ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Birçok medya kuruluşunun bahsettiği müzakereler sızıntı mı yoksa yeni bir Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail
TT

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Pek çok medya kuruluşunun bahsettiği, devam eden ABD-Suudi müzakereleri... Bunlar sadece sızıntı mı, yoksa yeni Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD basınında yer alan haberlere göre müzakereler üç ana konu etrafında dönüyor:

Birincisi: ABD’nin Suudi Arabistan'a verdiği, onu NATO üyesi bir devlet seviyesine çıkaracak ve Riyad'ın balistik füzelere karşı savunma sistemi THAAD dahil olmak üzere gelişmiş silahlar almasını sağlayacak güvenlik garantileri.

İkincisi: ABD'nin, zenginleştirmeyle başlayan ve tükenmiş uranyum işlemeyle biten, enerji üretiminden geçen bir ‘tam döngünün’ oluşturulmasını içeren sivil amaçlı Suudi nükleer programına katkısı.

Üçüncüsü: 2002 yılında Beyrut Arap Zirvesi'nde açıklanan ve Arap-İsrail ilişkilerine imkan veren Arap Barış Girişimi temelinde Filistin sorununu çözmeye çalışmak.

Diğer yandan Washington ise Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor. Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle Huawei iletişim sistemi ve stratejik askeri satın alımlar gibi güvenlik ve askeri boyutlarıyla Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten kaçınıyor.

Ayrıca Washington, Suudi Arabistan'ın Filistin meselesini 2002'de Beyrut Zirvesi'nde tüm Arap ülkeleri tarafından kabul edilen girişime göre çözme beklentilerine karşılık İsrail ile normalleşmesini bekliyor.

Zorluklar

Washington, Suudi Arabistan'ın Çin ve Rusya'ya yönelik eğilimini frenleme karşılığında bir dizi teklifte bulunurken, İsrail'le ilişki Riyad'ın hedefi değil, daha ziyade güvenlik stratejisine yönelik önemli taleplerini gerçekleştirmenin aracıdır. Bu politika, Suudi Arabistan'ın eski müttefiki ABD’yi şaşırttı. İlişkiler, Joe Biden'ın başkan seçilmesiyle birlikte kötüleşti. ABD, Biden'ın başkanlığından bu yana, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşına askeri desteğini kesti, istihbarat iş birliğini azalttı ve Suudi Arabistan'ı ‘önemsiz" olarak nitelendirdi.

Suudi Arabistan'ın Çin ile ilişkisini güçlendirme yönündeki ciddi ve sistematik çabaları ve ardından Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Başkan Biden'ı Suudi Arabistan'a geri getirdi. Biden, Temmuz ayı ortasında Suudi Arabistan'ı ziyaret etti. Burada ABD'nin gözden geçirme sürecini başlattı ve bu, Suudi Arabistan'ın beklentilerine uygundu.

ABD'nin vaatlerinin en öne çıkanı ve en önemlisi, Suudi Arabistan'a, Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'yı koruduğu ve bugün de devam eden NATO benzeri bir savunma anlaşması sunmasıydı.

Washington, Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor; Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle güvenlik ve askeri boyutlar olmak üzere Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten de kaçınıyor.

Ayrıca ABD'nin, Riyad’ın 2030 Vizyonu kapsamında bir adım olarak değerlendirilen, Suudi Arabistan’da entegre bir sivil nükleer enerji sistemi kurma vaadi var. Birçok kişi, mevcut ABD yönetiminin bu anlaşmayı Kongre'den geçirme yeteneğinden şüphe ediyor. Bu nedenle Biden yönetiminin öncelikle partisini bunu kabul etmeye ikna etmesi büyük çaba gerektirecek.

Biden yönetimi, Kongre'nin desteğini almak için İsrail ile olan ilişkisini, Filistin sorununu ve Çin ile olan askeri stratejik ilişkisini iyileştirme sözü verebilir. Bu, Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaların Kongre'den geçmesini kolaylaştırabilir.

İsrail ile müzakere yakın mı?

ABD’de yayın yapan Wall Street Journal ve New York Times'ın (özellikle, Suudi yetkililerle görüşen ve Başkan Biden ile bir görüşme yapan Thomas Friedman'ın yazdığı yazılar) ve son iki ayda İsrail gazeteleri Times of Israel, Yedioth Ahronot ve Haaretz'in haberlerine göre, görüşmeler hala yolun başında ve büyük zorluklar var. Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby de bu görüşü teyit ederek, görüşmelerin hala ilk aşamalarında olduğunu ve çerçevesinin henüz belirlenmediğini söyledi. Wall Street Journal'ın 9 ila 12 ay içinde ABD-Suudi Arabistan-İsrail anlaşması imzalanabileceğini söylediği haberini de yalanladı.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır. Binyamin Netanyahu'nun şu anki hükümeti, dini köktenci, sağcı ve ırksal üstünlük ve Arapları sınır dışı etme yanlısı politikacılar tarafından yönetiliyor. Bu hükümet, Batı Şeria ve Gazze'de Filistin devleti fikri gündeme getirildiği anda çökecek. İsrail Başbakanı Netanyahu, ya Filistin devleti fikrini kabul eden daha ılımlı ortaklarla alternatif bir koalisyon hükümeti kurmak için çaba gösterecek ya istifa edecek ya da Suudi-ABD projesinden uzaklaşacak.

Suudi Arabistan ile ilişki kurmak için gereken şartların yanı sıra, İsrail Ortadoğu'daki herhangi bir nükleer projeye şüpheyle bakıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın gelişmiş silahlara sahip olması, İran'ın balistik füze tehdidini ortadan kaldıracak olsa da Tel Aviv'i de endişelendiriyor. İsrailli analistler, Suudi Arabistan'a üstün askeri yetenekler kazandırmanın, İsrail'in hava ve füze sistemleri için bir tehdit olarak göreceğini söylüyor.

Washington ve Tel Aviv arasındaki ilişkiler, genellikle güçlü ve uyumludur. Ancak, Biden yönetimi ile Netanyahu hükümeti arasındaki ilişkiler, iki ülkenin tarihindeki en kötü seviyesinde. Bu, önerilen anlaşmanın önündeki zorlukları daha da arttırıyor. Zira, Suudi Arabistan, önemine ve bölgesel jeopolitik konumuna ve küresel petrol politikasına sürekli atıfta bulunan ABD gazetelerinin değerlendirmelerine göre, Netanyahu hükümetinin Filistin sorunu konusunda uzun vadeli taahhütlere bağlı kalabileceğine dair güven duymuyor.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır.

Suudi Arabistan'ın Ürdün'deki büyükelçisi Nayef es-Sudeyri'yi Filistin'e gayri resmi bir büyükelçi olarak ataması, Netanyahu hükümetini daha da karıştırdı. Suudi Arabistan ayrıca, büyükelçinin Filistin Yönetimi'nin bulunduğu Ramallah'ta değil, Doğu Kudüs'te Konsolosluk Genel Müdürü olarak görev yapacağını duyurdu. Bu, İsrail hükümetini kızdırdı ve sadece resmi kanalları aracılığıyla Kudüs'teki diplomatları tanıdığını belirten bir açıklama yayınlamasına yol açtı.

İsrail hükümetindeki aşırı sağcı dini liderleri, Filistinlilere bağımsız bir devlet verme fikrine ikna etmek zor olsa da müzakere fikri, durgunluk içindeki Filistinli sulara bir taş atacak ve Ramallah'taki tembel liderlik ile Gazze Şeridi üzerindeki kontrolleri ve İran'a yakınlığından memnun olan silahlı gruplar arasında bölünmüş olan Filistin'in durumunu yeniden inceleyecek.

Şu an şüpheli bir sessizlik içinde olan İran, doğrudan veya kendisine bağlı gruplar aracılığıyla, bölgedeki dengeleri değiştirebilecek herhangi bir ilerlemeyi engellemeye çalışacak. Bu, Araplar ve İsrailliler arasında onlarca yıldır süren müzakereler sırasında yaptığı gibi, bir savaş veya bombalama başlatarak müzakere sürecini donduracak ya da patlatacak.

ABD yönetimi, bugüne kadar, Ortadoğu'nun siyaseti ve ekonomisinde niteliksel bir değişim yaratacak bir anlaşmaya varmak istediğinde ödeyeceği bedeli netleştirmedi. Bazıları, öneminin önceki tüm barış anlaşmaları ve Araplar ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından daha büyük olduğunu düşünüyor.

Müzakerelerin yapıldığı karmaşık arka plan kâr-zarar dengesiyle sınırlı değil. Dini, tarihi ve hukuki gerekçeleri de kapsıyor. Müzakereciler bunları çok iyi biliyor.

Ancak müzakerelerin, devam etmesi durumunda, öneminin ve hassasiyetinin artacağı açık. Bu müzakereler, 21. yüzyılda Ortadoğu'nun haritasını çizen büyük faktörlerden biri olacak.

Suudi Arabistan’ın seçenekleri

Riyad'ın önündeki seçenekler çok çeşitli ve kendi çıkarlarına uygun olanı seçebilir. ABD yönetimi, pozisyonlarında 180 derecelik bir dönüş yaptı ve şimdi Suudi Arabistan ile çok yakın bir ilişki öneriyor. Bu değişikliğin temelinde, Çin ile mücadele var. Suudi Arabistan, birden fazla düzeyde önemli bir ülke olduğunu kanıtladı ve yeni politikaları, bu önemini daha da artırdı. Suudi Arabistan, ABD'nin askeri ve stratejik olarak önemli teklifini kabul edebilir, Çin ile iyi ekonomik ilişkilere devam edebilir veya Washington ile normal ilişkileri sürdürebilir. Bu durumda, diplomasisi ile İran ile güven inşa etmeye, gerginliği azaltmaya ve Çin ile stratejik ilişkiyi geliştirmeye çalışabilir.

İsrail- Arap barışı:

İşte sürecin en önemli tarihi istasyonların zaman çizelgesi:

1979: İsrail-Mısır barış anlaşması, bir Arap ülkesi ile İsrail arasındaki ilk anlaşma.

1982: Sovyet lideri Leonid Brejnev, Araplar ve İsrail arasında bir barış planını duyurdu.

1989: Mısır, topraklarının son kısmı olan Taba'yı İsrail'den geri aldı.

1990: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Filistinliler ile İsrailliler arasında uluslararası bir barış konferansı düzenlenmesini destekledi.

1991: Madrid Barış Konferansı

1993: ‘Barış karşılığında toprak’ ilkesine göre Birinci Oslo Anlaşması

1994: Gazze ve Eriha için özyönetim anlaşması

Ürdün-İsrail barış anlaşması

Fas ve İsrail, iki ülkede irtibat büroları açmaya karar verdi

Tunus ve İsrail ticari temsilcilik ofisi açtı

Cibuti ve İsrail ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştı

1995: Özerk yönetimin (Gazze Şeridi ve Batı Şeria) kapsamını genişletmeye yönelik İkinci Oslo Anlaşması

1996: Filistin Kurtuluş Örgütü, İsrail'i tanımayan tüm hükümleri Ulusal Şartından çıkardı

1998: İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın yüzde 13'ünden çekilmesini düzenleyen Wye Nehri Memorandumu

1999: İsrail ile Moritanya arasındaki ilişkilerin normalleşmesi

2000: Yaser Arafat ve Ehud Barak arasında Bill Clinton’ın gözetiminde Camp David görüşmeleri

Barak, Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara ile görüştü

2002: Beyrut'taki Arap Zirvesi Arap Barış Girişimi'ni onayladı

2005: Mısır, İsrail, Ürdün ve Filistin Yönetimi arasındaki Şarm eş-Şeyh Zirvesi

2020: Beyaz Saray'da İbrahim Anlaşmalarının imzalanması (İsrail, BAE ve Bahreyn)

Daha sonra Fas da katıldı ve İsrail ile ilişkileri sürdürmeye karar verdi.

Ardından Sudan da İsrail ile ilişkileri normalleştirme kararını imzaladı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



Britanya, Ukrayna için ABD'den silah satın almak üzere 205 milyon dolar taahhüt etti

Ukraynalı askerler, Rusya'nın ülkelerine yönelik saldırıları sürerken, 11 Kasım 2023 tarihinde Ukrayna'nın Çernihiv bölgesinde hava savunma tatbikatlarına katılıyorlar (Reuters)
Ukraynalı askerler, Rusya'nın ülkelerine yönelik saldırıları sürerken, 11 Kasım 2023 tarihinde Ukrayna'nın Çernihiv bölgesinde hava savunma tatbikatlarına katılıyorlar (Reuters)
TT

Britanya, Ukrayna için ABD'den silah satın almak üzere 205 milyon dolar taahhüt etti

Ukraynalı askerler, Rusya'nın ülkelerine yönelik saldırıları sürerken, 11 Kasım 2023 tarihinde Ukrayna'nın Çernihiv bölgesinde hava savunma tatbikatlarına katılıyorlar (Reuters)
Ukraynalı askerler, Rusya'nın ülkelerine yönelik saldırıları sürerken, 11 Kasım 2023 tarihinde Ukrayna'nın Çernihiv bölgesinde hava savunma tatbikatlarına katılıyorlar (Reuters)

İngiliz Savunma Bakanı John Healey dün yaptığı açıklamada, İngiltere'nin Kiev'e ABD silahları tedarik etmek için Ukrayna Öncelik Listesi girişimine 150 milyon sterlin (205 milyon dolar) ayırdığını duyurdu.

Bu girişim, yeni ABD askeri yardımının durduğu bir dönemde, Ukrayna'ya ABD silahlarının akışını sağlamak amacıyla geçen yaz kurulmuştu.

Haley, e-posta ile yaptığı açıklamasında, “Birleşik Krallık'ın Ukrayna Öncelikli İhtiyaçlar Listesi girişimine 150 milyon sterlinlik bir destek sağlayacağını teyit etmekten memnuniyet duyuyorum” ifadesini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre “Birlikte, Putin'in acımasız saldırısına yanıt olarak Ukrayna'ya ihtiyaç duyduğu hava savunmasını sağlamalıyız” diye ekledi.

Bu girişim, müttefiklerin Kiev için ABD hava savunma sistemleri ve diğer hayati ekipmanların satın alınmasını finanse etmesine olanak tanıyor.

ABD'nin NATO Büyükelçisi Matthew Whitaker salı günü yaptığı açıklamada, müttefiklerin bu program aracılığıyla halihazırda 4,5 milyar dolardan fazla kaynak sağladığını söyledi.


Trump: İran ile müzakere tercih edilen seçenektir

İsrail Başbakanı'nın internet sitesinde yayınlanan, Beyaz Saray'da ABD Başkanı ile yaptığı görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı'nın internet sitesinde yayınlanan, Beyaz Saray'da ABD Başkanı ile yaptığı görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump: İran ile müzakere tercih edilen seçenektir

İsrail Başbakanı'nın internet sitesinde yayınlanan, Beyaz Saray'da ABD Başkanı ile yaptığı görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı'nın internet sitesinde yayınlanan, Beyaz Saray'da ABD Başkanı ile yaptığı görüşmeye ait fotoğraf.

Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile üç saatten fazla süren bir toplantının ardından, ABD Başkanı Donald Trump dün, İran ile müzakerelerin sürdürülmesi konusundaki ısrarı dışında, İran konusunda aralarında nihai bir anlaşmaya varılamadığını doğruladı.

Trump, toplantıyı “çok verimli” olarak nitelendirerek, Washington ile Tel Aviv arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı. Müzakerelerin tercih ettiği seçenek olmaya devam ettiğini teyit ederken, çabaların başarısız olması halinde “ciddi sonuçlar” olacağı konusunda uyarıda bulundu. Trump, Gazze ve genel olarak bölgede “önemli ilerlemeler” olduğuna işaret ederek, “Ortadoğu'da barışın hâkim olduğunu” ifade etti.

Tahran'da, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, devrimin 47. yıldönümü anma töreninde, ülkesinin “nükleer silaha sahip olmak istemediğini” ve nükleer programının barışçıl niteliğini kanıtlayacak “her türlü soruşturmaya” hazır olduğunu belirtti. Ancak, İran'ın “aşırı taleplere boyun eğmeyeceğini” vurguladı ve egemenlik ilkelerinin ihlalini kabul etmeyeceğini belirtti.

İran'ın Dini Lideri'nin danışmanı Ali Şemhani ise İran'ın füze kapasitesinin “kırmızı çizgi” olduğunu ve ABD ile dolaylı görüşmeler bağlamında “pazarlık konusu olamayacağını” söyledi.

Bölgesel olarak, Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'yi Doha'da kabul etmeden önce Trump ile telefonda gerilimin azaltılması konusunu görüştü.


Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC