Asya NATO'sunun siyasi entrikalar ve savaş arasında genişlemesi

NATO, yeni bölgesel üyeliklerle Çin’i kuşatırken Pekin, genişlemeyi askerî bir çatışmanın başlangıcı olarak görüyor

Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
TT

Asya NATO'sunun siyasi entrikalar ve savaş arasında genişlemesi

Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP

Muhammed Garavi

NATO zirvesinin Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin peş peşe ikinci kez katılımıyla başlamasıyla birlikte NATO'nun doğuya doğru genişleme ve hâlâ gerginliğe sahne olan Asya ile Pasifik ve Hint okyanusları bölgesine girme arzusu yeniden konuşulmaya başlıyor.

Zirveyle eşzamanlı olarak NATO'nun Tokyo'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına dair haberler de yapılıyor.

Tokyo ile ilgili böyle bir adım, Asya'da türünün ilk örneği olup, Asya topraklarında varlığa ve bölgede yeni bir nüfuza dair bir mesajdır. 

NATO'nun son hamleleri, Çin'i öfkelendirdi. Bu adımlar, bölgeyi askerî bir çatışmaya sürükleme arzusu olarak görülüyor.

Batılı ittifak, iki okyanus bölgesine doğrudan müdahaleyi reddetme konusunda net olsa da Tayvan Boğazı'ndaki Çin ejderhasını sıkıştırmak için Doğu-Batı ittifakı tarafından bir savaş fitili ateşlendiğine ve hazırlıklar yapıldığına dair emareler mevcut.  

Asya takımadalarındaki ülkelere göre NATO'nun Asya ve iki okyanus bölgesiyle kur yapması, Çin ve rejimi için bir kışkırtma mahiyetinde.

NATO, Doğu Asya'da savaş fitilini ateşler de Ukrayna meselesi ve Rusya-Ukrayna savaşı senaryosu tekrar eder mi?

Japonya ve Güney Kore ile askerî ve güvenlik düzeyinde artan yakınlaşma, iki ülkeyi 'otokratik rejimlere karşı demokrasiler' şeklindeki Batılı modele çekmeyi mi hedefliyor?

Asyalı bir el

Geçen yıl, NATO için Asya ile Hint-Pasifik ülkelerine yönelik bir dönüm noktası sayılabilir.

NATO, Çin'i Atlantik ülkelerinin çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine karşı bir meydan okuma olarak gördüğünü ve Çin-Rusya iş birliğinin de bu ülkeler için bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu ilan etti.

Bununla aynı zamanda bölgesel bloğun ortakları sıfatıyla Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerinin liderlerini de ilk kez NATO zirvesine davet etti. 

Son aylar boyunca NATO, Asya ve Hint-Pasifik bölgesindeki varlığını pekiştiren çeşitli adımlar attı.

Bu adımların ilki, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in bu yılın başında Japonya'ya ve Güney Kore'ye yaptığı ziyaretle başladı.

Stoltenberg, bu iki ziyarette NATO ile ilişkilerin güçlendirilmesi çağrısında bulunarak Çin'in, Tayvan ile krizinde Rusya'nın izlediği yolu izleyebileceğine işaret etti. 

NATO Genel Sekreteri'nin Doğu Asya gezisinden birkaç ay sonra, yani birkaç hafta önce NATO'nun Asya ve Hint-Pasifik bölgesindeki ortaklarla iş birliğini ve koordinasyonu desteklemek için önümüzdeki yıl Japonya'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına dair haberler yayıldı.

Nikkei Asia'nın haberine göre NATO'nun yeni ofisi, Asya'da türünün ilk örneği olacak ve bu askerî ittifaka, Tokyo ve Avustralya gibi önemli ortaklarla dönemsel istişareler yapma imkânı verecek.

Birbiri ardı sıra öngörülerde bulunulsa da büro hakkında NATO'dan şimdiye kadar herhangi bir teyit ya da açıklama gelmedi.

Ancak özellikle Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin bu yılki NATO zirvesine katılmasıyla NATO ile pek çok Hint-Pasifik bölgesi ülkesi arasındaki ilişkilerin güçlendiği ve genişlediği açıkça görülüyor. 

Eleştiri ve inkâr

NATO'nun Avrupa kıtasının alevlendiği bir zamanda Asya ile yakınlaşma çabaları, NATO'yu eleştirilerin hedefi haline getirdi.

Aynı zamanda Avrupa kıtasının çözümsüz olarak ikinci yılına giren Rusya-Ukrayna savaşına tanık olduğu bir zamanda Avrupa ile Rusya arasında devam eden krizin zamanını seçmesi ve NATO'nun ilgi odağını Asya'da yeni bir ortaklığa çevirmesi de eleştirildi. 

Araştırmacı Quinn Marschik, NATO'nun Asya-Pasifik bölgesiyle işi olmadığına ve dünyanın öbür ucundaki "barut fıçısını" ateşlemek yerine Atlantik'in kuzeyindeki krizlere odaklanması gerektiğine dikkat çekti.

Ayrıca NATO'nun Japonya'ya ve Güney Kore'ye yakınlaşmak için bulunduğu son girişimlerin bu iki ülkeyi 'otokratik rejimlere karşı demokrasiler' şeklindeki Batı modeline çekmek için bir vesileden başka şey olmadığını açıkladı. 

Ayrıca NATO, Hint-Pasifik bölgesinin iç işlerine karışma arzusunu kabul etmeyerek son adımlarını bölgeyi ve orada olup bitenleri daha iyi anlama çabası olarak niteledi. NATO Savunma Politikası ve Planlamadan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Angus Lapsley, Singapur'daki Shangri-La Güvenlik Forumu'nda NATO'nun iki okyanus bölgesinde genişlemeyi hedeflemediğini, bölgeye girişin Avrupa güvenliği üzerindeki etkisinden dolayı olduğunu dile getirdi. 

Tokyo ve Pekin

Japonya, Asya ve Hint-Pasifik cephesinde Çin'e karşı en büyük aktör. Japonya hükümeti, geçtiğimiz yıldan bu yana bölgesel ve küresel güvenlik entegrasyonu gerçekleştirmek için çabalarını artırıyor.

Örneğin Tokyo, ortak zihniyete sahip ülkelerin ordularını resmî güvenlik yardımı sağlayarak güçlendirmek için yeni bir program başlatmak da dahil olmak üzere çeşitli girişimlerde bulundu.

Güvenlik yardımı programı, ortak ülkelere kredi yerine hibe şeklinde ekipman ve malzeme sunumunun yanı sıra altyapı geliştirme hizmeti sağlıyor ve Tokyo bu programı "entegre bir savunma yapısı" oluşturmaya çalışmak olarak tanımlıyor.

Japonya Dışişleri Bakanı'nın geçtiğimiz nisan ayında yaptığı açıklamaya göre Malezya'nın yanı sıra Filipinler, bu girişimden faydalanacak ülkelerin başında gelecek. 

Japonya, geçen yıl ulusal stratejisinde bir düzenleme yaptı ve bu, on yıllardır savunmacı ve barışçıl olarak tanımlanan askerî politikasında dikkat çekici bir değişim olarak kabul edildi.

Japonya hükümeti, savunma politikasında, askerî harcamalarını ikiye katlayarak 2027 yılına kadar GSYİH'nin yüzde ikisine çıkarmayı içeren geniş çaplı bir düzenleme yaptığını açıkladı.

Ülkenin askerî yeteneklerini geliştirmek için önümüzdeki beş yılda 313 milyar dolara varan bir harcama yapılması bekleniyor.

Yeni stratejide Çin'e, Japonya'nın güvenliğine yönelik "en büyük stratejik tehdit" olarak işaret ediliyor. 

Tokyo, son dönemde Güney Kore ile ilişkilerini yeniden başlatmak için de çalışıyor.

Bu gelişme, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol'un geçtiğimiz mart ayında Japonya ziyaretiyle başladı.

Geçen yıl yapılan kamuoyu yoklamaları, iki ülke halkının büyük bir kısmının da iki taraf arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde iyileşebileceğine inandığını gösteriyor. 

Japonya-NATO ortaklığı 1990'lı yıllardan bu yana Avrupa güvenliği ile sınırlıydı. Ancak Asya-Pasifik bölgesindeki son gelişmeler, bu ortaklığın Avrupa kıtası sınırlarını aşma ihtimalini artırıyor.

Bu bölgesel kuruluşun Tokyo'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına ilişkin son haberler de bunun göstergesi.

Analistlere göre Japonya ile NATO arasındaki ortaklığın son zamanlarda derinleşmesi, Tokyo'nun Doğu Asya'da güvenilir bir ortak ve bölgedeki potansiyel diğer ortaklar için destekleyici bir ses olmasından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca NATO da ona ABD ile olan ortaklığına benzer stratejik bir güvenlik ortaklığı sunuyor. 

Ejderha gözlemliyor

NATO'nun Asya'ya dönük hamleleri, Pekin ve hükümeti için bir rahatsızlık kaynağı oldu.

Geçen yıl NATO'nun tarihinde ilk kez Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerini ittifakın zirvesine davet etmesinin ardından Çin, bu adımın doğuracağı tehlikeler konusunda uyardı.

Dışişleri Bakanlığı da bazı NATO üyelerini Asya-Pasifik bölgesinde nüfuzlarını yaymak ve -Rusya-Ukrayna savaşına işaretle- Avrupa kıtasının sahne olduğu çatışmaları Asya'da tekrarlamak istemekle suçladı. 

Pekin, NATO'nun Japonya'da bir şube açmasına ilişkin dolaşan haberleri, NATO'nun doğuya doğru genişlemesi karşısında olabildiğince uyanık olmak gerektiği yönünde yorumladı.

Ayrıca Asya'nın iş birliği ve kalkınma için umut vaat eden bir yer sayıldığını ve jeopolitik mücadeleler için bir saha olmaması gerektiğini söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, NATO'nun Asya-Pasifik'te genişlemesinin bölgesel işlere müdahale anlamına geldiğini ve bölgenin istikrarı ile güvenliğini tehdit ettiğini ifade etti. 

Geçen haziran ayında Çin Savunma Bakanı Li Şangfu, Singapur'daki Shangri-La Güvenlik Diyaloğu Konferansı'ndaki konuşmasında Asya-Pasifik bölgesinde NATO benzeri askerî ittifaklar kurulmasının tehlikesi konusunda uyarıda bulundu ve NATO benzeri ittifaklar kurma girişimlerini, bölge ülkelerini gasp etmenin ve bölgede çatışmalar ateşlemenin bir yolu olarak nitelendirdi.
Çin, NATO'nun yayılmasını kendisinin küresel açılımına ve uluslararası ilişkilerine yönelik bir baltalama olarak görüyor.

Aynı şekilde ittifakın küreselleşmesini dünyanın güvenliğini ve istikrarını tehdit eden kapsamlı bir meydan okuma olarak tasvir ediyor ve Atlantik ülkelerinin Hint-Pasifik'te Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ortaklarıyla çalışması konusundaki endişelerinde abartıya kaçmadığını düşünüyor.

Bununla birlikte Pekin için büyük bir stratejik güvenlik ikilemi oluşturan şey; AB, NATO ve Hint-Pasifik'teki ortakları da dahil olmak üzere ABD ile ittifak kuran oluşumlar arasında Çin'in meydan okumalarına karşı askerî olan ve olmayan pek çok alanda verilen koordineli tepkidir.   

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) uyardı

Güneydoğu Asya ülkeleri, özellikle güvenlik ve siyaset alanlarında ASEAN'ın merkeziliği ilkesine bağlı kaldıkları için Batılı ülkeler ile Çin arasındaki çatışmaya dahil olmaktan kaçınıyor.

Söz konusu ilkeye göre ASEAN, birliğin ortak tehlikelere karşı koymasını ve dış güçlerle ilişkiye girmesini sağlayan etkili bir bölgesel platform olduğunu iddia ediyor. 

Asya ve özellikle Güneydoğu Asya ülkeleri, ABD ve Çin ile ilişkilerinde dengede kalmaya çalışıyor.

Pek çok yetkili, ülkelerinin taraflar arasında bir tercih yapmak istemediğini tekraren belirtiyor.

Bu yüzden Batı'nın Asya ve Hint-Pasifik bölgesine daha fazla girmesi, ASEAN ülkeleri için bir endişe kaynağı.

Zira bu ülkeler, öne çıkan bölgesel güvenlik sorunlarını herhangi bir dış müdahale olmadan çözmeyi tercih ediyor. 

Uluslararası ilişkiler uzmanı Shawn Narain'e göre Güneydoğu Asya ülkelerinin küresel sisteme bakışı, Avrupa'nın sömürgeciliği karşısında yaşadıkları tecrübeden etkileniyor.

Bu geçmiş, onları, topraklarındaki dış varlığa karşı duyarlı hale getiriyor ve böylece bölgesel çatışmaları ele almak için ekonomik ve diplomatik bağlar kurmakla birlikte ulusal egemenliklerini korumaya odaklıyor.

Ayrıca Asya ülkeleri, NATO'nun Asya ve Hint-Pasifik bölgesiyle kur yapmasını Çin'e ve rejimine karşı bir kışkırtma olarak görüyor; NATO üzerinden son yıllarda Ukrayna'da yaşanan ve Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesine sebep olan olaylarda olduğu gibi… 

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.