Mansuri’nin Merkez Bankası yönetimi, güvenlik politikalarında değişikliğe işaret ediyor

Lübnan’da acil durum prosedürlerinin genişletilmesi ve içeriği etkilemeyecek değişikliklerin yapılması gündemde.

Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)
TT

Mansuri’nin Merkez Bankası yönetimi, güvenlik politikalarında değişikliğe işaret ediyor

Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)

Vasim Mansuri’nin Lübnan Merkez Bankası başkanlığı görevini vekaleten devralmasının üzerinden yalnızca 30 gün geçmesine rağmen kuruluşun performans standartlarını, sorumluluklarını ve merkezi parasal karar alma sürecini derinlemesine incelemek için vaktin henüz çok erken olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Ayrıca aralıksız 30 yıldır para stratejileri otoritesinin başında olan ve görev süresini geçen ayın sonunda tamamlayan eski Başkan Riyad Selame’nin başarı ve hayal kırıklıklarıyla karşılaştırma yapmak için de erken olduğu kaydediliyor.

Ancak bu durum, süreç Mansuri’nin yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesine ve tam yetkiye sahip bir hükümeti atama girişimine kadar açık olan görev süresinin ilk ayının sonu için geçerli.

Finansal açıdan veri yok

Bazı taraflar, eski yetkili Riyad Selame’nin ilk yardımcısı olarak görevlerini üstlenen Mansuri’nin, cumhurbaşkanlığındaki boşluk nedeniyle yeni bir başkan atamanın mümkün olmadığı için önceki başkanın para politikalarına bir darbe indirerek bu göreve atandığına inanıyor olabilir. Ancak konu incelendiğinde, devam eden mali ve parasal çöküşler sırasında benimsenen bazı politikaların Merkez Bankası’nda halen yürürlükte olduğu görülüyor.

Diğer yandan temel politikaların oluşturulmasında ve bunların gerektirdiği değişikliklerde önemli ve niteliksel değişimleri yansıtan bir ayna olmaları nedeniyle Merkez Bankası’nın mali durum tablolarındaki değişkenleri, henüz elde etmek mümkün değil. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bunun nedeni, periyodik mali tabloların planlanan 16 Ağustos tarihinde yayınlanmasındaki gecikmenin devam etmesi. Dolayısıyla kurumun bütçe kalemlerinin yeniden yapılandırılmasına, bankanın muhasebe politikasının merkezi otorite tarafından onaylanan uluslararası standart ve normlara uygun olacak şekilde değiştirilmesine ve mali tabloların kurallara uygun olarak oluşturulmasına hazırlık ​​olarak, açıklık ve şeffaflık gerekliliklerine ne ölçüde uyacağı konusunda gözlemciler arasında farklı spekülasyonlar devam ediyor. Mansuri’nin belirttiğine göre bu, muhasebe ve denetim müdürlüklerine verilen bir görev.

Aynı şekilde vekil yöneticiye, likiditeyi ve rezervleri lira ve dolar cinsinden yönetmek için yeni denklemler oluşturması konusunda güçlü bir baskı olarak; Merkez Bankası’nın dış hesap bakiyelerinin yayınlanması, yaklaşık 8,57 milyar dolarlık likit döviz rezervinin mevcudiyetine ilişkin güvenlik rakamlarını ve buna karşılık gelen vadesi geçmiş ve ertelenmiş borçların toplam 1,27 milyar dolar olduğunu doğruladı. Öyle ki Mansuri, geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın toplantısında Merkez Bankası’nın ister Lübnan lirası veya ister döviz cinsinden olsun hükümete borç vererek açığı kapatmayacağını dile getirdi.

Fotoğraf Altı: Riyad Selame. (AFP)
Riyad Selame. (AFP)

Mevduat sahipleri hakkında kesin bir cevap yok

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü uzmanlara göre iki yönetici arasındaki açık fikir birliğinin ön saflarında, yüz binlerce banka hesabı sahibinin korkularına tatmin edici yanıtların verilmemesi politikası göze çarpıyor. Aynı şekilde dolar kurunda kesintiye tabi olan payların 151 ve 158 sayılı genelgelere göre 15 bin lira fiyatla veya sınırlı dolar tutarlarında aylık olarak ödenmesi konusunda herhangi bir değişiklik yapılmadan çalışmalar devam ediyor.

Durumun gerçeği şu ki bu bulmacada çözümsüz olmayan devam eden sır, karar vericinin gönüllü olarak ‘geri çekilmesinde’ ya da yol kurtarma planının parasal ve finansal parametrelerinin tanımlanmasına yönelik açık ve şeffaf bir şekilde ilerleme sağlayamamasının zorla örtbas edilmesinde yatıyor. Bu durum, mevduat sahiplerine olanak sağlayacak kurumsal veya referans çerçevenin ve ‘umut verici’ prosedürlerin oluşmasına yol açarken, yeterli miktarda hissenin lira cinsinden adil bir fiyatla dağıtılmasıyla bu hisseler, şu anda yaklaşık yüzde 84’e varan ciddi kesintiler gerçeğinden kurtarılabilir.

Fotoğraf Altı: Mahmud Cabai. (Şarku’l Avsat)
Mahmud Cabai. (Şarku’l Avsat)

Ekonomi ve finans araştırmacısı Dr. Mahmud Cabai şu açıklamada bulundu:

“Mansuri ve Selame arasında para politikasında hiçbir fark yok. Yeni olan şey, devleti kurtarmak için gerekli masrafları sağlamaya çalışan Merkez Bankası ve eski başkanın katlandığı sonuçlar göz önüne alındığında vekil başkanın, reformların yokluğunda bunu finanse etmeme yönünde tamamen yasal bir karar almasıdır. Mevduat sahiplerinin fonlarının ve zorunlu rezervin korunması, devlet hazinesinden ayrılan Merkez Bankası hazinesinin üzerindeki ciddi yükün hafifletilmesi için yeni politikalar değil, yeni önlemler alındı. Bu da kendisiyle bankacılık sektörü arasında sağlam bir ilişki olmasını sağlıyor. Bu bağlamda Mansuri, kendisinden önceki başkanın yaptığı gibi aynı zamanda ekonominin ve paranın yükünü de üstlenmiyor.”

Güvenlik yaklaşımının bir uzantısı

Benzer şekilde, mali ve ekonomik konularda yazar ve araştırmacı olan Profesör Marun Hatır’ın değerlendirmesi de şöyle oldu:

“Mansuri’nin ortaya koyduğu şey, selefi Selame’nin yaklaşımının, içerikten çok biçimi etkileyen bazı değişikliklerle genişletilmesinden başka bir şey değil. Görevi üstlenmeden önce yalpaladıktan sonra bu politika, yeni yöneticiye spekülasyonları ve spekülatörleri donduracak bir siyasi şifre ile birlikte yeşil ışık yaktı. Şeffaflık sloganını benimseyen Mansuri, bunu istifa sinyali vermek için gerekçe olarak kullanmış, ardından da göreve başladıktan sonra bunu bankacılık platformundaki çalışmaların askıya alınmasına dayandırmıştı.”

Fotoğraf Altı: Marun Hatır. (Şarku’l Avsat)
Marun Hatır. (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat’a konuşan Hatır sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yeni Başkan, yöneticiliğe başlamadan önce bu rakamları bilmesi gerektiği gerçeğine rağmen, ancak iyi olarak tanımlanabilecek bir adım olan yedek rakamlarını yayınladı. Daha sonraki bir adımda, uygulanabilir bir yasanın varlığında faydasız bir adım olan, rezerve zarar vermeme sözü verdi. Sayrafa durdu. Ancak Merkez Bankası, sessizce dolar satın alarak döviz piyasasına müdahale etmeye devam etti ve bu da kendisini, Selame’nin yönetimdeki son aylarında yaşanan spekülasyondan uzak tuttu. Son maaşların ne zaman ödeneceğine gelince Mansuri, son basın toplantısında isimlerini söylemeden bankacılık motorlarını kısmen yeniden çalıştırdı ve faaliyetlerini ücret ve ihtiyaçlar olarak kamu sektörüyle sınırladı. Bu, Mansuri’nin Riyad Selame’nin yaptıklarına aykırı davranmadığını, daha doğrusu rolünü tanımlayıp sınırlamasına rağmen, döviz piyasasına müdahale etme veya Sayrafa platformu açısından ondan farklı olmadığı anlamına geliyor.”

Merkez Bankası’nda bugün alınan yeni önlemlerin kriz çözüm trenini doğru yola sokmak için bir temel oluşturup oluşturmadığına ilişkin olarak ise Cabai, Mansuri’nin ortaya koyduklarının kriz çözümü olmadığını dile getirdi. Cabai sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çözüm, hükümet ve parlamentonun öncekilerden farklı mali politikalar belirlemesi, yeni vergiler koyması ve yıllık açığı yüzde 40 ile 50 arasında değişen bütçeleri düzeltmek için gerekli vergi reformunu gerçekleştirmesinde yatıyor. Gereken ise yerli tarım ve sanayi üretimini destekleyerek ekonomi politikasını değiştirmek ve son 10 yılda 25 milyar dolara mal olan elektrik sektörünün özelleştirilmesi yoluyla stratejik bir reform ortaya koymaktır.”

Ancak Hatır’ın konuya dair açıklaması şöyle oldu:

“Mansuri, gelişen turizm sezonu nedeniyle piyasadaki dolar arzından ve parasal dolarizasyondan, kamu sektörü maaşlarını güvence altına almak ve birçok sektörden fonları kesmek için yararlandı. Nakit akışının yokluğunda ve turizm sezonunun sonuna yaklaşılmasıyla, şirketlerin tekrar faaliyete geçmesiyle ve okulların kapılarını açmasıyla birlikte, paralel piyasadan maaşları güvence altına almak için bile dolar satın almak zor bir iş haline gelebilir ya da politika çözüme doğru gidilmezse döviz kurunun yükselmesine neden olabilir. Devlete lira ve dolar cinsinden borç vermenin durdurulması, fonların güvence altına alınması sınırının kontrol edilmesi ve tahsilatların iyileştirilmesi konusundaki konuşmalar, doğruluğuna rağmen, krizin olası bir şekilde kötüleşeceğine işaret ediyor. Sınırların kontrol edilememesi, yasalara saygı ve çiftlik modeline bağlılık, çözüm üretilemez hale gelen çöküşün en önemli nedenlerini oluşturuyor.”



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”