin bakanların üçte birine sahip olması ve böylece hükümeti düşürebilmesi anlamına geliyordu.

Nitekim 2011 yılında Hizbullah ve müttefikleri, Saad Hariri hükümetinden bakanlarını çekerek hükümetin düşmesine neden oldu.

Selam hükümetinin “özgürleşmesi”

Bunun ardından, Hizbullah ve müttefiklerinin engelleyici üçte birlik bloka sahip olduğu hükümetler kuruldu. Bu durum, ardı ardına gelen Bakanlar Kurullarının kararlarını ve kaderini kontrol etmelerine imkân sağladı. 2011’den bu yana toplam 6 hükümet kuruldu ve süreç, bugün Nevaf Selam başkanlığındaki mevcut hükümete kadar uzandı.

sdfved
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, son savaş başlamadan önce Güney Lübnan’da İsrail sınırındaki Kefr Kila beldesine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim ile birlikte görülüyor. (AFP)

Mevcut hükümet, 2008’den bu yana Hizbullah’ın “engelleyici üçte birlik blok” baskısından kurtulan ilk hükümet olarak görülüyor. Bu nedenle Hizbullah, silahın yalnızca devletin elinde olması yönündeki kararların alınmasını, askeri kanadının gayrimeşru sayılmasını ve karşı çıktığı diğer kararların çıkarılmasını engelleyemedi.

Ardı ardına gelen hükümetlere şantaj

Siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali el-Emin’e göre Hizbullah, Doha Anlaşması’ndan bu yana kurulan hükümetlere “garantör üçte birlik blok”, uzlaşı ve “meşruiyet” gibi kavramlarla baskı yapmaya çalıştı.

El-Emin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemde, özellikle mevcut hükümetle birlikte dengeler tamamen değişti. Hükümet, yeni siyasi dengeleri yansıtan farklı kurallar temelinde kuruldu” dedi.

El-Emin’e göre Hizbullah, mevcut hükümeti sokak hareketleriyle düşürmenin mümkün olduğunu düşünse bile, kendi şartlarıyla yeni bir hükümet kurmanın artık mümkün olmadığını biliyor. Bu nedenle bugün hükümeti düşürme yönündeki tehditleri “gözdağı verme ve bağırıp çağırmaktan öteye geçmiyor.”

El-Emin ayrıca, “Şeyh Naim Kasım’ın çelişkili söylemleri de partinin içinde bulunduğu çıkmazı yansıtıyor. Buna ek olarak Meclis Başkanı Nebih Berri’nin de Hizbullah’a bu adımda eşlik etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla partinin hükümeti düşürme ya da şikâyet ettiği politikaları değiştirme şansı bulunmuyor” ifadelerini kullandı.