Papa Francis'ten sonra yerine geçecek isim ABD'li mi yoksa Afrikalı mı olacak?

Papa Francis’in desteklediği Asyalı papa adayının şansı ne kadar? İtalyanlar, 1978'de kaybettikleri ve o tarihten beri istedikleri Katolik Kilisesi liderliğini nasıl geri kazanacaklar?

Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
TT

Papa Francis'ten sonra yerine geçecek isim ABD'li mi yoksa Afrikalı mı olacak?

Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP

Katoliklerin ruhani lideri Papa Francis, bir kez daha İtalya'nın başkenti Roma'daki Gemelli Hastanesi'ne kaldırıldı.

İlerleyen yaşının getirdiği sağlık problemlerinden ötürü haftalık rutin kontrolü için hastaneye giden 86 yaşındaki Papa, batın (karın) ameliyatı için hastanede kaldı.

Papalık yaptığı 10 yıl boyunca birçok sağlık sorunuyla karşı karşıya gelen Papa'nın iyi görünmeyen sağlık kontrollerinin ardından ameliyat edilmesine karar verildi.

Başta sinir enfeksiyonları olmak üzere kronik sağlık sorunları olan Papa Francis'in bu rahatsızlıklar yüzünden son aylarda bastonuna daha sıkı yaslandığı açıkça görünüyordu.

Papa Francis'in gençliğinden beri tek akciğerle yaşadığını bazıları bilmeyebilir.

Bu durum, tıpkı selefi Papa 16. Benedict gibi sağlık sorunları nedeniyle istifa edip etmeyeceği sorusunu akıllara getiriyor. 

Papa Francis'in kendisi son konuşmasında istifasını vasiyetinin başında zaten yazdığını ve baş havari Balıkçı Petrus'un halefi olarak episkoposluk görevini yerine getiremez olduğunda vasiyetin yerine getirilmesi için Katolik Kilisesi yönetimi Roman Curia Merkezi Yönetimi (Papa'nın lideri olduğu Vatikan hükümeti) tuttuğunu açıklamışken Vatikan'da yeniden istifa konuşmaları yapılacak gibi görünüyor. 

Independent Türkçe

Şu an papalık görevine gelişinin 11'inci yılında olan Papa Francis, kendisini zayıf ve güçsüz bırakan sağlık sorunlarına ve yapılan ameliyatlara rağmen, özellikle yakında Moğolistan'a bir ziyaret gerçekleştirmeyi ve ardından önümüzdeki ağustos ayında Portekiz'de dünyanın her yerinden on binlerce Katolik gençle birlikte Uluslararası Gençlik Günü'nü yönetmeyi planladığından istifa etmeye niyetli gibi görünmüyor.

Ancak Vatikan'ın güncel olaylarının iç yüzünü bilenler, Papa'nın doğaya ve bedenindeki koşullara direnmesi mümkün olmadığından emekli olması gerekebileceğini düşünüyorlar.

Ayrıca değerlendirilmesi gereken tek konu bu değil. Asıl değerlendirme, papalıktan istifa etmesi ya da vefatı halinde bundan sonra ne olacağı sorularının sorulmasıyla başlar.

Birçok kişinin zihnini kurcalayan başlıca soru ise Jorge Bergoglio'nun (Papa Francis'in papalığa gelmeden önceki adı) halefinin kim olacağı sorusu.

Bu soru, özellikle kimi Kuzey Amerika'dan, kimi Afrika'dan, kimi de Doğu Asya'dan bazı isimlerin olmasından ötürü perde arkasında yaşanan yumuşak mücadelelere kapı aralayan sorunlu bir soru.

Bunun yanında Papa'nın tarafından sevilen, geçtiğimiz yıllarda hızla terfi ettirmeye çalıştığı ve bu yüzden dikkatlerin üzerine çeken belli bir isim var gibi görünüyor.

Papalık ve Francis, kardinaller ve 'konklav' olarak bilinen papayı seçmek için yapılan toplantı ve oylama sürecinin gerçekleşme şekli hakkında konuşmak, bağımsız okumaların odak noktası olacak olsa da bu satırlarda bir sonraki papanın aralarında olacağı en önemli isimlere ışık tutmaya çalışacağız.

İnsanlar papayı ve papalığı neden önemsiyor?

Kısaca, 2000 yıllık geçmişi olan, onu kabul etsek de etmesek de iletişimin kesilmediği hiyerarşik bir kurumla karşı karşıyayız.

Kanadalı kardinal Marc Ouellet, 1944 yılında Kanada'nın Quebec kentinde doğdu. 1968'de rahip olarak atandı.

2001 yılında Papa 2. John Paul tarafından piskopos seçilen Ouellet, hem Papa 2. John Paul'e hem de kendisinden sonra göreve gelen 16. Benedict'e yakınlığıyla biliniyordu.

Halen Vatikan'daki Piskoposlar Meclisi (Sinod) başkanı olan Ouellet, Kutsal Makam'daki tanınmış isimlerden biri.

Ouellet'in papalığa seçilmesi, Vatikan tarihinde yeni bir jeopolitik gerçeklik anlamına gelecek ve Roma Katolik Kilisesi tarihinde Kuzey Amerika kıtasından gelen ilk papa olacak.

Ouellet, Katolik Kilisesi'nin boşanmış ve yeniden evlenmiş çiftleri kabul etmesi ve Kilise içindeki kutsal sırları uygulamaya hakları olup olmadığı gibi konularda neredeyse katı görüşlere sahip.

Ouellet, İkinci Vatikan Konsili'nin Katolik Kilisesi'ne açıklık getirdiğine inansa da düzenli bir aile hayatı yaşamayan insanlarla din kardeşi olmayı desteklemiyor.

Boşanıp yeniden evlenilmemesi için iki kez çağrıda bulunan Ouellet'e göre bu kişilerin inançlarını ifade etmelerinin ve yeniden Katolik cemaatine katılmalarının başka yollarını bulmalarına yardım edilmesi gerekiyor.

Katolik Kilisesi'nin ABD'deki Başpiskoposu Carlo Maria Vigano tarafından Papa Francis'e yöneltilen pedofiliyle suçlanan bazı üst düzey piskoposları gizlediği suçlamalarını kontrol altına almaya çalışmasıyla bilinen Ouellet, Katolikliğin en büyük savunucularından biri olarak kabul edilse de herhangi bir ilerici eğilim göstermiyor ve eski ilahilerin ve dini ritüellerin yeniden canlandırılmasını destekliyor.

Belki de bu eğilimi, muhafazakar çizgideki Papa 16. Benedict'e olan yakınlığından kaynaklanıyordu. Ouellet, birkaç ay önce ölen Papa 16. Benedict tarafından kurulan Kurumlar Konseyi'nde (Cor Unum) görev aldı.

Kilise içinde Papa Francis'e karşı yapılan muhalefeti kararlı bir şekilde reddeden Ouellet'e göre dini doğruluk, papanın şahsına duyan güven demektir.

Kilise içinde gerçek bir muhalefet olduğunu kabul etse de özellikle inanç meseleleriyle kesişen konularda açıktan konuşmak yerine bölünmeleri önlemek için tartışmaların içeride yaşanmasını tercih ediyor.

Papaya muhalefet edilmesini, Kutsal Ruh'un seçimlerinde süreklilik olduğu gerekçesiyle saçma bulan Ouellet, tıpkı Papa Francis gibi, Kilise'nin bugün insanlarla daha somut iletişime ihtiyacı olduğuna inanıyor.

Ancak Ouellet, ilerleyen yaşı nedeni favori papa adayı olmayabilir. Çünkü Vatikan'da geleneksel olarak ruhani, entelektüel ve toplumsal yenilenmeyi sağlamak için yaşlı bir papadan sonra genç bir papa seçilir.

İtalyan Kardinal Pietro Parolin

Kardinal Pietro Parolin, 1955 yılında İtalya'nın Schiavone köyünde doğdu ve 2013 yılından bu yana beri Vatikan Devlet Sekreterliği görevini yürütüyor.

Altı yıl boyunca Nijerya, Meksika ve Venezuela'da çeşitli diplomatik görevlerde bulunan Parolin, İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca biliyor.

Parolin'in bir sonraki papa olması ne anlama geliyor?

Bunun olması Parolin'in 1655 yılında Papa 7. Alexander, 1667'de Papa 9. Clement ve 1939'da Papa 12. Pius'dan sonra Vatikan'da papalık rütbesine yükselen dördüncü Vatikan Devlet Sekreteri olacağı anlamına geliyor. 

Eğer Parolin papa seçilirse, papalık, ani ölümünden önce görevi yalnızca 33 gün sürdürmüş olan ve yerine Polonyalı 2. Papa John Paul'ün geldiği İtalyan Papa 1. John Paul'ün seçildiği 1978'den bu yana uzun bir aranın ardından yeniden İtalya'ya geri dönmüş olacak.

İtalyan bir papanın seçilmesi fikri artık Vatikan içinde baskın bir siyasi takıntı olmaktan çıktı ve bugün 120 kardinalden yaklaşık 28'inin İtalyan olmasına rağmen artık jeopolitik bir denge oluşturmak için bir şart değil.

Şu sıralar Vatikan çevrelerinde, Parolin'in Cizvit tarikatına mensup Papa Francis'in neden olduğu sapmalardan sonra Katolik Kilisesi'ni doğru yola döndürmek için yapabileceği reformlara ilişkin fısıltılar yükseliyor.

Parolin, Papa 2. John Paul döneminde Vatikan'ın Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış çok önemli bir diplomatik geçmişe sahip.

Bu yüzden Parolin, bir diplomatın ve bir rahibin özelliklerini bir araya getirebiliyor. Parolin, 28 yıldır Vatikan'da bir yandan diplomatik çalışmalarını sürdürürken bir yandan da ruhlara hizmet ediyor.

Bazı diplomatik çalışmaları, Papa Francis için büyük bir baş ağrısına neden olsa da Parolin'in dünyanın siyasi koşullarından iyi anladığı biliniyor.

Parolin, 2018 yılında kimileri tarafından 'gizli dünya hükümeti' olarak kabul edilen Bildberg Grubu'nun milliyetçiliğin yükselişine ve aşırı sağcılığın yayılmasına karşı yapılacak çalışmaların ele alındığı toplantılarından birine katılmıştı.

Bazıları Parolin'e, hastalara ve düşkünlere hizmet eden ilk Hıristiyan kilisesi olan ve fakirlere hizmet etmeyi amaçlayan Kilise'nin ruhundan uzak bir etkinliğe katıldığı için sert dille eleştirdiler.

Bazıları ise Parolin'in toplantıya bizzat Papa Francis'in onayıyla gittiği gerekçesiyle onu savundular.

Amacının, dünya barışını korumak ve ABD'deki ve Avrupa'daki aşırı sağcı akımlara karşı koymak olduğunu vurguladılar.

Güneydoğu Asya'yı, özellikle de doğu bölgesini çok iyi bilen Parolin, Vatikan ile Vietnam arasındaki ilişkileri güçlendirebilse de Çin ile yapılan anlaşma açısından büyük başarılar elde edemedi ve yalnızca ülkeler arasındaki ilişkilerin resmi olarak yeniden kurulmasını sağlayabildi.

Bunun, dini cephede herhangi bir açıklık göstermeyen Çinli yetkililerin kontrolü altında olan Çinli Katoliklere herhangi olumlu bir yansıması olmadı.

Gineli Kardinal Robert Sarah

Kardinal Robert Sarah, Vatikan'ın en saygın isimlerinden biri. Özellikle görüşleri, Papa Francis'in yönelimleriyle uyuşmayan kardinaller ve muhafazakâr çevrelerin büyük saygısını kazandı.

1945 yılında Gine'de doğan Sarah, 1979-1993 yılları arasında Congregation for Divine Worship ve the Discipline of the Sacraments başkanlıklarının yanı sıra Congregation for the Evangelization of Peoples (Propaganda Fidei) genel sekreterliği yaptı.

Papalık hayır işlerini yürüten konsey olan Cor Unum'u da bir dönem yönetmiştir. Konakri Fahri Başpiskoposu Kardinal Sarah, 2008'de ölen Benin Kardinali Bernardin Gagtin'den sonra papalığa aday gösterilen ilk Afrikalı isim oldu.

Kardinal Sarah'ın biyografisi, Gine'nin Marksist çizgideki eski Devlet Başkanı Ahmed Sékou Touré rejimi sırasında Katolik inancına bağlılığın sadık bir tanığı olduğundan büyük bir saygı ile karşılanıyor.

Sarah, o dönem idama mahkum edildi, Touré'nin 1984 yılındaki ani ölümüyle dar ağacına çıkmaktan kurtuldu.

Savan ormanlarında putperestler ve dinsizler arasında büyüyen Sarah, Fransa ve Kudüs'te eğitim gördü, Papa 6. Paul tarafından 33 yaşında piskopos olarak atandı.

Kendisini Roma'da görev almaya davet eden Papa 2. John Paul'e yakın isimlerden biri olarak kabul edilebilir.

Kendisini kardinal yapan Papa 16. Benedict ile de büyük bir uyum içindeydi. Sarah, Papa 16. Benedict ile St. Augustine üzerine ortak bir çalışmaya da imza attı.

Aynı zamanada ünlü bir yazar olan Sarah, 2015 yılında "God or Nothing" (Tanrı ya da Hiçbir Şey) ve ardından 2017 yılında "The Power of Silence" (Sessizliğin Gücü) adlı kitaplar başta olmak üzere bazı ilginç ve düşündürücü kitaplar kaleme aldı.

Sarah, Papa 16. Benedict ile birlikte, özellikle 'Amazon Synod' adıyla bilinen ve Amazon'dan gelen heykelcikler üzerinden bir 'putperestlik' çatışmasına dönüşen olaydan sonra Vatikan'da yoğun endişelere neden olan Katolik rahiplerin bekarlığı hakkında birkaç önemli makale yazdı.

Papa Francis'in göç eğilimine defalarca karşı çıkan Sarah, genç Afrikalılara topraklarını kendi ifadesiyle 'uzak rüyalar' için terk ederek yoksullaştırmamaları için adeta yalvardı.

Sarah ve Papa Francis arasındaki ilişkiler özellikle Papa Francis'in 2017 yılında "The Joy of Love" (Amoris Laetitia/Aşkın Sevinci) adlı pastoral kitabında yer alan, özellikle evlilik ve boşanmayla ilgili bazı fikirlere karşı katı yaklaşımı sonrası hiçbir zaman iyi olmadı.

Kardinal Sarah ile Papa Francis arasında fikir ve üslup açısından büyük ve temel bir görüş ayrılığı söz konusu.

Saraha göre öncelik, Tanrı'yı göreliliğin varlığını gizlediği medeniyetlerin kalbine getirmek olduğundan Papa Francis'i eleştirenler için Kardinal Sarah ideal bir aday olarak ortaya çıkıyor.

Ancak Katolik cemaatinin yarısından fazlası Papa Francis'i tercih ettiğinden Sarah'ın 80 yaşına yaklaştığı da göz önüne alındığında, seçilmesi için ihtiyacı olan oyların üçte ikisini alması kolay olacak gibi görünmüyor.

Avusturya Kardinali Christoph Schönborn

Vatikan'daki öne çıkan ve etkili kardinallerden biri olan Avusturya Kardinali Christoph Schönborn'ün kökleri Avrupa soylularına kadar uzanıyor.

Schönborn, 1945 yılında Çek Cumhuriyeti'nin Bohemya kentinde doğdu ve küçük bir çocukken ailesiyle birlikte Avusturya'ya taşındı.

Kont Hugo Damien von Schönborn ve Barones Eleonore Ottilie'nin oğlu olan Kardinal Schönborn, 1648'deki tarihi anlaşmanın yapılmasını sağlayan 'Vestfalya Barışı'nın destekçilerinden biri olan 1647 yılının Mainz Başpiskoposu Philipp Johann von Schönborn'den 900 yıl sonra bu Katolik ailenin dini makamlarda yükselen ikinci üyesi oldu.

Philipp Johann von Schönborn, felsefi ve zihinsel oluşuma büyük önem veren Dominik Tarikatına mensuptu.

Bu tarikatın öncüleri arasında ünlü İtalyan filozof St. Thomas Aquinas da yer alır.

Halen Viyana Başpiskoposu olan Christoph Schönborn, büyük bir pastoral deneyime sahip.

1987 yılından 1992 yılına kadar Katolik Kilisesi için catechism (ilmihal) hazırlama komisyonunun sekreterliğini yaptı.

2005 ve 2013'teki Konklave (Kardinallerin Papa seçimi toplantısına verilen Latince isim) toplantılarında papalık için güçlü bir aday olarak görülüyordu.

Ancak Schönborn'un Kardinaller Kurulu Başkanı Joseph Ratzinger'in (Papa 16. Benedict) eski Viyana Başpiskoposu Hans Hermann Groer'e karşı başlattığı temizlik operasyonuna karşı çıkmakla suçladığı eski Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Angelo Sodano ve taciz ve tecavüzcülüğü kanıtlanmış olan peder Marcial Maciel Degollado'yu karşısına aldığı için papalığa seçilmesini engellenmiş olabilir.

Schönborn, özellikle Vatikan'da 5-25 Ekim 2014 tarihleri arasında aile temalı toplanan olağanüstü sinod sırasında ılımlılar ve ilericiler arasında anlaşmalar imzalamayı başarırken Papa Francis tarafından yayımlanan ve Papa'ya gönderdikleri bir protesto mektubunu imzalayan yaklaşık 45 ilahiyatçı ve dört kardinali kızdıran Aşkın Sevinci kitabının yarattığı krizin yatıştırılmasında da önemli bir rol oynadı.

Papa'nın onlara cevap vermek istememesi nedeniyle itirazlara yanıt veren Schönborn'ün Papa Francis tarafından içerideki muhalifleri sevgi diliyle ikna etmesi için görevlendirdiği iddia edildi. Bu yüzden Schönborn, açıklama yapmaya çalıştı.

Schönborn, "Katolikler eşcinsel evliliklerin yasal olarak tanınmasına karşı çıkmakla yükümlüdür" denilen bildirgeyi imzalayan muhafazakar çizgideki Papa 16. Benedict'ten püritenlik noktasına kadar uzaklaştı.

Schönborn, 2019 yılında Almanya'nın etkili haber dergisi Stern'e verdiği röportajda "Evlilik, yeni bir hayatın ortaya çıkabileceği erkek ve kadın içindir. Eşcinsel çiftler bu nihai evlilik birliği biçimini istediklerinden, evliliğin parlaklığını kaybettiği günümüzde bunu görmek dokunaklı" diye görüşünü yineledi.

Arap ve İslam dünyasına yakın bir isim olarak kabul edilen Schönborn, İslamiyet- Hıristiyanlık diyaloğunu ve Doğu-Batı diyaloğunu destekleyen Vatikan'ın en önde gelen kardinallerinden biri.

Kısa bir süre önce Dünya İslam Birliği'nin (Rabıta) daveti üzerine Suudi Arabistan'ı ziyaret eden Schönborn, doğudaki Hıristiyan mezheplerle iyi ilişkilere sahip.

Bu yüzden Roma Katolik Kilisesi içinde ekümenik yönelim olarak nitelendirilen durumu özel bir şekilde savunanlardan biri olarak görülüyor.

İtalyan Kardinal Matteo Maria Zuppi

Bologna Başpiskoposu ve İtalyan Piskoposlar Konferansı Başkanı olan Kardinal Zuppi'nin adı, özellikle son günlerde ve haftalarda öne çıktı.

Zuppi, Papa Francis tarafından Vatikan'ın temsilcisi olarak Ukrayna'yı ziyaret etmesi için görevlendirildi.

Ziyaret, temel amacı adil bir barışa ulaşmanın olası yolları hakkında Ukraynalı yetkililerle görüşmek ve gerilimlerin hafifletilmesine katkıda bulunan insani eylemleri desteklemek olan bir adımdı.

Zuppi, 1955'te Roma'da doğdu. Papa olarak seçilmesi halinde yeniden bir İtalyan Papa olacak.

Zuppi, Sant'Egidio yardımlaşma topluluğunun kurucusu Andrea Riccardi ile ötekileştirilen çocuklar, yaşlılar, göçmenler, ölümcül hastalar, çöl halkları, engelliler, uyuşturucu bağımlıları, mahkumlar ve savaş kurbanlarına yardım alanında iş birliği yaptı.

La Sapienza Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi'nden mezun olan İtalyan Kardinal, Papalık Lateran Üniversitesi'nde rahipliğe hazırlanmak için Palestrina Piskoposluk Enstitüsü'ne gitti ve ilahiyat alanında lisans derecesi aldı.

Papa 16. Benedict tarafından Roma'nın yardımcı piskoposu ve Villanova'nın itibari piskoposu olarak atandı.

Papa Francis tarafından ise Bologna Başpiskoposu ve Kardinal Carlo Caffarra'nın halefi olarak atandı.

Dinlerin ve kültürlerin takipçileri arasındaki barışçıl ve uzlaşmacı diyaloglarda da başarılı olan isimler arasında yer alan Zuppi, Papa Francis'in birkaç kez çağrıda bulunduğu Assisi (İtalya'da birkent) toplantılarına büyük bir başarıyla katıldı. Kardinal Zuppi, İtalyan kardinallerin papalığı yeniden geri kazanmasını sağlayabilecek isim olarak görülüyor.

Başka isimler var mı?

Elbette, üzerlerinde ayrıca ve ayrıntılı olarak bir tartışma yapılması gereken başka isimler de var.

Çünkü Doğu Asya'dan gelen ve Çinli ailelere mensup olan biri Çinli ilk Katolik papa olabilir. Bu da Roma Katolik Kilisesi tarihinde jeopolitik bir değişim demektir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.