Washington, mültecilere yönelik iş ayrımcılığı nedeniyle SpaceX şirketine dava açtıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4506826-washington-m%C3%BCltecilere-y%C3%B6nelik-i%C5%9F-ayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-nedeniyle-spacex-%C5%9Firketine-dava-a%C3%A7t%C4%B1
Washington, mültecilere yönelik iş ayrımcılığı nedeniyle SpaceX şirketine dava açtı
SpaceX şirketinin sahibi Elon Musk. (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, mültecilere yönelik istihdam ayrımcılığı nedeniyle Elon Musk tarafından yönetilen SpaceX şirketine dava açtığını duyurdu.
Bakanlık, SpaceX’in Eylül 2018 ile Eylül 2022 arasında verdiği iş ilanlarında yalnızca Amerikalıları veya sahibine ABD’de daimi ikamet hakkı veren yeşil kart sahiplerini işe almak gibi özel bir şart koştuğunu iddia etti.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre bakanlık, SpaceX’in bunu şirketin uyması gereken ihracat kontrol yasalarına bağladığını da ekledi.
Sivil Haklar Başsavcı Yardımcısı Christine Clark şunları söyledi:
“Soruşturmamız, SpaceX’in federal yasaları ihlal eden niteliklerine bakılmaksızın yasal statülerine dayanarak mültecileri haksız yere dışladığını tespit etti.
Bakanlık, ihracat kontrol yasalarının istihdama bu tür kısıtlamalar getirmediğini vurguladı.
Bu ayrımcılık nedeniyle SpaceX’te çalışmaktan dışlanan veya engellenen mülteciler için parasal zararlar da dahil olmak üzere tazminat talep ediliyor.
Milyarder Elon Musk’un sahibi olduğu Tesla şirketi, Fremont’taki fabrikasında ayrımcılık davası ile karşı karşıya. Aralık 2021’de 6 kadın da bu fabrikaya karşı şikayette bulunarak yönetimini yaşadıkları cinsel tacize müsamaha göstermekle suçladı.
ABD’den Husilere güvenlik kanalları üzerinden uyarı: Sizinle müzakere etmiyoruzhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5319229-abd%E2%80%99den-husilere-g%C3%BCvenlik-kanallar%C4%B1-%C3%BCzerinden-uyar%C4%B1-sizinle-m%C3%BCzakere-etmiyoruz
ABD’den Husilere güvenlik kanalları üzerinden uyarı: Sizinle müzakere etmiyoruz
Yemen’in Taiz vilayetinde Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker (AFP)
ABD yönetiminin Husilere “güvenlik kanalları” üzerinden uyarıda bulunduğu ortaya çıktı. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı ABD yazışmalarında yer alan uyarının içeriği mesajlarda açıkça belirtilmezken Washington, Husilerle müzakere etmediğini vurguladı.
Husilerin haftalar süren askeri operasyonlarının ardından hamlelerini yeniden düzenlemeye çalıştığı görülüyor. Söz konusu operasyonlar, “Bab el-Mendeb”e bakan batı kıyısında ilerlemeyle sonuçlanırken dünyanın ticaretinin yüzde 12’sinin geçtiği stratejik boğaz üzerinden gerçekleştirilen uluslararası deniz taşımacılığına yönelik yeni bir tehdit oluşturdu.
ABD’nin diplomatik yazışmalarındaki bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in Husilerle iletişim kurulduğuna ilişkin ancak niteliğini açıklamadıkları ifadelerinin ardından geldi.
Washington, salı günü Bab el-Mendeb konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde düzenlenen oturumda da şu açıklamayı yaptı: “ABD, Yemen’de meşru hükümetin İran destekli Husi milislerine karşı mücadelesini destekliyor. Husilerden ilerleyişlerini durdurmalarını, ele geçirdikleri topraklardan çekilmelerini ve saldırı düzenlemeyi bırakmalarını talep ediyoruz.”
Sahadaki gelişmelerde Yemen hükümeti, Taiz ve batı kıyısındaki cephelerde yaşanan son geri çekilmenin ardından inisiyatifi yeniden ele geçirmek amacıyla hazırlık seviyesini yükseltmeye hazırlanıyor. Hükümet güçleri, Cevf ve Beyda gibi diğer cephelerde ise yavaş ancak daha istikrarlı görünen ilerlemeler kaydetti. Hükümet güçleri ayrıca Marib yakınlarında Husi saldırılarına ve milislerin askeri yığınaklarına karşı koymayı sürdürüyor.
Hükümet güçleri, Husilerin Ağustos 2026’da tırmandırdığı çatışmalarda milislerle şiddetli muharebelere giriyor. Husilerin muhalifleri, milislerin İran’a yönelik baskıyı hafifletmek amacıyla gerilimi azaltma sürecini ihlal ettiğini ve İran Devrim Muhafızları’nın ABD’ye karşı yürüttüğü savaşta baskı unsuru olarak kullanılmak üzere harekete geçirildiğini savunuyor. Söz konusu savaş, Washington’ın Şubat 2026’da başlattığı operasyonların ardından tırmanmış ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidiyle daha da şiddetlenmişti.
Neden güvenlik kanalları?
Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemciler, güvenlik kanallarının kullanılmasının tek başına Husilerle herhangi bir müzakere, anlaşma veya hatta Husi tarafının verdiği güvencelerin kabul edildiği anlamına gelmediğini belirtiyor.
Husilerin hamlesi ve ABD’nin buna verdiği tepkiyi değerlendiren İngiltere merkezli RUSI Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden araştırmacı Albaraa Shiban, Husilerin bölgesel ve uluslararası düzeyde gördükleri tanınma eksikliğini, ABD yönetimiyle iletişim kanalları açıldığı yönündeki abartılı iddialarla telafi etmeye çalıştığını düşünüyor.
Shiban, “güvenlik kanalları” konusunda ise bu tür güvenlik temaslarının tüm Batılı yönetimler tarafından milisler ve terör örgütleriyle kurulduğunu, ancak bu temasların sınırlı kaldığını ve diplomatik ya da siyasi çerçevenin dışında yürütüldüğünü belirtiyor. Shiban’a göre bu iletişim yalnızca hassas veya acil güvenlik konularıyla sınırlı tutuluyor.
İran tarzı taktikler
Husiler ile ABD arasında iletişim kurulduğu yönündeki haber, yalnızca haber bültenlerinde yer alan sıradan bir ifade olarak kalmadı. Özellikle grubun sloganında “Amerika’ya ölüm” ifadesinin yer alması nedeniyle Yemenliler, Husilerin bu ani hamlesini anlamaya ve izlemeye çalıştı. Peki Husiler ABD ile nasıl iletişim kuruyor?
İngiltere merkezli Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House araştırmacısı Mahmud Şehre, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada yaşananların Husilerin müzakere sürecinde İran ve Devrim Muhafızları’nın davranışlarının ve taktiklerinin bir uzantısı olan stratejisinin parçası olduğunu söyledi.
Eski Yemenli diplomat Şehre, Husilerin gerilimi kademeli olarak tırmandırdığını, ardından hızlı bir muharebeye giriştiğini ve bu sırada bir kazanım elde etmesi halinde kapsamlı bir savaşa sürüklenmemek için güvence vermeye başladığını ifade etti.
Şehre, “Bab el-Mendeb’de de tam olarak bu yaşandı. Husiler şimdi büyük bir lokmayı yuttu ve bunu sindirmeye çalışıyor. Bu nedenle şu anda elde ettikleri kazanımları pekiştirme aşamasındalar. Bu süreç tamamlanana kadar kendilerine yönelik hızlı bir karşı saldırının önüne geçmek için güvencelere ihtiyaç duyuyorlar. Bu nedenle Amerikalıları ve uluslararası toplumu yatıştırmaya çalıştılar” dedi.
Bunun yanı sıra Husilerin her zaman rakiplerini birbirinden izole etmeye çalıştığını belirten Şehre, bunun grubun geçmişte de tekrarlanan özelliklerinden biri olduğunu ifade etti.
Şehre, Husilerin Sana’ya girdiğinde izlediği yöntemi örnek göstererek şu değerlendirmede bulundu:
“Her siyasi güce güvence vermeye başladılar. Varlıklarını sağlamlaştırdıktan sonra ise her bir tarafla ayrı ayrı görüşerek ‘Benim düşmanım diğer taraf’ dediler. Sonunda hepsinden kurtuldular. Şimdi grup, ne ölçüde başarılı olabileceğinden bağımsız olarak aynı yöntemi uluslararası düzeyde uygulamak istiyor.”
İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir dirençhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5319001-i%CC%87ran%C4%B1n-g%C3%B6lge-ekonomisi-uzun-s%C3%BCrmeyecek-bir-diren%C3%A7
İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir direnç
Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
Lina el-Hatib
İran, Rusya ve Çin gibi müttefikleriyle iş birliği içinde, dünyanın en gelişmiş yaptırımları aşma sistemlerinden birini kurmak için on yıllar harcadı. Petrolü, isimleri, bayrakları ve sahipleri sürekli değişen bir gölge tanker filosuyla taşınıyor ve sevkiyatlar, menşeini gizlemek için denizde gemiden gemiye aktarılıyor. Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika'daki ticaret merkezlerindeki bir dizi paravan şirket, İranlı kuruluşları uluslararası pazarlardan ayıran katmanlar sağlıyor.
Döviz büroları, offshore hesaplar ve paravan şirketler, petrol gelirlerinin İran'dan geçmesine gerek kalmadan taşınmasına veya harcanmasına olanak tanıyor. İran Devrim Muhafızları, bu sistemi döviz cinsinden gelir elde etmek için kullanıyor ve İran para biriminin değeri düştükçe gelirleri artıyor.
İran'ın bu dallı budaklı sistemi, her yeni yaptırımı kendisini aşmanın yeni yollarını geliştirmeye teşvik eden bir motivasyona dönüştüren bir uzmanlık seviyesine ulaştığı izlenimini verebilir. Ancak bu izlenim, yaptırımları aşmanın İran'a maliyetini hafife alıyor ve sistemin kendi içsel zayıflıklarını göz ardı ediyor. Nitekim İran'ın gölge ekonomisi yeni yaptırımlara uyum sağlayabilir, ancak kapasitesi sınırsız değil.
İran’ın gölge ekonomisi
24 Ağustos'ta Washington, İran ekonomisinin etrafındaki çemberi daha da daraltmayı amaçlayan yeni bir önlem seti olan “Ekonomik Dışlama Operasyonu”nu başlattı. İran ekonomisinin kırılganlığı, yeni yaptırımlar ve ayrıca yaptırımları aşma mekanizmalarının genişlemesi sebebiyle daha da kötüleşebilir. Zira her ek gizleme ve kamufle etme katmanı, işlem maliyetlerini artırıyor ve İran ağlarını uluslararası izlemeye karşı daha savunmasız hale getirebiliyor.
Gölgede faaliyet gösteren tanker filosu, İran'ın gizli sınır ötesi ticaret altyapısının en önemli bileşenlerinden biri. İran petrolü, sahipliği paravan şirketlerden oluşan katmanların ardında gizlenmiş, bayrakları, işletmecileri ve yöneticileri sürekli değişen, Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) sinyalleri kaybolabilen veya manipüle edilebilen gemilerle taşınıyor. Gemiden gemiye aktarmalar, bir başka belirsizlik katmanı daha ekliyor.
Gölge ekonomi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları artar
ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), İran sevkiyatlarının nihai varış noktalarına ulaşmadan önce aşamalar halinde birden fazla gemi arasında transfer edildiğini belgeledi. Bu işlem her yeni transferle petrolün menşeini kanıtlamayı giderek zorlaştırıyor. İran ayrıca petrol ve petrol ürünlerinin kaynağını gizlemeye çalışarak, bunları diğer ülkelerden geliyormuş gibi pazarlıyor.
Şirketlerin yapıları da benzer bir rol oynuyor. İran ile bağlantılı ağlar, varlıkların gerçek sahibini veya işlemlerin gerçek faydalanıcısını gizlemek için nakliye, danışmanlık, lojistik, emtia ticareti ve finansal hizmetler alanlarında faaliyet gösteren görünüşte sıradan şirketleri kullanıyorlar.
İranlı nakliye devi Muhammed Hüseyin Şamhani ile bağlantılı geniş ağ, bu taktiğin açık bir örneğini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı'na göre, bu ağ, Hong Kong ve Marshall Adaları da dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde faaliyet gösteren şirketleri kullanıyordu, aynı zamanda meşru ticari faaliyet görünümünü tehlikeye atmadan gemi operatörlerini ve yöneticilerini tekrar tekrar değiştiriyordu.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, Tahran'da Afganistan, Çin, İran, Hindistan ve Rusya'dan ulusal güvenlik sekreterlerinin ilk toplantısında konuşuyor, 26 Eylül 2018 (AFP)
İran ayrıca, yaptırım uygulanan İran bankaları ve kuruluşları adına ödeme yapan paravan şirket ağlarına ek olarak, döviz rezervlerini yurtdışında tutmak için döviz bürolarını ve aracıları da kullanıyor. Petrol satışları önemli miktarda Çin yuanı cinsinden gelir kazandırıyor ve bu gelirler, İran’dan geçmesine gerek kalmadan İran’ın ithalatını finanse etmek veya diğer yükümlülüklerini karşılamak için kullanılabiliyor.
Bu örnekler, İran'ın gölge ekonomisinin direncini, meşru uluslararası ekonominin çekirdeğine entegre olmasından aldığını ortaya koyuyor.
Yaptırımları aşmanın maliyeti
Meşru ve yasadışı faaliyetlerin iç içe geçmesi, yaptırımların uygulanmasını daha da zorlaştırıyor. İran, kapatılan paravan şirketleri ve ABD makamları tarafından ifşa edilen aracıları sürekli olarak değiştiriyor, şirketlerin gerçek sahipliğini devrediyor, sahte belgeler düzenliyor ve ödemeleri yeniden yönlendiriyor; gölge ekonomisinin işleyişini sürdürmek için küresel ağına güveniyor.
Ancak bu adaptasyonun bir bedeli var. Yaptırımları aşmaya yönelik her yeni yol ek bir maliyet getiriyor. İran, alıcılara riskleri telafi etmek için petrolünü indirimli satmak, işlemleri gizlemek ve fonları transfer etmek için de aracılara ödeme yapmak zorunda kalıyor. Kendisi için güvenilir nakliye şirketleri, finans kurumları ve sigorta şirketlerinin sayısı da gitgide azalıyor. Dahası sermaye yurt dışında sıkışıp kalabilir, işlemler daha yavaş ve karmaşık hale gelebilir. Kaldı ki Tahran'ın aracı kurumlara bağımlılığı arttıkça onların üzerindeki nüfuzu da artıyor.
Gölge ekonomisi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları da artar. ABD Hazine Bakanlığı, yolsuzluk ve kötü yönetimin İran'ın gizli bankacılık sisteminin kaynaklarını tükettiğini belirtti.
Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı aynı hızda ve maliyetle hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır
Bu uyum, İran'ın yaptırımların baskısına dayanmasını sağlıyor, ancak ekonomisini giderek daha az verimli ve daha kırılgan hale getiriyor. Ekonomik Dışlama Operasyonu, bu kırılganlığı daha da kötüleştirebilir, çünkü ABD yaptırım listelerine sadece isimler eklemekle yetinmiyor, aynı zamanda İran ticari ağının bağlı olduğu dış altyapıyı, bankaları, sigorta şirketlerini, gemi bayrak kayıtlarını, limanlardaki hizmet sağlayıcılarını, deniz yakıtı tedarikçilerini, emtia tüccarlarını, döviz bürolarını ve nihayetinde İran mallarının alıcılarını hedef alıyor.
ABD Hazine Bakanlığı, yabancı kurumlara, İran'ın yaptırımları aşmasına yardımcı olmanın, ABD finans sistemine erişimlerini kaybetmelerine neden olabileceği konusunda açıkça uyarıda bulundu. Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'un öncelikle finans kurumlarına odaklanarak, ikincil yaptırımları tekrar tekrar uygulamayı planladığını söyledi. Bu, başka bir paravan şirkete yaptırım uygulamaktan niteliksel olarak farklı, çünkü bu durum, söz konusu şirket ile iş yapan bankaları da yaptırımların hedefi haline gelme tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu da İran'ın güvenilir bankalara, dolar takas hizmetlerine, sigortaya, limanlara ve büyük emtia piyasalarına erişimini giderek zorlaştırıyor.
Çin problemi
Çin en büyük sınav olmaya devam ediyor. İran'ın yaptırımları aşma modeli, İran petrolünün birincil varış noktası veya döviz, emtia ve finansal aracıların kaynağı olarak giderek doğuya yöneldi. Çin'de tutulan İran petrol gelirleri, Çin'in İran'a ihracatını finanse edebilir ve geleneksel sınır ötesi bankacılık sistemine olan bağımlılığı azaltabilir.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ile olan ilişki, İran'ın ekonomik direncine katkıda bulundu, ancak güç dengesi açıkça Pekin'in lehine ve çıkarına. İran petrolünün çoğu Çin'e satılırken, Çin petrol tedarikinde İran'a birincil kaynak olarak bağımlı değil. Pekin, 2021'de Tahran ile imzaladığı “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” anlaşmasını da büyük ölçüde hayata geçirmedi.
İran, Çin talebine, Çin para birimine ve onunla ticareti sürdürmeye istekli sınırlı sayıda aracıya aşırı derecede bağımlı hale gelirse, ekonomisi daha az çeşitli bir ekonomiye dönüşecektir. Tahran, Batı finans kurumlarına olan bağımlılığını, ticaret ve finans kanallarını kontrol eden diğer dış aktörlere olan bağımlılıkla değiştirebilir.
Çin ayrıca Washington için de siyasi maliyeti yükseltiyor. Büyük Çin bankalarına, rafinerilerine veya ticaret şirketlerine baskı uygulamak, ABD-Çin ilişkileri ve küresel ekonomi için sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun etkinliği nihayetinde Washington'un baskıyı bu sistemin daha yüksek seviyelerine yaymaya ne kadar istekli olduğuna bağlı olmayı sürdürmektedir.
Yaptırımların başarısı nasıl ölçülür?
Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı, yaptırımların uygulanmasının, yaptırımları aşmanın dayandığı altyapıyı kademeli olarak ne ölçüde daralttığıyla ölçülebilir. Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı, aynı hızda ve maliyetle, aynı aracı kurumlar aracılığıyla hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır.
Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın yabancı kuruluşlara olan bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden yararlanma yeteneğine bağlı olacaktır
ABD’nin mevcut deniz ablukası kapsamında, İran ihracatına yönelik fiziksel kısıtlamalar mali baskıyı yoğunlaştırıyor. Denizcilikteki kısıtlamalar daha sonra hafifletilirse, İran neredeyse kesin bir şekilde önceki ticaret seviyelerine geri dönmek için gerekli ticaret ve finans ağlarını yeniden kurmaya çalışacaktır. Ancak, yeni aracı kurumlardan oluşan ağlar gibi alternatifleri kabul edilebilir bir maliyete bulması garanti değil.
İşte temel çatışma bu noktada; İran'ın ağlarını yeniden kurma gücü ile Washington'un bu ağların faaliyet gösterebileceği ekonomik alanı daraltma gücü arasında dönüyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, başkent Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında konuşuyor, 24 Ağustos 2026 (AFP)
İran'ın gölge ekonomisi adaptasyon yeteneğine sahip, ancak bankalar, limanlar, alıcılar, para birimleri ve dış ticaret hizmetleri de dahil olmak üzere küresel ekonomiye erişime büyük ölçüde bağımlı. Bu nedenle, gerçekten bağımsız değil. Bu bağımlılıklar onun Aşil topuğu ve bu durum, İran ile ikili ilişkilerinde üstünlüğü elinde bulunduran kendi müttefikleri için de geçerli.
Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın dışarıya bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden faydalanma yeteneğine bağlı olacaktır. ABD'nin lehine olan husus, İran'ın kayıt dışı ekonomisinin temel bir paradoks içermesidir: Ne kadar karmaşık hale gelirse, o kadar çok aracıya ve ortağa ihtiyaç duyuyor ve her ek taraf, Washington'un yaptırımları uygulama çerçevesinde hedef alabileceği yeni bir nokta oluşturuyor.
ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5318944-abdnin-i%CC%87sraile-28-milyar-dolarl%C4%B1k-yeni-silah-sat%C4%B1%C5%9F%C4%B1na-onay-vermesi-bekleniyor
ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
ABD'nin, İsrail'e yaklaşık 2,8 milyar dolar değerinde yeni bir silah satışına onay vermeye hazırlandığı ve pakette 40 bin adet 2 bin librelik (yaklaşık 1 ton) bomba bulunduğu bildirildi.
ABD basınında yer alan haberlere göre, Amerikan vergi mükelleflerinin ödediği kaynaklarla finanse edilecek paket, Batı'nın cephaneliğindeki en ağır yıkıcı mühimmatlar arasında yer alan silahları içeriyor. Pakette 20 bin adet MK-84 tipi bomba, 20 bin adet BLU-117 tipi bomba ve tahkimatları delmek amacıyla kullanılan I-2000 Penetrator tipi 20 bin savaş başlığı bulunuyor.
The New York Times'ın bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı habere göre, Başkan Donald Trump yönetiminin söz konusu silah satışına onay verdiği belirtildi.
Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili ise yaptığı açıklamada, "Tüm dış askeri satışlar, yürürlükteki prosedürler doğrultusunda ilerlemektedir" dedi. Yetkili, henüz tamamlanma aşamasında olan satışlara ilişkin ise yorum yapmaktan kaçındı.
Silah paketine ilişkin haberler, ABD Savunma Bakanlığının İran'daki savaşla bağlantılı olarak mühimmat sıkıntısı yaşandığını kabul ettiği bir dönemde gündeme geldi. Washington yönetiminin 28 Şubat ile 30 Haziran tarihleri arasında mühimmat için 22,3 milyar dolar harcadığı bildirildi.
Trump yönetimi, Şubat 2025'te İsrail'e bomba, füze ve bunlarla bağlantılı ekipmanların da yer aldığı 7,4 milyar dolarlık silah satışına onay verdi. Söz konusu pakette MK-84 tipi mühimmat da bulunuyordu.
Joe Biden yönetimi, Gazze'de sivil kayıplara ilişkin endişeler nedeniyle 2 bin librelik bombaların sevkiyatlarından birini askıya almıştı. Trump yönetimi ise 2025'in başında göreve gelmesinin ardından söz konusu bombaların İsrail'e teslim edilmesine onay verdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة