Asya NATO'sunun siyasi entrikalar ve savaş arasında genişlemesi

NATO, yeni bölgesel üyeliklerle Çin’i kuşatırken Pekin, genişlemeyi askerî bir çatışmanın başlangıcı olarak görüyor

Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
TT

Asya NATO'sunun siyasi entrikalar ve savaş arasında genişlemesi

Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP
Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın NATO toplantılarına katılması ve onunla ilişkilerini pekiştirmesi, Çin için bir kışkırtmayı temsil ediyor / Fotoğraf: AFP

Muhammed Garavi

NATO zirvesinin Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin peş peşe ikinci kez katılımıyla başlamasıyla birlikte NATO'nun doğuya doğru genişleme ve hâlâ gerginliğe sahne olan Asya ile Pasifik ve Hint okyanusları bölgesine girme arzusu yeniden konuşulmaya başlıyor.

Zirveyle eşzamanlı olarak NATO'nun Tokyo'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına dair haberler de yapılıyor.

Tokyo ile ilgili böyle bir adım, Asya'da türünün ilk örneği olup, Asya topraklarında varlığa ve bölgede yeni bir nüfuza dair bir mesajdır. 

NATO'nun son hamleleri, Çin'i öfkelendirdi. Bu adımlar, bölgeyi askerî bir çatışmaya sürükleme arzusu olarak görülüyor.

Batılı ittifak, iki okyanus bölgesine doğrudan müdahaleyi reddetme konusunda net olsa da Tayvan Boğazı'ndaki Çin ejderhasını sıkıştırmak için Doğu-Batı ittifakı tarafından bir savaş fitili ateşlendiğine ve hazırlıklar yapıldığına dair emareler mevcut.  

Asya takımadalarındaki ülkelere göre NATO'nun Asya ve iki okyanus bölgesiyle kur yapması, Çin ve rejimi için bir kışkırtma mahiyetinde.

NATO, Doğu Asya'da savaş fitilini ateşler de Ukrayna meselesi ve Rusya-Ukrayna savaşı senaryosu tekrar eder mi?

Japonya ve Güney Kore ile askerî ve güvenlik düzeyinde artan yakınlaşma, iki ülkeyi 'otokratik rejimlere karşı demokrasiler' şeklindeki Batılı modele çekmeyi mi hedefliyor?

Asyalı bir el

Geçen yıl, NATO için Asya ile Hint-Pasifik ülkelerine yönelik bir dönüm noktası sayılabilir.

NATO, Çin'i Atlantik ülkelerinin çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine karşı bir meydan okuma olarak gördüğünü ve Çin-Rusya iş birliğinin de bu ülkeler için bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu ilan etti.

Bununla aynı zamanda bölgesel bloğun ortakları sıfatıyla Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerinin liderlerini de ilk kez NATO zirvesine davet etti. 

Son aylar boyunca NATO, Asya ve Hint-Pasifik bölgesindeki varlığını pekiştiren çeşitli adımlar attı.

Bu adımların ilki, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in bu yılın başında Japonya'ya ve Güney Kore'ye yaptığı ziyaretle başladı.

Stoltenberg, bu iki ziyarette NATO ile ilişkilerin güçlendirilmesi çağrısında bulunarak Çin'in, Tayvan ile krizinde Rusya'nın izlediği yolu izleyebileceğine işaret etti. 

NATO Genel Sekreteri'nin Doğu Asya gezisinden birkaç ay sonra, yani birkaç hafta önce NATO'nun Asya ve Hint-Pasifik bölgesindeki ortaklarla iş birliğini ve koordinasyonu desteklemek için önümüzdeki yıl Japonya'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına dair haberler yayıldı.

Nikkei Asia'nın haberine göre NATO'nun yeni ofisi, Asya'da türünün ilk örneği olacak ve bu askerî ittifaka, Tokyo ve Avustralya gibi önemli ortaklarla dönemsel istişareler yapma imkânı verecek.

Birbiri ardı sıra öngörülerde bulunulsa da büro hakkında NATO'dan şimdiye kadar herhangi bir teyit ya da açıklama gelmedi.

Ancak özellikle Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin bu yılki NATO zirvesine katılmasıyla NATO ile pek çok Hint-Pasifik bölgesi ülkesi arasındaki ilişkilerin güçlendiği ve genişlediği açıkça görülüyor. 

Eleştiri ve inkâr

NATO'nun Avrupa kıtasının alevlendiği bir zamanda Asya ile yakınlaşma çabaları, NATO'yu eleştirilerin hedefi haline getirdi.

Aynı zamanda Avrupa kıtasının çözümsüz olarak ikinci yılına giren Rusya-Ukrayna savaşına tanık olduğu bir zamanda Avrupa ile Rusya arasında devam eden krizin zamanını seçmesi ve NATO'nun ilgi odağını Asya'da yeni bir ortaklığa çevirmesi de eleştirildi. 

Araştırmacı Quinn Marschik, NATO'nun Asya-Pasifik bölgesiyle işi olmadığına ve dünyanın öbür ucundaki "barut fıçısını" ateşlemek yerine Atlantik'in kuzeyindeki krizlere odaklanması gerektiğine dikkat çekti.

Ayrıca NATO'nun Japonya'ya ve Güney Kore'ye yakınlaşmak için bulunduğu son girişimlerin bu iki ülkeyi 'otokratik rejimlere karşı demokrasiler' şeklindeki Batı modeline çekmek için bir vesileden başka şey olmadığını açıkladı. 

Ayrıca NATO, Hint-Pasifik bölgesinin iç işlerine karışma arzusunu kabul etmeyerek son adımlarını bölgeyi ve orada olup bitenleri daha iyi anlama çabası olarak niteledi. NATO Savunma Politikası ve Planlamadan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Angus Lapsley, Singapur'daki Shangri-La Güvenlik Forumu'nda NATO'nun iki okyanus bölgesinde genişlemeyi hedeflemediğini, bölgeye girişin Avrupa güvenliği üzerindeki etkisinden dolayı olduğunu dile getirdi. 

Tokyo ve Pekin

Japonya, Asya ve Hint-Pasifik cephesinde Çin'e karşı en büyük aktör. Japonya hükümeti, geçtiğimiz yıldan bu yana bölgesel ve küresel güvenlik entegrasyonu gerçekleştirmek için çabalarını artırıyor.

Örneğin Tokyo, ortak zihniyete sahip ülkelerin ordularını resmî güvenlik yardımı sağlayarak güçlendirmek için yeni bir program başlatmak da dahil olmak üzere çeşitli girişimlerde bulundu.

Güvenlik yardımı programı, ortak ülkelere kredi yerine hibe şeklinde ekipman ve malzeme sunumunun yanı sıra altyapı geliştirme hizmeti sağlıyor ve Tokyo bu programı "entegre bir savunma yapısı" oluşturmaya çalışmak olarak tanımlıyor.

Japonya Dışişleri Bakanı'nın geçtiğimiz nisan ayında yaptığı açıklamaya göre Malezya'nın yanı sıra Filipinler, bu girişimden faydalanacak ülkelerin başında gelecek. 

Japonya, geçen yıl ulusal stratejisinde bir düzenleme yaptı ve bu, on yıllardır savunmacı ve barışçıl olarak tanımlanan askerî politikasında dikkat çekici bir değişim olarak kabul edildi.

Japonya hükümeti, savunma politikasında, askerî harcamalarını ikiye katlayarak 2027 yılına kadar GSYİH'nin yüzde ikisine çıkarmayı içeren geniş çaplı bir düzenleme yaptığını açıkladı.

Ülkenin askerî yeteneklerini geliştirmek için önümüzdeki beş yılda 313 milyar dolara varan bir harcama yapılması bekleniyor.

Yeni stratejide Çin'e, Japonya'nın güvenliğine yönelik "en büyük stratejik tehdit" olarak işaret ediliyor. 

Tokyo, son dönemde Güney Kore ile ilişkilerini yeniden başlatmak için de çalışıyor.

Bu gelişme, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol'un geçtiğimiz mart ayında Japonya ziyaretiyle başladı.

Geçen yıl yapılan kamuoyu yoklamaları, iki ülke halkının büyük bir kısmının da iki taraf arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde iyileşebileceğine inandığını gösteriyor. 

Japonya-NATO ortaklığı 1990'lı yıllardan bu yana Avrupa güvenliği ile sınırlıydı. Ancak Asya-Pasifik bölgesindeki son gelişmeler, bu ortaklığın Avrupa kıtası sınırlarını aşma ihtimalini artırıyor.

Bu bölgesel kuruluşun Tokyo'da bir irtibat bürosu açmayı planladığına ilişkin son haberler de bunun göstergesi.

Analistlere göre Japonya ile NATO arasındaki ortaklığın son zamanlarda derinleşmesi, Tokyo'nun Doğu Asya'da güvenilir bir ortak ve bölgedeki potansiyel diğer ortaklar için destekleyici bir ses olmasından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca NATO da ona ABD ile olan ortaklığına benzer stratejik bir güvenlik ortaklığı sunuyor. 

Ejderha gözlemliyor

NATO'nun Asya'ya dönük hamleleri, Pekin ve hükümeti için bir rahatsızlık kaynağı oldu.

Geçen yıl NATO'nun tarihinde ilk kez Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerini ittifakın zirvesine davet etmesinin ardından Çin, bu adımın doğuracağı tehlikeler konusunda uyardı.

Dışişleri Bakanlığı da bazı NATO üyelerini Asya-Pasifik bölgesinde nüfuzlarını yaymak ve -Rusya-Ukrayna savaşına işaretle- Avrupa kıtasının sahne olduğu çatışmaları Asya'da tekrarlamak istemekle suçladı. 

Pekin, NATO'nun Japonya'da bir şube açmasına ilişkin dolaşan haberleri, NATO'nun doğuya doğru genişlemesi karşısında olabildiğince uyanık olmak gerektiği yönünde yorumladı.

Ayrıca Asya'nın iş birliği ve kalkınma için umut vaat eden bir yer sayıldığını ve jeopolitik mücadeleler için bir saha olmaması gerektiğini söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, NATO'nun Asya-Pasifik'te genişlemesinin bölgesel işlere müdahale anlamına geldiğini ve bölgenin istikrarı ile güvenliğini tehdit ettiğini ifade etti. 

Geçen haziran ayında Çin Savunma Bakanı Li Şangfu, Singapur'daki Shangri-La Güvenlik Diyaloğu Konferansı'ndaki konuşmasında Asya-Pasifik bölgesinde NATO benzeri askerî ittifaklar kurulmasının tehlikesi konusunda uyarıda bulundu ve NATO benzeri ittifaklar kurma girişimlerini, bölge ülkelerini gasp etmenin ve bölgede çatışmalar ateşlemenin bir yolu olarak nitelendirdi.
Çin, NATO'nun yayılmasını kendisinin küresel açılımına ve uluslararası ilişkilerine yönelik bir baltalama olarak görüyor.

Aynı şekilde ittifakın küreselleşmesini dünyanın güvenliğini ve istikrarını tehdit eden kapsamlı bir meydan okuma olarak tasvir ediyor ve Atlantik ülkelerinin Hint-Pasifik'te Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ortaklarıyla çalışması konusundaki endişelerinde abartıya kaçmadığını düşünüyor.

Bununla birlikte Pekin için büyük bir stratejik güvenlik ikilemi oluşturan şey; AB, NATO ve Hint-Pasifik'teki ortakları da dahil olmak üzere ABD ile ittifak kuran oluşumlar arasında Çin'in meydan okumalarına karşı askerî olan ve olmayan pek çok alanda verilen koordineli tepkidir.   

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) uyardı

Güneydoğu Asya ülkeleri, özellikle güvenlik ve siyaset alanlarında ASEAN'ın merkeziliği ilkesine bağlı kaldıkları için Batılı ülkeler ile Çin arasındaki çatışmaya dahil olmaktan kaçınıyor.

Söz konusu ilkeye göre ASEAN, birliğin ortak tehlikelere karşı koymasını ve dış güçlerle ilişkiye girmesini sağlayan etkili bir bölgesel platform olduğunu iddia ediyor. 

Asya ve özellikle Güneydoğu Asya ülkeleri, ABD ve Çin ile ilişkilerinde dengede kalmaya çalışıyor.

Pek çok yetkili, ülkelerinin taraflar arasında bir tercih yapmak istemediğini tekraren belirtiyor.

Bu yüzden Batı'nın Asya ve Hint-Pasifik bölgesine daha fazla girmesi, ASEAN ülkeleri için bir endişe kaynağı.

Zira bu ülkeler, öne çıkan bölgesel güvenlik sorunlarını herhangi bir dış müdahale olmadan çözmeyi tercih ediyor. 

Uluslararası ilişkiler uzmanı Shawn Narain'e göre Güneydoğu Asya ülkelerinin küresel sisteme bakışı, Avrupa'nın sömürgeciliği karşısında yaşadıkları tecrübeden etkileniyor.

Bu geçmiş, onları, topraklarındaki dış varlığa karşı duyarlı hale getiriyor ve böylece bölgesel çatışmaları ele almak için ekonomik ve diplomatik bağlar kurmakla birlikte ulusal egemenliklerini korumaya odaklıyor.

Ayrıca Asya ülkeleri, NATO'nun Asya ve Hint-Pasifik bölgesiyle kur yapmasını Çin'e ve rejimine karşı bir kışkırtma olarak görüyor; NATO üzerinden son yıllarda Ukrayna'da yaşanan ve Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesine sebep olan olaylarda olduğu gibi… 

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.