İsrail'in "eylül endişesi"nin sırrı nedir?

Raporlar, Lübnan cephesinde bir savaş ve Batı Şeria ile Gazze'de Filistinlilerin gerginliği tırmandıracağı uyarısında bulunuyor

İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)
İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)
TT

İsrail'in "eylül endişesi"nin sırrı nedir?

İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)
İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)

Emel Şehade

İçerisinde bulunduğumuz eylül ayı, ülkenin kuzey sınırlarında (Lübnan ve Suriye), Kudüs ve Batı Şeria'da, ardından İran ve Ürdün'de karşı karşıya olduğu zorluklar ortasında, İsrail güvenlik servisleri tarafından yılın en endişe verici aylarından biri olarak sınıflandırılıyor.

İç gerginliklerin artmasıyla birlikte artan güvenlik durumu da tehlikelerle mücadelenin önünde engel oluşturuyor.

İsrail güvenlik servislerinde, askeri tatbikatların ve güvenlik istişarelerinin çoğunun eylül ayında yoğunlaştığı biliniyor.

Ancak Binyamin Netanyahu hükümetinin "yargı reformu" planına karşı devam eden iç protestolar ve ordu içerisinde daha fazla grubun hizmet etmeyi veya bir komuta uymayı reddettiğini ilan etmesi karşısında bu sefer güvenlik durumu, çeşitli cephelerde tırmanıyor.

Bu durum, yüzlerce kişinin bu ay gerçekleştirilecek ve önümüzdeki dönem için beklenen çeşitli senaryoların canlandırılacağı tatbikatlara katılmayı reddetmesiyle ortaya çıkan bir isyan.

Ayrıca durum, ordudaki büyük ve merkezi grupların İsrail'in korktuğu senaryolara hazırlıklı olmadığı anlamına geliyor.

Lübnan arenası

Güvenlik ve askeri yetkililerin defalarca söylediğine göre Lübnan ile savaşın her zamankinden daha yakın olduğu yönündeki beklentiler nedeniyle Lübnan arenası, bu dönemde İsrail için en büyük zorluğu oluşturuyor.

Öyle ki İsrail'in UNIFIL güçlerinin görev alanına ilişkin tartışma oturumu öncesinde Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu raporlarda da bu beklentiler dile getiriliyor. 

Ayrıca bu, Lübnan Hizbullah'ının Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın "İsrail'in Lübnan'ı her hedef alışına ve tasfiye operasyonuna karşılık verilecek" yönündeki yanıtı karşısında, İsrail Güvenlik Bakanı Yoav Gallan'ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in huzurunda yaptığı açıklamalara ve tehditlere yansıdı.

Ayrıca bu ay gerçekleştirilecek manevralara ilişkin düzenlemelerin arifesinde güvenlik birimlerinin bu haftaki oturumlarında tartışacakları en önemli konu artan gerginlik olacak.

Söz konusu manevralar için ordu ile Hizbullah arasında birdenbire patlak veren ve çok cepheli bir savaşa dönüşen bir çatışma senaryosu simüle ediliyor.

Askeri işler uzmanı Tal Lev Ram, Hizbullah'ın amansız ve sürekli faaliyetlerinin karşısında İsrail ordusunun kuzey sınırındaki hareketlerinin, gerginliğin arttığına işaret ettiğini söylerken, bu durumun endişe verici olduğun dile getirdi.

Uzman, "İsrail hızla kuzeyde duvar ve bariyer inşa ettiğinde sınırda sürtüşme devam edecek ve bazen olağandışı olaylar yaşanabilecek. Aynı şey Suriye sınırları için de geçerli. Bu komşu ülkeye yapılacak her saldırı ve olağandışı bir hareket, gerginliği tırmandıracaktır" dedi.

Lev Ram, her an bir gerginliğin patlak vermesine karşı uyarı yaparken, "Geçen hafta çalan savaş davulları, bu kez her iki taraftan da tehditkâr açıklamalarla çalındı. Ancak daha az ölçüde dünyada gerçekten meydana gelen olaylar nedeniyle, yaklaşan savaşın habercisi olan bilgiler veya Hizbullah tarafından pratik niyetlere ilişkin uyarılar mevcut. Tüm bunlar, şiddetli Ortadoğu gerçeği ışığında savaşın her an gerçekleşmesini sağlıyor. Ancak güvenlik teşkilatındakiler, bu kadar tehdit edici açıklamalara rağmen İsrail ile Hizbullah'ın savaş arifesinde bir durumda olmadığına inanıyor" açıklamasında bulundu.

Filistin arenası

Yahudi bayramlarının yaklaşmasıyla birlikte İsrail güvenlik kurumu da Kudüs ve Batı Şeria'da gerginliğin artma ihtimaline karşı istihbarat ve hazırlık faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Bu dönem, güvenlik açısından en hassas dönem sayılıyor. 

Güvenlik biriminin tahminlerine yer verilen raporda, Hamas'ın önümüzdeki dönemde Batı Şeria ve İsrail'deki güvenlik durumunu istikrarsızlaştırmaya yönelik çabalarını artıracağı yönündeki beklentilere dikkat çekildi.

Raporda ayrıca, "Arenaları birbirine bağlamak, Surların Muhafızları kampanyasından bu yana Hamas'ın ideolojisinin temel amaçlarından biri. Aynı zamanda çıkarlarla ve İran'ın Filistin örgütlerine artan desteğiyle de bağlantılı. Son haftalarda uzun bir göreceli sakinlik döneminin ardından Gazze Şeridi de Hamas'ın çitlerde şiddetli huzursuzluklara izin vermesi ve yönlendirmesiyle uyanıyor gibi görünüyor" ifadelerine yer verildi.

İsrail güvenlik raporu, Hamas liderliğinden gelen tehditlerin düzeyinin arttığını ve genelde olduğu gibi Gazze'den roket atışlarının yeniden başlaması ihtimalinin göz ardı edilmediğini belirtti.

Rapora göre Filistin arenasında Batı Şeria'dan başlayıp Gazze Şeridi duvarında şiddetli düzen bozukluklarının yeniden başlamasıyla sona eren sürekli tırmanışın iç içe geçmesi, Batı Şeria'da kötüleşen güvenlik durumunun eninde sonunda Gazze Şeridi'nde büyük bir operasyona yol açacağının, geçmiş deneyimler aracılığıyla geleceğe bir hatırlatıcısıdır.

İç kriz

İsrail ordusu ve güvenlik birimi, toplumdaki derin krizin ordunun yetenekleri ve birliği üzerindeki yansımalarına ilişkin kaygılarını gizlemedi.

Güvenlik kuruluşundan alınan verilere göre tüm yedek pilotların yüzde 20'sinden fazlası ve savaş pilotlarının yüzde 25'i, en az iki aydır eğitim veya ordu emirlerine uymuyor.

Bu ayki durumun sadece Hava Kuvvetleri'nde değil Deniz Kuvvetleri'nde de bu eylülde başlayacak ve gelecek ekim ayına kadar devam edecek tatbikatlarla aynı zamana denk gelen tehlikeli bir düşüşü yansıtması endişe verici.

Daha fazla asker ve subayın isyanını önlemek ve bunların büyük bir kısmını orduya geri döndürmek için aralıksız çaba gerektiren büyük manevralar yapılacak.

Ancak Lev Ram'a göre, Genelkurmay'da bu konuda iyimserlik görmek şu anda zor. İsrail ordusunda da her yılın eylül ayı, 'denge ayı' olarak tanımlanıyor. 

İsrail ordusunun liderleri, yargı reformu ve zorunlu askerlik yasaları konusunda taraflar arasında fikir birliği ve pazarlık yoluyla çözüm bulmaya çalışacak.

Bununsa orduya çok ihtiyaç duyduğu yeniden inşa ve hazırlık sürecinde yardımcı olacağı umuluyor. 

Washington ve İsrail baskısı

Yukarıdakileri uyarıların yanı sıra güvenlik yetkilileri, İsrail hükümetinin Washington'a yönelik devam eden politikasının tehlikelerine ve aralarındaki ilişkilerdeki krize ilişkin uyarılarda bulunmaya devam ediyor.

Bu uyarılar, Güvenlik Bakanlığı, İsrail ordusu ve istihbaratının Washington'daki mevkidaşlarıyla kurduğu güvenlik ilişkilerine de yansıyor. Bu da Tel Aviv'in sahip olduğu stratejik konumun önemli bir unsuru.

İsrail güvenlik yetkilileri, bu durumun devam edeceği endişesi karşısında ABD Başkanı Joe Biden'a, Başbakan Binyamin Netanyahu'yu kabul etmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Eski Şin Bet Şefi Yuval Diskin, Biden'a yargı reformu planıyla ilgili mevzuatı durdurmadığı sürece Netanyahu'yu kabul etmemesi çağrısında bulunan bir mesaj gönderdi.

Diskin, "Netanyahu, Amerika'nın Ortadoğu'daki stratejik çıkarlarının yanı sıra Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik ilişkiye ciddi şekilde zarar veriyor. Rejimin darbesinin temel amacı kendisine karşı açılan davaların önlenmesini teşvik etmektir. İkincil amaç ise yargı ve güvenlik sistemlerini önemli ölçüde zayıflatarak İsrail Devleti'ni içi boş bir demokrasiye dönüştürmektir" ifadelerini kullandı. 

Diskin, Beyaz Saray'a tüm yasaları durdurana ve rejim darbesine son verene kadar Netanyahu'nun kabul edilmemesini tavsiye etti.

Diskin ayrıca, bu hemen gerçekleşmezse yargı reformunun sonuçlarının, geri dönülemez bir gerçekliğe dönüşmesinden korktuğunu söyleyerek, "Bu da İsrail Devleti'ne ve Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarına stratejik zarar verilmesine yol açar" şeklinde konuştu. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail bayrağının bugün Ali et-Tahir Tepeleri'ndeki bir noktaya çekildiğini gösteren görüntüler, Güney Lübnan'ın en önemli stratejik bölgelerinden birini yeniden gündeme taşıdı. Nebatiye ve Kefr Tebnit kentlerine hâkim konumdaki, Şakif Kalesi ile karşılıklı ateş desteği sağlayan tepe, jeostratejik bir düğüm noktası olarak öne çıkıyor. Görüntüler, İsrail'in bölgeyi tamamen kontrol altına alıp almadığı yönünde tartışmalara yol açarken, askeri uzmanlar tepenin bir noktasına ulaşmanın tüm dağın askeri kontrolünün sağlandığı anlamına gelmediğini vurguluyor. İstisnai konumu nedeniyle Ali et-Tahir Tepeleri, müzakerelerde de en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu gelişmeler, sahadaki gerilimin arttığı bir dönemde yaşandı. İsrail'e ait insansız hava araçları (İHHA), Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadatha beldesine çok sayıda ses bombası attı. İsrail savaş uçakları ise Bekaa bölgesi üzerinden alçak irtifada uçarak Baalbek kentine kadar ilerledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, İsrail ordusunun Batı sektörde bazı köylerde zırhlı devriyeler düzenlediğini, devriyeler sırasında yoğun ateş açıldığını ve aynı zamanda İsrail İHA'larının Beyrut'un güney banliyösü üzerinde uçuşlarını sürdürdüğünü bildirdi.

 Lübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağıLübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağı

Bayrak dikilmesi kontrol anlamına gelmiyor

İsrail, 26 Haziran'da Ali et-Tahir'i kontrol altına aldığını açıklamış, Hizbullah ise bu iddiayı reddederek, bölgenin hâlâ direniş güçlerinin kontrolünde olduğunu savunmuştu.

Emekli Tuğgeneral Basem Yasin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Ali et-Tahir Tepeleri'nin Güney Lübnan'ın en önemli coğrafi ve askeri düğüm noktalarından biri olduğunu belirtti. Yasin, "Bölge Kefr Tebnit'ten Kefr Rumman'a kadar uzanıyor, Nebatiye'ye giden bütün yolları ve kentin çevresini kontrol ediyor. Şakif Kalesi'nin tam karşısında yer alıyor ve iki bölgeyi yalnızca Kefr Tebnit ayırıyor. Bu nedenle Şakif'in karşısında stratejik bir blok oluşturuyor" ifadelerini kullandı.

Yasin, İsrail'in 2000 yılına kadar Ali et-Tahir, Debşa ve Cebel et-Tahra tepelerinde üç askeri üs bulundurduğunu belirterek, İsrail'in bölgeyi yeniden kontrol altına alma çabasının bu nedenle şaşırtıcı olmadığını söyledi.

Yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğundaki Ali et-Tahir Dağı'nın Kefr Rumman Ovası, İklim et-Tuffah bölgesi ile Refi', Safi ve Seced dağlarına kadar geniş bir alanı gözetlediğini ifade eden Yasin, bunun bölgeye önemli bir taktik ve stratejik değer kazandırdığını kaydetti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)

Yasin, İsrail güçlerinin tepenin bazı noktalarına ulaşmasının bölgenin tamamını kontrol ettikleri anlamına gelmediğini belirterek, "Bir İHA'nın belirli bir noktaya ulaşması ya da tek bir noktaya bayrak dikilmesi, askeri anlamda bölgenin kontrol altına alındığını veya işgal edildiğini göstermez" ifadelerini kullandı.

Ali et-Tahir'de yer altında bir tesis bulunduğuna ilişkin iddiaları da değerlendiren Yasin, böyle bir tesisin varlığı hâlinde son iki yılda bölgenin yüzlerce hava saldırısına maruz kalmasının nedenini açıklayabileceğini söyledi. İsrail'in tesiste hâlen Hizbullah mensuplarının bulunduğunu öne sürdüğünü belirten Yasin, "Bu nedenle bölgeyi tamamen kontrol altına almaya çalışıyor. Çünkü bu mesele yalnızca hava saldırılarıyla çözülemez; tesisin içine girilmesi ve sahada kontrol sağlanması gerekir" dedi.

Karşılıklı ateş desteği sağlayan tepeler ağı

Emekli Kurmay Tuğgeneral Fadi Davud ise Ali et-Tahir'in Şakif Tepesi için kritik bir destek noktası olduğunu söyledi. Davud, "Her iki mevzi de hem görsel gözetleme hem de ateş desteği bakımından birbirini tamamlıyor. Böylece çevredeki geniş alan üzerinde kontrol sağlanabiliyor" diye konuştu.

Davud, Ali et-Tahir'in tek bir zirveden ibaret olmadığını, kuzeyden güneye uzanan Ali et-Tahir, Debşa ve Rayet et-Tahir olmak üzere üç ana tepeden oluşan Cebel et-Tahra silsilesinin bir parçası olduğunu ifade etti. En yüksek noktanın güney kesimde bulunduğunu belirten Davud, üç tepenin tek bir coğrafi ve askeri bütün oluşturduğunu söyledi.

Bölgenin doğrudan Kefr Tebnit ve Nebatiye'ye hâkim olduğunu, ayrıca Kefr Rumman çevresini de etkilediğini kaydeden Davud, İsrail yerleşimlerinin esas olarak Şakif ve Bafur tepelerinden gözetlendiğini, Ali et-Tahir'in ise aynı tepe hattı içinde Bafur'u koruyup desteklediğini belirtti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Davud, bölgede yer altı tesisleri bulunduğuna ilişkin yıllardır çeşitli iddiaların gündeme geldiğini ancak bunların doğrulanmadığını belirterek, "Dağın altında büyük tesisler ve operasyon odaları bulunduğu, ayrıca burada İranlı uzmanlar, subaylar veya önemli askeri unsurların görev yaptığı yönünde bilgiler dolaşıyor. Ancak bunlar doğrulanmış bilgiler değil" dedi.

Operasyonel açıdan bölgenin önemine de değinen Davud, Dar Mimas ekseninden ilerleyen birliklerin önce Şakif Kalesi ve Arnun'a ulaştığını, buradan da doğuda Ali et-Tahir'e, batıda ise Nebatiye ve Kefr Tebnit'e yöneldiğini belirtti. Davud, bu nedenle Ali et-Tahir'in kontrolünün bölgeye ulaşan yollar üzerinde hâkimiyet ve geniş bir alanın gözetlenmesi açısından kritik önemde olduğunu ifade etti.

Müzakerelerin düğüm noktası

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, İsrail'in çekilmesine ilişkin müzakereler başladığında ilk aşamada çekilmenin Kefr Tebnit ve tarihi Şakif Kalesi bölgesinden başlaması önerildi. Amaç, İsrail güçlerini Nebatiye'nin hemen dışından uzaklaştırmaktı. Ancak İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri'ne ulaşma konusundaki ısrarı nedeniyle bölge müzakerelerin temel anlaşmazlık konusu hâline geldi.

ABD'nin arabuluculuğunda, İsrail ordusunun Litani Nehri'nin güneyine çekilmesi karşılığında Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını öngören bir öneri hazırlandı ve bu plan arabulucular aracılığıyla Hizbullah'a iletildi.

Edinilen bilgilere göre İsrail öneriyi kabul etti. Ancak Lübnan ordusunun yer altındaki tesise girmeden konuşlanmasını öngören ilk taslak Hizbullah tarafından reddedildi ve plan başarısız oldu. Bunun üzerine müzakereler Zotra el-Garbiyye, Frun ve Ganduriye bölgelerinde deneme uygulaması yapılmasına yönelirken, Ali et-Tahir herhangi bir anlaşmanın dışında kaldı.

Eski işgal mevzisinden yeni çatışma eksenine

Ali et-Tahir Tepesi, Litani Nehri'nin kuzeyinde, Kefr Tebnit ile Nebatiye el-Fevka beldeleri arasında, deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yüksekte yer alıyor. Bölge, Ali et-Tahir, Debşa ve Ras et-Tahra tepelerinden oluşan bir silsilenin parçası.

Son savaş sırasında İsrail'in bölgeye ilerleyişi, Şakif Kalesi'nin kontrol altına alınmasının ardından Litani Nehri çevresinden açılan iki ayrı eksen üzerinden Ali et-Tahir'e doğru devam etti. Bu güzergâh, arazi yapısı sayesinde Nebatiye'ye uzanan yolların denetlenmesine imkân sağlıyor.

Ali et-Tahir'in önemi yalnızca mevcut askeri operasyonlardan kaynaklanmıyor. Bölge, İsrail'in 2000 yılına kadar Güney Lübnan'daki işgal döneminde sınır hattındaki en önemli askeri üs ve tahkimatlarından biri olarak kullanılmış, İsrail'in çekilmesinin ardından ise Hizbullah'ın stratejik hedeflerinden biri hâline gelmişti.


Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
TT

Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)

Hamas, yaklaşık yirmi yıldır Gazze Şeridi'nin yönetiminde fiili hükümet işlevi gören "Hükümet Acil Durum Komitesi"ni feshettiğini açıkladı.

Gazze'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Acil Durum Komitesi Başkanı Muhammed el-Ferra, görevinden istifa ettiğini duyurdu. Hamas'ın bu adımla, Gazze'nin yönetiminin geçen ocak ayında "Barış Konseyi" tarafından oluşturulan ve "Gazze Ulusal Yönetim Komitesi" ya da "Teknokratlar Komitesi" olarak bilinen yapıya devredilmesini kolaylaştırmayı hedeflediği belirtiliyor.

Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas ise yayımladığı açıklamada, komitenin gerekli imkân ve koşulların sağlanması hâlinde ulusal sorumluluklarını üstlenmeye tamamen hazır olduğunu ifade etti.

Şaas, komitenin başarılı şekilde görev yapabilmesi için temel şartların; "tek bir otoritenin, açık hukuki referansa sahip tek bir yasal düzenin ve bu otoriteye bağlı tek bir silahlı gücün varlığı" olduğunu vurguladı.

Öte yandan Şarku'l Avsat, pazar günü Hamas kaynaklarına dayandırdığı özel haberinde, hareketin hükümet komitesini feshetmeyi planladığını ve kararın açıklanacağı tarihi önceden duyurmuştu.


Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)

Sudan'da daha önce güvenlik gerekçesiyle kapatılan bir altın madeninde meydana gelen kısmi göçükte 15 işçi hayatını kaybetti. Olayı, Sudan Maden Kaynakları Şirketi tarafından dün açıklandı.

Şirketten yapılan açıklamada, Mısır sınırına yakın Vadi Halfa bölgesindeki Muhammed Tevfik madenine, teknik incelemeler sonucunda tehlikeli olduğu gerekçesiyle kapatılmış olmasına rağmen bazı işçilerin girdiği belirtildi. Açıklamada, madenin bir bölümünün çökmesi sonucu 15 işçinin hayatını kaybettiği, bir işçinin ise yaralandığı ifade edildi.

Şirket, madenlerin kapatılmasına ilişkin kararların yalnızca ayrıntılı teknik ve mühendislik değerlendirmelerinin ardından alındığını vurgulayarak, bu kararların temel amacının can güvenliğini sağlamak ve kazaları önlemek olduğunu belirtti.

Sudan'da Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan iç savaşın ardından, her iki tarafın savaş finansmanında altın sektörü önemli gelir kaynağı hâline geldi. Bu süreçte taraflar ayrıca dış aktörlerden de destek alıyor.

Savaş, zaten kırılgan olan Sudan ekonomisine ağır darbe vururken, geniş kesimlerin geçim kaynaklarını kaybetmesine neden oldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu durum, çok sayıda kişinin yüksek risk taşıyan altın madenciliğine yönelmesine yol açtı.

Ülkede çıkarılan altının büyük bölümü, ruhsatsız sahalarda veya ekonomik ömrünü tamamlamış madenlerde ilkel yöntemlerle gerçekleştirilen madencilik faaliyetlerinden elde ediliyor.

Bu tür madenlerde yeterli iş güvenliği önlemlerinin bulunmaması ve son derece tehlikeli kimyasalların kullanılması, çevredeki bölgelerde sağlık sorunlarının yaygınlaşmasına neden oluyor.

Afrika'nın yüzölçümü bakımından üçüncü büyük ülkesi olan Sudan, kıtanın önde gelen altın üreticileri arasında yer alıyor.