Doğu'nun prensi, ulusun umudu ve erdemli bir devletin kurucusu: Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan Veliaht Prensi’ni etkili bir küresel simge yapan özellikleri.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman.
TT

Doğu'nun prensi, ulusun umudu ve erdemli bir devletin kurucusu: Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, adını küresel çapta en etkin iismler ve semboller listesine yazdırdı. Ülkesinde her alanda etki bırakan bir ‘devrime’ önderlik edip Suudi Arabistan'ı dünyada siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda söz sahibi bir ülke haline getirdi. Onunla birlikte Riyad, adını herkesin takip edeceği erdemli devletin başkenti için bir model olarak belirlendi. Siyasi, ekonomik ve kalkınma sorunlarını çözemeyen ülkelerinde ve kronikleşmiş özgürlük ve insana yakışır yaşam arayışlarına karşı birçok ülkenin vatandaşlarının gösterilerinde Veliaht Prens’in adını ‘Muhammed bin Selman gibi bir yönetici istiyoruz’ diyerek tekrar etmesine ve onun fotoğraflarını yükseltmesine neden olan da budur.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, ülkesindeki ikinci isim olduğundan beri her türlü yolsuzluğun, çağın belası ve kalkınmanın önünde bir engel olduğu gerçeğinden hareketle, yolsuzlukla (finansal, entelektüel ve kültürel biçimleriyle) mücadeleyi önceliklerinden biri haline getirdi. Bunu dünyada başka hiçbir ülkenin sahip olmadığı belgelere sahip bir ülkede, gün boyu milyarlarca kişinin ziyaret ettiği Müslümanların kıblesinin, Haremeyn-i Şerîfeyn’in varlığıyla, petrol ve minerallerden oluşan çeşitli doğal kaynakları topraklarında barındırmasıyla ve binlerce yıllık bir kültürel mirasa ve hazinelere sahip olmasıyla güçlendirdi.
Genç Veliaht Prens, başkent Riyad'daki ‘laboratuvarında’ ve Suudi Arabistan’ın diğer şehir ve bölgelerindeki şubelerinde ‘gizli bir karışım’ buldu. Hâkim olana, alışılmışa ve sabit olana karşı değişimin özelliklerini taşıyan, her yöne giden hızlı bir trene bindi. Ülkesinin elindeki verilerden yararlanarak geleceğin devletinin inşası için bir plan çizdi, bölgesel ve uluslararası sahneleri izledi, sahaya çıktı ve etkili bir oyuncu oldu. Ayrıca yerel, bölgesel ve uluslararası ‘arşivleri’ ziyaret etti. Eski ve yeni dosyaları gözden geçirdi ve onları dikkatli bir şekilde okudu, birçoğunun mevcut koşulların gerektirdiği şekilde yeniden gözden geçirilmesi ve ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Kendisinden önce ülkesinin, bölgesinin ve milletinin çıkarlarını gözeterek ve bu amacı gerçekleştirmeye çalışıp okuyarak niyetini anlama yeteneğine sahip, yurt içinden ve yurt dışından bakanlar ve danışmanlardan oluşan bir heyet oluşturdu. Dosyaları onlara dağıttı ve onlar da doğrudan onun gözetiminde, başta ülkenin kapsamlı kalkınması ve tek gelir kaynağı olarak petrole bağlı olmayan yeni gelir arayışları konusu olmak üzere dosyaları incelediler. Veliaht Prens, bu meselenin meşruiyete ve belirleyicilere ihtiyaç duyduğunu dirayeti ve ileri görüşlülüğü ile anladı ve böylece  ülkenin her yönüyle kalkınma yolunu belirleyen ‘Vizyon 2030’ oldu. Suudi Arabistan, kalkınmanın tüm yönlerini kapsayan bir atölyeye dönüşürken, dünya gerçeklerin yüzeyinde ulaştığı hedefleri gördü.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın, ülkelerin tek taraflı olarak kalkınma hedef ve gereksinimlerine siyasi ve ekonomik olarak ulaşamayacaklarına olan inancı nedeniyle mesele İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan ekonomik bloğun uygulanmasını gerektiriyor. Veliaht Prens, ülkeler arasındaki ticari alışverişi teşvik etmeyi, malî ve parasal politikaları koordine etmeyi, ürünlerin korunmasını sağlamayı, acil ve ani ekonomik sorunlar ve krizlerle yüzleşmeyi hedefliyor. Kendisi, bu talebi önüne koydu. Çünkü bunun çok önemli siyasi, ekonomik ve kültürel hedeflere ulaşacağına inanıyor. Bu amaçla bu yönde akan girişimlere odaklandı ve ülkesinin sahip olduğu imkânlardan yararlanarak geleceğin devletini inşa etti. Herkes, Veliaht Prens'in bir tür önemli blok olan yeni bir Ortadoğu'nun kurulması için yaptığı ilk çağrıyı ve ardından saygın ülkelerle ittifaklar kurmak ve ekonomik ve ticari anlaşmalar imzalamak suretiyle temsil ettiği başka bir girişimi hatırlıyor.
Kararın bağımsızlığı konusu, türü ne olursa olsun her ülke için temel bir dayanak olarak kabul edildiği gibi, Suudi Arabistan kararının bağımsızlığı da tarihsel evreleri boyunca ülkedeki yönetimin en önemli hedefi oldu. Ancak yerel, bölgesel ve uluslararası mevcut koşullar ışığında daha da önemli hale gelmiştir. Prens Muhammed bin Selman, Suudi siyasi kararının tam bağımsızlığını elde etmeyi başardı ve ülkesini yükselen bir Arap gücü ve her alanda hesaba katılması gereken uluslararası bir güç haline getirdi.
Bu doğrultuda Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, onlarca yıldır Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve diğer Arap ülkeleri için tehdit oluşturan, belki de en önemlisi komşu meselesi olan çetrefilli konuları ele aldı. Kendisi, diyalog yoluyla siyasi bir çözümün kesin çözüm olduğuna inanıyordu. Zira İran gibi bir ülkenin kadim bir tarihe ve medeniyete sahip olduğu düşünülürse, doğrudan askeri çatışmalarla söz konusu ihtilaflar çözülemez. Bu çözümün bir tür pervasızlık ve maceracılık olduğuna ve savaşın galibi olmadığına ikna olarak, masada çözülebilecek sorunlarla devletlerin haritadan silinemeyeceğini vurguladı. Veliaht Prens, ABD ve İsrail'in İran'ı vurma tehditlerine aldırış etmedi ve bunun siyasi bir şantaj ve onlarca yıl önce ortaya atılan, adeta çocukları korkutmak için söylenen bir ‘öcü’ olduğuna ikna oldu. İki ülke (Suudi Arabistan ve İran) arasındaki barışma ve yıllar önce kopan ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, onun dirayeti ve ileri görüşlülüğü ile gerçekleşti. Veliaht Prens ayrıca Suriye'yi ve ondan önce de Irak'ı Arap dünyasına geri döndürmeyi başardı.
Küresel yansımaları olan önemli bir yerel boyutta, Prens Muhammed bin Selman'ın yıllardır uygulanan kanunların yerini alacak bir kişisel hal ve ceza kanunları sistemini onaylamak için çıkış noktası, Kur'an-ı Kerim'in her zaman ve her yerde geçerli olduğuna ve ülkesinin hukuki yönden Kur'an-ı Kerim ve mütevatir hadis metinlerini uygulamakla yükümlü olduğuna olan inancından kaynaklanıyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı, ortaya koyduğu vizyonun hedeflerine ve başarıya ulaşması için açık dini sabitelere halel getirmeksizin, dini söylem de dahil olmak üzere mevzuatın gözden geçirilmesi gerektiğini öngördü.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin tamamlayıp kapattığı tüm bu çalışmalar, kazanımlar ve dosyalar, yalnızca değişim ve inisiyatif karizmasına sahip seçkin bir liderin, ender niteliklere sahipken üstesinden gelebileceği ciddi başarılar, büyük işler ve sıcak dosyalardır. Bununla ilgili olarak Sosyoloji ve Suudi Tarihi araştırmacısı olan ve bu doğrultuda onlarca kitap yazan Dr. İsmail es-Selamat, Şarku’l Avsat'a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bilinmektedir ki insan, Allah'ın kendisi için takdir ettiği yeteneklerle doğar ve bu yetenekleri kendisine fayda sağlayacak bir alana yatırabilir veya bu nimetlerden yararlanmadan, etrafındakilere fayda vermeden olduğu gibi ‘hammadde’ olarak bırakır. Allah'ın bu millete lütuflarından biri de onu olağanüstü nitelik ve yeteneklerle doğmuş genç bir prens ve seçkin bir lidere emanet etmesidir. İyi terbiye, hünerlerinin çokluğu, dengeli şahsiyeti ve kuvveti, kendisini geliştirmesine ve en güzel şekilde sergilemesine vesile olmuştur. Ayrıca olumlu kişisel hırs, başarı arzusu, iyilik sevgisi ve halkı için umut verici bir gelecek inşa etme güdüsüyle hareket ettiği için, fayda ve iyilik ona nüfuz etti. Suudi Arabistan Veliaht Prensi, bugün Arap insanının ‘erdemli şehirde’ yaşama hayalini gerçekleştirmesinde en büyük rolü oynayan iyi huylu niteliklere ve benzersiz özelliklere sahipti. Veliaht Prens, yıllarca parçalanmışlık, bölünmüşlük, kayıp ve zayıflık yaşayan ulustaki her bir bireyin umudu olarak geldi. Çevresindeki küresel güçler tarafından kendisine zorbalık edildi ve hafife alındı. Arap vatandaşlarının bugün çoğu ülkede cehalet, yoksulluk, fakirlik, adaletsizlik, yerinden edilme ve evsizlikten mustarip olduğu yerde, Veliaht Prens'in elde ettiği başarılar, bu milletin evlatlarını kendi şahsında bir ışık ve mevcut acı gerçeklikten kurtuluşları için bir umut haline getirdi.”
Arap insanının elde etmek istediği her şeyi onun şahsında bulduk. Bu, buzdağının görünen kısmıdır, çünkü büyükler tam anlamıyla tarif edilemez. İşte milletin ilerlemesinde büyük rolü olan, önemli noktalarla temsil edilen özelliklerle kemal ve fazilet yoluna el koyan başlıklardan bazıları:
Birincisi sorumlu hükümdarın niteliği. Genç bir prensi diğerlerinden ayırt edebilecek, onu çalışmaya, çabalamaya, sebat etmeye ve istediğini elde etmeye teşvik edebilecek en önemli şeylerden biri sorumluluk ve özen duygusudur. Dürüstlüğüne ve bağlılığına güvenmek, ilkelerine, sorumluluklarına ve değerlerine olan bağlılığının boyutunu görmek, ekip çalışmasını motive etmek, çabalarının ve vizyonunun nelere yol açacağına güvenmek anlamına gelen dürüstlüğün reçetesi budur.
Başarılı ve ilham verici bir lider ne istediğini ve nereye gittiğini bildiği için Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın güvenilirliğini Vizyon 2030'u takip eden proje ve planlarda görüyoruz. Yücelik, gelişme ve refah yolunda yürümek… Başarılı bir liderin sözlüğünde şans kelimesi bulunmaz. Aksine çalışkandır ve dikkatli bir planlamayla çalışır. Veliaht Prens planlanandan, uygulanandan ve takip edilenden daha iyidir. Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin sahip olduğu prestij, onun öncü niteliklerinden biridir. Çünkü kişiliği hürmet, saygı ve yüce bir konumla karakterize edilir. Halkı ve dostları ona saygı duyarken, düşmanları ondan çekinir.
Prens Muhammed bin Selman, doğru adamı doğru yere yerleştirir; yetkinlikleri seçer ve adaleti gerçekleştirir. Başkalarıyla anlamlı ve etkili iletişim kurma konusundaki keskinliğine ek olarak Veliaht Prens iyi bir dinleyicidir. Bu nedenle aldığı kararlar doğru ve beyan ettiği görüşler akıllıcadır.
Empati, modern geleneğimizde duygusal zekâ olarak adlandırılabilecek şeydir ve bir liderin zafere giden yolunda ve toplumu ile destekçilerinin ilerlemesinde ihtiyaç duyduğu en önemli şeydir. Böylece başkaları gibi hissedebilir ve onlarla en iyi şekilde iletişim kurabilir. Satır aralarını okuma, sonuçları ve sorunları tahmin etme, olumlulara odaklanma ve olumsuzluklardan uzak durma konusunda geniş beceriye sahip olan Veliaht Prens’in azmi yüksektir ve onun kişiliğini diğerlerinden ayıran bu özelliğidir. Azminin sınırı yoktur. Onun kendini geliştirmesi de hiçbir zaman durmaz ve durmayacaktır. Üstesinden gelip onları aşana kadar zorlukları çekmeye devam edecektir. Suudi Arabistan Veliaht Prensi ilham verici bir insan olarak nitelendiriliyor.
Başarılı bir lider, kendi yeteneğinin ve ilhamının yanı sıra her biri kendi yetenek ve becerisine göre başkalarına ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını sağlayarak, onları cesaretlendirip motive ederek ve onlara en iyi fırsatları sunarak ilham verebilir Bunun ilk adımı, enerjileri ve potansiyelleri patlatmak için uygun koşulları sağlamaktır. Veliaht Prens'in, yetenekleri, koşulları ve enerjileri ne olursa olsun, tüm halkına fırsatlar sağlamayı ve onları çeşitlendirmeyi amaçlayan planlarında gördüğümüz buydu.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, zorlukları engel olarak görmediği için risk alma becerisine de sahiptir. Daha ziyade gerekli olanı elde etmek için adımlar atılması gerekir ve görev ne kadar zorlaşırsa, o kadar yaratıcı ve kararlı olur. Bu tür bir liderin ana özelliği hırsıdır. Kendi başına risk almayı sevmez ancak hedeflerine ulaşmak için konfor alanından çıkmak ister. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, bir ekibin çalışmasına olan ilgisi, sorumluluk ve iyi yönetimin tamamlayıcılarından biri olmasıyla öne çıktı. Zira bir ekibi yöneten ve terfi ettiren en iyi kişi oydu. O, halkı arasındaki fikri bağları kuvvetlendirmiş, doğrudan veya dolaylı olarak tüm kurum ve kuruluşları ve bunların çalışma metodolojisini takip etmişti. Kurum ve kuruluşlarda çalışanlar arasında sevgi, iş birliği ve motivasyon ruhunu, ödül verme ve adalet yasası aracılığıyla yaydı. Bu da başarılı bir hükümete ve organlarının sonsuz bir gelişme içinde olmasına neden oldu.
Prens Muhammed bin Selman açıklığı kendine motto edinmiştir. Ülkesini kalkındırmak için izlediği yapıcı politika ve vizyon, ötekini kabul etmek, vizyonları çeşitlendirmek, halkının ve dininin temel sabitelerini koruyarak ve gelişme sürecine katkı sağlayan her şeyden faydalanmak anlamına gelen açıklığın ana direğidir. Veliaht Prens'in sahip olduğu nitelikler ve yetenekler, tarihteki büyük isimlerden herhangi birinde nadiren bulunur. Bu dengeli, düşünceli ve bilge bir açıklıkla onu açık fikirli ve kendi halkının, daha doğrusu tüm ulusun umudunu temsil eden biri yapar.
Eğitim, herhangi bir toplumun kurulmasında, gelişmesinde ilk yapı taşı ve kişisel, entelektüel, uluslararası gelişmeye ve parlak, müreffeh bir geleceğe ulaşmanın ilk yolu olduğundan Prens Muhammed bin Selman, bireyin, ailenin ve toplumun gelişmesinde bu yönün gerekliliğine inandığı için ülkedeki bilimsel sürecin gelişmesine engel olmayan planları ve dev projeleri onayladı. Dev projeleri rehabilite edip organize ederek, hayalleri ve özlemleri gerçeğe dönüştürerek turizmi de ülke ekonomisinin kollarından biri haline getirdi. Hayallerin ve projelerin tutsağı olmaz ve hayata geçirilebilmesi için cesur bir lider olması gerekir.
Araştırmacı Selamat konuya dair şunları vurguladı:
“Arap uygarlığımıza veya Ortadoğu denilen, Biladu'ş-Şam, Arap Yarımadası, Anadolu, Mısır, İran ve Irak'ı içine alan bölgemize bakmak ve modern uygarlığın başarılarını övmek istersek, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın yıldızını doğuda dolunay gibi parlarken buluruz. ‘Prens’ unvanını tüm anlam standartları ile ölçersek, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın prensliğin tüm niteliklerine sahip olduğunu görürüz. Coşku ve yaratıcılıkla fışkıran muazzam bir enerjiye, hayallerin ve özlemlerin ufuklarında uçma yeteneğine sahip azimli bir genç adam, ‘Doğu’nun Prensi’ unvanını almayı hak ediyor.”



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Suudi Veliaht Prensi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığı telefon görüşmesi sırasında iki ülke arasındaki ikili ilişkiler gözden geçirilirken, bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.


Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
TT

Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)

İzzeddin Ebu Ayşe

İsrail, Gazze Şeridi'nde kimliği belirsiz saldırganlar tarafından Halk Güçleri olarak bilinen silahlı milis grubunun lideri Yaser Ebu Şebab'ın öldürüldüğünü duyurur duymaz, grubun birçok üyesi onlara af kapısını açan Gazze hükümetine teslim olmaya başladı.

İsrail'in Hamas’a karşı mücadele etmek için Gazze Şeridi'nde kurulmasını denetlediği silahlı bir milis grubun lideri olan Ebu Şebab, aralık ayı başında öldürüldü. Ölümü, grubunun üyeleri arasında iç anlaşmazlıklara yol açtı.

Af ve diğer girişimler

Gazze'de Hamas yönetimindeki İçişleri Bakanlığı bu durumdan yararlanarak, silahlı milis gruplar ile iş birliği yapanlara “af kapısını” açtı ve onlara af sözü verdi. Bu durum, Filistinli ailelerin ve aşiretlerin, Tel Aviv'in yönlendirmesiyle Gazze sakinlerine karşı suçlar işleyen çetelere katılan evlatlarına verdikleri desteklerini geri çekmeleriyle aynı zamana denk geldi. Hamas’a bağlı güvenlik güçleri de silahlı grupların üyelerine karşı çeşitli operasyonlar düzenledi.

sd
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan, Husam el-Astal'ın Hamas'ı tehdit ettiği bir görüntü (sosyal medya)

Tüm bu faktörler, silahlı milis grupların bir dizi üyesinin Gazze hükümetine teslim olmasına katkıda bulundu. Peki bu, İsrail ordusu tarafından korunan Gazze'deki çetelerin dağılmasını hızlandıracak mı? Mevcut bilgilere göre, İsrail destekli bir çetenin 60 üyesi, Gazze'deki güvenlik güçlerine gönüllü olarak teslim oldu ve güvenlik güçleri davalarını yasal çerçevede işleme koydu. Bu haber İsrail Yayın Kurumu tarafından da doğrulandı.

Teslim olma eylemi, aranan kişilerin ailelerinin doğrudan teması ve aşiret liderlerinin açık desteğiyle gönüllü olarak gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, davalarını ele almak ve yargılama süreçlerini kolaylaştırmak için çalışacağına dair söz verdi.

Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Siyasi analistler, Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından, yerel çeteleri savaşta alternatif araçlar olarak kullanmaya dayanan İsrail projesinde önemli bir değişimin yaşandığına inanıyor.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Müdürü İsmail es-Sevabite, “Bu suç çetelerinin başarısızlığına katkıda bulunan faktörler her geçen gün artıyor ve İsrail'in hedeflerini gerçekleştirmekte başarılı olamayacaklar. Bu çeteler, sadece güvenlik güçleriyle değil, Filistin toplumunun tüm kesimleriyle çatışmaya giriyor. Bu da zamanla dağılan bu çetelerin zayıflamasına yol açtı. Güvenlik güçleri, teslim olan tüm üyelerle sorumlu bir şekilde ve hukuka uygun olarak ilgileniyor” dedi.

Aşiret denetimi

Gazze Şeridi'ndeki Yüksek Aşiret Komitesi Başkanı Hüsnü el-Muğni, “Halk Güçleri” grubuna mensup yaklaşık 60 silahlı kişinin Hamas'a teslim olduğunu belirtti. Teslim olma süreci, Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından birkaç aşamada gerçekleşti. Muğni, “Yüksek Aşiret Komitesi bu sürecin organizasyonunu denetledi, onlara af sağladı ve güvenliklerini garanti altına aldı. İsrail, sabıkalı bir grup kişiyi kullanarak onlara kabile veya aşiret temelli bir görünüm kazandırmaya çalıştı, ancak bu başarısız oldu” diye ekledi.

Muğni, “Aşiretler, bu çetelere katılanların tümünün aileleriyle iletişime geçti ve halklarına dönmek isteyenlere yardım teklif etti. Aileleri ve aşiretleri aracılığıyla birçoğunu geri getirmeyi başardılar” diye açıkladı.

Liderliğin ardından çöküş

Siyasi araştırmacı İlham Kreys, “Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesi bu çeteler için bir iç sarsıntı oluşturdu, ancak bu mutlaka tam bir dağılmanın başlangıcı anlamına gelmez. Bununla birlikte, bu, yapılarının kırılganlığının açık bir göstergesi çünkü doğaları gereği bir ideoloji veya gerçek bir örgütlenmeden yoksun gruplardır” diye ekliyor. “Bu çeteler kilit figürlere dayanır, bu nedenle ağırlık merkezini oluşturan liderin öldürülmesi içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açar. Birleşik bir vizyonun yokluğu da buna katkıda bulunurken, liderlik yapısının zayıflığı içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açarak bağların hızla çözülmesine neden olur.”

Kreys, “milislerin saflarındaki hızlanan çöküş, İsrail'in vekalet savaşlarına oynadığı bahsin sınırlarını ortaya koyuyor ve Filistin toplumunda sosyal bir temel veya destekleyici bir ortam oluşturmada yapısal bir başarısızlığı gösteriyor” diye açıklıyor. “Ebu Şebab'ın öldürülmesi, güvenlik ortamını yeniden şekillendiren ve sahada yeni bir gerçeklik yaratan, bu milislerin saflarında psikolojik bir çöküşe yol açan ve birçok üyesinin teslim olmasına neden olan çok önemli bir an oldu. Teslim olanların sayısının artması bekleniyor” diye ekliyor.

Kreys, “Ebu Şabab'ın öldürülmesine yönelik halkın tepkisi, bu gruplara yönelik toplumsal desteğin eksikliğini yansıtıyor. Bu durum da silahlı grup üyelerinin birçoğunun, genel ortamın kendilerine herhangi bir koruma sağlamayacağını fark ettikten sonra teslim olmalarına yol açtı” diye açıklıyor.

Silahlı gruplar güçlerini koruduklarını vurguluyorlar

Buna karşılık, “Halk Silahlı Gücü” Gassan el-Dahini'yi yeni lideri olarak atadığını duyurdu. Dahini, Hamas'a karşı grubunun mücadelesine devam edeceğine söz vererek, “Hamas'tan korkmuyorum. Halk ve özgür kimseler adına, onlarla savaşıyorum, evlatlarını tutukluyorum ve teçhizatlarına el koyuyorum. Liderinin ölümüne rağmen grup halen aktif. Yokluğu acı verici, ancak terörle mücadeleyi durdurmayacak” dedi.

Han Yunus'taki bir diğer silahlı grubun lideri Hussam el-Astal da Yaser Ebu Şebab'ın mezarı başında Dahini ile birlikte bir videoda göründü. Hamas'ı tehdit ederek, “Yaser Ebu Şebab'ın mezarından Hamas'a ve yandaşlarına mesajımızı gönderiyoruz: Mücadeleye devam edeceğiz ve Yaser'in ölümü bizi zayıflatmadı, aksine gücümüzü ve birliğimizi artırdı. Devam edeceğiz ve Hamas'ın sonu gelecek” dedi.

İsrail Ordusu Sözcüsü Nadav Şoşani ise, “Hamas'ın sözde İçişleri Bakanlığı, kendisine karşı çıkmaya cesaret eden her Gazzeliye işkence uyguluyor, infaz ediyor ve zorla kaybettiriyor. Tel Aviv, daha iyi bir gelecek isteyen ve Hamas'ın zulmünü reddeden Gazellilerle birlikte çalışacak. Uzun zamandır Hamas'ın baskıcı pençesinden kurtulmak isteyen birçok Filistinli var” dedi. Şoşani, “Hamas karşıtı grupların başarısız olduğu iddiaları, gerçekliği yeniden yazmaya çalışan çökmekte olan bir hareketin son çırpınışlarından ibarettir” diye de ekledi.