Papa Francis'ten sonra yerine geçecek isim ABD'li mi yoksa Afrikalı mı olacak?

Papa Francis’in desteklediği Asyalı papa adayının şansı ne kadar? İtalyanlar, 1978'de kaybettikleri ve o tarihten beri istedikleri Katolik Kilisesi liderliğini nasıl geri kazanacaklar?

Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
TT

Papa Francis'ten sonra yerine geçecek isim ABD'li mi yoksa Afrikalı mı olacak?

Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP
Papa Francis, gençliğinden beri tek akciğerle yaşıyor / Fotoğraf: AP

Katoliklerin ruhani lideri Papa Francis, bir kez daha İtalya'nın başkenti Roma'daki Gemelli Hastanesi'ne kaldırıldı.

İlerleyen yaşının getirdiği sağlık problemlerinden ötürü haftalık rutin kontrolü için hastaneye giden 86 yaşındaki Papa, batın (karın) ameliyatı için hastanede kaldı.

Papalık yaptığı 10 yıl boyunca birçok sağlık sorunuyla karşı karşıya gelen Papa'nın iyi görünmeyen sağlık kontrollerinin ardından ameliyat edilmesine karar verildi.

Başta sinir enfeksiyonları olmak üzere kronik sağlık sorunları olan Papa Francis'in bu rahatsızlıklar yüzünden son aylarda bastonuna daha sıkı yaslandığı açıkça görünüyordu.

Papa Francis'in gençliğinden beri tek akciğerle yaşadığını bazıları bilmeyebilir.

Bu durum, tıpkı selefi Papa 16. Benedict gibi sağlık sorunları nedeniyle istifa edip etmeyeceği sorusunu akıllara getiriyor. 

Papa Francis'in kendisi son konuşmasında istifasını vasiyetinin başında zaten yazdığını ve baş havari Balıkçı Petrus'un halefi olarak episkoposluk görevini yerine getiremez olduğunda vasiyetin yerine getirilmesi için Katolik Kilisesi yönetimi Roman Curia Merkezi Yönetimi (Papa'nın lideri olduğu Vatikan hükümeti) tuttuğunu açıklamışken Vatikan'da yeniden istifa konuşmaları yapılacak gibi görünüyor. 

Independent Türkçe

Şu an papalık görevine gelişinin 11'inci yılında olan Papa Francis, kendisini zayıf ve güçsüz bırakan sağlık sorunlarına ve yapılan ameliyatlara rağmen, özellikle yakında Moğolistan'a bir ziyaret gerçekleştirmeyi ve ardından önümüzdeki ağustos ayında Portekiz'de dünyanın her yerinden on binlerce Katolik gençle birlikte Uluslararası Gençlik Günü'nü yönetmeyi planladığından istifa etmeye niyetli gibi görünmüyor.

Ancak Vatikan'ın güncel olaylarının iç yüzünü bilenler, Papa'nın doğaya ve bedenindeki koşullara direnmesi mümkün olmadığından emekli olması gerekebileceğini düşünüyorlar.

Ayrıca değerlendirilmesi gereken tek konu bu değil. Asıl değerlendirme, papalıktan istifa etmesi ya da vefatı halinde bundan sonra ne olacağı sorularının sorulmasıyla başlar.

Birçok kişinin zihnini kurcalayan başlıca soru ise Jorge Bergoglio'nun (Papa Francis'in papalığa gelmeden önceki adı) halefinin kim olacağı sorusu.

Bu soru, özellikle kimi Kuzey Amerika'dan, kimi Afrika'dan, kimi de Doğu Asya'dan bazı isimlerin olmasından ötürü perde arkasında yaşanan yumuşak mücadelelere kapı aralayan sorunlu bir soru.

Bunun yanında Papa'nın tarafından sevilen, geçtiğimiz yıllarda hızla terfi ettirmeye çalıştığı ve bu yüzden dikkatlerin üzerine çeken belli bir isim var gibi görünüyor.

Papalık ve Francis, kardinaller ve 'konklav' olarak bilinen papayı seçmek için yapılan toplantı ve oylama sürecinin gerçekleşme şekli hakkında konuşmak, bağımsız okumaların odak noktası olacak olsa da bu satırlarda bir sonraki papanın aralarında olacağı en önemli isimlere ışık tutmaya çalışacağız.

İnsanlar papayı ve papalığı neden önemsiyor?

Kısaca, 2000 yıllık geçmişi olan, onu kabul etsek de etmesek de iletişimin kesilmediği hiyerarşik bir kurumla karşı karşıyayız.

Kanadalı kardinal Marc Ouellet, 1944 yılında Kanada'nın Quebec kentinde doğdu. 1968'de rahip olarak atandı.

2001 yılında Papa 2. John Paul tarafından piskopos seçilen Ouellet, hem Papa 2. John Paul'e hem de kendisinden sonra göreve gelen 16. Benedict'e yakınlığıyla biliniyordu.

Halen Vatikan'daki Piskoposlar Meclisi (Sinod) başkanı olan Ouellet, Kutsal Makam'daki tanınmış isimlerden biri.

Ouellet'in papalığa seçilmesi, Vatikan tarihinde yeni bir jeopolitik gerçeklik anlamına gelecek ve Roma Katolik Kilisesi tarihinde Kuzey Amerika kıtasından gelen ilk papa olacak.

Ouellet, Katolik Kilisesi'nin boşanmış ve yeniden evlenmiş çiftleri kabul etmesi ve Kilise içindeki kutsal sırları uygulamaya hakları olup olmadığı gibi konularda neredeyse katı görüşlere sahip.

Ouellet, İkinci Vatikan Konsili'nin Katolik Kilisesi'ne açıklık getirdiğine inansa da düzenli bir aile hayatı yaşamayan insanlarla din kardeşi olmayı desteklemiyor.

Boşanıp yeniden evlenilmemesi için iki kez çağrıda bulunan Ouellet'e göre bu kişilerin inançlarını ifade etmelerinin ve yeniden Katolik cemaatine katılmalarının başka yollarını bulmalarına yardım edilmesi gerekiyor.

Katolik Kilisesi'nin ABD'deki Başpiskoposu Carlo Maria Vigano tarafından Papa Francis'e yöneltilen pedofiliyle suçlanan bazı üst düzey piskoposları gizlediği suçlamalarını kontrol altına almaya çalışmasıyla bilinen Ouellet, Katolikliğin en büyük savunucularından biri olarak kabul edilse de herhangi bir ilerici eğilim göstermiyor ve eski ilahilerin ve dini ritüellerin yeniden canlandırılmasını destekliyor.

Belki de bu eğilimi, muhafazakar çizgideki Papa 16. Benedict'e olan yakınlığından kaynaklanıyordu. Ouellet, birkaç ay önce ölen Papa 16. Benedict tarafından kurulan Kurumlar Konseyi'nde (Cor Unum) görev aldı.

Kilise içinde Papa Francis'e karşı yapılan muhalefeti kararlı bir şekilde reddeden Ouellet'e göre dini doğruluk, papanın şahsına duyan güven demektir.

Kilise içinde gerçek bir muhalefet olduğunu kabul etse de özellikle inanç meseleleriyle kesişen konularda açıktan konuşmak yerine bölünmeleri önlemek için tartışmaların içeride yaşanmasını tercih ediyor.

Papaya muhalefet edilmesini, Kutsal Ruh'un seçimlerinde süreklilik olduğu gerekçesiyle saçma bulan Ouellet, tıpkı Papa Francis gibi, Kilise'nin bugün insanlarla daha somut iletişime ihtiyacı olduğuna inanıyor.

Ancak Ouellet, ilerleyen yaşı nedeni favori papa adayı olmayabilir. Çünkü Vatikan'da geleneksel olarak ruhani, entelektüel ve toplumsal yenilenmeyi sağlamak için yaşlı bir papadan sonra genç bir papa seçilir.

İtalyan Kardinal Pietro Parolin

Kardinal Pietro Parolin, 1955 yılında İtalya'nın Schiavone köyünde doğdu ve 2013 yılından bu yana beri Vatikan Devlet Sekreterliği görevini yürütüyor.

Altı yıl boyunca Nijerya, Meksika ve Venezuela'da çeşitli diplomatik görevlerde bulunan Parolin, İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca biliyor.

Parolin'in bir sonraki papa olması ne anlama geliyor?

Bunun olması Parolin'in 1655 yılında Papa 7. Alexander, 1667'de Papa 9. Clement ve 1939'da Papa 12. Pius'dan sonra Vatikan'da papalık rütbesine yükselen dördüncü Vatikan Devlet Sekreteri olacağı anlamına geliyor. 

Eğer Parolin papa seçilirse, papalık, ani ölümünden önce görevi yalnızca 33 gün sürdürmüş olan ve yerine Polonyalı 2. Papa John Paul'ün geldiği İtalyan Papa 1. John Paul'ün seçildiği 1978'den bu yana uzun bir aranın ardından yeniden İtalya'ya geri dönmüş olacak.

İtalyan bir papanın seçilmesi fikri artık Vatikan içinde baskın bir siyasi takıntı olmaktan çıktı ve bugün 120 kardinalden yaklaşık 28'inin İtalyan olmasına rağmen artık jeopolitik bir denge oluşturmak için bir şart değil.

Şu sıralar Vatikan çevrelerinde, Parolin'in Cizvit tarikatına mensup Papa Francis'in neden olduğu sapmalardan sonra Katolik Kilisesi'ni doğru yola döndürmek için yapabileceği reformlara ilişkin fısıltılar yükseliyor.

Parolin, Papa 2. John Paul döneminde Vatikan'ın Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış çok önemli bir diplomatik geçmişe sahip.

Bu yüzden Parolin, bir diplomatın ve bir rahibin özelliklerini bir araya getirebiliyor. Parolin, 28 yıldır Vatikan'da bir yandan diplomatik çalışmalarını sürdürürken bir yandan da ruhlara hizmet ediyor.

Bazı diplomatik çalışmaları, Papa Francis için büyük bir baş ağrısına neden olsa da Parolin'in dünyanın siyasi koşullarından iyi anladığı biliniyor.

Parolin, 2018 yılında kimileri tarafından 'gizli dünya hükümeti' olarak kabul edilen Bildberg Grubu'nun milliyetçiliğin yükselişine ve aşırı sağcılığın yayılmasına karşı yapılacak çalışmaların ele alındığı toplantılarından birine katılmıştı.

Bazıları Parolin'e, hastalara ve düşkünlere hizmet eden ilk Hıristiyan kilisesi olan ve fakirlere hizmet etmeyi amaçlayan Kilise'nin ruhundan uzak bir etkinliğe katıldığı için sert dille eleştirdiler.

Bazıları ise Parolin'in toplantıya bizzat Papa Francis'in onayıyla gittiği gerekçesiyle onu savundular.

Amacının, dünya barışını korumak ve ABD'deki ve Avrupa'daki aşırı sağcı akımlara karşı koymak olduğunu vurguladılar.

Güneydoğu Asya'yı, özellikle de doğu bölgesini çok iyi bilen Parolin, Vatikan ile Vietnam arasındaki ilişkileri güçlendirebilse de Çin ile yapılan anlaşma açısından büyük başarılar elde edemedi ve yalnızca ülkeler arasındaki ilişkilerin resmi olarak yeniden kurulmasını sağlayabildi.

Bunun, dini cephede herhangi bir açıklık göstermeyen Çinli yetkililerin kontrolü altında olan Çinli Katoliklere herhangi olumlu bir yansıması olmadı.

Gineli Kardinal Robert Sarah

Kardinal Robert Sarah, Vatikan'ın en saygın isimlerinden biri. Özellikle görüşleri, Papa Francis'in yönelimleriyle uyuşmayan kardinaller ve muhafazakâr çevrelerin büyük saygısını kazandı.

1945 yılında Gine'de doğan Sarah, 1979-1993 yılları arasında Congregation for Divine Worship ve the Discipline of the Sacraments başkanlıklarının yanı sıra Congregation for the Evangelization of Peoples (Propaganda Fidei) genel sekreterliği yaptı.

Papalık hayır işlerini yürüten konsey olan Cor Unum'u da bir dönem yönetmiştir. Konakri Fahri Başpiskoposu Kardinal Sarah, 2008'de ölen Benin Kardinali Bernardin Gagtin'den sonra papalığa aday gösterilen ilk Afrikalı isim oldu.

Kardinal Sarah'ın biyografisi, Gine'nin Marksist çizgideki eski Devlet Başkanı Ahmed Sékou Touré rejimi sırasında Katolik inancına bağlılığın sadık bir tanığı olduğundan büyük bir saygı ile karşılanıyor.

Sarah, o dönem idama mahkum edildi, Touré'nin 1984 yılındaki ani ölümüyle dar ağacına çıkmaktan kurtuldu.

Savan ormanlarında putperestler ve dinsizler arasında büyüyen Sarah, Fransa ve Kudüs'te eğitim gördü, Papa 6. Paul tarafından 33 yaşında piskopos olarak atandı.

Kendisini Roma'da görev almaya davet eden Papa 2. John Paul'e yakın isimlerden biri olarak kabul edilebilir.

Kendisini kardinal yapan Papa 16. Benedict ile de büyük bir uyum içindeydi. Sarah, Papa 16. Benedict ile St. Augustine üzerine ortak bir çalışmaya da imza attı.

Aynı zamanada ünlü bir yazar olan Sarah, 2015 yılında "God or Nothing" (Tanrı ya da Hiçbir Şey) ve ardından 2017 yılında "The Power of Silence" (Sessizliğin Gücü) adlı kitaplar başta olmak üzere bazı ilginç ve düşündürücü kitaplar kaleme aldı.

Sarah, Papa 16. Benedict ile birlikte, özellikle 'Amazon Synod' adıyla bilinen ve Amazon'dan gelen heykelcikler üzerinden bir 'putperestlik' çatışmasına dönüşen olaydan sonra Vatikan'da yoğun endişelere neden olan Katolik rahiplerin bekarlığı hakkında birkaç önemli makale yazdı.

Papa Francis'in göç eğilimine defalarca karşı çıkan Sarah, genç Afrikalılara topraklarını kendi ifadesiyle 'uzak rüyalar' için terk ederek yoksullaştırmamaları için adeta yalvardı.

Sarah ve Papa Francis arasındaki ilişkiler özellikle Papa Francis'in 2017 yılında "The Joy of Love" (Amoris Laetitia/Aşkın Sevinci) adlı pastoral kitabında yer alan, özellikle evlilik ve boşanmayla ilgili bazı fikirlere karşı katı yaklaşımı sonrası hiçbir zaman iyi olmadı.

Kardinal Sarah ile Papa Francis arasında fikir ve üslup açısından büyük ve temel bir görüş ayrılığı söz konusu.

Saraha göre öncelik, Tanrı'yı göreliliğin varlığını gizlediği medeniyetlerin kalbine getirmek olduğundan Papa Francis'i eleştirenler için Kardinal Sarah ideal bir aday olarak ortaya çıkıyor.

Ancak Katolik cemaatinin yarısından fazlası Papa Francis'i tercih ettiğinden Sarah'ın 80 yaşına yaklaştığı da göz önüne alındığında, seçilmesi için ihtiyacı olan oyların üçte ikisini alması kolay olacak gibi görünmüyor.

Avusturya Kardinali Christoph Schönborn

Vatikan'daki öne çıkan ve etkili kardinallerden biri olan Avusturya Kardinali Christoph Schönborn'ün kökleri Avrupa soylularına kadar uzanıyor.

Schönborn, 1945 yılında Çek Cumhuriyeti'nin Bohemya kentinde doğdu ve küçük bir çocukken ailesiyle birlikte Avusturya'ya taşındı.

Kont Hugo Damien von Schönborn ve Barones Eleonore Ottilie'nin oğlu olan Kardinal Schönborn, 1648'deki tarihi anlaşmanın yapılmasını sağlayan 'Vestfalya Barışı'nın destekçilerinden biri olan 1647 yılının Mainz Başpiskoposu Philipp Johann von Schönborn'den 900 yıl sonra bu Katolik ailenin dini makamlarda yükselen ikinci üyesi oldu.

Philipp Johann von Schönborn, felsefi ve zihinsel oluşuma büyük önem veren Dominik Tarikatına mensuptu.

Bu tarikatın öncüleri arasında ünlü İtalyan filozof St. Thomas Aquinas da yer alır.

Halen Viyana Başpiskoposu olan Christoph Schönborn, büyük bir pastoral deneyime sahip.

1987 yılından 1992 yılına kadar Katolik Kilisesi için catechism (ilmihal) hazırlama komisyonunun sekreterliğini yaptı.

2005 ve 2013'teki Konklave (Kardinallerin Papa seçimi toplantısına verilen Latince isim) toplantılarında papalık için güçlü bir aday olarak görülüyordu.

Ancak Schönborn'un Kardinaller Kurulu Başkanı Joseph Ratzinger'in (Papa 16. Benedict) eski Viyana Başpiskoposu Hans Hermann Groer'e karşı başlattığı temizlik operasyonuna karşı çıkmakla suçladığı eski Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Angelo Sodano ve taciz ve tecavüzcülüğü kanıtlanmış olan peder Marcial Maciel Degollado'yu karşısına aldığı için papalığa seçilmesini engellenmiş olabilir.

Schönborn, özellikle Vatikan'da 5-25 Ekim 2014 tarihleri arasında aile temalı toplanan olağanüstü sinod sırasında ılımlılar ve ilericiler arasında anlaşmalar imzalamayı başarırken Papa Francis tarafından yayımlanan ve Papa'ya gönderdikleri bir protesto mektubunu imzalayan yaklaşık 45 ilahiyatçı ve dört kardinali kızdıran Aşkın Sevinci kitabının yarattığı krizin yatıştırılmasında da önemli bir rol oynadı.

Papa'nın onlara cevap vermek istememesi nedeniyle itirazlara yanıt veren Schönborn'ün Papa Francis tarafından içerideki muhalifleri sevgi diliyle ikna etmesi için görevlendirdiği iddia edildi. Bu yüzden Schönborn, açıklama yapmaya çalıştı.

Schönborn, "Katolikler eşcinsel evliliklerin yasal olarak tanınmasına karşı çıkmakla yükümlüdür" denilen bildirgeyi imzalayan muhafazakar çizgideki Papa 16. Benedict'ten püritenlik noktasına kadar uzaklaştı.

Schönborn, 2019 yılında Almanya'nın etkili haber dergisi Stern'e verdiği röportajda "Evlilik, yeni bir hayatın ortaya çıkabileceği erkek ve kadın içindir. Eşcinsel çiftler bu nihai evlilik birliği biçimini istediklerinden, evliliğin parlaklığını kaybettiği günümüzde bunu görmek dokunaklı" diye görüşünü yineledi.

Arap ve İslam dünyasına yakın bir isim olarak kabul edilen Schönborn, İslamiyet- Hıristiyanlık diyaloğunu ve Doğu-Batı diyaloğunu destekleyen Vatikan'ın en önde gelen kardinallerinden biri.

Kısa bir süre önce Dünya İslam Birliği'nin (Rabıta) daveti üzerine Suudi Arabistan'ı ziyaret eden Schönborn, doğudaki Hıristiyan mezheplerle iyi ilişkilere sahip.

Bu yüzden Roma Katolik Kilisesi içinde ekümenik yönelim olarak nitelendirilen durumu özel bir şekilde savunanlardan biri olarak görülüyor.

İtalyan Kardinal Matteo Maria Zuppi

Bologna Başpiskoposu ve İtalyan Piskoposlar Konferansı Başkanı olan Kardinal Zuppi'nin adı, özellikle son günlerde ve haftalarda öne çıktı.

Zuppi, Papa Francis tarafından Vatikan'ın temsilcisi olarak Ukrayna'yı ziyaret etmesi için görevlendirildi.

Ziyaret, temel amacı adil bir barışa ulaşmanın olası yolları hakkında Ukraynalı yetkililerle görüşmek ve gerilimlerin hafifletilmesine katkıda bulunan insani eylemleri desteklemek olan bir adımdı.

Zuppi, 1955'te Roma'da doğdu. Papa olarak seçilmesi halinde yeniden bir İtalyan Papa olacak.

Zuppi, Sant'Egidio yardımlaşma topluluğunun kurucusu Andrea Riccardi ile ötekileştirilen çocuklar, yaşlılar, göçmenler, ölümcül hastalar, çöl halkları, engelliler, uyuşturucu bağımlıları, mahkumlar ve savaş kurbanlarına yardım alanında iş birliği yaptı.

La Sapienza Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi'nden mezun olan İtalyan Kardinal, Papalık Lateran Üniversitesi'nde rahipliğe hazırlanmak için Palestrina Piskoposluk Enstitüsü'ne gitti ve ilahiyat alanında lisans derecesi aldı.

Papa 16. Benedict tarafından Roma'nın yardımcı piskoposu ve Villanova'nın itibari piskoposu olarak atandı.

Papa Francis tarafından ise Bologna Başpiskoposu ve Kardinal Carlo Caffarra'nın halefi olarak atandı.

Dinlerin ve kültürlerin takipçileri arasındaki barışçıl ve uzlaşmacı diyaloglarda da başarılı olan isimler arasında yer alan Zuppi, Papa Francis'in birkaç kez çağrıda bulunduğu Assisi (İtalya'da birkent) toplantılarına büyük bir başarıyla katıldı. Kardinal Zuppi, İtalyan kardinallerin papalığı yeniden geri kazanmasını sağlayabilecek isim olarak görülüyor.

Başka isimler var mı?

Elbette, üzerlerinde ayrıca ve ayrıntılı olarak bir tartışma yapılması gereken başka isimler de var.

Çünkü Doğu Asya'dan gelen ve Çinli ailelere mensup olan biri Çinli ilk Katolik papa olabilir. Bu da Roma Katolik Kilisesi tarihinde jeopolitik bir değişim demektir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.