Geleceği olmayan bir astsubaydan, husumetli ülkelere açılım diplomasisinin liderliğine: ‘Türkiye’nin sır küpü’ Hakan Fidan

Hakan Fidan
Hakan Fidan
TT

Geleceği olmayan bir astsubaydan, husumetli ülkelere açılım diplomasisinin liderliğine: ‘Türkiye’nin sır küpü’ Hakan Fidan

Hakan Fidan
Hakan Fidan

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni kabinesinde bakan olarak atanması Türk halkı için sürpriz olmadı. Fidan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 2015 yılında milletvekilliği seçimlerinde aday gösterilme talebinden siyasi bir kariyer istediği herkes tarafından biliniyordu. Ancak Türk halkı için asıl sürpriz üstlendiği bakanlık, yani güvenlik alanından gelen isimler yerine diplomatların görev aldığı bilinen dışişleri bakanlığı görevini üstlenmesi oldu. Fidan’ı yakından tanıyanlar, bu görevi üstlenmesi karşısında şaşırmazken Türkiye’nin dış politikasında, özellikle ‘husumetli’ olarak sınıflandırılan ülkelere açılım konusunda büyük bir atılım gerçekleştirmeyi başarmasını bekliyorlar.

Washington Post gazetesinin 2013 yılında İsrail’in İran’daki 10 ajanının kimliğini ifşa etmekle suçladığı Fidan'a İsrail'in duyduğu ‘nefret’ hakkında çok şey yazıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hakan Fidan hakkında kullandığı belki de en açık ifade “Benim sır küpüm, devletin sır küpü. Türkiye’nin geleceğinin sır küpü” ifadesiydi. 2016’daki karşı darbe girişimini fark eden ilk kişinin Fidan olduğuna inanılıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın çevresinden yetkililer, Fidan'ın Erdoğan’a ulaşarak onu uyarmaya çalıştığını, ancak Erdoğan’a kolay kolay ulaşamadığını, çünkü Erdoğan’ın o sıra ailesiyle tatilde olduğunu, bunun üzerine Fidan’ın Erdoğan'ın damatlarından biriyle temasa geçtiğini ve haberi ona ilettiğini söylediler. Dışişleri Bakanlığı’nın yeni patronunun kitleleri harekete geçirmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ekranlarda görünmesini tavsiye ettiği ve “Onlarla (darbecilerle) ölümüne savaşacağız, gidip halkla konuşacağız” dediği söyleniyor.

Bir Türk kaynak, ilk izlenimlerin aksine Türkiye’nin Fidan'ın diplomasi döneminde dışişleri bakanını istihbarattan, savunma bakanının ordudan ve içişleri bakanını devlet idaresinden geldiği İngiliz sistemine yakın yeni bir politika benimseneceğinden söz etti. Birçok kişi Fidan'ın ‘çeşitli bağlantılara ve bilgilere sahip olduğu’ ve bunları nasıl değerlendireceğini iyi bildiği için görevinde başarılı olmasını bekliyor. Tüm bunlara Fidan’ın Türk siyasetindeki yeni düzene göre yeniden ‘komşularla sıfır sorun’ politikasına doğru yönelimin olduğu son iki yıldır dış politikada oynadığı büyük rol ekleniyor.

Fidan, Türk hükümetinin Suriye ve Mısır gibi husumetli olduğu ülkelerle ve İran gibi ilişkilerine ‘rekabetin’ damgasını vurduğu bazı ülkelerle ‘temas noktası’ konumundaydı. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, kısa süre önce Suriye ile geniş bir müzakere süreci başlatanın da Hakan Fidan olduğunu ve Suriyeli yetkililerle görüşme yeri açıklanmadan bizzat yürüttüğü görüşmeler sonucunda müzakere sürecinin başladığını söylediler.

Eski Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abbas İbrahim de Fidan'ın atanmasının ‘Türkiye-Suriye ilişkilerini olumlu yönde etkileyeceğine’ inandığını ifade etti. Fidan'la bazı dosyalarda ortak çalışma fırsatı bulan İbrahim, Fidan'ın daha çok pragmatik bir adam olduğunu ve dosyayı ayrıntılarıyla bildiğini söyledi. İbrahim, Fidan’ın Suriyeli yetkililerle son görüşmeleriyle ilgili olarak “Onları anlıyor, onlar da onu anlıyor” yorumunda bulundu. Fidan'ın ‘Suriye tarafıyla güveni yeniden tesis edebilecek yeteneğe sahip olduğunu’ düşünen İbrahim, Türkiye’nin Suriye’deki güvenlik, siyaset ve askeri varlığı dosyaları üzerinde çalıştığını belirterek, “Fidan, Suriyeli yetkililerle Türkiye-Suriye anlaşmazlığıyla ilgili bir anlaşmaya ulaştı, ancak ne yazık ki anlaşma, Türk siyasetçiler tarafından uygulanmadı” şeklinde konuştu.

Suriyeli yetkililerle Lübnan'da müzakereler

Daha önce Fidan ile ‘çalışma arkadaşlığı’ yaptığını söyleyen İbrahim, Türk yetkililerin ‘Suriye topraklarındaki gerilimi azaltmak’ amacıyla Beyrut'ta Türkiye-Suriye müzakerelerini başlatmak istediklerini, ancak Suriyelilerin buna yanıt vermediğini anlatırken, bu yüzden Türkiye’nin yeni dışişleri bakanının başarılı olmasını beklediğini, çünkü güvenlik görevlerinde üst düzeyde diplomasi yürüttüğünü söyledi. İbrahim, Fidan’ın dış politika liderliğinde Türkiye’nin yeniden komşularla sıfır sorun politikasına döneceği göz önüne alındığında bu niteliklere sahip bir dışişleri bakanının sorunları büyük ölçüde azaltabileceğini düşünüyor.

Türk dizileri aşığı!

Siyaset dışında Türk filmlerini ve dizilerini çok seven Fidan'ın ‘sanat seven’ yanından da söz edilir ve Fidan’ın sevdiği dizilerin neredeyse hiçbirini kaçırmadığı söylenir. Bazıları Netflix platformunda gösterilen Türk yapımları için yazılmış senaryolara, özellikle de tarihi dizilere ilgi duyduğunu belirtiyor. Fidan’la çalışan bir Türk yetkili Fidan hakkında, çok kitap okuduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seyahatleri sırasında en çok kitap okuyan kişilerin başında geldiğini söyledi. Hakan Fidanı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) başkanlığı yaptığı dönemden beri tanıdığını söyleyen yetkili, Fidan’ın bu görevin ardından Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı, MİT Müsteşar Yardımcılığı ve MİT Başkanlığı görevlerindeyken de iletişimlerinin sürdüğünü belirterek, Fidan'ın ‘ekip çalışmasına sonuna kadar inandığını ve ekibini cesaretlendirmeye çalıştığını, vizyon sahibi ve kararlı biri olduğunu ve bu yönünün çok etkili olduğunu kaydetti.

Adını açıklanmasını istemeyen yetkili, Fidan'ın ‘teknolojiye çok meraklı ve MİT’te yüksek teknolojinin kullanılmasında büyük emeği olduğunu’ belirterek, Fidan hakkında şunları söyledi:

Analizleri doğru, mesajları açık ve nettir. Konuşurken sizi manipüle ettiğini anlamazsınız. Sorularınıza açık sözlülükle cevaplar verir. Söylediklerinin karşı tarafa ulaşmasını önemser ve mesajlarını iletmeyi sever. Karşı tarafın gözünde fikrinin net olduğundan emin olmak ister. Dengeli bir karakteri vardır ve karşısındakinin de öyle olmasını ister.

Eski Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı Başkanı Abbas da Fidan’ın ‘çok sakin bir kişiliğe sahip, sabırlı ve iyi bir dinleyici, ilişkilerini sürdüren ve hiçbir koşulda iletişimi kesmeyen, dosyaları son derece dikkatli takip eden biri’ olarak tanımladı.

İsrail ile kötü ilişkiler

Öte yandan, Washington Post gazetesinin 2013 yılında, İsrail’in İran'daki 10 ajanını ifşa etmekle suçladığı Fidan’a İsrail’in duyduğu ‘nefret’ hakkında çok şey yazıldığından, Fidan'ın İsrail ile ilişkisinin ciddi bir meydan okuma olması bekleniyor. New York Times (NYT) gazetesinin bir haberinde de Fidan'ın İran istihbaratına ve Suriye'deki cihatçılara bilgi sızdırabileceği endişesiyle Türkiye-İsrail iş birliğinin gerilediği yazıldı. O sıralar İsrail gazetesi Haaretz, Fidan ile ilgili yayınladığı bir haberde Mossad'ın, Özgürlük Filosu’nu organize etme rolü ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan'a olan yakınlığı ve İran'ın nükleer programını savunması nedeniyle dışişleri bakanlığına getirilmesiyle ilgili korkuları aktardı.

Olağanüstü bir özgeçmiş

Hakan Fidan, oldukça etkileyici bir özgeçmişe sahip. Çalışma hayatı dışında çok az bilgi yer alıyor. Sakin bir karakter. Türk halkı, dışişleri bakanlığı devir teslim töreni sırasında yaptığı konuşma dışında daha önce sesini duymamıştı. Buna karşın biyografisine bakıldığında hayatında muazzam bir ivme yakaladığı hemen göze çarpıyor. Fidan, 15 yıl boyunca orduda astsubay olarak görev yaptı. Ancak orduda ne kadar kalırsa kalsın üst rütbeye yükselemeyecek ‘mütedeyyin bir delikanlı’ olarak parlak bir geleceğe sahip olabileceği için askerlik hayatını astsubaylık rütbesinde bitirdi.

Evli ve 3 çocuk babası olan Fidan, 1968 yılında başkent Ankara’da doğdu. 1986 yılında Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu ve Kara Kuvvetleri Dil Okulu'ndan mezun oldu. Daha sonra istihbarat alanında pratik deneyim kazandı ve 1986-2001 yılları arasında Almanya'da NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekat Başkanlığı’nda yurtdışı görevde bulundu. Bu dönemde Almanya'da üniversite eğitimini tamamladı ve ABD'de Maryland Üniversitesine bağlı University of Maryland University College'dan yönetim ve siyaset bilimi alanından lisans dereceleri aldı. Burası Amerikan askerlerinin yurt dışında eğitimlerine devam edebilmeleri için kurulmuş bir kolejdir. Daha sonra Bilkent Üniversitesinde ‘Dış Politikada İstihbaratın Yeri’ isimli teziyle yüksek lisans ve 2006'da da ‘Bilgi Çağında Diplomasi: Antlaşmaların Doğrulanmasında Enformasyon Teknolojilerinin Kullanımı’ başlıklı tez ile doktora yaptı.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde 15 yıl hizmet ettikten sonra 2001'de astsubay rütbesinden istifa etti. Siyasi ve ekonomik danışman olarak Dışişleri Bakanlığı bünyesinde çalıştıktan sonra ardından o dönem Başbakanlığa bağlı olan TİKA başkanlığına atandı. Aynı zamanda Başbakanlık Dış Politika ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı yaptı.

Fidan'ın çalışmalarını yakından takip eden gazeteci Erdem Atay, Fidan’ın bu noktada istihbarata olan ilgisiyle ilgili olarak Şarku’l Avsat’a şunları söyledi:

Fidan'ın istihbarata olan ilgisi NATO'daki yurtdışı görevinden dönüşünde başladı. Ankara'daki ilk işi ‘Dış Politikada İstihbaratın Yeri’ isimli teziyle yüksek lisans yapmak oldu. Tezinde, ‘başarılı bir dış politika için güçlü ve nitelikli istihbaratın şart olduğu’ görüşünü savundu.

Atay, Fidan'ın istihbarat bilgilerini dış politikada başarıyla kullanan ABD ve İngiltere'nin istihbarat yapılarını incelediğini, ardından Türk istihbaratıyla karşılaştırma yaptığını ve çalışma sisteminin daha da geliştirilmesi için bazı önerilerde bulunduğunu belirtti. Atay, Fidan’ın tezini tamamladıktan sonra 2000 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yatırım kuruluşu olan OYAK'ın Genel Kurul üyeliğine seçildiğini ve 2001 yılında da ordudan istifa ettiğini kaydetti.

Fidan, ordudan ayrıldıktan sonra Avustralya'nın Ankara Büyükelçiliği'nde kıdemli siyasi ve ekonomik danışman olarak görev yaptı. Burada, mevcut Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de o dönem ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nde benzer bir görevde olduğu ve aynı şeyin eski TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi Suat Kınıklıoğlu için de geçerli olduğunu belirtmek gerekir.

Fidan'ın hızlı yükselişi, 2003 yılında TİKA başkanlığına atanmasıyla başladı. TİKA, o dönemde Devlet Bakanı Beşir Atalay'a bağlıydı. Fidan, dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilişkileri iyi olan Atalay'a o kadar yakın çalışıyordu ki, Gül cumhurbaşkanı olunca Fidan'ın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine getirileceği söylentileri yayıldı. Ancak bu olmadı çünkü Fidan, TİKA'dayken o dönemde Başbakan olan Erdoğan'ın dikkatini çekti ve 2007'de Fidan’ı ekibine dahil etti. Ardından Fidan, Başbakanlık Dış Politika ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildi. Bu noktada TİKA’nın hem dışişleri hem de istihbarat birimleri ile iş birliği içinde faaliyet gösterdiğini belirtmekte fayda var. TİKA, Orta Asya başta olmak üzere Türkiye ile tarihi ve kültürel ilişkileri olan ülkelerle ilişkilerine ağırlık verdiği ve oradan da Afrika'ya doğru yola çıktığı için TİKA Başkanlığı Fidan için tamamen uygun bir konumdu.

O dönemde Başbakan Erdoğan’ın Dış Politika Baş Danışmanı olan Ahmet Davutoğlu'na bölge gezilerinde eşlik ediyordu. Dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e de yurt dışı gezilerinde eşlik ederken yakın iş birliği içinde çalıştı. Fidan ayrıca, Erdoğan'ın Türkiye dışındaki ziyaretlerine katılan ve yabancı misafirleri karşılayan heyetlere de katılıyordu.

Fidan'ı korumak için 48 saat içinde yasa çıkarıldı

Öte yandan Fidan, Erdoğan'ın müttefikiyken amansız düşmanına dönüşen Fethullah Gülen tarafından yönetilen örgütün düşmanlığını da kazandı. Fidan, bu örgüt tarafından yakın takibe alındı. Hatta telefon görüşmeleri dinlendi ve bazı muhalif gazetelere bilgi sızdırmakla suçlandı. Fidan, 2010 yılında MİT Başkanı olmadan önce ne kadar önemli olduğunu gösteren bir olay yaşandı. Fidan, PKK'ya destek sağladığı ya da PKK’nın Türkiye'de güvenlik görevlilerine yönelik gerçekleştirdiği silahlı operasyonlar ve saldırılarla ilgili önceki bilgileri görmezden geldiği şüphesiyle 4 MİT yetkilisiyle birlikte şüpheli olarak soruşturuldu. Ancak hükümet derhal istihbarat görevlilerine ceza mahkemelerinde ifade vermekten muafiyet sağlayan bir yasa tasarısı sundu. Yasa, muhalefetin eleştirilerine rağmen 48 saat içinde TBMM’den geçti.

İstihbaratta değişim

Hakkındaki tüm suçlamalara rağmen Erdoğan'ın desteğinden aldığı gücü MİT’i yeniden yapılandırmak için kullanan Fidan'ın başarılarından biri de ‘Açık Kaynak İstihbaratı Daire Başkanlığı’nı kurması oldu. Erdem Atay'a göre Fidan’ın en büyük başarısı ise Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu oluşturularak, Genelkurmay Başkanlığı ile Jandarma arasındaki istihbarat savaşını bitirmesi oldu. Artık devletin tüm istihbarat servislerinin tartışmasız tek başkanı olarak yoluna devam edebilirdi. Bunun yanında Fidan, 1992'de MİT başkanlığını üstlenen Sönmez Köksal’dan sonra bu göreve kurum dışından atanan ikinci isimdir.

Türk basınına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT’in modernleşmesi ve kurumsallaşması için başına kendisine yakın bir ismi atamak ve çalışanlarının yüzde 50'si halen ordudan olduğu için MİT'i ordunun etkisinden çıkarmak istedi. Fidan da Türk istihbaratının sıcak noktalardaki varlığını artırmak ve Türkiye'nin Ortadoğu, Rusya, Kafkasya, Asya ve Afrika'dan ABD, Avrupa ve İsrail'e kadar büyüyen ihtiyaçlarını karşılamak için ABD'deki FBI ve CIA benzeri istihbaratı biri iç diğeri dış olmak üzere ikiye ayırmaya çalıştı.



Fransa’nın Riyad Büyükelçisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Havacılık, Suudi Arabistan’a yönelik ihracatımızı yönlendiriyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)
TT

Fransa’nın Riyad Büyükelçisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Havacılık, Suudi Arabistan’a yönelik ihracatımızı yönlendiriyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)

Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi Patrick Maisonnave’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Paris ziyareti, Suudi Arabistan ile Fransa arasındaki ekonomi ve yatırım ilişkilerini yeni bir aşamaya taşıdı. İki ülke arasındaki ortak projelerin uygulanması hız kazanırken; ulaştırma, lojistik, enerji ve ileri teknolojiler gibi sektörlerdeki iş birliği de genişleme kaydetti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, 24 Ağustos’ta Paris’e gerçekleştirdiği ziyarette Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile birlikte Suudi Arabistan-Fransa Stratejik Ortaklık Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık etmişti. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası olarak değerlendirilen bu toplantı kapsamında, çeşitli alanlarda yaklaşık 20 anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandığı duyurulmuştu.

İki ülke liderlerinin başkanlığında 24 Ağustos’ta Paris’te düzenlenen Stratejik Ortaklık Konseyi ilk toplantısının uzun vadeli iş birliği sürecini pekiştirdiğini belirten Maisonnave, ikili ticaret hacminin 2025 yılında yüzde 11 oranında arttığını ve Suudi Arabistan’ın Fransa’nın Ortadoğu’daki en büyük ticari ortağı haline geldiğini vurguladı.

Fransa’nın Suudi Arabistan’a yönelik ihracatında havacılık sektörünün ilk sırada yer aldığını aktaran Maisonnave, ilaç, gıda, kozmetik ve elektrikli ekipmanların da dış satışta öne çıkan diğer ana ürün gruplarını oluşturduğunu ifade etti.

Maisonnave ayrıca, Veliaht Prens’in ziyaretinden elde edilen sonuçların iki ülke arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini ivmelendirdiğini, Stratejik Ortaklık Konseyi’nin ise ekonomik bağları güçlendiren ve geleceğin dönüşüm alanlarında yeni iş birliği imkanları sunan bir çerçeveye dönüştüğünü sözlerine ekledi.

cdfgthy
Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi Patrick Maisonnave (Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçiliği)

Fransa’nın şu anda Suudi Arabistan’daki yabancı yatırımcılar arasında üçüncü sırada yer aldığını belirten Maisonnave, ülkesinin bu varlığı güçlendirmeyi ve daha fazla Fransız şirketini Krallık’ta yaşanan ekonomik dönüşümün sunduğu fırsatlardan yararlanmaya teşvik etmeyi hedeflediğini vurguladı.

Bu kapsamda kredi sigortası mekanizmalarının genişletilmesinin Fransız şirketlerinin Suudi Arabistan’daki büyük stratejik projelere katılımını destekleyeceğini ifade eden Maisonnave, Fransa’nın yatırım, ortaklık kurma, yetkinlik geliştirme, katma değer ve istihdam yaratma yoluyla bu projelere katkısını artırmayı amaçladığını kaydetti.

Duruma örnek olarak CMA CGM Grubu ile Red Sea Gateway Terminal arasında Cidde Limanı’ndaki dördüncü terminalin geliştirilmesi ve işletilmesine yönelik yapılan anlaşmayı gösteren Maisonnave, bu adımın küresel düzeyde varlık gösteren büyük bir Fransız grubunun uzmanlığı ile Suudi Arabistan’ın ana bir lojistik merkezi olma hedefini bir araya getirerek söz konusu yaklaşımı somutlaştırdığını belirtti.

Maisonnave, Krallık’ın Avrupa, Asya ve Afrika’yı birbirine bağlama konusunda üstlendiği stratejik rol göz önüne alındığında bu anlaşmanın Suudi Arabistan’ın hedeflerini desteklediğini; söz konusu rolün öneminin Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz sırasında net bir şekilde ortaya çıktığını dile getirdi.

Kent içi ulaşım sektörüne de değinen Maisonnave, Alstom şirketinin Riyad metrosu için ilave tren setleri tedarik etmek üzere imzaladığı sözleşmenin, Krallık’taki büyük altyapı projelerinin hayata geçirilmesinde Fransız uzmanlığından faydalanıldığının bir başka göstergesi olduğunu ifade etti.

Maisonnave ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliğinin karşılıklı olarak geliştiğine dikkat çekerek, Qiddiya şirketinin Paris bölgesinde eğlence alanında planladığı projenin Suudi Arabistan’ın Fransa’daki yatırımlarının arttığına dair ‘güçlü bir sinyal’ ve Fransa’nın bu tür projeleri çekme kapasitesine duyulan güvenin bir kanıtı olduğunu sözlerine ekledi.

Geleceğin teknolojileri ve enerji

Maisonnave, Suudi Arabistan ile Fransa arasında geleceğin teknolojilerindeki ortaklığın güçlendirilmesinin bir öncelik olduğunu belirterek, HUMAIN ile Mistral AI arasında duyurulan stratejik iş birliğini bu yaklaşımın bir modeli olarak gösterdi. Söz konusu iş birliğinin; yapay zekâ altyapısının geliştirilmesini, gelişmiş modellerin inşa edilmesini ve Krallık’ın ihtiyaçlarına uygun çözümlerin sunulmasını kapsadığını ifade eden Maisonnave, bu adımın yüksek performanslı yapay zekâ kapasitesinin geliştirilmesine katkı sağlarken bu teknolojilerde Arapça dilinin varlığını da güçlendireceğini kaydetti.

Enerji sektörüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Maisonnave, ülkesinin küresel enerji piyasalarının istikrarına ve tedarik güvenliğinin artırılmasına katkıda bulunma konusunda kararlı olduğunu vurguladı. Maisonnave, Suudi-Fransız iş birliğinin petrol, petrokimya, sürdürülebilir elektrik üretimi, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, enerji depolama, temiz hidrojen ve barışçıl nükleer enerji alanlarını kapsayacağını belirtti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Paris ziyaretiyle eş zamanlı olarak düzenlenen Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’nın sonuçlarına da değinen Maisonnave, her iki taraftan özel sektör temsilcilerini bir araya getiren bu etkinliğin ana sektörlerdeki yatırım fırsatlarını ele alarak iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde artan ivmeyi yansıttığını ifade etti.

Suudi-Fransız ekonomik ilişkilerinin artık karşılıklı yatırımlara, uzun vadeli projelere ve ortak ilgi alanlarında deneyim aktarımına dayandığını söyleyen Maisonnave, Veliaht Prens’in ziyareti sırasında duyurulan yaklaşık 20 anlaşma ve mutabakat zaptının, iki ülke şirketleri arasındaki iş birliğinin genişliğini ve mevcut ortaklıkların büyümesini gösterdiğine dikkat çekti.


İran: Ceviz Dağı'ndaki faaliyetlere ilişkin haberlerin aslı yok

Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
TT

İran: Ceviz Dağı'ndaki faaliyetlere ilişkin haberlerin aslı yok

Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bugün (Pazartesi), Peacaks Mountain (Ceviz Dağı) olarak adlandırılan bölgede faaliyet yürütüldüğüne ilişkin haberlerin hiçbir dayanağı olmadığını söyledi.

Trump, geçen hafta ABD'nin Peacaks Mountain'daki faaliyetleri izlediğini belirtmiş ve Washington'ın bölgeyi vurabileceği uyarısında bulunarak İran'ı dikkatli olmaya çağırmıştı.

Devrim Muhafızları'ndan İHA açıklaması

Öte yandan İran Devrim Muhafızları'nın halkla ilişkiler birimi, bugün sabah saatlerinde gelişmiş bir MQ-1 tipi insansız hava aracının (İHA) tespit edilerek Hürmüz Boğazı hava sahasında Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri'ne bağlı hava savunma sistemi tarafından imha edildiğini açıkladı.

İranlı nükleer yetkili Viyana'ya gidemedi

Diğer taraftan İran devlet televizyonu, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami'nin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) toplantısına katılmak üzere Viyana'ya girişinin ABD'nin çıkardığı "engeller" nedeniyle önlendiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre  İslami ve beraberindeki heyet, cumartesi günü tarifeli bir uçakla Viyana'ya gitmek üzere yola çıktı ancak "ABD'nin koyduğu engeller nedeniyle" yolculuk sırasında durduruldu. İslami ve heyetinin daha sonra Tahran'a döndüğü belirtildi.

İslami'nin nükleer enerji konulu yıllık genel konferansa katılmak üzere UAEA'nın Viyana'daki merkezine gitmesi bekleniyordu.

Hürmüz'deki saldırılar enerji arzı endişelerini artırıyor

Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki diplomatik çabaların görünürde bir çıkmaza girdiği ve bölgenin petrol taşımacılığındaki en önemli iki güzergâhını hedef alan yeni saldırıların küresel enerji arzına ilişkin endişeleri artırdığı bir dönemde yaşanıyor.

Hürmüz Boğazı'nda petrol taşımacılığı açısından riskler sürüyor. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), dün (Pazar) bir merminin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan bir gemiye isabet ettiğini açıkladı. Saldırı sonucunda gemide yangın çıktı ve mürettebat gemiyi tahliye etmek zorunda kaldı.

İran ise kendi kıyıları açıklarında saldırıya uğrayan İran'a ait ticari bir gemide bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört mürettebatın da yaralandığını bildirdi.

Hürmüz'den geçen yük gemilerinin sayısı 10'un altına geriledi

Gemilerin hareketlerini takip eden ilk verilere göre, hafta başında Hürmüz Boğazı'ndan geçen yük gemilerinin sayısı 10'un altına geriledi. Reuters'ın aktardığı verilere göre bu sayı, son 10 gündeki ortalama 14 geminin oldukça altında kaldı.

Söz konusu veriler, tespit edilmemek amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi'ne (AIS) ait vericilerini kapatarak boğazdan geçmiş olabilecek gemileri kapsamıyor.


Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla
TT

Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla

Rabia Abdusselam

Cezayir ile Niamey arasındaki son enerji anlaşmaları artık yalnızca geçici enerji anlaşmaları olmaktan çıktı. Bu anlaşmalar, Cezayir’in Sahel bölgesinin ve Afrika kıtasının iç kesimlerindeki nüfuzunu yeniden inşa etmeyi hedeflediği daha geniş bir stratejinin temel unsurlarından birine dönüştü. Cezayir’in bu konumlanması, Sahel bölgesinde yaşanan hızlı siyasi ve güvenlik dönüşümlerine doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor. Cezayir, bazı geleneksel güçlerin bölgedeki rollerinin gerilemesinden yararlanarak ortaya çıkan jeopolitik boşluğu doldurmayı ve yeni bir kalkınma ortaklığı modeli oluşturmayı hedefliyor.

Bu çerçevede, Cezayir’in bölgedeki yaklaşımı siyasi ve güvenlik alanlarındaki iş birliğiyle sınırlı kalmayarak, somut ve uygulamaya dönük adımlarla çok katmanlı ekonomik ve enerji ortaklığına evrildi.

Bu yaklaşımın somut göstergelerinden biri, yerel olarak RA1D adıyla bilinen Adrar Rafinerisi’nden Nijer’e ilk jet yakıtı (JET A1) sevkiyatlarının başlatılması oldu. Sevkiyatlar, Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach ile Nijer Ulusal Petrol Şirketi (SONIDEP) arasında imzalanan alım-satım anlaşması kapsamında gerçekleştirildi. Bu adım, Cezayir’in petrol ürünlerinin Nijer’e düzenli şekilde tedarik edilmesinin önünü açıyor.

Söz konusu hareketlilik yalnızca hayati enerji tedarikinin güvence altına alınmasıyla sınırlı kalmadı; arama ve üretim alanlarında stratejik bir ortaklığın oluşturulmasına da uzandı. Bu kapsamda, Nijer’in kuzeyindeki Agadez bölgesinde bulunan ve Cezayir sınırına yalnızca 85 kilometre mesafede yer alan Kafra Güneydoğu-1 (Kafra South East-1) arama kuyusunun sondaj çalışmalarına başlandı. 23 bin 737 kilometrekarelik bir alanı kapsayan sedimanter havzada yürütülen sondaj çalışmalarında yaklaşık 3 bin 900 metre derinliğe ulaşılması hedefleniyor. Nijer makamlarının resmi tahminlerine göre Kafra Bloğu’nda yaklaşık 260 milyon varillik petrol rezervi bulunuyor. Üretim paylaşım anlaşması 2015’te imzalanan proje, 2022’de yenilenmişti.

Bu adım, Sonatrach bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Sondaj Şirketi ENAFOR’un öncülük ettiği önemli bir lojistik başarının ardından geldi. ENAFOR, sondaj ekipmanları ve yaşam ünitelerinin, Cezayir’in güneydoğusundaki Hassi Messaoud sahalarından Agadez’in iç kesimlerine kadar 2 bin kilometreden fazla mesafede, zorlu çöl güzergâhları üzerinden başarıyla taşınmasını sağlayarak mühendislik ve operasyonel kapasitesini ortaya koydu. Sonatrach’ın Nijer petrol sektörünün geliştirilmesine katılımı, Cezayir açısından önemli stratejik boyutlar taşıyor.

Bu yaklaşımı ekonomik açıdan değerlendiren finans uzmanı Dr. Boubaker Mustafa, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Bu varlık, teknoloji transferi, bilgi birikiminin yerelleştirilmesi ve Cezayir’in onlarca yıl boyunca biriktirdiği deneyimin aktarılmasına dayanan, eşitlikçi bir Güney-Güney iş birliği modelinin pratikte ortaya konulması anlamına geliyor. Aynı zamanda tamamen Afrika içi bir seçenek sunuyor” dedi.

Mustafa sözlerini şöyle sürdürdü: “Cezayir güneyindeki komşularıyla ilişkilerini Batı’nın vesayet anlayışı veya ulusötesi şirketlerin ağır koşulları üzerinden yürütmüyor. Aksine, yerel kadroların eğitimi ve teknik açıdan yetiştirilmesine yönelik açık bir kurumsal taahhütle komşularının enerji egemenliğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu da ekonomik eksene, karşılıklılık ve ulusal kaynaklara karşılıklı saygı temelinde gerçek bir bölgesel entegrasyonun önünü açacak sürdürülebilir bir boyut kazandırıyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ortak kazanımlar açısından bakıldığında, projenin önemli miktarda gelir sağlaması bekleniyor. Mustafa’ya göre, petrol fiyatlarının varil başına 70 dolar seviyesinde istikrar kazanması halinde, günlük 90 bin varil olarak tahmin edilen üretime dayanarak yıllık toplam gelirin yaklaşık 2,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Fiyatların 80 dolar seviyesine çıkması durumunda ise yıllık gelirin yaklaşık 2,63 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor.

Enerji koridorlarının mühendisliği

Cezayir’in bölgesel açılımını pekiştirmeyi hedeflediği diğer enerji projeleri arasında, Nijerya’dan başlayarak Nijer üzerinden Cezayir’deki enerji merkezi Hassi R’Mel’e ulaşacak Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı (TSGP) öne çıkıyor. Cezayir’in en büyük gaz sahası olan Hassi R’Mel, ülkenin gaz rezervlerinin yüzde 57’sini barındırıyor ve üretim açısından dünyanın dördüncü büyük sahası konumunda bulunuyor. Buradan gaz, Avrupa’ya ihracata hazır uluslararası boru hattı şebekesine bağlanıyor.

acdfgthy
Cezayir’in bin 600 kilometre (994 mil) güneydoğusundaki Ayn Amenas bölgesinde, Zarzaitine yakınlarında bir doğalgaz boru hattı, 22 Ocak 2013 (Reuters)

Buna, Cezayir kıyılarını İspanya’ya doğrudan bağlayan Medgaz boru hattının yanı sıra, Tunus üzerinden İtalya’nın güneyine uzanan dev TransMed (Enrico Mattei) hattı da dahil. Projenin hayata geçirilmesi, Cezayir toprakları içinde halen faal olmayan Batı Uluslararası Gaz Hattı’nın yeniden işletmeye alınmasının da önünü açabilir. Bu adımla batıdaki kentlerin doğal gaz ihtiyacının güvence altına alınması ve Batı Cezayir’de uluslararası ortaklık güzergâhıyla bağlantılı sürdürülebilir kalkınma ve altyapı projelerinin hızlandırılması hedefleniyor.

Bu kıtasal enerji koridorunun işletme kapasitesi ve yatırım hacmi açısından yıllık yaklaşık 30 milyar metreküp taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor. Projenin, Afrika ülkeleri arasındaki stratejik enerji ortaklığının geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Proje, kıtanın en büyük ekonomilerinden ve doğalgaz ile sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) önde gelen üretici ve ihracatçılarından biri olan Nijerya ekonomisine güvenli ticari erişim imkânı sunarak Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin boru hatları üzerinden gaz tedariki pazarında önemli bir pay elde etmesinin önünü açacak.

Nijerya, 2024’te dünyada altıncı sırada yer alırken yaklaşık 650 milyar fit küp doğalgaz ihraç etti. İhracatın büyük bölümü LNG şeklinde gerçekleşirken, bu miktar yaklaşık 18,4 milyar metreküpe denk geliyor. Bonny Adası’ndaki Nigeria LNG tesisinin yıllık nominal kapasitesi ise yaklaşık 1,4 trilyon fit küp seviyesinde bulunuyor.

Buna karşılık söz konusu hat, Cezayir ekonomisinin Avrupa’ya güvenli enerji tedarik zincirlerini kontrol etme alanındaki rekabet gücünü artıracak. Toplam kapasitenin yıllık 60 milyar metreküpü aşması beklenirken, bunun 30 milyar metreküplük bölümünü Cezayir’in boru hatları üzerinden gerçekleştirdiği egemen gaz ihracatı oluşturuyor. Cezayir, bu kapasiteyle halihazırda Norveç’in ardından Avrupa’nın en güvenilir ikinci gaz tedarikçisi konumunda bulunuyor. Bu adım, AB ülkelerinin mevcut dönüşüm sürecinde tedarikçi listesini yeniden şekillendirdiği bir dönemde büyük önem taşıyor.

dfvgth
Cezayir ile İspanya’yı birbirine bağlayan Medgaz boru hattı, İspanya’nın Almeria kenti, 10 Haziran 2022 (Reuters)

Projenin geleneksel bakış açısıyla değerlendirilmesinin ötesine geçen uluslararası ilişkiler ve stratejik çalışmalar araştırmacısı Berhail Hamza, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “TSGP yalnızca gaz taşımaya yönelik teknik bir altyapı olmaktan çıkarak hidrojen ekonomisine ve enerji piyasalarında yaşanması beklenen dönüşümlere uyum sağlayabilecek stratejik bir koridorun çekirdeğine dönüşüyor” dedi. Hamza’nın analizine göre bu jeopolitik dönüşümler ışığında ‘koridor yaklaşımı’ olarak adlandırdığı gelecek vadeden bir stratejik anlayış ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım, önümüzdeki yıllarda uluslararası rekabetin yalnızca kaynaklara sahip olmakla değil, enerji, mal ve verilerin kıtalar arasındaki hareketini düzenleyen koridor ve altyapılara sahip olmakla belirleneceği fikrine dayanıyor.

Cezayir ekonomisi, topraklarından geçen hat nedeniyle elde edeceği transit ücretleri ve uluslararası boru hattı şebekesinin kullanım gelirlerinden doğrudan faydalanacak. Bunun yanı sıra Cezayir’in komşu Afrika ülkelerinin enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında üstleneceği merkezi rol, bu hattı Afrika kıtasının tamamı için gerçek bir güvenlik supabına dönüştürebilir.

Bu büyük enerji projelerinin boyutları yalnızca finansal kazanımlarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda Cezayir’in kıtadaki tarihsel nüfuzunu ve jeopolitik ağırlığını yeniden tesis etmeyi güçlü biçimde hedefleyen yeni diplomatik doktrinle doğrudan örtüşüyor.

Hamza, “Cezayir, yalnızca enerji ihraç eden bir ülke olmanın ötesine geçerek Afrika ile Avrupa arasında bağlantı sağlayan bir geçiş ülkesi olma konusunda stratejik bir fırsata sahip. Coğrafi konumunu ve enerji ağlarını kullanarak uluslararası sistem içindeki rolünü yeniden şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.

Ekonomik araçlar: Yumuşak güç

Bu yaklaşım çerçevesinde Cezayir açısından asıl hedefin artık yalnızca enerji ihracatına dayalı bir doktrinle sınırlı olmadığı görülüyor. Hedef, enerji akışlarını yönetmek ve ülkenin benzersiz coğrafi konumunu kalıcı bir nüfuz ve uluslararası itibar kaynağına dönüştürmek üzerine şekilleniyor. Hızla değişen dünyada en etkili devlet, en büyük kaynak rezervlerine sahip olan değil, dünyanın vazgeçemeyeceği ayrıcalıklı bir koridora sahip olan devlet olabilir.

Bu kıtasal açılım çerçevesinde Cezayir’in enerji alanındaki hedefi artık yalnızca ihracatla sınırlı kalmıyor. Bu hedef, Cezayir’in Libya ve Sahel ülkelerinde yürüttüğü yoğun enerji diplomasisinin sahadaki somut adımlarında da kendini gösteriyor.

Bu doğrultudaki en güncel gelişmelerden biri, Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) ile Sonatrach’ın Libya’daki iştiraki Sonatrach Petroleum Exploration and Production Corporation’ın (SIPEX), Gadames Havzası’nda önemli bir petrol ve doğal gaz keşfi gerçekleştirdiklerini resmen açıklaması oldu. El-Vefa Sahası’nın 70 kilometre uzağında bulunan A1-69/02 arama kuyusunda gerçekleştirilen sondaj çalışmaları sonucunda, Uwaynat Wanin ve Uwayn Kaza formasyonlarında günlük 13 milyon fit küp doğal gaz ve 327 varil kondensat üretim potansiyeline ulaşıldı. Kuyunun nihai derinliği ise yaklaşık 8 bin 440 fit olarak kaydedildi.

Sonatrach’ın sözleşmeden doğan yükümlülükleri kapsamında gerçekleştirdiği altıncı kuyu olan bu saha başarısı, yalnızca ticari boyut taşımıyor. Aynı zamanda Sonatrach’ın geleneksel bir enerji şirketi olmaktan çıkarak Sahel bölgesi ve Afrika’nın iç kesimlerindeki nüfuz haritasını yeniden şekillendiren stratejik bir araç ve yumuşak güç unsuru haline geldiğini de ortaya koyuyor. Bu rol, Cezayir’in bölgedeki jeopolitik boşlukları doldurmasına ve ülkeyi izole etmeyi ya da bölgedeki öncü rolünü zayıflatmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası girişimlerin önünü kesmesine katkı sağlıyor.

h
Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach’ın genel merkezi, 25 Kasım 2019 (Reuters)

Bu enerji dinamiği, Cezayir’in benzersiz coğrafi konumunun sunduğu imkânları değerlendirmeyi hedefleyen daha geniş jeoekonomik yaklaşımdan ayrı düşünülemez. Cezayir, bir yandan Avrupa pazarlarına açılan Akdeniz kapısı, diğer yandan ise Afrika Sahel bölgesine açılan stratejik bir hinterlant ve kaçınılmaz kuzey geçidi olarak konumunun avantajlarından yararlanmaya çalışıyor.

Bu bütünleşik mühendislik altyapısı Cezayir-Nijerya ekseniyle sınırlı kalmıyor; jeopolitikayı sınırları aşan ve birbiriyle bağlantılı çıkarlar ağına dönüştüren daha geniş bir kıtasal vizyonun parçasını oluşturuyor. Nijer’deki bu enerji ağı, Cezayir’den kıtanın batısına açılan stratejik bir kapı niteliğindeki Moritanya’ya uzanan paralel tedarik hatlarıyla da kesişiyor.

Tindouf-Zouerat kara yolu projesi üzerinden ortaklığın güçlendirilmesi ve Nuakşot’ta Cezayir ürünlerine yönelik düzenli fuarların organize edilmesi, Moritanya’nın Cezayir ihracatının Batı Afrika pazarlarına ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ülkelerine açılacağı bir ticaret ve lojistik platformuna dönüşmesini sağlıyor. Bu lojistik açılım, Cezayir’in Moritanya ve Senegal’de ulusal bankalarının varlığını genişletmesiyle yürüttüğü finansal ve bankacılık yapılanmasıyla da tamamlanıyor. Buna paralel olarak Cezayir’in güneyinde serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, sınır ötesi ticaret ağı kurulmasını güçlendirirken, Cezayir ürün ve hizmetlerinin Batı Afrika pazarlarına ulaşması için bankacılık ve lojistik kanallarının önünü açıyor.

Yoğun kıtasal rekabet

Cezayir’in bu jeoekonomik hareketliliği, özellikle Fransa’nın Sahel bölgesindeki varlığının gerilemesiyle birlikte, stratejik koridorlar ve nüfuz alanları üzerinde rekabetin giderek arttığı kıtasal tabloyla kesişiyor. Bu açık alanda stratejik yaklaşımlar ve alternatifler çeşitlenirken, Fas’ın Afrika-Atlantik Doğalgaz Boru Hattı projesi öne çıkıyor. Fas ayrıca karayla çevrili Sahel ülkelerinin kendi altyapısı ve limanları üzerinden Atlas Okyanusu’na erişimini sağlamaya yönelik girişimini sürdürüyor. Bunun yanı sıra Türkiye ve Körfez ülkelerinin yatırımlar, altyapı ve limanlar üzerinden faaliyetleri artarken, Rusya güvenlik ve ekonomi alanlarındaki varlığını sürdürüyor. Çin ise altyapı, ulaşım, enerji ve maden projelerinin finansmanı ve geliştirilmesinde etkinliğini artırıyor. Mısır da kıtadaki varlığını ve stratejik çıkarlarını güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor.

Koridorların yeniden şekillendirilmesi etrafındaki yoğun rekabete ilişkin bu değerlendirmeyi destekleyen analitik bir okumada Hamza, “Afrika kıtası artık geleneksel olarak görüldüğü gibi yalnızca ham madde kaynağı değil; altyapı, kaynaklar ve stratejik bağlantı alanlarında uluslararası rekabetin en önemli sahalarından biri haline geldi” ifadesini kullandı.

xcdvfgh
Cezayir çölünün derinliklerinde, Libya sınırına yakın Ayn Amenas’ın eteklerinde bulunan bir petrol tesisi, 18 Ocak 2013 (AFP)

Hamza, “Çin, ABD ve AB’den Körfez ülkelerine kadar büyük güçler bugün limanların, ulaşım ağlarının, enerji koridorlarının, denizaltı kablolarının, veri merkezlerinin ve çok kutuplu uluslararası sistemin güvenlik doktrini ile ekonomik ve stratejik nüfuzunun temel unsurlarından haline gelen diğer altyapıların geliştirilmesi konusunda kıyasıya rekabet ediyor” dedi. Uluslararası rekabet alanının genişlemesi karşısında temel bir soru öne çıkıyor: Cezayir mevcut enerji ve lojistik nüfuzunu sürdürülebilir ve nesiller boyunca devam edecek bir ekonomik nüfuza dönüştürebilir mi?

Bu sorunun yanıtı, ülkenin ekonomik diplomasisini, sahip olduğu özgün avantajlarla karmaşık bölgesel gerçekliğin yarattığı engeller arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor. Sahip olunan kaynaklar ve egemenlik unsurları açısından Cezayir’in göz ardı edilemeyecek önemli kozları bulunuyor. Bunların başında, Sonatrach’ın köklü petrol ve pazarlama deneyimi geliyor. Bunu, kuzeyde Akdeniz’e açılan kaçınılmaz bir kapı ve Batı Afrika kaynaklarını Avrupa pazarlarına bağlayabilecek en hızlı enerji güzergâhlarından biri olabilecek coğrafi konumu izliyor. Ayrıca Cezayir’in güvenilir tarihsel ve diplomatik birikimi, ülkenin yaklaşımlarına Sahel halkları ve devletleri nezdinde siyasi ve tarihsel açıdan ayrıcalıklı bir kabul sağlıyor.

Bununla birlikte, bu konumlanmanın sürdürülebilirliği diğer tarafta son derece karmaşık yapısal sorunlarla karşı karşıya. Bunların başında bölgedeki siyasi istikrarsızlık ve tekrarlanan darbeler ile sınır aşan silahlı grupların faaliyetlerinden kaynaklanan ve tedarik koridorlarının güvenliğini ve sahadaki projeleri tehdit eden güvenlik riskleri geliyor. Buna ek olarak, Sahra’yı aşan devasa projelerin yönetimi için gereken yüksek ölçekli finansman da önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu alanlar, bölgede faaliyet gösteren egemen varlık fonları ve çok uluslu şirketlerle rekabet edebilmek ve onlara ayak uydurabilmek için daha fazla yasal ve bankacılık esnekliği ile Cezayir’in yurtdışındaki yatırımlarının kapsamının genişletilmesini gerektiriyor.