6 soruda ABD tarihine geçen "Unabomber" Ted Kaczynski'nin hikayesi

Kaczynski, 81 yaşında tutulduğu hücrede ölü bulundu

Ted Kaczynski ilk bombalama eylemini yaptığında 36 yaşındaydı (AP)
Ted Kaczynski ilk bombalama eylemini yaptığında 36 yaşındaydı (AP)
TT

6 soruda ABD tarihine geçen "Unabomber" Ted Kaczynski'nin hikayesi

Ted Kaczynski ilk bombalama eylemini yaptığında 36 yaşındaydı (AP)
Ted Kaczynski ilk bombalama eylemini yaptığında 36 yaşındaydı (AP)

ABD'de 1978'den 1995'e kadar akademisyenler, iş insanları ve sivillere yönelik düzenlediği toplam 16 bombalı saldırı nedeniyle 3 kişinin ölümüne ve 23 kişinin de yaralanmasına neden olan "Unabomber" lakaplı Ted Kaczynski, yaklaşık 20 yıldır tutulduğu cezaevinde intihar ederek yaşamına son verdi.

Kuzey Carolina'da bir federal cezaevinde tutuklu bulunan Kaczynski, 81 yaşındaydı.

1996'da tutuklanan Kaczynski, yaptığı eylemlerle Amerikan kamuoyunda büyük ses getirmiş ve bir dönemin en çok konuşulan isimlerinden biri haline gelmişti.

Kaczynski'nin hikayesi Netflix yapımı Unabomber isimli bir diziye de konu olmuştu.

Ted Kaczynski kimdir?

Tam adıyla Theodore J. Kaczynski, 1978'den 1995'e kadar kendi yaptığı ev yapımı bombaları üniversitelere ve bazı evlere göndererek 3 kişinin ölümüne neden olmuştu.

1996'da yakalanan Kaczynski, iki yıl sonra bombalamalardan kendisinin sorumlu olduğunu kabul etmiş ve salıverilmeme şartıyla müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Kaczynski yaptığı eylemlerin modern sosyal düzeni yıkmayı hedeflediğini söylemişti.

Uzun yıllar boyunca kaçmayı başaran Kaczynski, ABD tarihinin en uzun ve en masraflı yakalama operasyonlarından birinin öznesi olmuştu.

1942'te işçi sınıfından bir ailenin çocuğu olarak Şikago'da dünyaya gelen Kaczynski, üniversite eğitimini Harvard'da aldıktan sonra, California Üniversitesi'nde matematik dersleri vermeye başladı.

Kaczynski'nin Montana'daki kulübesi (AP)
Kaczynski'nin Montana'daki kulübesi (AP)

1971'de Montana kırsalında bir kulübe inşa eden Kaczynski, burada elektrik ve su şebekesi olmadan uzun bir süre yaşadı. Kaczynski'nin bu süreçte çevredeki madencilik makinelerine sabotajlar düzenlediği, ormancılıkta kullanılan bazı makineleri yaktığı ve avcılık kamplarını yok ettiği sonradan ortaya çıktı.

Kaczynski, gözlerden uzağa inşa ettiği kulübesini ev yapımı bombalarını yapmak için de kullandı.

Kaczynski kimleri hedef aldı?

Unabomber yıllara yayılan eylemlerinde, ABD'nin dört bir yanına 16 bomba gönderdi.

İlk olarak Northwestern Üniversitesi'nden bir mühendislik profesörünü hedef alan Kaczynski, 1979'da American Airlines uçağının kargo bölümüne bir bomba yerleştirerek FBI'ın dikkatini çekti.

İlk düşünce Kaczynski'nin kurbanlarını rastgele seçtiği yönündeydi. Bomba gönderilen kişilerden bazıları akademisyen, bazılarıysa şirket yöneticisiydi. Kurbanlardan biriyse 5 Mayıs 1982'de yanlış paketi açan sekreter Janet Smith'di. Vücudunun çeşitli yerlerinde yanıklar oluşan Smith, 3 hafta boyunca tedavi gördü.

2 ay sonra, emekli elektronik mühendisliği profesörü Diogenes Angelakos, Kaczynski tarafından gönderilen bir boru bombasının hedefi oldu.

Haziran 1993'te bilgisayar bilimi profesörü David Gelernter, içinde bir doktora tezinin bulunduğunu düşündüğü paketi açınca Unabomber'ın patlayıcılarından biriyle karşılaştı. Ağır şekilde yaralanan Gelernter, sağ elinin kullanımını kalıcı şekilde kaybetti.

Kaczynski hakkındaki CIA deneyi iddiaları ne anlama geliyor?

Ted Kaczynski'nin bombalama eylemleriyle dünya çapında ün kazanmadan önce Harvard'da gelecek vaadeden bir öğrenciyken CIA'in MK-Ultra isimli deney projesine katıldığı iddiası Unabomber'ın geçmişine ilişkin en çarpıcı detaylardan biri olarak görülüyor.

2012'de Psychology Today isimli bilimsel dergi için bir yazı kalem alan Dr. Jonathan Moreno, Kaczynski'nin üç yıl boyunca katılımcıları aşağılayarak ruhsal yapısöküme ulaştırmayı hedefleyen bir deneyin parçası olduğunu öne sürdü.

Moreno deneyin psikolojik eziyet ve aşağılama öğeleri içerdiğini yazdı.

2000'de Atlantic'te yayımlanan bir habere göreyse deneyin amacı katılımcıların ciddi stres altında ve sert sorgu koşullarında nasıl davranacağını gözlemlemekti.

Kaczynski'nin kardeşi David, 2016'da verdiği röportajda, "Üç yıl boyunca her hafta birileri onla buluşarak sözlü olarak istismar etti ve aşağıladı. Deneylerden bize hiç bahsetmedi ancak ne kadar değiştiğini fark ediyorduk. Daha sert ve insanlarla ilişkilerinde daha savunmacı hale geldi" ifadelerini kullandı.

CIA'in gizli bir programı olduğu öne sürülen MK-Ultra kapsamında yapılan deneylerin amacı beyin yıkamanın ve insanları sorgu sırasında psikolojik olarak çökertmenin bir yolunu bulmaktı. Aynı program 1953-1973'te ağır LSD kullanımı eşliğinde de uygulandı.

Unabomber'ı arama operasyonu nasıl yapıldı?

FBI, 1979'da seri bombalama eylemlerine karşı soruşturma başlatma kararı aldı. Dosyanın isminiyse "UNiversity and Airline BOMbing" (Üniversite ve Havayolu Bombalamaları) ifadelerinden yola çıkarak "UNABOMB" olarak belirledi.

Kaczynski'nin 1987'de çizilen robot resmi
Kaczynski'nin 1987'de çizilen robot resmi

150'de fazla dedektif yıllar boyunca dosya üzerinde çalışarak, kurbanların yaşamları, bomba parçalarının özellikleri ve diğer delillerin peşinde iz sürdü.

FBI bir süre sonra Unabomber olarak adlandırdıkları şüphelinin Şikago'da büyüdüğünden ve Salt Lake City ile San Francisco bölgelerinde yaşandığından emin olunduğunu açıkladı. Ancak bombacının cinsiyeti dahil diğer detayları belirlemekte zorlanmışlardı.

1995'te ABD'nin önde gelen gazeteleri New York Times ve Washington Post'a isimsiz bir mektup gönderildi. UNABOMB dosyasındaki seri bombalamaların üstlenildiği mektupta, gazetelerin 35 bin kelimelik bir manifestoyu basmaları durumunda bombalama eylemlerinin tamamen duracağı ifade edildi.

FBI'a danışan gazeteler, manifestonun tamamını yayımlamaya karar verdi. Federal yetkililer daha sonra bir okurun, manifestoyu yazan kişinin kimliğini belirlemeye yardımcı olabileceğini düşündüklerini açıkladı.

Kaczynski'nin manifestosunda ne vardı?

ABD'de iki önemli gazete tarafından yayımlanan manifestoda, geniş kitlelerde psikolojik sorunlara yol açtığı, büyük çapta çevresel hasar bırakan ve yabancılaşmaya neden olduğu söylenen sanayileşme kınanıyor ve endüstriyel sisteme karşı bir devrim çağrısı yapılıyordu.

Bombalı saldırıları insanlığı ve doğayı teknoloji ve sömürüden korumak için yaptığını söyleyen Kaczynski, "Hiçbir şeye inanmıyorum. Doğaya ve doğal hayat tapanların tarikatlarına bile inanmıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Kaczynski, 232 maddeden oluşan manifestosunda insan türünün bir yol ayrımında olduğunu iddia ediyor ve teknolojiye karşı verilen her tavizin insanın özgürlüğünü giderek daha da kısıtladığını savunuyordu.

Unabomber nasıl yakalandı?

Manifestonun yayımlanmasının ardından Kaczynski'nin kardeşi David Kaczynski, yazıda yer alan dili tanıdık bularak yetkililere başvurdu ve kardeşinin Unabomber olabileceğini söyledi.

Ted Kaczynski, 1996'da federal yetkililer eşliğinde mahkemeye götürülüyor (AP)
Ted Kaczynski, 1996'da federal yetkililer eşliğinde mahkemeye götürülüyor (AP)

Bu gelişmenin ardından Kaczynski, Montana'daki kulübesinde yakalandı. Yetkililer kulübede kullanıma hazır bir bomba ve içinde bomba yapım tariflerinin de bulunduğu 40 bin sayfalık el yazısıyla yazılmış bir günlük buldu.

Kaczynski Ocak 1998'de savcılıkla idam cezası almayacağını garanti eden bir anlaşma yaparak hakkındaki suçlamaları kabul etti. Aynı yıl 4 kez müebbet ve 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Cezasının önemli bir bölümünü Colorado'daki yüksek güvenlikli cezaevinde, 1993'teki Dünya Ticaret Merkezi bombalamasının planlayıcısı Remzi Yusuf ve 11 Eylül saldırılarına katılan Zacarias Moussaoui ile birlikte çekti.

2021'de sağlığı kötüleşerek Kuzey Carolina'daki bir federal sağlık merkezine yatırılan Kaczynski, cumartesi günü hücresinde ölü bulundu.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Messenger, AP



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.