Lübnan’da federalizmi savunanlarla karşı çıkanlar arasındaki tartışma yeniden başladı

Ülkede Hizbullah'ın nüfuzunu artırması ve göç eden Hıristiyanların sayısının artması federalizm tartışmasının yeniden başlamasına neden oldu

Lübnan'da federalizm önerisinin nedenleri arasında Hizbullah'ın silahları da yer alıyor. Bir askeri geçit töreni sırasında silahlarıyla görülen Hizbullah üyeleri (DPA)
Lübnan'da federalizm önerisinin nedenleri arasında Hizbullah'ın silahları da yer alıyor. Bir askeri geçit töreni sırasında silahlarıyla görülen Hizbullah üyeleri (DPA)
TT

Lübnan’da federalizmi savunanlarla karşı çıkanlar arasındaki tartışma yeniden başladı

Lübnan'da federalizm önerisinin nedenleri arasında Hizbullah'ın silahları da yer alıyor. Bir askeri geçit töreni sırasında silahlarıyla görülen Hizbullah üyeleri (DPA)
Lübnan'da federalizm önerisinin nedenleri arasında Hizbullah'ın silahları da yer alıyor. Bir askeri geçit töreni sırasında silahlarıyla görülen Hizbullah üyeleri (DPA)

Lübnan’da bir yılı aşkın bir süredir günlük hayatta federalizmden bahsetmek artık alışılagelmiş bir durum haline gelirken ister savunsunlar ister karşı çıksın federalizm hakkındaki tartışmaya katılanların çoğu başka bir konuyu; tanımı olmayan, ancak bölücülükle ilişkilendirilen her zamanki ünlü ‘komployu’ da tartışıyorlar.

Lübnan'daki diğer siyasi grupların aksine federalistler için iki durum söz konusu. Bunlardan biri, Lübnan'ın merkezi yapısında her kademede kendi gözlerimizle gördüğümüz derin ve yapısal bozulmanın olduğunu söylemeleri, diğeri ise ölen bir yapının tıpkı ölülere yapıldığı gibi defnedilmesi gerektiğini savunmaları.

Ancak federalizmi savunanları eleştirenler, birkaç istisna dışında bir cesetle yaşamaktan rahatsızlık duymuyor gibiler. Bu yüzden ölümü ve bozulmayı inkar ettiklerini görüyoruz. Vatana ve birliğine adeta tapan ve onu insandan, iradesinden ve hürriyetinden üstün tutanlar, 19. yüzyıl marşlarını tekrarlayanlar, geçmişi en iyi gelecek olarak gören nostaljik insanlar, mevcut yapıyı yeniden gözden geçirmenin kendilerini düşmanları karşısında yalnızlaştıracağından korkan acizler ve boyun eğenler, parmağını bile kıpırdatmayanlar, sanrılara kapılıp gidenler ve sonuçları sistemin yapısında, ekonomisinde ya da kültüründe ele almanın sebepleri ortadan kaldırabileceğini savunanlar da bu kategoride yer alıyorlar. Fakat hepsine göre kötü niyetliler aynı saftalar ve masumların benimsediği inkar politikasından da yalnızca onlar yararlanıyorlar. Bu kötü insanlar, iki yönlü bir dil kullanıyorlar. Bu dillerden biri Lübnan'ı koruduklarına dair kullandıkları dil, diğeri Lübnan'ı tamamen bir hendeğe çevirecek üstü kapalı dil. Bu onlar için aynı zamanda o bizi korusun, biz de onu koruyalım diye bu açık hendeğin üstünü örten ‘birlik’ şemsiyesinin genişletilmesini gerektiren bir görevdir.

Sahte birlik

Gerçekte Lübnanlıların çile çektikleri bu sahte birlik, Ortadoğu'da farklı isimler ve adreslerle bildiğimiz bir birliktir ve Lübnanlılara özel bir durum değildir. Burada ‘kader düşmanına’ karşı vatanseverlik, milliyetçilik ve birlik sloganlarıyla yaşatılan otoriter merkeziyetçilik, nüfusun geniş kesimlerinin sıkıntıları ve üzerlerindeki baskı gözler önüne serildi. Irak’ın Halepçe’si ile Suriye’nin Duma’sı arasında, baskı ve zorluk açıkça soykırıma varan biçimler aldı.

Bunun alternatifine ya federalizm dedik ya da başka bir isim verdik. Fakat kesin olan bir şey var ki, Lübnan halkının daha düşük maliyetlerle ve daha özgür bir şekilde kendini yeniden canlandırabileceği bir alternatif düşünmeliyiz. Burada yanlış bir şey yok, hepimizin bildiği bazı şeylerin hızlı bir şekilde toparlanmasıyla birlikte, bu da çöküşün devam etmesinin Lübnan ‘halklarının’ birliği için mevcut tek ufuk olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Hepimizin bildiği bazı şeylerin hızlı bir şekilde toparlanması gerekiyor. Bunun da Lübnan’daki ekonomik çöküşün devam etmesinin ülkedeki ‘halkların’ birliği için mevcut tek çözüm olduğu açıkça görülüyor. Devlet güçsüzleşti. Bölgeler birbirinden uzak ve farklı hale geldi. Suç cezasız kalmaya başladı. 14 Şubat 2005 tarihinde Lübnan Eski Başbakanı Refik Hariri´nin Beyrut'ta hayatını kaybettiği bombalı saldırı ve Beyrut limanı patlaması olaylarıyla ilgili soruşturmalar yapılamıyor ve davalar görülmüyor. Yasadışı silahlar ülkeyi etkin bir şekilde yönetmeye ve ülkeyi halkın iradesinin hiçe sayıldığı durumlara sürüklemeye devam ediyor. Yolsuzluk ve ekonomik felaket, merkezi mezhepsel kotalar ve yasadışı silahların desteğiyle sürüyor. Lübnan’da kapsamlı ve kurtarıcı bir vatanseverlik yaratmaya yönelik umutları yeşerten sonra girişim 2019 yılında başarısız olurken, Lübnan’a ve hatta bölgeye uluslararası ilginin olmaması, ‘Lübnan’ın dirilişi’ söylemi üzerindeki umutsuzluğa yeni bir neden daha ekledi.

xsef
Beyrut limanındaki patlama, Lübnan’dan göç eden Hristiyanların sayısını yukarıya çekti. Beyrut limanında 4 Ağustos 2020'de meydana gelen patlama sonucu yanan bir gemi (AFP)

Dahası, yukarıda belirtilenlerin yanında başka olgular da ülkenin çeşitli kesimleri arasında tıpkı bugün olduğu gibi modern tarihinin tüm önemli dönüm noktalarında yaşanan derin bir anlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Lübnan’da Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ve Fransız Mandası'nın kurulmasından Hizbullah'ın direnişine ve aralarında 1920'de ‘Büyük Lübnan’ın kurulmasına, 1943’te bağımsızlığını ilan etmesinden, 1958 Lübnan krizine ve Filistin direniş örgütlerinin silahları konusundaki anlaşmazlığa ve ardından 1975 iç savaşı, işgaller ve Refik Hariri suikastına kadar tüm bu büyük olayların her biri için en az iki yorum, iki hatıra ve iki sonuç vardır.

Eski Cumhurbaşkanı Şarl Helu’nun iktidarının ortalarına kadar uzanan yüksek fiyatlara rağmen istikrar ve uyumun olduğu 1960’lardaki (Fuad Şehab’a atıfla) Şehebçı yıllarda ise Mısır’ın eski Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır'ın dış politikasından vazgeçmekten, 1964 seçimlerinde, Camille Chamoun'un 1957 yılında önde gelen Müslüman liderlerden bazılarını devirdiği seçimlerde yaşanana benzer şekilde Camille Chamoun ve Raymond Eddeh gibi önde gelen Maruni liderlerden bazılarını devirmeye kadar, gazeteci Kamel Mrowa suikastına göz yumulmasından ‘İkinci Büro’nun (Şehab tarafından kurulan ve orduya bağlı olan istihbarat servisi) bazı kamusal ve özel özgürlükleri kısıtlamasına kadar birçok olguya tanık olundu ve sonunda Şehabçılık, tabutuna son çiviyi çakan Filistin direnişinin yükselişiyle cezalandırıldı.

Bu büyüklükteki, bu derinlikteki ve bu süre zarfındaki tartışma, zenginliğin kaynağı olan bir çoğulculuk değil, çok kanlı bilançosuyla amansız bir mücadele ve sonu gelmeyen savaşların kaynağı oldu. En nihayetinde halk, herhangi bir grubu, koşulları ve gelecek vizyonu hakkında görüşlerini ifade etme hakkına sahiptir. İki kişinin kavga ettiğini görenlerin onları birbirinden az da olsa uzaklaştırmaya çalışmaları gayet doğal ve normal bir davranıştır.

Bununla birlikte federalizme karşı olanlar, amaçlarına hizmet eden bir şey yapmış olsalardı, yani Şiiler Hizbullah'a karşı sağlam bir blok oluştursalardı ya da Sünniler Hizbullah'a karşı sağlam ve kapsamlı tutumlar sergileselerdi, federalizmin Hıristiyanlar üzerindeki baskısını sınırlayabilirlerdi. Fakat hiçbiri yapılmadı. Bu yüzden kadının tacize uğradığı ve sadece ona karşı ısrarla kullanılan ‘Mutlu yuvayı mahvediyorsun!’ çığlıklarının daha yüksek olduğu zorlayıcı bir evliliğe daha yakın bir yerde duruyoruz.

Kasıtlı ruminasyon (zihinde tekrarlanan olumsuz düşünceler) ve kapalı kimlik

Geriye bu satırların ölü bir birliğin kırılmasını ifade eden, ancak geliştirdiği stratejiler ve taşıdığı değerlerle ve dolayısıyla başkalarından önce kendilerine açtıkları imkanlarla bu birliğin bozulduğunu söyleyenleri mazur göstermeyen durağanlığın terk edilmesi kalıyor. Bu birlikten merkezi sistemle ayrılma çağrısı anlaşılır ve haklı bir çağrıdır. Bu çağrıya, özgürlüklerin ve çoğulculuğun korunduğu bir vatan inşa edemediğimizi kabul etmekten kaynaklanan bir acı duygusu eşlik ediyor. Bu yüzden mesele, bir zaferden ve birçok sorumluluğun bulunduğu üniter gerçekliğin bloke edilmesinin ve parçalanmasının dikte ettiği bir zorunluluktan daha pratik hale geliyor.

Fakat bu birliğin bozulmasının gerektiğini kabul etmek, meseleleri basitleştirmekten çok daha karmaşık bir durum. Bu birliğin imkansız bir çözüm haline geldiğini söylemek de önerilen alternatifin pratik bir çözüm demek değildir.

Öncelikle federalizmle konuyu takip edenlerin bildiği temel bir açıklama yapılması gerekiyor. Federalizm, tek başına dış politika ve savunma politikalarıyla ilgili Lübnan-Lübnan çatışmalarının köküne inemez. Federalizm önerisini düzeltici yapan tarafsızlık ilkesiyle ilişkilendiren de budur. Federalistler ya da en azından bazıları, bunun farkında olarak iki talebi şu ya da bu şekilde tek bir çağrıda birleştirirler.

Öte yandan federalizmin anlaşmazlık durumları için olduğu şeklindeki rahat ve doğru söylemle küçük düşürülmeyen Lübnan'daki bölünmüşlüğün aşılması üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olmaya devam edecek. Bunun nedeni, örneğin, Bosna'daki parçalanmayı zorlukla kontrol etmeye ve onu federal olarak yeniden ayağa kaldırmaya yönelik Washington ve Dayton anlaşmalarının formülünün, Lübnan karşısında çok zayıf ve çaresiz kalmasıdır.

Diğer taraftan federal proje önerileri, Lübnanlıları belli bir mezhebe mensup olarak doğdukları ve alt kültürlerini taşıdıkları için otomatik olarak eşit olarak gördüğü sürece bu projelerin temelini oluşturan felsefeye dair haklı endişeler uyandırıyor. Yani bir mezhebe mensup olmak ve bu mezhebin kültürünü taşımak istemeyenlerin varlığını asla hesaba katmıyor. Bunun da ötesinde burada önceden belirlenmiş olan, bireylerin özgür seçimlerinin her şeyi geçersiz kılmasıdır. Bunun özgürlük, liberalizm ya da ilerleme olarak tarif edilmesi zor olan tehlikeli bir görüş olduğuna şüphe yok. Federal yapıların, ötekileştiren mezhepçi kimlikleri ifade ettikleri sürece bu kimliklerin mezheplerin reddettiği liberal ve laik politikaları benimseyebilecekleri de şüpheli.

Bunun yanında Federal yapının, kendi içindeki mezhepçi ve bölgesel çatışmalardan muaf olmadığını söyleyen şantajcı ruhani yapıdan uzakta böyle bir olasılık, şantajcı ruhani yapıdan arındırılarak ciddi bir şekilde ele alınmalı.

Bu endişelerin ifade edilmesinin amacı insanların umutsuzluğa kapılması ve cesaretlerinin kırılması değil, daha çok kapalı kimlik şeytanlarının salıverilmesi tehlikesine karşı uyarmaktır. Bu uyarının bir başka gerekçesi daha var. Hiçbir federalizm savunucusu, büyük olasılıkla şiddet aracılığıyla ve şiddetin kendi içinde nefret uyandıran bir şey olduğu yanılgısına kapılıp her ikisini birden başarmak şöyle dursun ya federalizmi ya da tarafsızlığı elde edeceğini bile düşünmez. Burada esneklik yerine, nesnel koşulların olmayışını, iradeciliğe ve onun çizdiği kimlik folkloruna abartılı bir bağlılıkla telafi etme yanılgısına düşmekten korkulur.

Federalizm destekçileri, federalizm isteyenlerin kendi salt iradeleri ile yerine getirilmediği ve birden fazla tarafın onayının alınması şart koşulduğu sürece bugün federalizm destekçilerinden gereken ilgiyi görmeyen iki adrese değinmek gerekiyor. Bunlardan biri etkili dış güçler. Bu güçler bir an önce Lübnan için federalizme ve tarafsızlığa ikna edilmeliler. Diğer adres ise federalizmin kendisiyle ilgili çekinceleri olsa da kamuoyunda federalizm destekçileriyle makul derecede aynı fikirde olan aktif Müslümanlardır. Etkili dış güçlerin şu an gözle görülür şekilde Lübnan’a ilgi göstermedeki ilgisizlikleri ve ülke nüfuzundaki düşüş, son maddenin önemini ikiye katlıyor.

Bu yüzden ne kadar zayıf olurlarsa olsunlar, ortak paydaları yalnızca Hizbullah düşmanlığı olan bu Müslüman çevrelerle diyalog, dost çevresini genişletmek ve kapsamlı bir anlayış tabanı oluşturmak için kesintisiz ve sürekli yükselen bir süreç bağlamında kaçınılmaz bir görev haline geldi. 14 Mart ve ardından 17 Ekim'de çoğunluğu eski ortak olanlarla anlaşamayanlar, takas aracı olarak geriye çatışmadan başka neredeyse hiçbir şey bırakmadan hiçbir Müslümanla uzlaşamayacaklar.

Eğer kapalı ve mutlak fanatizme güvenmenin potansiyel müttefikleri kışkırtmak için bir giriş noktası olduğunu söyleyebiliyorsak değerlere güvenmenin de onlarla diyalog kurmak için bir giriş noktası olduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü federalizm ve tarafsızlık, çıkarlar, özgürlükler, adalet ve ırkçılık ya da toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili şeyler gibi federalistlerin bu konuda neredeyse ses bile duyamayacağı tutumların yerine geçmemelidir.

Bu ‘ana çelişkinin’, daha doğrusu ‘tek çelişkinin’ etrafında yoğunlaşmak, federalizm savunucuları istemese bile onları aşırı romantik popülist sağcı bir gruba, dağımız, haçımız ve kilise çanlarımız hakkındaki kırsal çığlıklarını Batı ve medeniyet hakkındaki eski, dini ve sömürgeci bir imajla ilişkilendiren bir gruba dönüştürmekle tehdit ediyor.

Böyle bir söylem, Lübnanlıların büyük kısmını yabancılaştırıp kışkırtmakla kalmıyor, bazıları biraz çabayla tarafsızlık ve federalizm çağrısını anlayan bir arkadaş kazanabiliyor. Aynı zamanda, eski dini ve sömürgeci söylemin artık hitap etmediği geniş ve etkili Batı kesimlerini de provoke ediyor. 

Bu yüzden “Bunlar bizi ilgilendirmiyor” cümlesini tekrarlamak hem ahlaki zayıflık hem de faydasız olacaktır. Zira Lübnan gibi coğrafyası etkili dış güçler tarafından yönetilen bir ülkede hak ve özgürlüklerle ilgili tüm konular kamu işleriyle meşgul olan herkesi ilgilendirir. Filistin, ya da Suriye ya da Ermeni meselesini Lübnan'ın silahlı çatışmalara sürüklenmesi için kullanılmasına karşı çıkmak anlaşılır görünse de, bu meseleler hepimizi ‘ilgilendiriyor’. Federalizmin ve tarafsızlığın birleşimi, söz konusu meselelerle ve haklarla özel bir şekilde ilgilenilmesini öngören yeni bir değer olarak ortaya çıkarabilir.

Ateşli bir federalizm savunucusu, bunların lüks nitelikte şeyler olduğunu ve bunları yerine getirmenin uzun zaman alacağını söylemek yerine Ortadoğu’nun geri kalan ülkelerinde olduğu gibi Lübnan'da da Hizbullah'ın genişlemesi, art arda gelen felaketler ve göç eden Hıristiyanların sayısının artmasının her şeyi etkilediğini söyleyebilir. Bunun ve daha kötüsünün olmasını önlemek için mezhep kitlemizin özverili ve seferber olması yetecekken son yıllarda siyasete yön veren ve ölüme, göçe, yerinden edilmeye ve işgale neden olan savaşlara dönüşmesine eşlik eden bu gönüllü olarak baskıya boyun eğiş değil miydi?

Büyük ihtimalle lanetlenmiş halklardan biri olarak bizler (Lübnanlılar) maalesef yavaşlığa mahkumuz. Bu yeterince kötü ve acı verici olsa da geçmişteki hızlı süreçlerin yenilendiği herhangi bir hız daha kötü ve daha acı verici sonuçlar doğuracaktır.



YPJ’nin Suriye'deki rolü ne olacak? Şam yönetimiyle müzakereler sürüyor

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
TT

YPJ’nin Suriye'deki rolü ne olacak? Şam yönetimiyle müzakereler sürüyor

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ), Suriye savaşı sırasında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) saflarında savaştı ve ülkenin kuzey ve doğusunun geniş bölümünde DEAŞ'ın bölgeden çıkarılmasına yardımcı oldu.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre Beşşar Esed'in 2024'ün sonlarında devrilmesi ve silahlı muhalif saflarda yer alan İslamcı savaşçıların öncülüğündeki yeni hükümetin göreve gelmesinden beri birliklerin geleceği belirsizliğini koruyor.

fgthy
SDG Lideri Mazlum Abdi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile birlikte 25 Ağustos 2026'da Şam'daki Halk Sarayı'nda televizyondan yayımlanan konuşma öncesinde, (AFP)

Yeni yönetim, daha önce dağınık ve bağımsız şekilde faaliyet gösteren silahlı grupları devlet kurumlarına entegre etmeye çalıştı. Geçen hafta SDG, kendisini resmen feshettiğini açıklarken, lideri Mazlum Abdi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın danışmanı olarak atandı. SDG'nin bazı mensupları da Savunma Bakanlığı'na katıldı.

Ancak yeni Suriye Savunma Bakanlığı'nda kadın savaşçılar yer almıyor. YPG lideri Newroz Ahmed, geçen hafta Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile yaptığı görüşmelerde, kendisine kadın savaşçılarının orduda yerinin olmayacağının bildirildiğini söyledi.

gthyju
Newroz Ahmed, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Reuters'a röportaj verirken - 31 Ağustos

Ahmed, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'daki bir askeri üste Reuters'a yaptığı açıklamada, “Orduya katılmak istedik, çünkü güçlerimiz kendilerini bir tugay veya bağımsız bir tabur şeklinde düzenli biçimde korumalarını sağlayacak deneyim ve yeterliliğe sahip” dedi. Ahmed, “Temel şartımız, bu gücün düzenli bir yapı içinde olması, farklı yerlere dağıtılmaması ve küçük gruplar halinde konuşlandırılmamasıydı. Bu öneriyi reddettiler” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı'nda rol mü?

YPG, şu anda örgütlü bir savaş gücü olarak varlığını sürdürmesini sağlayacak alternatif formül bulmak amacıyla Suriye İçişleri Bakanlığı ile görüşmeler yürütüyor.

Görüşmeler, yeni yönetimin on yılı aşkın süren iç savaşın sona ermesinin ardından Suriye'nin güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

İçişleri Bakanlığı bünyesinde hâlihazırda turizm polisi aracılığıyla kadın personel bulunuyor. Bu yılın başlarında, görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, Suriye merkezi yönetiminin, YPG’li kadın savaşçıların İçişleri Bakanlığı'na bağlı bu kadın birimine katılmasını önerdiğini belirtmişti.

Ancak kaynaklar, YPJ’nin bu öneriyi reddettiğini doğrularken, birlik sözcüsü de kendilerine böyle bir teklif yapıldığını yalanladı.

Newroz Ahmed, Reuters'a yaptığı açıklamada, “Kadın Koruma Birlikleri”nin bunun yerine İçişleri Bakanlığı'na bağlı özel operasyon güçlerine katılmayı önerdiğini söyledi. Ahmed, bu birimin kendi güçlerinin yetenekleriyle daha fazla örtüştüğünü ve erkeklerin ağırlıkta olduğu güvenlik güçlerinde kadınların temsilinin artırılmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.

gh
YPJ mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında - 22 Ağustos (Reuters)

Ahmed, “İçişleri Bakanlığı ile konuyu görüştüğümüzde, güçlerimizde bin 500'den fazla kadın savaşçı bulunduğunu söyledik ve bu gücün tamamının entegre edilip edilmeyeceğini sorduk” dedi. Ahmed, yanıtı “önümüzdeki günlerde” almayı beklediğini ifade etti.

Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıkları, görüşmeler hakkında Reuters'ın sorularını henüz cevaplamadı. Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba ise cuma günü Rudaw'a yaptığı açıklamada, “Kadın Koruma Birlikleri” mensubu kadın savaşçıların bakanlık saflarında memnuniyetle karşılanacağını söyledi, ancak üstlenecekleri muhtemel role ilişkin ayrıntı vermedi. El-Baba ayrıca birliklerin Suriye'nin tamamında konuşlandırılacağını ve tek bir coğrafi bölgeyle sınırlandırılmayacağını ifade etti.

JPJ’nin geleceği meselesi, bu gücü çatışma yıllarında büyük mücadelelerle elde edilen siyasi ve toplumsal kazanımların sembolü olarak gören çok sayıda Kürt kadın açısından daha geniş önem taşıyor.

JPJ mensubu 20 yaşındaki Josko Siyager, “Kadınları her zaman zayıf olarak görüyorlar... Biz gücümüzü erkeklerden almıyoruz, mevcut devletten de almıyoruz... Elbette özel bir statümüzün olmasını istiyoruz ve bu konuda ısrar ediyoruz” dedi.

YPG’ye bağlı bir birliğe komuta eden 31 yaşındaki Binaber Baran ise Suriye anayasasının bu güçlerin rolünü açıkça güvence altına alması gerektiğini düşünüyor. Baran, “Bugüne kadar hiçbir zaman birilerinin bizi savunmasını beklemedik... Biz kadınlar kendimizi savunduk” ifadelerini kullandı.


Cezayir, Tanezruft Çölü'ndeki askeri kışlayı uyuşturucu kaçakçıları için cezaevine dönüştürüyor

Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
TT

Cezayir, Tanezruft Çölü'ndeki askeri kışlayı uyuşturucu kaçakçıları için cezaevine dönüştürüyor

Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)

Cezayir, hayat şartları açısından dünyanın en zorlu bölgelerinden biri olan Tanezruft Çölü'nde bulunan bir askeri kışlayı, uyuşturucu kaçakçıları için yüksek güvenlikli cezaevine dönüştürecek. Karar, Cezayir Cumhurbaşkanlığı tarafından dün açıklandı.

Karar, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun başkanlığında düzenlenen Yüksek Güvenlik Konseyi toplantısında alındı. Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, yeni cezaevinin “uyuşturucu baronları ve satıcılarına” tahsis edileceği belirtildi ancak başka ayrıntı verilmedi.

Yetkililer ayrıca, birçok ülkede bulunan kurumlara, örneğin ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'ne (DEA), benzer şekilde uyuşturucuyla mücadele konusunda uzmanlaşmış bir güvenlik birimi kurulmasına karar verdi.

Açıklama, yaklaşık 46 milyon nüfusa sahip, Akdeniz'e kıyısı bulunan ve yaklaşık 6 bin 400 kilometrelik kara sınırına sahip Cezayir'de uyuşturucu kaçakçılığındaki artış konusunda yetkililerin uyarılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geldi.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Uyuşturucuyla Mücadele ve Bağımlılık Dairesi'nin verilerinden aktardığına göre Cezayir'de uyuşturucu bağımlılarının sayısı 2024 yılında 3 milyonu aştı.

Yetkililer düzenli olarak geniş çaplı uyuşturucu operasyonları ve ele geçirmeler gerçekleştirildiğini duyuruyor. 21 Ağustos'ta, psikotropik bir madde olan pregabalin içeren 10 milyondan fazla kapsülün yanı sıra 33 kilogramdan fazla kokain ele geçirildiği açıklandı. Operasyon, rekor miktarda uyuşturucunun ele geçirildiği bir baskın olarak nitelendirildi.

Cezayir'in Mali sınırında, ülkenin güneybatı ucunda bulunan Tanezruft, neredeyse tamamen ıssız bir çöl bölgesi. Yaz aylarında sıcaklıkların 50 santigrat dereceyi aşabildiği bölge, Sahra Çölü'nün en izole ve zorlu kesimlerinden biri olarak kabul ediliyor.


Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik planı engelledi

Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
TT

Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik planı engelledi

Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)

Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik bir planı, Esed rejiminin kalıntıları ile Hizbullah'a bağlı faaliyet gösteren bir güvenlik ağını çökerterek engelledi.

Yargı kaynakları, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, ağın üyelerinden 5 kişinin (3 Suriyeli ve 2 Lübnanlı) gözaltına alındığını bildirdi. Kaynaklara göre ağ, Suriye'den savaşçıları kuzey sınırı üzerinden Lübnan'a sokuyor, ardından bu kişileri Beyrut'un güney banliyölerine ve daha sonra Baalbek-Hermel bölgesindeki bir eğitim kampına götürüyordu.

Kaynaklar, gözaltına alınanlar arasında eski Suriye rejimindeki güvenlik birimlerinden birinin sorumluluğunu üstlenmiş olan Suriyeli Albay Menaf Ali Safi'nin de bulunduğunu belirtti.

Kaynaklar ayrıca ağın elinde el bombaları, makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfeklerinin de bulunduğu silah ve mühimmatın ele geçirildiğini belirtti.

Gözaltına alınanların, “Hacı Alaa” olarak bilinen bir kişinin yönetimindeki Hizbullah mensupları ve kadroları tarafından eğitildiklerini kabul ettikleri kaydedildi. Şüpheliler, eğitimlerin kamuoyuna açıklanan amacının “mevcut Suriye güçlerinin Lübnan'ın Bekaa bölgesine yönelik olası bir saldırısına karşı hazırlık yapmak” olduğunu öne sürdü.

Kaynaklar, ağın eski Suriye ordusunda tümgeneral olan Muhammed Cabir tarafından yönetildiğini vurguladı. Moskova'da bulunan Cabir'in, devrik Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e yakınlığıyla bilindiği ifade edildi.