Özel güvenlik şirketleri, nasıl küresel güç mücadelesinin aracı haline geldi?

Özel güvenlik şirketlerine bağımlı hale gelen ABD artık onlar olmadan savaşa giremez

26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
TT

Özel güvenlik şirketleri, nasıl küresel güç mücadelesinin aracı haline geldi?

26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP

Rus paralı asker grubu Wagner güçlerinin geçen haziran ayındaki isyanından ve grubun kurucusu ve lideri Yevgeni Prigojin'in birkaç gün önce benzeri görülmemiş bir senaryoyla öldürülmesinden bu yana özel askerî güvenlik şirketlerinin oynadığı ciddi rol, tüm dünyanın ana gündemini oluşturuyor.

Rusya, ABD ve diğer bazı küresel güçlerin savaşlarında ve askeri çatışmalarında özel güvenlik şirketlerine önemli bir araç olarak başvurmalarının nedenleri mercek altına alındı.

Peki paralı askerleri ve özel güvenlik şirketlerini 'servet avcılarına' dönüştüren şey neydi?

Ve bunlar ülkeler için bazen nasıl stratejik bir zayıflık haline geliyor?

Paralı askerler kimlerdir?

Britannica Ansiklopedisi'ne göre paralı asker, siyasi çıkarlar veya meseleler ne olursa olsun herhangi bir ülke veya ulus için savaşan ücretli profesyonel askerdir.

Uluslararası insancıl hukuka göre, bir bireyin paralı asker olarak sınıflandırılabilmesi için altı kriteri karşılaması gerekiyor.

Cenevre Konferansı Birinci Ek Protokolü'nün 47'nci maddesinde paralı askerin, doğrudan çatışmalara katılması koşuluyla, silahlı bir çatışmada savaşmak üzere yurt içinde veya yurt dışında özel olarak görevlendirilen herhangi bir kişi olduğu belirtiliyor.

Paralı askerlerin temel amacı özel kazanç elde etme arzusu ve çatışmanın taraflarından biri tarafından kendisine veya temsilcisine belirli bir ücret vaat edilmesidir.

Paralı askerler, çatışmanın taraflarından birinin vatandaşı olmamalı, çatışmanın taraflarından birinin kontrolü altındaki bir bölgede ikamet etmemeli ve çatışmanın taraflarından birinin silahlı kuvvetlerinin mensubu olmamalı.

Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara dahil etmeden Rusya'nın küresel emellerinin fiili temsilcisi olarak hareket ediyor / Fotoğraf: AFP
Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara dahil etmeden Rusya'nın küresel emellerinin fiili temsilcisi olarak hareket ediyor / Fotoğraf: AFP

Ayrıca çatışmaya taraf olmayan bir ülke tarafından silahlı kuvvetlerin bir üyesi olarak resmi bir görevle gönderilmemiş olmalı.

Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesine göre paralı asker, özel kazanç veya maddi tazminat amacıyla bir hükümeti devirmeye veya o ülkenin anayasal düzenini baltalamaya çalışan, o ülkenin vatandaşı olmayan kişi olarak tanımlanıyor.

Ancak uzmanlar bu tanımlamanın, savaşçıların bir kısmının, 2003 yılındaki işgalden sonra Irak'taki ABD'liler ve şu anda Ukrayna ve Suriye'deki Ruslar gibi, çatışmanın taraflarından birinin vatandaşları olduğu göz önüne alındığında, Rus Wagner, İngiliz Aegis veya Amerikan Blackwater, Vinnell, MPRI ve Halliburton gibi özel güvenlik ve askeri şirketlere tamamen uygulanıp uygulanmadığı konusunda hemfikir değiller

Paralı askerlerin tarihi

Tarih boyunca birçok paralı asker grubu ve ordusu, büyük savaşlarda belirleyici bir rol oynamış, bazen savaş alanındaki normal güçlerden daha iyi performans gösterdi.

Uluslararası çatışmaların bu çekişmeli tarihi, en az üç bin yıl öncesine, II. Ramesses'in hükümdarlığı sırasındaki Mısır İmparatorluğu'na kadar uzanıyor.

Bu, 14'üncü yüzyılda İtalya'nın elit paralı asker ordularından biri olarak bilinen 'Beyaz Bölük' gibi Orta Çağ'a kadar devam etti.

Kuvvetleri İngiliz, Alman ve Macarların bir karışımıydı. Daha sonra 15'inci ve 19'uncu yüzyıllar arasında Avrupa ordularının saflarına bir milyondan fazla İsviçreli katıldı.

Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla herhangi bir ilişkisi olduğunu inkar ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emri altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekiyor / Fotoğraf: AFP
Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla herhangi bir ilişkisi olduğunu inkar ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emri altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekiyor / Fotoğraf: AFP

14'üncü yüzyılın başlarında Bizans İmparatorluğu'nun Türklerle savaşmak için İspanyollardan paralı askerler kiraladığı durumda olduğu gibi, bazen paralı asker kiralamak siyasi açıdan tehlikeli ve maliyetli olabilir.

Zira paralı askerler, Bizans ordusunun düşmanı yenmesine yardım ettikten sonra komutanlarına saldırdılar ve bir Bizans şehrini yağmaladılar.

Yüzyıl Savaşları'nın (1337-1453) ardından binlerce erkek yalnızca işgal edilen Avrupa'ya karşı savaşmak için eğitildi.

İsviçreli, İtalyan ve Alman askerlerden oluşan sözde 'özgür şirketler', hizmetlerini çeşitli komutanlara ve prenslere sattılar.

Açgözlü, acımasız ve disiplinsiz olan bu kiralık askerlerin çoğu, işverenlerinin hizmetlerinin karşılığını ödeme konusundaki isteksizliği veya yetersizliği nedeniyle patronlarına ihanet ederek ve sivilleri yağmalayarak isyan etti.

Ancak 18'inci yüzyılın sonlarından bu yana paralı askerler çoğunlukla zenginlik arayan bireysel askerlerdi.

Bu nedenle onlara 'servet avcıları' deniyordu ve onlar İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bazı üçüncü dünya ülkelerinde bir miktar ün kazandılar.

Afrika, Ortadoğu, Amerika ve Güneydoğu Asya'daki çatışmalarda yabancı paralı askerler kullanıldı.

Paralı askerler, gelişmekte olan ülkelerdeki istikrarsız hükümetleri devirmek ve birçok küçük darbe için gerekli insan gücünü sağlamak amacıyla sıklıkla sahaya sürüldü.

Son yıllarda, muharebe de dahil olmak üzere hizmet sunan özel güvenlik ve askeri şirketler, güvenlikle ilgili belirli hizmetler için hükümetler tarafından sözleşme yapılan, yasal olarak oluşturulmuş kuruluşlar olarak kullanılmaya başlandı. Tabii ki bunun arkasında çeşitli nedenler var.

Özel güvenlik şirketleri

Bunun en önemli nedenlerinden biri, II. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra birçok Batılı ülkenin silah üretimini özelleştirmeye başvurmasıdır.

Almanya'daki Freiburg Üniversitesi Kamu Hukuku Enstitüsü'nde silahlı çatışmalarda özel milislerin rolü konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı olan Katharina Stein, bunu askeri hizmetlerin özelleştirilmesinin takip ettiğini söylüyor.

Soğuk Savaş 1990 yılında sona erdiğinde ve ABD, Birleşik Krallık ve eski Sovyetler Birliği ordularını küçültmeye başladığında, pek çok iyi eğitimli asker işsiz kaldı.

Bu kişiler özel askeri şirketlerde yeni pozisyonlar buldular ve genellikle aynı ülkelerle, aynı ülkelerin askeri müdahaleye izin verdiğinden daha az yoğun çatışmalara müdahale etmek üzere sözleşme imzaladılar.

Blackwater

26 Aralık 1996 tarihinde eski Donanma Subayı Erik Prince tarafından kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD askeri güvenlik şirketiydi.

İlk sözleşmesini 2000 yılında ABD destroyeri USS Cole'un bombalanmasından sonra ABD hükümetinden aldı.

Ancak Yeni Amerika Merkezi'nde (New America Center) stratejist olan Peter Singer'a göre şirketin adı, onlarca Iraklının ölümüne yol açan bir katliamın ardından Irak'ta çamura bulandı.

Bu durum, ABD'nin Irak'taki özel askeri gücünün hukuki statüsü, yönetimi, gözetimi ve hesap verebilirliğine ilişkin birçok soruya ışık tuttu.

Singer, o zamanlar bu skandalın en kötü yanının, ABD hükümetinin artık birincil görevlerinden birini yani ülkede sükuneti sağlamayı yerine getirememesi olduğunu düşünüyordu.

Bu nedenle ABD, Blackwater gibi özel şirketlere ve askeri yüklenicilere güvenerek devasa askeri operasyonları dış kaynaklara yaptırdı.

Bu da askeri yüklenicilere olan bağımlılığın ve azalmanın tüm işaretlerini gösteriyor.

Irak'ta siyasi bağlantıları ve yolsuzluğu olan şirketlere odaklanan ABD Kongresi'ndeki Waxman Komisyonu da Blackwater'ın karanlık modellerinden bazılarını gün yüzüne çıkaran bir dizi belgeyi ortaya çıkardı.

Çok sayıda şirket

2007 yılında ABD Savunma Bakanlığı'nda (Pentagon) yapılan bir iç nüfus sayımı, Irak'ta yaklaşık 160 bin kişinin özel askeri yüklenicilerle çalıştığını ortaya çıkardı.

Bu da kabaca o zamanki ABD kuvvetlerinin toplam sayısına eşitti. Bununla birlikte, bir dizi büyük şirketin yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı veya diğer ABD federal kurumları veya sivil toplum kuruluşları tarafından istihdam edilen şirketler bu sayıya dahil edilmediğinden, bu sayı ihtiyatlı bir tahmin olarak kabul edildi.

2006 yılında yayınlanan bir başka tahminde, Irak Özel Güvenlik Şirketleri Birliği'nin yöneticisi, Irak'ta 181 özel güvenlik şirketinin faaliyet gösterdiğini bildirdi.

Sorunun kökeni

Atlantik Konseyi strateji uzmanı Sean McFate'e göre sorunun kökeni, ABD Savunma Bakanlığı'nın Afganistan ve Irak'ta tamamı gönüllülerden oluşan düzenli askeri gücün iki uzun savaşı sürdürmeye yetecek kadar gönüllü toplayamadığını tespit etmesidir.

Bu durum politikacılara üç korkunç seçenek bıraktı. Bunlardan ilki, hayal bile edilemeyecek şekilde geri çekilmek ve savaştan vazgeçmekti.

İkincisi, siyasi intihar olarak değerlendirilen açığı kapatmak için Vietnam Savaşı'na benzer bir şekilde zorunlu askerlik hizmetinin başlatılmasıydı.

Üçüncüsü ise gerekli görevleri yerine getirecek şirketlerin getirilmesiydi. Bu nedenle hem George Bush hem de Barack Obama yönetimlerinin özel güvenlik şirketlerini seçmesi şaşırtıcı değildi.

Ancak söz konusu şirketlere bağımlılık aslında ABD Silahlı Kuvvetleri'nin yaklaşık yüzde 10'unun sözleşmeye bağlandığı İkinci Dünya Savaşı'na kadar uzanıyor.

Bu oran Irak ve Afganistan'daki savaşlar sırasında yüzde 50'ye fırladı.

Gelecek için endişelenmek

Bu büyük yüzde endişe verici bir eğilimi gösteriyor. Zira ABD, savaşlarını yürütmek için özel güvenlik şirketlerine bağımlı hale geldi.

Doğal olarak bu stratejik bir zayıflık teşkil ediyor. Çünkü söz konusu durum, ABD'nin artık özel askerî güvenlik şirketleri olmadan savaş yürütemeyeceği anlamına geliyor.

En önemli nokta ise şu ki ABD, savaşlarını büyük ölçüde özel güvenlik şirketleri aracılığıyla yürütüyor ve onlar olmadan Amerikan muharebe kuvvetleri güçsüz kalacak.

Şayet bu eğilim devam ederse gelecek savaşlarda gücün yüzde 80-90 oranında azaldığını görebiliriz.

Atlantic gazetesine göre özel askerî güvenlik şirketleriyle sözleşme yapmak büyük bir iş.

2014 mali yılında, Irak ve Afganistan savaşları devam ederken Pentagon, federal sözleşmelere 285 milyar dolar ayırdı.

Bu rakam, diğer tüm hükümet kurumlarının toplamından daha fazlaydı. Bu, federal harcamaların yüzde 8'ine, yani tüm İngiliz savunma bütçesinin üç buçuk katına denk geliyordu.

Wagner Grubu

Ancak Rusya'da durum biraz farklı. Çünkü 2014 yılında Yevgeniy Prigojin tarafından kurulan özel askeri şirket Wagner Rusya'da yasal değildi.

Barnard College'da profesör olan Kimberly Martin, 2020 yılında ABD Kongresi önünde yaptığı açıklamada, Wagner'i yasadışı ve Rusya'da bir belirsizlik ortamında tutmanın, Kremlin'in bu grup tarafından gerçekleştirilen tehlikeli eylemlerden kendisini uzaklaştırmasına izin verdiğini söyledi.

Bu, Wagner savaşçılarının 2018 yılında Suriye'de ABD kuvvetlerine karşı şiddetli bir savaş sırasında öldüğü ve bunun yaklaşık 300 Wagner paralı askerinin öldürülmesiyle sonuçlandığı zaman açıkça görülüyordu.

Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla savaş suçlarıyla bağlantılı herhangi bir ilişkisi olduğunu inkâr ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emriyle faaliyet gösterdiğini vurguluyor.

Amerikan gazetesi The Daily Beast, Wagner gibi özel askeri şirketlerin Rusya yasalarına göre yasal olarak faaliyet göstermediğini ancak tercih edilen bazı şirketlerin Rus devletiyle bir tür ortaklık içinde çalışmasına izin verildiğini söylüyor.

Grubu yakından inceleyen New America Center'ın Geleceğin Cepheleri Programı Direktörü Candace Rondo, Wagner'in savaş hizmetlerinin Rusya'nın dış politika oyununa yaptığı katkının yalnızca bir parçası olduğunu söylüyor.

Rondo, Wagner savaşçılarının düzensiz savaş operasyonları ve psikolojik savaş için çok amaçlı roller oynadığına ve bir dizi Afrika ülkesindeki çatışmalarda ortak güçlerin eğitimi de dahil olmak üzere diğer çatışma alanlarında önemli bir taktik rol oynadığına inanıyor.

Bu, Rusya'nın dünyanın her yerine askerî açıdan kendisini yansıtabileceği izlenimini yaratacak bir varlıktır.

Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara ve çatışmalara dahil etmeden, Rusya'nın küresel emelleri için fiili bir ajan olarak hareket ediyor ve bu da Wagner'in faydasını artırıyor.

Ayrıca Rusya'nın, birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesine nüfuz etmesine ve çok fazla maliyet olmadan ilerlemesine olanak tanıyor.

Şirketlerle sözleşme yapmanın avantajları

Ülkeleri bütün bir orduya kıyasla ucuz bir alternatif gibi görünen özel güvenlik şirketlerine çeken şey genellikle uygun maliyetli dış kaynak kullanımıdır.

Özel askeri ve güvenlik şirketleri çok daha ucuz gibi görünüyor ve devletlerin onları eğitmesi gerekmiyor.

Ayrıca emeklilik masraflarını karşılamaları ya da yaralandıklarında veya hastalandıklarında personelinin tedavisini karşılamaları da gerekmiyor.

Katharina Stein'a göre ABD, 1994'ten 2007'ye kadar 12 özel milis gücüne yaklaşık 300 milyar dolar yatırım yaptı ki bu çok büyük bir rakam.

Ancak çoğu ülkenin gözünde iyi bir yatırım. Çünkü ABD hükümetiyle sözleşme yapan bu şirketler son derece uzman ve iyi eğitimli kadrolara sahip. Aynı zamanda kendi ekipmanlarını da getiriyorlar.

Ancak hepsinden önemlisi de 'kirli işleri' özel askeri güvenlik şirketleri yapıyor. Böylece savaş suçlarının sorumluluğu daha kolay gözden kaçıyor.

Bu nedenle parlamento orduyu konuşlandırmaya ikna edilemezse özel askeri şirketlerle her zaman sözleşme yapılabilir.

Cezai sorumluluğun bulunmaması

Genel bir kural olarak, devletlerin özel güvenlik şirketlerini kontrol etmesi zor. Çünkü genellikle yasal sularda faaliyet gösterirler ve kendilerini kurallara uyma veya uluslararası savaş hukukuna uygun hareket etme konusunda daha az yükümlü hissederler.

Bu davranışın en güzel örneklerinden biri, 2007 yılında Bağdat'ta Amerikan özel güvenlik şirketi Blackwater savaşçıları tarafından 17 Iraklı sivilin katledilmesidir. 2020 yılında eski ABD Başkanı Donald Trump, cinayetlerin sorumlusu olan dört kişi için af çıkardı.

Gözlemciler, özel güvenlik ve askeri şirketlerin konuşlandırıldıkları ülkelerde cezai kovuşturulmanın hiçbir zaman gerçekleşmediğine dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz 20, 30z yılda, bilinen tek cezai hükümler 2004 yılındaki başarısız darbeden kaynaklananlar oldu. Sandline International'ın kurucu ortağı ve CEO'su Simon Mann'ın 34 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ekvator Ginesi'nde, yine 2009 yılında Ekvator Ginesi Devlet Başkanı tarafından affedildi.

Birleşmiş Milletler'in rolü nedir?

Söz konusu şirketlerin çoğalmasını teşvik eden şey, ABD, Rusya ve Çin gibi büyük ülkelerin, 2001 yılında yürürlüğe giren Paralı Askerlerin İşe Alınması, Kullanılması, Finansmanı ve Eğitimine Karşı Uluslararası Sözleşme'yi onaylamamasıydı.

BM Paralı Askerler Sözleşmesi, paralı askerlerin silahlı çatışmalarda kullanılmasının ve finanse edilmesinin suç olduğunu belirtiyor.

Ancak anlaşmayı yalnızca 35 üye ülke onayladı ve ABD, Rusya ve Çin anlaşmayı onaylamadı.

ABD'nin Paralı Askerlerin İşe Alınması, Kullanılması, Finansmanı ve Eğitimine Karşı Uluslararası Sözleşme'yi onaylamamasının nedeni kısmen, bu konuda önceki BM protokollerinin ve kararlarının çelişkili olmasa da farklı tanımlar içerdiği algısından kaynaklanıyordu.

Bazı ülkeler paralı asker tanımına, özel askeri şirketlerin de dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Bu nedenle ABD hükümeti, en azından diğer ülkelerin ve büyük güçlerin çoğunluğu paralı askerlik yasağına uymaya istekli olana kadar eylemsizliğin en iyi eylem planı olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.

Durum değişir mi?

Bazı uzmanlar Wagner Grubu ile ilgili son gelişmelerin özel askeri şirketlere ilişkin düşüncede temel bir değişime yol açacağını ve bunların çoğalmasını düzenleyen uluslararası düzenlemeler için baskı yaratacağını umuyor.

Ancak bunu yapmaya yönelik daha önceki girişimler, paralı askerleri en çok kullanan dört ülke olan ABD, İngiltere, Güney Afrika ve İsrail tarafından engellendiği için başarısız oldu.

Birçok ülke, 17 Eylül 2008 tarihinde onaylanan sözde Montrö Belgesi'ni, Almanya, Ukrayna ve ABD'nin katılımıyla yayınlandıktan sonra ülkelerin özel askerî güvenlik şirketleriyle nasıl anlaşma yapacaklarını düzenlemek için uluslararası alanda geliştirilebilecek bir belge olarak adlandırdı.

Ancak belge bağlayıcı değil. Çünkü belgeden hak veya yükümlülük çıkarımına izin verilmiyor.

Independent Türkçe - Independent Arabia



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.