Asmara’daki siyasi çatışma İsrail’e taşınıyor

Ben Gvir’in başarısızlığı ve polisin yetersizliği karşısında hükümete karşı olası protestolarla ilgili komplo ortaya çıkarıldı.

Asmara’daki siyasi çatışma İsrail’e taşınıyor
TT

Asmara’daki siyasi çatışma İsrail’e taşınıyor

Asmara’daki siyasi çatışma İsrail’e taşınıyor

İsrail hükümetinin Başbakan Netanyahu’dan Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’e ve hatta polis ve istihbarata kadar çeşitli araçlarını kapsayacak bu büyüklükte başarısızlıkların birkaç saat içinde yaşandığını hayal etmek zor. Belki de olup bitenlerin en iyi özeti, Belediye Başkanı Ron Huldai’nin elini yanağına koyarak sorduğu şu soruydu:

“Biz gerçekten bir devlet miyiz?”

21’inci yüzyılda İsrail kadar güçlü bir devlette bu başarısızlıklara inanmak zor görünüyor.

Yaşanan şu ki Tel Aviv’deki Eritre Büyükelçiliği, neredeyse dünyadaki diğer Eritre büyükelçiliklerinin her yıl yaptığı gibi bir sanat festivali düzenlemeye karar verdi. Bu kutlama, Eritre hükümeti tarafından, Etiyopya’dan ayrıldıktan sonra ‘Eritre Halk Kurtuluş Cephesi’nin iktidara geldiği 1991 yılından bu yana düzenleniyor. Ancak Cephe, 1970’li yıllarda Eritre dahil tüm Etiyopya’nın İtalyan sömürgeciliğinden kurtarılmasından, Eritre folklorunun sunulmasından ve Etiyopya yönetiminden ulusal kurtuluş mücadelesinde cephe için bağışlar toplanmasından bu yana kutlama yapıyor. Özgürlüğüne kavuştuğunda da kutlamaları büyükelçilikler aracılığıyla devlet olarak düzenlemeye devam etti.

Bu kez İsrail’deki Eritre rejiminin muhalifleri, tören önünde gösteri düzenleme kararı alarak polise resmi izin başvurusunda bulundu. İzin başvurusunda bulunanlar beklenen katılımcı sayısının dört bin civarında olacağını yazsa da polis, gerçek katılımcı sayısının 300’ü geçmeyeceğini tahmin ediyordu. Bunun nedeni ise İsrail’deki sayılarının 18 bin civarında olduğu tahmin edilen Eritreli mültecilerin artık ülke geneline dağılmış olması (Eritrelilere ek olarak 3 bin 269 Sudanlı ve 2 bin 98 Afrikalı mülteci bulunuyor).

jyu
Tel Aviv’de Eritreli sığınmacılar arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda açılan bayraklar. (Reuters)

Bu tahminler polis, istihbarat servisleri veya Tel Aviv- Yafa belediyesindeki sosyal işler departmanı tarafından yalanlanmadı. Bu nedenle binayı korumak ve göstericileri izlemek üzere 30 kişilik bir polis ekibinin görevlendirilmesine karar verildi. Tel Aviv polisi, genellikle 35 haftadır her cumartesi düzenlenen devasa gösterilere hazırlanıyor. Gösterilerin en büyüğü, gösterici sayısının 150- 300 bine ulaştığı Tel Aviv’de gerçekleşiyor. Ancak geçen cumartesi sabahı polise ulaşan ihbarda, mülteciler arasındaki rejim düşmanlarının, kutlamayı zorla engellemek için gösteriye erken başlayıp binayı yakmayı planladıkları belirtildi. Bu nedenle söz konusu polis teşkilatına 50 kişilik sınır muhafız kuvveti eklenmesine karar verildi. Ancak bu kuvvet olay yerine zamanında ulaşamadı.

Bu sırada mülteciler arasındaki rejim yanlıları, düşmanca gösteri düzenlendiğini ve binanın yakılabileceğini öğrendikleri için kendilerini iyi hazırlayıp sopalar, bıçaklar ve taş dolu iki arabayla geldiler. Gelir gelmez göstericilere saldırmaya ve onları dışarı çıkmaya zorlamaya başladılar. Ayrıca rejimin destekçileri ve muhalifleri olmak üzere her iki taraf da yollarına çıkan her şeyi, arabaları, dükkanları, evleri vs. yok ediyorlardı.

Polis ise adeta futbol oynarken yeteneksizce birbirlerine çarpanlara benziyordu. Destekçilerle muhalifler arasında ayrım yapmıyor, sahada olup biteni anlamış gibi görünmüyorlardı. Göstericileri dağıtmayı başaramadıklarında, yaralı polis sayısının yaralı gösterici sayısını aştığı görüldü. Bu nedenle önce plastik mermi, ardından da gerçek mermi kullanma emri aldılar. Ayrıca yaralılar, 40’ı polis olmak üzere 170 kişiye ulaştı ve Tel Aviv ve bölgedeki hastanelerde olağanüstü hâl ilan edildi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre drone ve helikopterler de devreye alındı.

İstihbarat hatası

Ön incelemelerde ilk başarısızlıkların hükümet ve siyasi liderlerle ilgili olduğu ortaya çıkıyor. Bilindiği gibi Polis Genel Müdürü Yaakov Shabtai, göreve geldiğinden beri aralarındaki ilişkin gergin olması nedeniyle Tel Aviv Polis Şefi Ami Eshed’i görevden almıştı.

fve
Tel Aviv’deki Eritreli sığınmacılar arasında yaşanan şiddetli çatışmalara güvenlik görevlilerince müdahale edildi. (EPA)

Bakan Ben Gvir, Başbakan Netanyahu ve diğer bakanlarla birlikte Eshed’in görevden alınmasını destekledi. Zira ona karşı öfkeliydiler ve onu hükümete yönelik protestocular karşısında yumuşak davranmakla suçluyorlardı. Ayrıca haftalık cumartesi gösterilerinde göstericilerin Elon Caddesi’ni kapatmasını engellemediği için kendisine açıkça saldırıyorlardı. Eshed, gösterilerle ilgili olarak kendilerine sokaklara göstericilerin kanını dökmek, demokratik gösteri hakkına zarar vermek ve hastanelerin acil servislerini yaralılarla doldurmak istemediğini söylemişti. Ancak Başbakan ve bakanlar tarafından tavrı, ‘protesto kampanyasına açık bir sempati ve hükümete karşı bariz bir düşmanlık’ olarak nitelendirildi.

Ancak sorun şu ki Eshed’in yerine Sınır Polisi’nden Tümgeneral Peretz Amar’ı getirdiler ve onun da çok sayıda Afrikalı mültecinin yaşadığı Tel Aviv’in güneyi ve Yafa hakkında bir bilgisi yok. Yardımcısını başka bir tugaya naklettiler ve göreve başlamasının üzerinden bir buçuk ay geçmesine rağmen henüz yerine bir milletvekili atamadılar. Bu başarısızlık, Tel Aviv’deki polis liderliğini değiştirme sürecinin aceleyle ve araştırma yapılmadan yürütüldüğünü ve birçok boşluk bıraktığını gösteriyor.

Olay meydana gelip, Tel Aviv’de çatışmalar başladığında ve polisin ne kadar çaresiz, kafası karışmış ve kaybolmuş olduğu anlaşıldığında Polis Genel Müfettişi geldi, Tel Aviv Polis Tugay Komutanı’nı kenara çekti ve operasyonları kendisi yönetmeye başladı. Pratik olarak göstericilerin vurulması ve onlarla profesyonel olmayan çatışmalar gibi yaşanmış başarısızlıkların da sorumluluğunu üstleniyor. Bu çatışmalar, çok sayıda polisin yaralanmasına ve beş saat boyunca durumun kontrol altına alınamamasına neden olurken, Tel Aviv sakinleri ve ziyaretçileri arasında terör saçtı.

Ayrıca istihbarat fiyaskosu da yaşandı. Hiç kimse bu kadar göstericinin gelmesini beklemiyordu. Bunun yanı sıra İsrail istihbaratının İsrail’de Eritre rejiminin bu kadar çok destekçisi olduğunu bilmediği, bu kadar organize olduklarını ve Tel Aviv’in göbeğinde böyle bir saldırıyı organize edebilecek kapasitede olduklarını da bilmediği ortaya çıktı.

Komplo teorisi

Diğer yandan hem iktidar hem de muhalefet açısından komplo teorisi gündeme geldi. Netanyahu ve Ben Gvir çevresinde, polis ve istihbarat servislerinden birinin ‘hükümeti sabote edecek ve çaresiz gösterecek bir kaos yaratmak için’ bu saldırıyı gerçekleştirmek üzere rejim destekçilerinin geldiğine dair bilgileri kasıtlı olarak gizlediği yönünde iddialar duyuldu. Şüphelerinin doğruluğunu kanıtlamak için de son günlerde İsveç, Almanya, ABD ve Kanada’da bu tür gösterilerin gerçekleştiğini ve festivallere saldırı düzenlendiğini belirttiler. Polis müdahale ederek her iki taraftan da göstericileri gözaltına aldı. Yapılan değerlendirmeler İsrail istihbaratının ve polisinin bu gösterilerin Tel Aviv’e taşınabileceğini bilmesi gerektiği yönünde.

tyn
Tel Aviv’de Eritreli sığınmacılar arasında cumartesi günü çatışmalar çıktı. (Reuters)

Söz konusu şüpheler, İsrail hükümetinin tüm İsrail güvenlik kurumlarını yargı reformu planına karşı protesto gösterilerini desteklemekle ve Eritre davasını hükümete zarar vermek için kullanmakla suçlaması fikriyle tutarlı. Ayrıca İsrail Yüksek Mahkemesini Afrikalıların sınır dışı edilmesine engel olmakla suçluyorlar.

Muhalefet ise öncelikle halkın dikkatini haftalık protesto gösterilerinden başka yöne çekmek isteyen hükümeti, Eritrelileri siyasi amaçları doğrultusunda sömürmekle suçluyor. Diğer yandan hükümet de Eritrelilerden kurtulmak istiyor ve isyancıları kovmak için onlara çatışma ve savaşma özgürlüğü veriyor. Netanyahu liderliğindeki hükümet, Eritreli mültecileri İsrail’de tutacak her türlü çözümü reddediyor. Birleşmiş Milletler (BM), Eritrelilerin yarısının ve Sudanlı mültecilerin diğer ülkelere çıkışını sağlamak için çeşitli formüllere ulaştı. Ancak başlangıçta öneriyi destekleyen Netanyahu hükümeti, geri adım attı ve onları ülke dışına sürmekte ısrar etti.

Bu yılın başından bu yana bin 910 Eritreli mülteci, 116 Sudanlı mülteci ve diğer 50 Afrikalı mülteci, her birine verilen 3 bin 500 dolar bağışlama karşılığında İsrail’i terk etti. Bu olayların ardından Eritre’de rejim destekçileri açığa çıktı. Söz konusu kimseler, ülkedeki insan hakları sistemine göre kolaylıkla sınır dışı edilebiliyorlar.



İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir direnç

Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
TT

İran'ın gölge ekonomisi: Uzun sürmeyecek bir direnç

Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da bir sokaktaki duvar resminin önünde duran bir motosikletçi, 21 Temmuz 2026 (AFP)

Lina el-Hatib

İran, Rusya ve Çin gibi müttefikleriyle iş birliği içinde, dünyanın en gelişmiş yaptırımları aşma sistemlerinden birini kurmak için on yıllar harcadı. Petrolü, isimleri, bayrakları ve sahipleri sürekli değişen bir gölge tanker filosuyla taşınıyor ve sevkiyatlar, menşeini gizlemek için denizde gemiden gemiye aktarılıyor. Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika'daki ticaret merkezlerindeki bir dizi paravan şirket, İranlı kuruluşları uluslararası pazarlardan ayıran katmanlar sağlıyor.

Döviz büroları, offshore hesaplar ve paravan şirketler, petrol gelirlerinin İran'dan geçmesine gerek kalmadan taşınmasına veya harcanmasına olanak tanıyor. İran Devrim Muhafızları, bu sistemi döviz cinsinden gelir elde etmek için kullanıyor ve İran para biriminin değeri düştükçe gelirleri artıyor.

İran'ın bu dallı budaklı sistemi, her yeni yaptırımı kendisini aşmanın yeni yollarını geliştirmeye teşvik eden bir motivasyona dönüştüren bir uzmanlık seviyesine ulaştığı izlenimini verebilir. Ancak bu izlenim, yaptırımları aşmanın İran'a maliyetini hafife alıyor ve sistemin kendi içsel zayıflıklarını göz ardı ediyor. Nitekim İran'ın gölge ekonomisi yeni yaptırımlara uyum sağlayabilir, ancak kapasitesi sınırsız değil.

İran’ın gölge ekonomisi

24 Ağustos'ta Washington, İran ekonomisinin etrafındaki çemberi daha da daraltmayı amaçlayan yeni bir önlem seti olan “Ekonomik Dışlama Operasyonu”nu başlattı. İran ekonomisinin kırılganlığı, yeni yaptırımlar ve ayrıca yaptırımları aşma mekanizmalarının genişlemesi sebebiyle daha da kötüleşebilir. Zira her ek gizleme ve kamufle etme katmanı, işlem maliyetlerini artırıyor ve İran ağlarını uluslararası izlemeye karşı daha savunmasız hale getirebiliyor.

Gölgede faaliyet gösteren tanker filosu, İran'ın gizli sınır ötesi ticaret altyapısının en önemli bileşenlerinden biri. İran petrolü, sahipliği paravan şirketlerden oluşan katmanların ardında gizlenmiş, bayrakları, işletmecileri ve yöneticileri sürekli değişen, Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) sinyalleri kaybolabilen veya manipüle edilebilen gemilerle taşınıyor. Gemiden gemiye aktarmalar, bir başka belirsizlik katmanı daha ekliyor.

Gölge ekonomi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları artar

ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), İran sevkiyatlarının nihai varış noktalarına ulaşmadan önce aşamalar halinde birden fazla gemi arasında transfer edildiğini belgeledi. Bu işlem her yeni transferle petrolün menşeini kanıtlamayı giderek zorlaştırıyor. İran ayrıca petrol ve petrol ürünlerinin kaynağını gizlemeye çalışarak, bunları diğer ülkelerden geliyormuş gibi pazarlıyor.

Şirketlerin yapıları da benzer bir rol oynuyor. İran ile bağlantılı ağlar, varlıkların gerçek sahibini veya işlemlerin gerçek faydalanıcısını gizlemek için nakliye, danışmanlık, lojistik, emtia ticareti ve finansal hizmetler alanlarında faaliyet gösteren görünüşte sıradan şirketleri kullanıyorlar.

İranlı nakliye devi Muhammed Hüseyin Şamhani ile bağlantılı geniş ağ, bu taktiğin açık bir örneğini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı'na göre, bu ağ, Hong Kong ve Marshall Adaları da dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde faaliyet gösteren şirketleri kullanıyordu, aynı zamanda meşru ticari faaliyet görünümünü tehlikeye atmadan gemi operatörlerini ve yöneticilerini tekrar tekrar değiştiriyordu.

sdfghyju
 İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, Tahran'da Afganistan, Çin, İran, Hindistan ve Rusya'dan ulusal güvenlik sekreterlerinin ilk toplantısında konuşuyor, 26 Eylül 2018 (AFP)

İran ayrıca, yaptırım uygulanan İran bankaları ve kuruluşları adına ödeme yapan paravan şirket ağlarına ek olarak, döviz rezervlerini yurtdışında tutmak için döviz bürolarını ve aracıları da kullanıyor. Petrol satışları önemli miktarda Çin yuanı cinsinden gelir kazandırıyor ve bu gelirler, İran’dan geçmesine gerek kalmadan İran’ın  ithalatını finanse etmek veya diğer yükümlülüklerini karşılamak için kullanılabiliyor.

Bu örnekler, İran'ın gölge ekonomisinin direncini, meşru uluslararası ekonominin çekirdeğine entegre olmasından aldığını ortaya koyuyor.

Yaptırımları aşmanın maliyeti

Meşru ve yasadışı faaliyetlerin iç içe geçmesi, yaptırımların uygulanmasını daha da zorlaştırıyor. İran, kapatılan paravan şirketleri ve ABD makamları tarafından ifşa edilen aracıları sürekli olarak değiştiriyor, şirketlerin gerçek sahipliğini devrediyor, sahte belgeler düzenliyor ve ödemeleri yeniden yönlendiriyor; gölge ekonomisinin işleyişini sürdürmek için küresel ağına güveniyor.

Ancak bu adaptasyonun bir bedeli var. Yaptırımları aşmaya yönelik her yeni yol ek bir maliyet getiriyor. İran, alıcılara riskleri telafi etmek için petrolünü indirimli satmak, işlemleri gizlemek ve fonları transfer etmek için de aracılara ödeme yapmak zorunda kalıyor. Kendisi için güvenilir nakliye şirketleri, finans kurumları ve sigorta şirketlerinin sayısı da gitgide azalıyor. Dahası sermaye yurt dışında sıkışıp kalabilir, işlemler daha yavaş ve karmaşık hale gelebilir. Kaldı ki Tahran'ın aracı kurumlara bağımlılığı arttıkça onların üzerindeki nüfuzu da artıyor.

Gölge ekonomisi aynı zamanda yolsuzluğu da besliyor. Milyarlarca dolar gizemli şirketler ve gayri resmi düzenlemeler aracılığıyla transfer edildiğinde, kara para aklama ve zimmete geçirme fırsatları da artar. ABD Hazine Bakanlığı, yolsuzluk ve kötü yönetimin İran'ın gizli bankacılık sisteminin kaynaklarını tükettiğini belirtti.

Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı aynı hızda ve maliyetle hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır

Bu uyum, İran'ın yaptırımların baskısına dayanmasını sağlıyor, ancak ekonomisini giderek daha az verimli ve daha kırılgan hale getiriyor. Ekonomik Dışlama Operasyonu, bu kırılganlığı daha da kötüleştirebilir, çünkü ABD yaptırım listelerine sadece isimler eklemekle yetinmiyor, aynı zamanda İran ticari ağının bağlı olduğu dış altyapıyı, bankaları, sigorta şirketlerini, gemi bayrak kayıtlarını, limanlardaki hizmet sağlayıcılarını, deniz yakıtı tedarikçilerini, emtia tüccarlarını, döviz bürolarını ve nihayetinde İran mallarının alıcılarını hedef alıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, yabancı kurumlara, İran'ın yaptırımları aşmasına yardımcı olmanın, ABD finans sistemine erişimlerini kaybetmelerine neden olabileceği konusunda açıkça uyarıda bulundu. Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'un öncelikle finans kurumlarına odaklanarak, ikincil yaptırımları tekrar tekrar uygulamayı planladığını söyledi. Bu, başka bir paravan şirkete yaptırım uygulamaktan niteliksel olarak farklı, çünkü bu durum, söz konusu şirket ile iş yapan bankaları da yaptırımların hedefi haline gelme tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu da İran'ın güvenilir bankalara, dolar takas hizmetlerine, sigortaya, limanlara ve büyük emtia piyasalarına erişimini giderek zorlaştırıyor.

Çin problemi

Çin en büyük sınav olmaya devam ediyor. İran'ın yaptırımları aşma modeli, İran petrolünün birincil varış noktası veya döviz, emtia ve finansal aracıların kaynağı olarak giderek doğuya yöneldi. Çin'de tutulan İran petrol gelirleri, Çin'in İran'a ihracatını finanse edebilir ve geleneksel sınır ötesi bankacılık sistemine olan bağımlılığı azaltabilir.

dfvgthyj
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao Limanı’ndaki konteynerler, 9 Mayıs 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan  aktardığı analize göre Çin ile olan ilişki, İran'ın ekonomik direncine katkıda bulundu, ancak güç dengesi açıkça Pekin'in lehine ve çıkarına. İran petrolünün çoğu Çin'e satılırken, Çin petrol tedarikinde İran'a birincil kaynak olarak bağımlı değil. Pekin, 2021'de Tahran ile imzaladığı “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” anlaşmasını da büyük ölçüde hayata geçirmedi.

İran, Çin talebine, Çin para birimine ve onunla ticareti sürdürmeye istekli sınırlı sayıda aracıya aşırı derecede bağımlı hale gelirse, ekonomisi daha az çeşitli bir ekonomiye dönüşecektir. Tahran, Batı finans kurumlarına olan bağımlılığını, ticaret ve finans kanallarını kontrol eden diğer dış aktörlere olan bağımlılıkla değiştirebilir.

Çin ayrıca Washington için de siyasi maliyeti yükseltiyor. Büyük Çin bankalarına, rafinerilerine veya ticaret şirketlerine baskı uygulamak, ABD-Çin ilişkileri ve küresel ekonomi için sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun etkinliği nihayetinde Washington'un baskıyı bu sistemin daha yüksek seviyelerine yaymaya ne kadar istekli olduğuna bağlı olmayı sürdürmektedir.

Yaptırımların başarısı nasıl ölçülür?

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı, yaptırımların uygulanmasının, yaptırımları aşmanın dayandığı altyapıyı kademeli olarak ne ölçüde daralttığıyla ölçülebilir. Eğer İran, ABD'nin her yeni önlem turundan sonra aynı miktarda petrol ve parayı, aynı hızda ve maliyetle, aynı aracı kurumlar aracılığıyla hareket ettirmeyi başarırsa, bu önlemlerin etkisi sınırlı kalacaktır.

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın yabancı kuruluşlara olan bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden yararlanma yeteneğine bağlı olacaktır

 ABD’nin mevcut deniz ablukası kapsamında, İran ihracatına yönelik fiziksel kısıtlamalar mali baskıyı yoğunlaştırıyor. Denizcilikteki kısıtlamalar daha sonra hafifletilirse, İran neredeyse kesin bir şekilde önceki ticaret seviyelerine geri dönmek için gerekli ticaret ve finans ağlarını yeniden kurmaya çalışacaktır. Ancak, yeni aracı kurumlardan oluşan ağlar gibi alternatifleri kabul edilebilir bir maliyete bulması garanti değil.

İşte temel çatışma bu noktada; İran'ın ağlarını yeniden kurma gücü ile Washington'un bu ağların faaliyet gösterebileceği ekonomik alanı daraltma gücü arasında dönüyor.

cvfbghn
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, başkent Washington'da düzenlenen bir basın toplantısında konuşuyor, 24 Ağustos 2026 (AFP)

İran'ın gölge ekonomisi adaptasyon yeteneğine sahip, ancak bankalar, limanlar, alıcılar, para birimleri ve dış ticaret hizmetleri de dahil olmak üzere küresel ekonomiye erişime büyük ölçüde bağımlı. Bu nedenle, gerçekten bağımsız değil. Bu bağımlılıklar onun Aşil topuğu ve bu durum, İran ile ikili ilişkilerinde üstünlüğü elinde bulunduran kendi müttefikleri için de geçerli.

Ekonomik Dışlama Operasyonu’nun başarısı veya başarısızlığı, Washington'un İran'ın dışarıya bağımlılığından, özellikle de Çin ile olan eşitsiz ilişkisinden faydalanma yeteneğine bağlı olacaktır. ABD'nin lehine olan husus, İran'ın kayıt dışı ekonomisinin temel bir paradoks içermesidir: Ne kadar karmaşık hale gelirse, o kadar çok aracıya ve ortağa ihtiyaç duyuyor ve her ek taraf, Washington'un yaptırımları uygulama çerçevesinde hedef alabileceği yeni bir nokta oluşturuyor.


ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
TT

ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)

ABD'nin, İsrail'e yaklaşık 2,8 milyar dolar değerinde yeni bir silah satışına onay vermeye hazırlandığı ve pakette 40 bin adet 2 bin librelik (yaklaşık 1 ton) bomba bulunduğu bildirildi.

ABD basınında yer alan haberlere göre, Amerikan vergi mükelleflerinin ödediği kaynaklarla finanse edilecek paket, Batı'nın cephaneliğindeki en ağır yıkıcı mühimmatlar arasında yer alan silahları içeriyor. Pakette 20 bin adet MK-84 tipi bomba, 20 bin adet BLU-117 tipi bomba ve tahkimatları delmek amacıyla kullanılan I-2000 Penetrator tipi 20 bin savaş başlığı bulunuyor.

The New York Times'ın bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı habere göre, Başkan Donald Trump yönetiminin söz konusu silah satışına onay verdiği belirtildi.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili ise yaptığı açıklamada, "Tüm dış askeri satışlar, yürürlükteki prosedürler doğrultusunda ilerlemektedir" dedi. Yetkili, henüz tamamlanma aşamasında olan satışlara ilişkin ise yorum yapmaktan kaçındı.

Silah paketine ilişkin haberler, ABD Savunma Bakanlığının İran'daki savaşla bağlantılı olarak mühimmat sıkıntısı yaşandığını kabul ettiği bir dönemde gündeme geldi. Washington yönetiminin 28 Şubat ile 30 Haziran tarihleri arasında mühimmat için 22,3 milyar dolar harcadığı bildirildi.

Trump yönetimi, Şubat 2025'te İsrail'e bomba, füze ve bunlarla bağlantılı ekipmanların da yer aldığı 7,4 milyar dolarlık silah satışına onay verdi. Söz konusu pakette MK-84 tipi mühimmat da bulunuyordu.

Joe Biden yönetimi, Gazze'de sivil kayıplara ilişkin endişeler nedeniyle 2 bin librelik bombaların sevkiyatlarından birini askıya almıştı. Trump yönetimi ise 2025'in başında göreve gelmesinin ardından söz konusu bombaların İsrail'e teslim edilmesine onay verdi.


Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamaları getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
TT

Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamaları getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)

ABD, Güney Afrika vatandaşlarına vize verilmesine yönelik yeni kısıtlamalar getirdi. Karar, ABD Başkanı Donald Trump'ın apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana ülkenin uyguladığı ırksal adalet politikalarını defalarca eleştirmesinin ardından geldi.

Trump, Güney Afrika hükümetinin toprak mülkiyetinin yeniden düzenlenmesi ve eski apartheid rejiminin ekonomik ve toplumsal mirasının ele alınmasına yönelik politikalarını birçok kez eleştirmişti. Söz konusu politikalar, beyaz azınlık yönetiminin sona ermesinin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen devam eden büyük eşitsizliklerin giderilmesini amaçlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, yeni uygulamaların "tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına, ırk temelinde ayrımcılığa ve/veya ırksal ya da etnik azınlıklara yönelik yakın zamanda gerçekleşmesi muhtemel şiddete teşvikte" bulunduğu değerlendirilen Güney Afrika vatandaşlarını hedef aldığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Başkan Trump'ın da açıkça belirttiği üzere, Güney Afrika halkı, Afrikaner azınlığının aleyhine olacak şekilde ırksal adaletsizlikleri gidermeye yönelik aşırı politikalar izleyerek ülke ekonomisini tahrip eden bir hükümetten zarar görüyor" dedi.

Rubio, vize kısıtlamalarının "ırk temelinde ayrımcılığı teşvik eden, şiddete kışkırtan veya tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına katkıda bulunan" kişileri hedef alacağını söyledi.

Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'daki bir görüşmede Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'yı, "beyazlara yönelik soykırım" olarak nitelendirdiği uygulamalar nedeniyle sert biçimde eleştirmişti. Trump yönetimi aynı yıl Güney Afrika'ya yüksek gümrük vergileri uyguladı ve Trump ayrıca Johannesburg'un ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi'ni boykot etmişti.