Hizbullah, silahların devletin elinde toplanmasına ilişkin kararı engellemek için mezhepçi söylemlere başvuruyor

Uzmanlar: Lübnan’daki Şiilerin görüşlerini yansıtmayan bu söylem İran’a fayda sağlıyor

Hizbullah destekçileri, hükümetin silahları devletin elinde toplama kararını protesto etmek için Beyrut'un güneyindeki sokaklarda motosikletlerle eylem düzenledi. (AFP)
Hizbullah destekçileri, hükümetin silahları devletin elinde toplama kararını protesto etmek için Beyrut'un güneyindeki sokaklarda motosikletlerle eylem düzenledi. (AFP)
TT

Hizbullah, silahların devletin elinde toplanmasına ilişkin kararı engellemek için mezhepçi söylemlere başvuruyor

Hizbullah destekçileri, hükümetin silahları devletin elinde toplama kararını protesto etmek için Beyrut'un güneyindeki sokaklarda motosikletlerle eylem düzenledi. (AFP)
Hizbullah destekçileri, hükümetin silahları devletin elinde toplama kararını protesto etmek için Beyrut'un güneyindeki sokaklarda motosikletlerle eylem düzenledi. (AFP)

Hizbullah, Lübnan'daki sorunlarından biriyle ilgili her siyasi krizde, taktiksel silahı olan mezhepsel gerginliğe başvurmaktan çekinmez. Çatışmayı siyasi ve hukuki çerçeveden mezhepsel aidiyet alanına kaydırır ve sokaklarda bu, ‘Şii mezhebine yönelik toplu saldırı’ suçlamalarına dönüşür. Lübnanlılar bu denklemi yirmi yıldır yaşıyor ve tartışma Hizbullah’ın silahları veya bölgesel rolüne geldiğinde bu denklemin özellikleri tekrar tekrar ortaya çıkıyor.

Lübnan hükümetinin silahları devletin elinde sınırlama kararını ele alan son tartışmalarda, Hizbullah bu konuyu anayasanın uygulanması veya hükümet kararlarının hayata geçirilmesi konusunda bir anlaşmazlık olarak sunmadı, aksine bunu Şiileri silahsızlandırma girişimi olarak gösterdi. Uzmanlar, bu retoriğin Hizbullah ile herhangi bir siyasi çatışmanın maliyetini artırdığına inanıyor. Zira bu, bir siyasi parti ile değil, Lübnan toplumunun önemli bir bileşeni ile çatışma gibi görünmesini sağlıyor.

Hizbullah için bir kalkan olarak mezhepçilik

Siyaset psikolojisi profesörü Dr. Muna Feyyad, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Kuruluşundan bu yana Hizbullah, Şii topluluğu içinde mezhepsel retoriği sürekli olarak istismar etmiş ve her türlü siyasi veya güvenlik kazanımı için kullanmıştır” dedi. Feyyad, bu retoriğin ‘özellikle gerginlik veya kritik kararların alındığı anlarda, sokakları harekete geçirmek ve uyarmak için bir araç haline geldiğini’ düşünüyor. Öyle ki bu durum, Lübnan hükümetinin silahları devletin elinde sınırlama kararının ardından son zamanlarda da görüldü.

Lübnan hükümetinin Hizbullah’ı silahsızlandırma planını onaylamasını protesto etmek için Beyrut'un güney banliyölerinde motosikletlerle düzenlenen gösteride bayrak sallayan Hizbullah destekçileri (EPA)Lübnan hükümetinin Hizbullah’ı silahsızlandırma planını onaylamasını protesto etmek için Beyrut'un güney banliyölerinde motosikletlerle düzenlenen gösteride bayrak sallayan Hizbullah destekçileri (EPA)

Feyyad, son zamanlarda sokaklarda görülen motosikletlerin, Hizbullah’ın sokak sokak çatışma yaratma ve tüm Şii topluluğunun diğer topluluklarla çatışma halinde olduğunu gösterme çabasını açıkça yansıttığına inanıyor. Feyyad, “Bu strateji yeni değil; daha çok 1980'lerin sonları ve 1990'larda Hizbullah’ın, Emel Hareketi'nden başlayarak kendi çevresindeki tüm rakiplerini ortadan kaldırmak için her türlü yolu kullanıp hegemonyasını dayatmaya çalıştığı dönemden beri benimsediği politikaların bir uzantısı. Hizbullah, İslam devleti retoriğinden Lübnan gerçekliğine uyarlanmış bir retoriğe geçti, ancak mezhepsel içeriğini korudu ve bunu, geniş bir kitleyi kendisine bağlayan ve ne yaparsa yapsın onu takip etmelerini sağlayan kurumlarla pekiştirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Feyyad, ‘bu mezhepsel sosyal yapının projesinin sağlam bir temeli oluşturduğunu, ancak aynı zamanda mezhebi eleştiriye açık olmayan ve sahadaki her türlü eylemi meşrulaştıran tek bir söyleme esir ettiğini’ düşünüyor.

Motosiklet gösterisi

Siyasetçi Dr. Haris Süleyman ise Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, Lübnan hükümetinin silahları devletin elinde sınırlama kararının ardından sokaklarda yaşanan son motosiklet gösterisinin ‘Şii topluluğunun genel tutumunu ya da organize bir parti hareketini yansıtmadığını, aksine Hizbullah tarafından siyasi mesajlar iletmek için kullanılan marjinal gruplar tarafından organize edilen bir eylem olduğunu’ belirtti.

Süleyman, bu grupların ‘çoğunlukla toplumun alt sınıflarına ve sosyal açıdan en savunmasız gruplara mensup olduğunu ve aracılar aracılığıyla, yakıt depolarını doldurmak gibi sınırlı lojistik destekle sokaklarda gösteriler yapmak üzere seferber edildiğini’ ifade etti. Süleyman sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu eylemlerin amacı, tüm Şii topluluğunun öfkeli olduğu izlenimini yaratmak. Oysa gerçekte durum oldukça farklı; topluluğun sessiz çoğunluğu bu yöntemlere katılmamakta ve bunları onaylamamakta.”

Uydurma bir tehdit

Süleyman, “Sokaklarda sahnelenen bu gösteri, uydurma bir tehditten başka bir şey değil. Bu eylemler Şii topluluğunun gerçek ruh halini yansıtmıyor ve gerçek anlamda karşı protestolara yol açmıyor. Aksine, bunlar daha çok, Hizbullah’a bağlı kurumlar veya gruplar tarafından yönetilen ve gerektiğinde kamuoyuna açıkça reddedilen kısa süreli görsel-işitsel gösteriler gibi. Her kesimden aklı başında insanlar, olanların gerçek bir çatışma değil, popülist gösterinin siyasi olarak istismar edilmesi olduğunu anlıyor” şeklinde konuştu.

En büyük faydalanıcı İran

Hizbullah’ın siyasi stratejilerini takip edenler, Hizbullah’ın Şii toplumu ile bütünleşmiş bir imaj oluşturmayı başardığını ve kamuoyunda bu ikisini birbirinden ayırmanın zor olduğunu açıkça dile getiriyorlar. Beyrut'ta, toplumun kaderini Hizbullah’ın kaderiyle ilişkilendirme girişimlerinin İran'ın yararına olduğu düşünülüyor.

Bu bağlamda Feyyad, bu politikanın birincil yararlanıcısının, ‘Lübnan sahnesini bölgesel çatışmasında bir araç olarak kullanan’ İran olduğunu düşünüyor. Feyyad, ‘Tahran, Lübnan üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü sürece, bu seferberliğin neden olabileceği iç gerilimler veya sosyal krizlerin İran’ın umurunda olmadığını’ iddia ediyor.

Feyyad, “Bu oyun mutlaka kapsamlı bir mezhepsel patlamaya yol açmayabilir, ancak gerginlik anlarında şiddetlenebilecek bireysel çatışmalara ve sürtüşmelere kapı açar. Bugünkü fark, Lübnan ordusunun siyasi desteğe ve sokakları kontrol etme yeteneğine sahip olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Seferberlik söyleminin azalan etkinliği

Bununla birlikte Feyyad, ‘Hizbullah’ın kapsamlı mezhepsel seferberliğe olan yatırımının artık başarıya ulaşacağının garantisi olmadığını’ düşünüyor. Hizbullah’ı veya bazı pervasız grupların uygulamalarını savunmak için sokaklara çıkmaya istekli olmayan bir Şii kesiminin varlığına işaret eden Feyyad, ‘birçoğunun bu hareketlerin kendilerine fayda sağlamadığını, aksine İran projesiyle organik olarak bağlantılı sınırlı bir gruba hizmet ettiğini fark ettiğini’ ifade etti.

“Hizbullah’ın mezhebi silahsızlandırmak olarak göstermeye çalıştığı silahsızlandırma, aslında yabancı amaçlara hizmet etmek için kullanılan İran'ın silahsızlandırılmasından başka bir şey değildir” diyen Feyyad, “Bu denklemin devam etmesi Lübnan'ı bağımlılık durumunda tutmak anlamına gelir” uyarısında bulundu.



İsrail, Lübnan'ın doğusuna saldırdı: Dört kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırıları sonrası yükselen duman (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırıları sonrası yükselen duman (AFP)
TT

İsrail, Lübnan'ın doğusuna saldırdı: Dört kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırıları sonrası yükselen duman (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırıları sonrası yükselen duman (AFP)

Lübnan resmi haber ajansı NNA dün İsrail'in Lübnan'ın doğusunda, Suriye sınırı yakınlarında düzenlediği saldırıda dört kişinin öldüğünü bildirdi. İsrail ise Filistinli İslami Cihad Hareketi’nin üyelerini hedef aldığını açıkladı.

İsrail, bir yılı aşkın bir süre Hizbullah ile yaşanan savaşın ardından 2024 yılı kasım ayında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan'a saldırılarını sürdürüyor. Tel Aviv, sık sık Lübnan topraklarında Hizbullah ve bazen de Hamas üyelerini hedef aldığını duyuruyor. Ancak bu kez bir ilk olarak İsrail, ateşkesin sağlanmasından bu yana Lübnan'daki İslami Cihad Hareketi’ni hedef aldığını duyurdu.

NNA, İsrail'e ait bir insansız hava aracının (İHA) Lübnan-Suriye sınırında bir aracı hedef aldığını bildirdi. Araçta dört kişinin cesedinin bulunduğunu aktardı.

Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ölü sayısı doğrulandı.

İsrail ordusu, Mecdel Ancar bölgesinde İslami Cihad Hareketi’nin terörist unsurlarını hedef aldığını belirten bir açıklama yaptı.

Lübnan'daki İslami Cihad Hareketi’nin bazı üyeleri, 2023 yılının ekim ayında Gazze'de patlak veren savaşın arka planında İsrail ile Hizbullah arasında çıkan savaş sırasında öldürüldü.

İsrail ile İran yanlısı Hizbullah arasındaki savaşta, İslami Cihad Hareketi ve Hamas İsrail'e bazı saldırılar düzenledi ve Lübnan'dan İsrail topraklarına sızmaya çalıştı.

Fransız Haber Ajansı AFP, Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine dayanarak, ateşkesin sağlanmasından bu yana Lübnan'da İsrail saldırıları sonucu 370'den fazla kişinin öldüğünü bildirdi.

Lübnan ordusu, geçtiğimiz ocak ayında İsrail sınırındaki 30 kilometrelik bir alanı kapsayan, silahları devlete sınırlandırma planının ilk aşamasının tamamlandığını duyurdu.

Lübnan hükümeti, geçtiğimiz yıl ağustos ayında 2024 yılının kasım ayında varılan ateşkes uyarınca silahların meşru güçlerle sınırlandırılmasını onayladı.

Bu bağlamda, Filistinli gruplar geçtiğimiz yıl bazı mülteci kamplarında silahlarını Lübnan makamlarına teslim etti.

Ancak Hamas ve İslami Cihad, Lübnan'da silahsızlanma planlarını açıklamadı.


" AUSSOM " operasyonundaki finansman krizi, Somali'deki terörle mücadele çabalarının azalması konusunda uluslararası endişeleri artırıyor

Afrika Birliği Somali Misyonu'ndan barış güçleri (Reuters)
Afrika Birliği Somali Misyonu'ndan barış güçleri (Reuters)
TT

" AUSSOM " operasyonundaki finansman krizi, Somali'deki terörle mücadele çabalarının azalması konusunda uluslararası endişeleri artırıyor

Afrika Birliği Somali Misyonu'ndan barış güçleri (Reuters)
Afrika Birliği Somali Misyonu'ndan barış güçleri (Reuters)

Somali'de terör gruplarının artan etkisiyle ilgili endişeler giderek artarken, Afrika Birliği Somali Misyonu'nun (AUSSOM) finansman açığı da endişeleri artırıyor. Bu durum en son BM Genel Sekreteri Antonio Guterres tarafından da dile getirildi ve Guterres, tutarlı ve sürdürülebilir destek çağrısında bulundu.

Bu uluslararası endişeler, Uganda'nın birliklerini misyondan çekme olasılığı ile örtüşüyor ve daha önce Mısır'ın fon yetersizliğinin sonuçlarına ilişkin endişelerini takip ediyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan Somali ve Afrika işleri uzmanı, bunun terörle mücadele çabalarında bir düşüşe yol açabileceğine ve böylece Somali'de eş-Şebab militan grubunun yeniden ortaya çıkma olasılığını artırabileceğini değerlendirdi. Kriz içindeki Afrika ülkesinde, bu geçiş aşamasında istikrarlı ve tutarlı fonlamanın önemini vurguladı.

Görev süresi 2024 yılının sonlarında biten Afrika Birliği Geçici Askeri Misyonu'nun (ATMIS) ardından, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Aralık 2024'te bu misyonu kuran bir karar almasından sonra, Afrika Birliği Somali Misyonu (AUSSOM) Ocak 2025'te resmen faaliyete başladı. Misyonun görevi, son 15 yıldır Somali'de terör faaliyetleri artan eş-Şebab'la mücadelede Somali'ye destek sağlamaktır.

BM talepleri

Afrika Birliği zirvesinde cumartesi günü yaptığı konuşmada Guterres, uluslararası toplumu Somali'deki Afrika Birliği Misyonu'na (AUSSOM) tutarlı ve sürdürülebilir bir finansman sağlamaya ve güvenlik tehditleri karşısında misyonun etkinliğini ve sürdürülebilirliğini korumak için güvenilir bir finansman mekanizması oluşturmaya çağırdı. BM Güvenlik Konseyi'nin misyonun zorunlu katkılar yoluyla finanse edilmesi konusunda anlaşmaya varamamasını da eleştirdi.

Guterres konuşmasında, Somali misyonunu uluslararası toplumun Afrika liderliğindeki barış koruma operasyonlarını destekleme taahhüdünün bir sınavı olarak nitelendirerek, "Eğer Somali'deki Afrika Birliği Misyonu uluslararası desteği hak etmiyorsa, o zaman kim hak ediyor?" diye sordu.

Guterres, Birleşmiş Milletler'in, görevlerinin gerçekçi olmasını, önceliklerin doğru şekilde tespit edilmesini ve yeterli finansmanla desteklenmesini sağlamak amacıyla barış koruma operasyonlarını kapsamlı bir şekilde gözden geçirdiğini ve net bir geçiş planının yürürlükte olduğunu ifade etti.

Somali siyasi analisti Abdiwali Jama Barre, Guterres'in Somali'deki BM barış koruma misyonundaki finansman kriziyle ilgili açıklamalarının, özellikle eş-Şebab'ın devam eden tehdidi göz önüne alındığında, yetersiz finansmanın terörle mücadele çabalarını engelleyebileceği yönündeki BM içindeki gerçek endişeyi yansıttığına inanıyor.

Ayrıca, katkıların zorunlu olmamasının, "güvenlik operasyonları için uzun vadeli planlamanın zorluğunu ve Uganda'da görüldüğü gibi asker sayısında azalma veya lojistik destek potansiyelini vurguladığını" belirtti. Bu durum, silahlı gruplara karşı operasyonları yavaşlatabilir, bazı kurtarılmış bölgelerde güvenlik boşlukları yaratabilir ve Somali güçleri üzerindeki baskıyı artırabilir."

Eylül 2025'te Kenya Dışişleri Bakanı Musalia Mudavadi, misyonun ciddi finansman sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu ve terörizmle mücadelede başarısını sağlamak için yeterli kaynak temin etmek amacıyla uluslararası düzeyde ortak çabalara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Mudavadi, uluslararası topluma, özellikle el Kaide bağlantılı bir örgüt olan eş Şebab'ın oluşturduğu tehdit başta olmak üzere, güvenlik sorunlarıyla başa çıkabilmesi ve güvenlik sorumluluklarının Somali hükümetine kademeli olarak devredilebilmesi için misyona sürekli mali ve lojistik destek sağlaması çağrısında bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanlığı, Temmuz 2025'te uluslararası topluma Somali'deki barış gücü misyonunun sürdürülebilirliğini sağlamak ve görevini etkin bir şekilde yerine getirebilmesi için yeterli fon sağlanması çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi'nin Mısır'ın kuzeyindeki el Alameyn'de Somali mevkidaşı Hasan Şeyh Muhammed ile yaptığı görüşmenin ardından geldi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı'nın çağrısı, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf'un Nisan 2025'te Uganda'da düzenlenen bir misyon toplantısında "Somali'deki Afrika Birliği Misyonu (AUSSOM) için 190 milyon dolara kadar gerekli fonun sağlanması" çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Ancak, çok az ilave fon sağlandı. Afrika Birliği Yürütme Konseyi, Temmuz 2025'te AUSSOM'u desteklemek için 10 milyon dolarlık ilave acil durum fonunu onayladı ve bu mali desteğin "Afrika Birliği Misyonunun operasyonel gereksinimlerini karşılamasını sağlamak için gerekli" olduğunu belirtti.

Barry, Guterres'in açıklamasıyla da desteklenen, Afrika'nın fon taleplerine yanıt verilmemesinin terörle mücadelede sonuçlar doğuracağına inanıyor. Süregelen fon yetersizliğinin uluslararası birliklerin sayısında azalmaya, taarruz operasyonlarında yavaşlamaya ve eş-Şebab'a yeniden toparlanma fırsatı vermesine yol açacağı konusunda uyardı.

Somali'nin hassas bir geçiş aşamasında olduğunu ve herhangi bir fon yetersizliğinin güvenlik sorumluluğunun Somali güçlerine tamamen devredilmesini engelleyebileceğini vurguladı.

 


Seyfulislam Kaddafi'ye yönelik suikastın ardından taraflar arasında “vatana ihanet” suçlamaları

Seyfulislam Kaddafi, 2011 yılında tutuklandığı sırada (Reuters)
Seyfulislam Kaddafi, 2011 yılında tutuklandığı sırada (Reuters)
TT

Seyfulislam Kaddafi'ye yönelik suikastın ardından taraflar arasında “vatana ihanet” suçlamaları

Seyfulislam Kaddafi, 2011 yılında tutuklandığı sırada (Reuters)
Seyfulislam Kaddafi, 2011 yılında tutuklandığı sırada (Reuters)

Seyfulislam Kaddafi'nin bu ayın başlarında Libya’nın Zintan şehrinde öldürülmesi, ülkede ‘iç savaşın patlak vermesine’ dair yapılan uyarıların ve duyulan korkuyla birlikte, ona yakın kişiler arasında ‘vatana ihanet’ ve ‘ihmal’ suçlamaların yapılmasına yol açtı. Olay, Zintan'da Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi'nin oğlunu koruyan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı eski komutanı el-Acmi el-Atiri ile öldürülmeden önce onu ziyaret eden Seyfulislam Kaddafi’nin kuzeni ve kabilesinin üyesi Ahmed ez-Zerruk arasındaki anlaşmazlığın tırmanmasının ardından meydana geldi.

Birçok kişi, İngiltere'de yaşayan Zerruk’un Zintan'daki Seyfulislam Kaddafi’nin karargahını ziyaret ettiğini, onunla bir fotoğraf çektirdiğini ve bunu sosyal medyada paylaştığını, bunun da onun yerinin tespit edilmesine yol açarak katillerinin ona ulaşıp suikast düzenlemesine yardımcı olduğunu düşünüyor. Bu olay, sözlü savaşa, ‘ihanet’ suçlamalarına ve öfkeli tepkilere yol açtı.

Seyfulislam Kaddafi, sıkı güvenlik önlemleri altında Zintan'da kalıyordu. Kaddafi, 2021'de yapılacak seçimler için adaylık belgelerini sunana kadar 10 yıl boyunca kamuoyu önüne çıkmamıştı.